|
Aslı Funda Erişken tarafından yazıldı
|
Bu sabah uyandım her güne nasıl uyandıysam aynı. Aman zaten son günlerde hep böyle uyanmıyor muyum sanki? Güya bahar geldi diye serdiğim o sarıpapatyalı çarşaflarımın içinden. Sanki o çiçekler papatya değil de bir kaktüs gibi!
Hani bir zamanlar neydi o? Hatırladım gençtim ben… Bahar gelince içim kıpır kıpır olurdu. Evde pencereleri açar, dışarıda bulutların arasından henüz kendini göstermeye ve sadece kendini ısıtmaya çalışan o güneşe sanki özlediğim aşkım gibi bakardım.
Ne oldu? Ben mi büyüdüm. Nüfus kağıdına bakılırsa olgun yaşlarımdayım. 40 oldum bu sabah. Olayları daha iyi düşünebildiğim daha iyi değerlendirdiğim bir yaş değil mi ki bu? Çalışırken evet. Annemlere ziyarete gittiğimde de durum böyle. Artık olgun bir kadınım ben. Ama annemlere gittiğim zaman o sahil kasabasındaki küçük evimizi ziyaret ettiğim her an çocuklum odama çekildiğimde neden ağlıyorum öyleyse? Ya bugün benim doğum günüm değil mi? Öyleyse neden sarıpapatyalarımı sevemiyorum?
Ağlarsın tabii Azra ağlarsın…
O kasabada yaşadığın aşkı unutamadın hiç. Sonra da yaşadığın aşklarda belki de ilişkilerde bir daha o lezzeti hiç almadın. Çok sevdin onu. Gençtin.
Tanıştığımızda daha 18 yaşındaydım. Aynı yörenin çocukluğu birlikte geçmiş mahalle arkadaşlarıydık. Büyüdükçe yaklaştık, yakınlaştık. Issız kumsalda elele yürüdük, denize girdik, evde sabah erken kalkıp haşladığım yumurtalar, bahçemizden aldığım domatesler ve onun babasının fırınından getirdi o tahinli çöreklerle gizli bahçemizde kahvaltılar yaptık. Kışın birlikte ders çalıştık. Üniversiteyi kazandık. Hem de ikimizde Ankara’da. Farklı üniversitelerdeydik aman varsın olsun. Her gün buluşurduk. Her akşam fakülte çıkışı o karanlık Cafe de oturur, azbuçuk paramızı bir araya getirir, birer çay içer, birer de çift kaşarlı tost yerdik.
3. sınıfta yarımgünlük iş bulduk şimdi ki Arjantin Caddesinde. Çalıştık çok çalıştık. Arkadaşlarımızla gezdik. Tatillerde aynı kasabaya birlikte yolculuk yaptık. 4. sınıf bitince o mühendis oldu. Ben ise okumaya devam. “Tıp biraz uzun di mi şirinem” derdi bana… O işe girdi. İş yeri ona lojman verdi. Arada onunla kalırdım. Eski kafalıyız biz. O zamanlar devamlı kalmam düşünülemezdi bile. Ben yurtta kalmaya devam. Arada onunla kaçamaklar… Sonunda mezun oldum. O yaz evlilik gündeme geldi işte. Biz mutlu herkes bizden mutlu… Kolay mı? Aynı yörenin okumuş iki genci. Daha ne olsun. Yaz bitiminde benim o seneki vizelerimin hemen ardından nişana karar verdik.
Her şey çok yolunda gitmez hayatta nedense… Kasım ayı…. Bir hafta sonu Cumartesi arkadaşlarımızla onun evinde kahvaltı yapacağız. Ben bir gün önceden acayip yoruldum. Fakülte de hocamızla bir grup çalıştık. Akşam yurttayım. Yakın çünkü fakülteye. Sabah erkenden kalktım. Domates aldım ama bu defa bahçeden değil. Turfanda hiç değil! Olsun sabahları severim ben domatesi. Atladım bir taksiye….
*******************************
O sabah kalktın Ayrancı da evinde. Sevgilin, gelecekteki eşin ve arkadaşların gelecekti sana. Harika bir kahvaltı hazırladın. Kuş sütü eksik kalmasın diye de masaya bir çay bardağı süt koydun ve üstüne de “kuş sütü” yazdığın bir yazıyı bantladın. O da ne… Tahinli çörek almadın. Babanın fırınındaki gibi olmasa da şu fırında yok muydu? Daha dün “Abicim yarın sabah gel sana ayıracam 5 tane” dememiş miydi? Ehh be oğlum unutma. Azra sever hem de çok. Gittin o fırına.
********************************
Sana geldiğimde cadde de yoğun bir kalabalık vardı. Daha apartmanına giremedim. Bütün esnaf sokaktaydı. Ben de koştum. Kaldırım ile cadde arasına sıkışmış yatan kimdi? Doktor oldum sayılır hemen koştum. “Çekilin hava alsın ben doktorum” dediğimde sana aldığım o mavi kazağı gördüm. Yerde yatan adam da ne işi var senin kazağının? Tesadüftür canım. Topluluk açılınca daha net gördüm seni. Sendin. Başından akan kanla yerde yatan sendin. Trafik kazası! Hızla gelen bir araç hem de şehir içinde vurup kaçmış sana. Bana. Hayallerimize. Yüzüme baktın. Yüzüne baktım. Ambulans dedim. Çağırdık seslerini duydum. Eğildim yüzüne, dudaklarına. Seni öptüm. Gözlerini kocaman açtın. “Çörek” dedin. “Azra ald…” Sustun.
Ben senelerce sustum. Evinde bizler için hazırladığın o kahvaltıyı görünce de sustum.
İki ay sonra bir sabah o kasabamızda gizli bahçemize gittim. Tahinli çörek de aldım. Kumlara gömdüm onları. Çılgın gibi bağırdım. Akşama kadar o Şubat ayında orada ağladım. Eve döndüğümde annen ile baban da bizdeydi. Beni çok merak etmişler.
Bu sabah benim doğum günüm. Sarıpapatyaları sevmediğim, tahinli çörek yemediğim günlerden biri işte. Ben yaşlandım. Koca kadın oldum. Ama bir daha aşık olamadım. Tanıştım, çıktım birileriyle senden çok sonra. Ama böyle huysuz bir kadını kim ne yapsın?
Seni tanımış olmaktan ve sana aşık olmaktan asla pişman olmadım. Eyyyyy AŞK sen bana neler ettinnnnnnnn!!!!!!!!!!!!!!!
Aslı Funda Erişken
Geridönüş(0)
 |