|
Burcu Sancak tarafından yazıldı
|
|
Çarşamba, 07 Temmuz 2010 15:44 |
|
Tüm insanoğlu olarak Pavlov’un köpeğinden bir farkımız yok. Teknoloji bizi kendisine öyle bir bağımlı kıldı ki, yeni çıkan her telefonu, her son model bilgisayarı, her son teknoloji ürünü televizyonu almak zorunda hissediyoruz. Şartlı refleks.
Gelişen teknolojiyi en yakından takip etmeliyiz. Son model bir telefona ya da en yeni çıkmış olan televizyona sahip olduğumuzda karşılığında ne elde edeceğimizi bize aşıladılar ki zil sesini (reklamları) her duyduğumuzda Pavlov’un aç köpeği gibi mağazalara hücum etmekteyiz? Bunu yaptığımızda karnımızın doymadığı kesin. Peki, bu bize gerçek anlamda mutluluk veriyor mu? Tartışılır. Ama ortada olan bir gerçek var ki, bunu yapmamız ‘şart’. Ve bizi yapmamız için şartlandırdıkları yüzlerce şeyden sadece bir tanesi bu…
Tüm samimiyetimle soruyorum; kendimize karşı tamamen dürüst olmamız gerekirse, gerçekten ihtiyacımız olan daha hızlı giden bir araba ya da her yerden çeken bir telefon mu yoksa belki de kendimiz için daha iyisini isteyebileceğimiz başka şeyler var mı? Ne bileyim, daha sağlıklı bir aile gibi mesela? Ya da çocuk doğurmayı isteyebileceğimiz bir dünya? Çocuklarımıza bırakabileceğimiz bir dünyadan bile bahsetmiyorum, fark ettiyseniz.
Beni en az buzdolabındaki sütü son kullanma tarihinden önce bitirme gerekliliği kadar geren bir konu var. Hani süt kutusunun üzerinde kocaman rakamlarla basılmış olan o tarih vardır ya, o güne yaklaştıkça insanda ‘bu konu hakkında hemen bir şeyler yapmalıyım!’ hissiyatı uyanır. Sütü bir an önce içmeye ve içirtmeye çalışırsınız, bir şeylerin içine katarsınız… Zamanından önce süt tüketimi kadar sıradan ve diğer günlük olaylara nispeten hafife alınması daha kolay olan bir eylemin bile kendini bu kadar ciddiye aldırabilmesi şaşırtıcıdır. Oysaki dünya üzerinde ondan daha önemli hiçbir güncel konunun olmadığı aşikâr olan bir konu var ki, onun karşısında neredeyse duyarsızız. Dünyanın son kullanım tarihinden bahsediyorum.
Sanırım dünyamızın üzerinde uzaydan net bir biçimde görülecek büyüklükte bir son kullanma tarihi basılmamış olması - ki görmeyi becerenler için dünyanın uzaydan çekilmiş fotoğraflarında bu güne çok kalmadığını ortadadır - çoğumuzun olayın ciddiyetini anlayamamasına sebep oluyor. Ya da bunu ciddiye alsa bile o günün ‘nasılsa çok uzak bir gelecekte’ olduğu hissiyatına kapılmasına ve bununla ilgilenmeyi gelecek kuşaklara devretmesine neden oluyor. Aklına gelmemiş olanlar olabilir, ben hatırlatayım; o gelecek kuşaklar bizim öz be öz kendi torunlarımızdır!
Dahası, kimse bizi bu konu hakkında bir şeyler yapmamız için şartlandırmıyor. Evet, tabi ki bundan haberimiz var ve hepimiz bu konu hakkında neler yapmamız gerektiğini az çok biliyoruz. Eğer bizde şartlı refleks uyandırma yetisine sahip bir ‘güç’ varsa, o ‘güç’ neden bizi dünyanın geleceği için seferber olmamız için şartlandırmıyor? Neden zili çalmıyorlar ve çılgınlar gibi dünyanın bir geleceği olabilmesi için çabalamıyoruz? Böylesi bir gücün kullanılabileceği daha yararlı bir alan mı akıllarına gelmiyor acaba?
Artık küresel ısınma, çevre kirliliği, dünyamızın geleceği konularında bilgisiz olan hemen hemen kimse kalmadı. Dünyamızı yaşatmak istiyorsanız şunları şunları yapın deme zamanı bitti. Sorun bilgisizlikte veya bilgiye ulaşamamakta değil duyarsızlıkta.
Baz istasyonlarının arıları öldürdüğünü bile bile cep telefonumuzun her yerden çekmesini biz seçiyoruz!
Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması yerine nükleer santrallerin kurulmasına ses çıkarmamayı biz seçiyoruz!
Her yeni teknolojik eşyayı aldığımızda eskisini çöpe atmayı biz seçiyoruz!
Suyu ve elektriği boş yere harcamayı biz seçiyoruz ve bunu çok seviyoruz!
Geri dönüşüme katkıda bulunmamayı biz seçiyoruz!
Yapmamız gereken bir dolu şeyi yapmamayı ve ses çıkarmamız gereken yerlerde susmayı biz seçiyoruz!
Küresel ısınmayı BİZ seçiyoruz!
Burcu Sancak
Çevre Mühendisi
Geridönüş(0)
|