Bağışlamanın Dayanılmaz Hafifliği


| 16 Kasım 2006 | 0 yorum | 2693 gosterim

Kendi iç dünyanıza kısacık bir gezinti yapmaya, affedemediklerinizi hemen bugün ertelemeden affetmeye, yeniden düşünmeye ve bağışlamayı bir alışkanlık haline getirmeye var mısınız?

Bağışlayabilmek…

Kin ve nefret duymadan size karşı yapılan tüm haksızlıkları, yanlışlıkları bir kalemde silip atabilmek ve buna sebep olan, kalbimizi derinden yaralayan; o kendine münhasır nadide köşkümüzü adeta tuzla buz eden her kim yada kimler varsa hayatımızda, tümüne “gönülden bağışladım sizleri, unuttum olanları” diyebilmek…

Ne kadar zordur bilirim. Hele hele biz kadınlar için. Kolay unutamadığımız; ayrıntıları, detayları her zaman hatırladığımız ve belki de karşımızdaki insanlara arkadaş olsun, dost olsun, sevgili olsun çok fazla değer verdiğimizden, hepsinden önemlisi kalbimizi tümüyle açtığımızdan olsa gerek.

Bağışlamanın insanı yücelten en güzel erdemlerden birisi olduğunu bildiğimiz ve gerçekten affetmek, unutmak istediğimiz halde başardıklarımızın sayısı öylesi azdır ki… İçimizden çok istesek de, gönlümüzden defalarca geçirsek de olmaz yapamayız kolay kolay; affedip haksızlıkları, ihaneti, aldatılmayı sünger çekemeyiz geçmişimize. Tam affettim artık, bu onulmaz yarayı en derinlere gömdüm dediğimiz bir anda herhangi bir şekilde su yüzüne çıkıverir istemsiz. Ve o anda affettiğimizi sandığımız kişi belirir gözlerimizin önünde, yaptıkları birde; içimizde yeniden yeşeren kızgınlığımızla birlikte. Ama elimizde değildir işte yapamayız.

Hayat bu!

Hani bağışlama gerektirecek şeyler olmasa hayatımızda öfkeyi, nefreti tatmasak sık sık…Yaşamın güzelliğine varabilsek her defasında…Gerçi bunlarda hayatın tuzu biberi. Onlarda olmalı ki, güzel şeylerin, değerli arkadaşlıkların, gerçek dostlukların kıymetini daha iyi anlayalım diyebilir pek çoğunuz.

Haklısınız da…

Ama kalbimizin o çok üzüldüğü anlar var ya…işte o anlarda buna hak veremiyor insan, hatta aklına bile getiremiyor, öyle değil mi?

Bağışlamamızı gerektirecek olaylar elbetteki ufak tefek kalp kırıklıkları değildir. Onlarla her an karşılaşıyoruz ve hemen unutup geçiyoruz. Oysaki bir ihaneti; bir aldatılmayı; o ana kadar arkadaş sandığımız, kalbimizi en ücra köşelerine değin açıp her şeyi paylaştığımız kişi tarafından kullanılmayı, basamak yapılarak sömürülmeyi; hele hele maddi çıkarlar nedeniyle bize yaklaşanları, bu amaçla yapılanları kolayca unutamıyoruz. Bu bir gerçek!

İster özel hayatımızda olsun, ister iş hayatımızda yada yakın çevremizde böylesi insanlarla karşılaşmamayı diliyor insan her zaman. Hani ne derler “doğru yerde doğru insanlarla karşılaşmak gerek” ama bu da her zaman bizim elimizde olmuyor maalesef. Gün geliyor saflığımız tutuyor, gün geliyor mantığımız bizi uyarsa da kalbimize yenik düşüyoruz, inanıyoruz hem de sonuna kadar. Bilemiyorum belki de inanmak istiyoruz art niyetsiz ve masum…tıpkı çocuklar gibi. Çünkü gazetelerde okuduğumuz, medyada gördüğümüz, haberlerde izlediğimiz o yanlışlıkların , o gönül kırgınlıklarının sebebi olan insanların bize asla ulaşamayacağını düşünüyoruz; “onlara olmuş ama bize asla olmaz” diyoruz.

Ama…Sonunda bizde ihanetin, aldatılmanın, kullanılmanın o acımasız kıskacına düşüyoruz.

Üzülüyoruz ister istemez, kalbimiz belki bin parçaya ayrılıyor. Küsüyoruz bazen her şeye, hatta dünyaya, yaşamaya. Hak etmediğimiz o hareketlere maruz kalmak içimizi çok acıtıyor, içten içe sızlıyor kalbimiz. Hassaslığımızın tavana vurduğu böylesi anlarda öfke ve nefret duygularının yüreğimize gelip çöreklenmesini beklemeden affedip unutmayı deniyoruz. Çünkü biliyoruz ki bağışlamayı başarmak, kendimizi çok daha iyi hissetmemizi, olayları daha bir olgunlukla karşılayabilmemizi sağlayacak; duygusal yükümüz hafifleyecek, insanlara ve dünyaya daha barışık bakabileceğiz.

Bu az şey midir? Elbette değil. O halde bağışlamayı denemek, bizi zorlasa da pes etmemek gerek.

Benimde hayatımda tıpkı sizler gibi pek çok olay oldu, affetmemi bağışlamamı gerektirecek bu olaylar karşısında çok çabaladım. Her defasında kendimi onların yerine koyup, empati ile onlara bir nebze de olsa hak vermeye çalıştım. Bir kısmında başarılı oldum, bir kısmında ise kalbimdeki sızı öylesine içten içe kanıyordu ki unutamadığımı itiraf etmeliyim.

Konu her ne olursa olsun, eğer hak etmediğinizi düşünüyorsanız o haksızlığı, içiniz içinizi yiyip bitiriyor. “Neden?” diyorsunuz defalarca, sadece “neden?” Ve ne karşınızdakine nede kendinize bu durumu asla yakıştıramıyorsunuz. Çünkü tanıdığınız, belki de tanıdığınızı sandığınız kişinin böylesi bir harekette bulunacağına, sizi bu şekilde kullanacağına, size sadece maddi çıkarları için yaklaştığına asla ihtimal veremiyorsunuz. Siz onun için nasıl olumlu şeyler düşünüyorsanız, onunda sizin için aynı duyguları beslediğini sanıyorsunuz doğal olarak. Ve gün geliyor, arkadaşınız sizden bir yardım istiyor, bulunduğu sıkıntılı durumu bir bir anlatıyor. Sizde hiç düşünmeden tüm imkanlarınızla elinizden gelen yardımı yapıyorsunuz. Kalbiniz yardım edebilmenin, bir insanın derdine merhem olmanın mutluluğu ile çarpıyor.

Ama ya sonrasında…

Sonrasında birde bakıyorsunuz ki dert sahibi kişi kaybolmuş gitmiş…aramalarınıza yanıt dahi alamıyorsunuz. Karşınızda artık bir yabancı duruyor ve sizden köşe bucak kaçıyor.

İşte o anda kullanıldığınızı, evet kullanıldığınızı, aldatıldığınızı anlıyorsunuz ve içiniz acımaya başlıyor. Olanları unutmak ve yapılanları bağışlamak ise kolay olmuyor. Deniyorsunuz hemde her şekliyle, sonrada “üzülmeye bile değmezmiş” deyip hatıralarınızın tozlu rafları arasında bir yerlere bırakıyorsunuz bir daha hatırlamamayı dileyerek…gönlünüz yüne kırgın ama içiniz rahatlamış olarak.

Evet…bağışlamak zordur ama eğer başarılırsa dünyanın en keyifli işidir. Çünkü bağışlayan insan yücelir; çünkü o nahoş duygulardan arınmış, öfke ve nefret yerini bağışlamanın dayanılmaz hafifliğine bırakmıştır.

Bağışlamak, kalbimizi acıtan o derin yaraların üzerini en nadide örtülerle hassas bir şekilde örtmeye benzer yada bir tuvalin karşısına geçip pembe mavi tonlarla bezediğimiz fırçamızla gökyüzünün gri rengini yumuşatmaya, araya serpiştirilen gün ışığı huzmeleri ile o solukluğu renklendirmeye benzer.

Zordur bağışlamak, evet zordur; yürek ister, kocaman bir gönül ister hem de ; ama başardığınızda duyacağınız o hafiflik, o yeniden doğmuşluk inanın bana her şeye değer. Yaşamın o ana dek fark edemediğimiz ve hep ertelediğimiz tüm güzellikleri tekrar bizimle buluşur; gökyüzünün mavisi, beyaz bulutları, hafifçe çiseleyen yağmur, penceremizi açtığımızda evimize dolan o tertemiz hava, fırından yeni çıkmış taze bir ekmeğin kokusu,… yeniden bizimledir işte.

Ne dersiniz?

Kendi iç dünyanıza kısacık bir gezinti yapmaya, affedemediklerinizi hemen bugün ertelemeden affetmeye, yeniden düşünmeye ve bağışlamayı bir alışkanlık haline getirmeye var mısınız?

Sevgiyle kalın

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız