Bir Erkeğin Ayrılık Evresi


| 14 Ocak 2013 | 9 yorum | 2449 gosterim
bosanma1

Her erkek gibi evlenecek ve eğlenecek kız derdindeydi Selim, 30 yaşına kadar arayışları hiç bitmemişti. Ta ki ailesinin kabul edeceği, her yönüyle evlilik anlayışına uygun hayat arkadaşı Bahar’ı bulana kadar. Ani bir evlilik kararıyla herkesi şaşırtmıştı. Güzel bir düğün ve balayı ile o da karışmıştı evlilerin arasına. İlk bir yıl üzerine düşen görevleri fazlasıyla yapmıştı. Ama daha sonra, evlilikten de biraz sıkılmış olacak ki, eski günlerini özleyip kaçamaklara başlamıştı. Yalanlar, dolanlar, toplantılar, seyahatler derken Baharı kandırdıkça mutlu oluyordu sanki. İkinci yıllarında bir oğulları oldu. Selim çok iyi bir baba olmuştu.

Her gittiği yere biberonu ve bezini alarak Batuhan’ı da götürüyordu. Gerçekten oğluna çok düşkün nadir görülen babalardandı. Her şeyi olmuştu oğlu!

Yıllar geçmiş Selimin ihanetleri farklı soluklarla devam etmişti. Eşi Bahar’da onu takip etmekten ve şüphe duymaktan yorulmuştu. Son bir yıldır aralarında bir ilişki de kalmamıştı. Bahar, Selim’in annesiyle o dönem ne yaşadıysa eve girmesini dahi istemiyordu. Selim’de bunu bahane ederek daha da çok dışarılarda zaman geçiriyordu. İpler gittikçe gerilmişti. Kavgalar artmış ve nihai sona doğru yol alıyorlardı. Bahar derdini defalarca anlatmaya çalışsa da, Selim her defasında soruna, “Annem, oğlunun evine giremiyor” diyor başka bir şey demiyordu.

Bahar daha fazla dayanamadı ve ailesini çağırdı. Evliliğini bitirmek istiyordu. Selim, çok şaşırmıştı bu kararına. Bugüne kadar boşanma kelimesini defalarca kullanmışlardı ama ilk defa ciddi bir adım atılmıştı sanki. Bahar’ın babası, Selim’i kenara çekip,

-Oğlum neler oluyor size,

-Nasıl bu hale geldiniz. Kızım çok üzgün ve boşanmak istiyor.

-Sen ne düşünüyorsun?

-Selim yine bozuk plak gibi aynı cümleyi savurmuştu. Aramızdaki tek problem “Annem bizim eve, yani oğlunun evine giremiyor. Onun için bende eve gelmek istemiyorum.

-Bahar bu cümleyi duyar duymaz, bulunduğu odadan çıktı geldi. Neden yaptıklarını anlatmıyorsun da, hep anneni bahane ediyorsun? Tek sorunumuz annen mi? Ona gelene kadar sen eş olarak tüm görevlerini yaptın mı? Dedi.

-Yine konu dönüp dolaşıp aynı yerlere geliyordu. Uzlaşamadılar. Selim ayrılmak istemediğini ama Bahar istiyorsa ayrılabileceğini söyledi.

-Bahar’da davayı onun açmasını istiyordu. İşler iyice inada binmişti. Bahar ailesini Selim boşanma davası açana kadar göndermek istemedi. Yaklaşık altı ay, Selim kendi evinde sadece mutfağa hapsedilmişti. 1 Yıldır emekli de olmuştu. Gidecek bir işi bile yoktu. Serbest iş kovalıyordu. Bahar’ın ailesi kızlarını yalnız bırakmıyordu. Ailecek evlerine yerleşmişlerdi.  Selim her gün büyük bir sinir harbiyle erkenden evden çıkıyor, akşam da yüzlerini görmemek için geç saatlere kadar dışarıda kalıyordu. İki tarafta sabır sınavı vermişti adeta. Selim çoktan taşınacaktı ama oğluna kıyamıyordu. Onu her gün görememek ve ayrılık psikolojisini ona yaşatmak istemiyordu.

Aslında bilmediği ya da kendine bile söylemekten çekindiği şey, Ayrılığın soğuk duruşuydu. Kendisi  istemiyordu yuvasını dağıtmayı, Çünkü rahatça aldatacağı ona hesap soracağı bir eşi olmayacaktı. İyi kötü bu hayata bu şekilde alışmıştı. Alışkanlıkları onun ayağını bağlıyordu. Evde huzuru olmayınca ilişkilerine de yansımış, kimseyle bir şey yaşayamaz olmuştu.

Artık Bahar’ın da sabrı iyice taşmıştı. Selim’den hiçbir hareket göremeyince istemeyerek ailesiyle ev tutmuş ve 1 hafta içinde kendisine ait olan eşyaları alıp taşınmıştı. Birlikte aldıkları pahalı eşyaları da Selim’e bırakmıştı. İşte Selim’in eve geldiği zaman hissettikleri,” tabuta başını vurmadan öldüğünü anlamayan merhumun hisleri gibiydi”. O gün anlamıştı yuvasının dağıldığını ve her şeyin bittiğini. Bütün hayatı boğazına düğüm düğüm dizilmişti.

Soluk almakta güçlük çekiyordu, bu sonu hiç beklemiyordu o kadar yaşanılanlara rağmen.

Her zaman bir barışma payı bırakıyordu kendisine,  ya da eşine bu anlamda çok güveniyordu.

Artık istemeyerek bu sonu kabul etmeliydi. Ya da acil bir şeyler yapmalıydı.

Oğlu’ da artık 13 yaşına gelmiş bir ergen olarak, bu konuda çekimser kalmış ve kararı onlara bırakmıştı. Aslında o da biraz sorun yaratsaydı Selim’ in işine yarayacaktı. Oğlunun makul davranması onun işlerini zorlaştırdı.

Her konuda destek aldığı bir arkadaşını aradı Selim. “Ne yapabilirim yolun sonundayım” dedi.

Arkadaşı ona eşyaların kalanını da alması için Bahar’ı aramasını önerdi. O arada bazı şeyler öğrenebilirdi. Bahar gerçekten artık gitmiş miydi?

Selim denileni yaptı ve aradı, Bahar oldukça ılımlı konuşmuştu. Hasta olduğunu ve bunun böyle olmasını istemediğini söylemişti.

-Senin bir çaban olmayınca bende üzerime düşeni yaptım demesiyle durum  açığa kavuşmuştu. Bahar yeniden denemeye hazırdı.

İşin tuhaf yanı, Bahar’ın bu yaklaşımı Selim’ i yeniden havalandırmıştı. Aklı karışmış ve egosu kabarmıştı.  O eve süklüm püklüm giren, yuvam yıkıldı diye çareler aramaya başlayan Selim,

“bilmem kararsızım” şeklinde geri dönmüştü arkadaşına…

Arkadaşının bunun üzerine söyleyebileceği tek cümle “Bahar çok haklıymış seni terk etmekte, tek hatası yeniden dönmek olacak demesiydi”.

Selim bu sözler karşısında “galiba haklısın” benim her şeyden emekli olmam gerekiyor ama bu da çok ağır geliyor be abi dedi.

Yeniden Bahar’ı ikna etti ve evlerine döndüler. Bakalım ne kadar iyi koca olacak, izlemeye devam etmek gerek!

Selim burada verdiğimiz bir örnekti. Çevremizde bu durumda olan o kadar çok Selim’ler var ki,

Ne kendini mutlu edebiliyor, ne yaşadığı insanları.

Başka hayatları karıştırmaktan ve huzur kaçırmaktan başka bir işe yaramıyorlar maalesef.

Allah yardımcıları olsun bütün Selimzedelerin:J

Sevgilerimle,

Belgin BAYKAL

 

 

Forumdan Yorumlar (9)

  1. belginbaykal 21 Ocak 2013

    Yazıma gösterdiğiniz ilgi için çok teşekkür ederim. Herkesin fikrine saygı duyarken, ihanetin ve aldatmanın hoş bir şey olmadığı gerçeği de unutulmamalı.

  2. semrakadin 20 Ocak 2013

    Çok faydalı bir yazı olmuş. Bu yazıyı da okumakta fayda var bence www.kadinca.com/erkek-nasil-sevilir-1.html

  3. şişedibinotları b.c. 18 Ocak 2013

    Uzun lafin kisasi, aldatmanin evresi, iyisi, kotusu olmaz. Sebebi ne olursa olsun, sonucu bellidir...Aldatmak zarar verir, ziyan eder. Bardak bosta olsa bu boyledir, dolu da olsa bu boyledir.



    Bunda hemfikiriz zaten

  4. onur 18 Ocak 2013

    Uzun lafin kisasi, aldatmanin evresi, iyisi, kotusu olmaz. Sebebi ne olursa olsun, sonucu bellidir...Aldatmak zarar verir, ziyan eder. Bardak bosta olsa bu boyledir, dolu da olsa bu boyledir.

  5. şişedibinotları b.c. 18 Ocak 2013

    '' Bu dengeyi sağlayabildiğimiz zaman, (aldatmak-aldanış-gitmekle kalmak arasında kalmalar- ve uyanış) bu dörtlü kısır döngünün çemberinden de geçmiş olacağız insanlık olarak diye düşünüyorum...''

    Yazınızı tekrar tekrar okudum ve ne ile ne arasında denge kurmaktan bahsettiğinizin altında bir KABULLENİŞ olduğunu anladım. Eğer siz, aldatmayı kabullenmeseydiniz böyle bir dengeden bahsetmezdiniz, sizde benim yazdıklarımı tekrar tekrar okuyunuz lütfen, ALDATMAYI normal kabul edip, böyle bir kabulden hareket etmenizden bahsediyorum. Benimde altını çizmek istediğim, aldatmanın hiç bir şeklinin normal olmadığı ve kabullenemez olduğu...



    Ben paylaşılan yazıya istinaden bu şekilde bir sıralama yapmıştım. Hani taraflardan birisi aldatıyor, aldanıyor diğer kişi, daha sonra gitmekle kalmak arasında kalıyor, affetmeyi düşününce aldanan, aldatan taraf egosuna yeniliyor.. ben bundan bahsetmek istemiştim. yani kararlarımızın net olmasını söylemiştim aldatılma karşısında. Ama anlatamamışım düşüncelerimi demek, ya da bardağın boş tarafından baktığınız için siz göremediniz.

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız