Haddimizi Biliyor muyuz?


| 26 Mayıs 2011 | 0 yorum | 2222 gosterim
WB_Diabetes_136

İnsanın doğası gerçekten şımarmaya çok müsait.

Bazı şeyleri taşıyabilmek kaldırabilmek,

Size tanınan hakların değerini bilmek ve istismar etmemek…

İşte bizim insanımız bu konuda çok sıkıntı çekiyor.

Birisinden biraz iyilik ve insanlık gördüğü zaman,

Kendisini vazgeçilmez görmeye başlıyor.

“Ben olmasam” şeklinde başlıyor hikayeler.

Bir sürü istek, talep takip ediyor devamında,

Verilenleri alırken karşı tarafı enayi,

İstediği zaman alamazsa hain ilan ediyor.

Yani, karşı tarafın insani duygularını farklı algılıyor.

İstediği gibi, kendisine göre…

Hadsizlikte böyle başlıyor işte!

Senin sunduğun olanaklarda, kendisiyle seni eşitleme ve aynı statüde görme eylemi.

Sana yaptığı her işi, iyiliğinden yapıyormuş gibi gösterme.

Bu durum karşısında düşünüyorsunuz!

Acaba! “ben miyim burada mağdur olan” diye

Yapılanlar karşısında haddini bilmek,

Asil bir ruhtan geçer.

Her konuda kendinizi yetiştirmiş olabilirsiniz,

Ama “had” konusu içten gelen bir şeydir.

Nerede nasıl konuşacağını bilmek,

Karşı tarafa hitap ederken kimliğine ve yaşına göre davranmak,

Mesafeleri koruyarak, samimiyetin dozajını kaçırmamak,

Gerçekten ilişkileri korumak adına gerekli durumlardır.

Günümüz haddini bilmeyen bir sürü insanla doldu.

İşin acı tarafı onlarda “hadsiz” çevrelerinden şikayetçi.

Yani kendi hadsizliklerini görmeden başkalarını düzeltme telaşı içindeler.

Güzel bir hikayeyle konuyu bağlamak istiyorum.

Ulu bir çınar ağacının hemen yanında, küçük bir kabak filizi boy göstermiş.

Bahar ilerledikçe, çınar ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.

Yağmurların ve günesin etkisiyle hızla büyüyerek, neredeyse çınar ağacıyla aynı boya gelmiş.

Bir gün dayanamayıp sormuş çınar ağacına:

- Kaç ayda bu hale geldin ağaç?

- “82 yılda” demiş çınar…

- “82 yılda mı?” diyerek katıla katıla gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

- Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!

- “Doğru” demiş ulu çınar “doğru”.

Günler günleri kovalamış, sonbaharın ilk rüzgarları esmeye başladığında;

Kabak önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış.

Bu defa endişeyle sormuş çınara:

- Neler oluyor bana ağaç?

- “Ölüyorsun” demiş çınar…

“Niçin?” diye sormuş kabak.

- “Benim seksen iki yılda geldiğim yere, sen iki ayda gelmeye çalıştığın için sevgili kabak” demiş çınar…

Kabaklar kabak tadı vermeden, çizmeleri aşmadan, bir an önce ‘haddimizi bilmeyi’ öğrenmeliyiz.

Haddimizi bilmezsek, haddimizi bildirenlere de tepki vermemeliyiz.

Sevgiyle Kalın

Belgin BAYKAL

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız