ANADOLU’MUZUN NARİN ÇİÇEKLERİ


| 16 Nisan 2011 | 0 yorum | 442 gosterim

Küçücük bir kız çocuğu karşımdaki. İsmi… isminin pek bir önemi yok aslında. Belki Ünzile, tıpkı Sezen Aksu’nun parçasında yer alan o kız çocuğu gibi. Belki Ayşe, Fatma, Hatice, Berivan, …

Anadolu’muzun uzak köylerinden birinde dünyaya gelen, kaderinin acımasız oyunlarına henüz doğarken boyun eğmek zorunda kalan güzeller güzeli kız çocuklarından sadece bir tanesi… Kıraç toprakları, bakımsız yolları, akmayan çeşmeleri ve zor şartlar altında yaşam mücadelesi veren çok sayıda nüfusu ile küçücük bir köyde yaşayan… Çocukların çocuk olamadığı, kadınların insandan sayılmadığı nice köyden bir tanesinde doğup büyüyen…

Serpilip büyümesine, olgunlaşıp kadın olmasına daha yıllar var. Benekli ela gözleri çocuk sevimliliği ile bakması gerekirken o mahsun. Kınalı elleri defter, kalem tutması gerekirken o hamile. Daha hayatın ne olduğunu, neler getireceğini öğrenememişken evlendirilmiş.

Zorla…

Kendi rızası olmadan…

Üstelik o çok sevdiği okulundan ayırmışlar onu. Sadece arkadaşlarından, öğretmenlerinden değil hayallerinden de kopartmışlar. Kopartıp hiç bilmediği bir dünyaya savurmuşlar.

Henüz kendi bedenini doğru dürüst tanımazken başka bir bedenle kabus dolu geceler sunmuşlar ona.

Zorla…

Kendi rızası olmadan…

Ne annesine ne babasına ne de ağabeylerine derdini anlatabilmiş. Gözyaşı dökmüş günlerce. Ama ailesinin o nasır tutmuş kalbini yumuşatamamış.

Satılmış bir mal gibi. Satılmış bedenine hapsolmuş ruhu feryatlar ederken.

Zorla…

Kendi rızası olmadan…

Alınyazısı, kader… ismi her ne olursa olsun daha doğuştan belirlenmiş adeta tüm yaşamı. Yaşıtları büyük şehirlerde güle oynaya okula giderken o mahsunluğunu pekiştirmiş gözyaşlarıyla omuzlarına yüklenen ağır sorumluluk altında ise bedeni daha o yaşında bükülmeye başlamış.

Hiç tanımadığı, hiç bilmediği, babası yaşındaki o adamla her gece aynı kabusu görmek, her gece aynı eziyeti çekmek dahi şimdiden göz pınarlarını kurutmuş.

Her gecenin sabahında yaşadıklarının korkunç bir kabus olacağını düşünerek uyanmak istemiş ama nafile.

O narin bedeni, o minicik elleri ile kaba saba kocasına hizmette kusur etmeye görsün. Hemen iniveren tokatlar, hamile olduğuna aldırmadan savrulan tekmeler de cabası.

Zor geçen çocukluk yıllarında, kardeşlerine bakmak zorunda kalıp okulundan ayrı kaldığı günleri çoktu onun. Sırasını, arkadaşlarını, derslerini, öğretmenini özlerdi deli gibi. Ama sonunda dönecek olduğunu bilmek içini rahatlatır, hayallerinden koparmazdı. Oysa ki şimdi okula gitmek bir rüyaydı. Hayallerini süsleyen öğretmenlik mesleği de o rüyayla beraber yok olup gitmişti işte.

Keşke hiç büyümese, hep çocuk kalsaydı. Keşke hayatı üzerine oyunlar oynanırken onun da rızası alınsaydı. Birkaç kuruşa satılmak yerine okula yollansaydı. Okuyup memleketinin çocuklarını eğitecek bir öğretmen olsaydı. İçindeki çocuk ruhu demir çubuklarla dağlanmadan ergenliğin tüm evrelerini tamamlamasına izin verilseydi. Büyüyebilseydi.

Ünzile, Ayşe, Fatma, Hatice, Berivan…

Anadolu’muzun talihsiz kızları…

Daha niceleri var onlarla aynı kaderi paylaşan. Büyümesine izin verilmeden bir mal gibi satılan. Bir iki kuruş paraya evlendirilip hayallerinden kopartılan.

Bu süregelen eziyetlere bir son verme vakti geldi de geçiyor bile. Toplumun duyarlılığı artmalı, yapılanların ne denli yanlış ve haksız olduğu daha çok gündeme getirilmeli ve o minicik kız çocukları kurtarılmalı. Gelecek yeni nesilleri yetiştirecek olan anne adaylarımıza gözümüz gibi bakmalı öncelikle onları çok iyi yetiştirmeliyiz ki sağlıklı çocuklar ve azim dolu gençler bizim yarınlarımızı korumakta güçlük çekmesinler.

Anadolu’muzun tüm narin çiçeklerini gönül dolusu sevgimle sımsıkı sarmalayıp kucaklamak istiyorum. Kaderlerinin değişmesi için dualar ediyorum. Siz de bana katılır mısınız?

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

05.12.2010

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız