Anksiyete Bozuklukları


| 20 Aralık 2005 | 47 yorum | 72326 gosterim

Anksiyetenin en iyi tanımı, somatik belirtilerin de eşlik ettiği, normal dışı, nedensiz bir tedirginlik ve korku halidir.


Anksiyeteyi, kaygı, sıkıntı, bunaltı, endişe olarak da adlandırabiliriz. Anksiyete yaşayan kişi bu durumu “kötü bir şey olacakmış hissi”, “hoş olmayan bir endişe hali” ya da “nedensiz bir korku” şeklinde ifade eder. Korku, dışarıdan gelebilecek kaynağı belli gerçek bir tehlike karşısında ruhsal ve bedensel olarak verilen bir tepki biçimidir. Böyle gerçek bir tehlike ile karşılaşan kişi şiddetli bir korku duygusuyla beraber fiziksel tepkiler de gösterir: kalp çarpıntısı, titreme, terleme, gözbebeklerde büyüme, ürperme, v.b. gibi. Anksiyete de kişi sanki kötü bir şey olacakmış gibi nedeni belirsiz bir endişe hisseder. Anksiyete, nedeni hakkında net bir bilgimizin olmadığı, içsel bir tehlike ya da tehdit karşısında gösterilen psikolojik bir tepki olmasına rağmen, korkuda olduğu gibi bedensel belirtilerin eşlik ettiği bir durumdur. Bu durum çok hafif bir tedirginlik ve gerginlik duygusundan panik derecesine kadar varan değişik yoğunluklarda yaşanabilir.

Anksiyetenin en iyi tanımı, somatik belirtilerin de eşlik ettiği, normal dışı, nedensiz bir tedirginlik ve korku halidir.

Anksiyete sık yaşanan, herkes tarafından zaman zaman hissedilen bir duygudur ve her zaman bir hastalık belirtisi olarak düşünülmemelidir. Okulun ilk gününde, hoşlandığını biri ile ilk randevuda ya da yeni ve değişik bir durumun başlangıcında anksiyete duyulması normaldir.

Normal anksiyetenin organizmayı uyarıcı, koruyucu ve motive edici özellikleri vardır.

Anksiyetenin patalojik olduğuna karar verebilmek için, uyaranın şiddeti ile ortaya çıkan anksiyete uyaran ile uyumlu olmaması, zamanla azalmak yerine değişmemesi ya da şiddetlenmesi, klinik tabloya ağırlıklı olarak anksiyetenin fiziksel belirtileri hakim olması, anksiyeteye katlanılaması ve işlevselliğin bozulması gerekir. Bu durumda anksiyete kişinin mesleki ve ailevi yaşantısını etkilemeye başlar, kişilerarası ilişkilerinde bozulmalara neden olur, gün içinde sık sık ortaya çıkar ve günün büyük bir kısmını kaplar, kişi bu duygulanımı kontrol edemez ve başa çıkamaz. Bu semptomların yanında huzursuzluk, gerginlik, tedirginlik, sıkıntı, daralma, çabuk yorulma, konsantrasyon zorluğu, kolay irkilme ve tetikte olma da gözlemlenir. Anksiyete esnasında görülebilecek psikosomatik reaksiyonlar ise; baş ağrısı, baş dönmesi, kulak çınlaması, ağız kuruluğu, çarpıntı, nefes darlığı, muhtelif ağrılar ve gastrointestinal şikayetlerdir.

Anksiyete Bozukluklarını DSM-IV-TR’a göre:

  • Panik Atağı
  • Agorfobi
  • Agorafobi Olmadan Panik Bozukluğu
  • Agorafobi ile Birlikte Panik Bozukluğu
  • Panik Bozukluğu Öyküsü Olmadan Agorafobi
  • Özgül Fobi
  • Sosyal Fobi (Sosyal Anksiyete Bozukluğu)
  • Obsesif-Kompulsif Bozukluk
  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu
  • Akut Stres Bozukluğu
  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu
  • Bir Genel Tıbbı Duruma bağlı Anksiyete Bozukluğu
  • Madde Kullanımının Yol Açtığı Anksiyete Bozukluğu
  • Başka Türlü Adlandırılamayan Anksiyete Bozuklukluğu
  • olarak sınıflandırabiliriz.

Anksiyete Bozukluğu her 100 kişiden 30’unda yaşamlarının bir döneminde görülebilir. Toplumda görülme oranı %3 olup, hayat boyu rastlanabilme oranı % 5 civarında saptanabilmiştir. Tüm kaygı bozuklukluklarının %12 sini oluşturur. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazla görülür. Vakaların yarısından çoğu çocukluk ve erişkinliğe geçiş döneminde başlamaktadır. Yaşlılıkta en çok görülen kaygı bozukluğudur ( yaşlılıkta görülen kaygı bozukluklarının % 60’ini oluşturur).

Anksiyete Bozukluğu teşhisi konan kişilerin genelde çekingen ve bağımlı bir yapıları olup, kendilerine güvenleri azdır. Çoğu vakanın toplusal ilişkilerde arka planda durmayı yeğleyip, aşırı kırılgan, utangaç, eleştiriye çok duyarlı, çabuk yıkılan kişiler oldukları görülmüştür.

Anksiyete Bozuklukları’nda annenin gerilim ve kaygısının önemli olduğu düşünülmektedir. Vakaların çocukluklarında yüksek bir oranda anne baba ayrılığı (ya da vefatı) olduğu gözlemlenir. Zorlu bir çocukluk donemi geçirmişlerdir. Hastalığın birinci derece akrabalarda görülme oranı, normallere kıyasla 5 kat daha yüksektir. Yapılan bir çalışmaya göre hastaların % 30’unda, hastalığın stresli bir olayla başladığı belirlenmiştir.

Anksiyete Bozukluğu’nun tedavisinde ilaç tedavisi yanında , kişinin beklentileri, düşünüş biçimini değiştirme, gevşeme eğitimi, belli durumlardan kaçınma gelişmiş ise kaygıya yol açan etkenlerle yüzleştirme gibi yaklaşımların olduğu bilişsel tedavi uygulanmalıdır. Kaygıyı artırabilen kafeinli maddelerin (çay, kahve, kola, çikolata) azaltılması önerilmelidir.

Dr.phil. R. Meltem Kavcar Sırmalı

Forumdan Yorumlar (47)

  1. seyah 21 Eylül 2009

    arkadaşlar bende ansiyete denen illet olmuşum 1 aydır hemde baya ileri düzeyde. çok sosyal vede komedi birisi idim. bazen diğer insanlara imreniyorum şimdi. ama ilaç kullanıyorum paksil diye. şuan daha iyiyim. cesaretli olmak lazım bazen umutsuzluğa kapılsakta. yenecem ya. başka çaresi yok.

  2. Çağlar 16 Eylül 2009

    ya arkadaşlar ben burdaki yazıları okudum çoğu kişi nedense psikoloğa gitmek istemiyo sanki diyolar kendimi deli gibi hissediyorum sanki kendimi güçsüz hissediyorum diyolar.ya bence bu düşünce çok saçma.biz de insanız bizim de kendimize ait iç dünyamız.kendimize göre sıkıntılarımız ama ortak noktamız insan olmamız.neden bi psikoloğa gitmekten çekinelim ki.yani hiç mi medeni cesaretimiz yok.ben psikiyatriye gittim yaşadığım sıkıntı artık bedenimi etkilemeye başlamıştı.anksiyete bozukluğu tanısı kondu.paxil diye bi ilaç verdi doktor.onu kullanıyorum ve çok rahatım.neden böyle oluyor dedim doktora o da beyindeki hormonal dengesizlikten kaynaklandığını söyledi.yani adamlar bunun bile çaresini bulmuşlar.bilime güvenin arkadaşlar.gerçekten ben şu anda allaha şükür çok rahatım.hayata güzel yönünden bakın.hayatta güzel gören güzel düşünür güzel düşünen insan lezzet alır hayatından.hayatta istemediğimiz şeyler başımıza gelebilir.bazı şeyleri değiştirmeye gücümüz yetmez.ne yapmalıyız peki?hayatın bi mücadele olduğunu unutmayalım ve bu mücadelenin hakkını verelim.gerçekten o zaman kendinizi mutlu hissedersiniz.mutlu insan sağlıklı insandır.yani herşey bizim nasıl düşündüğümüze bağlı.mutlu yaşamlar diliyorum hepinize:D:D:D:D

  3. minee 16 Eylül 2009

    ya delireceğimi bilsem sonsuza kadar öle kalıcan deselr bile ilaç kullanmam ilaçlar düşnceleriniz mi iyileştiriyor sadece uyuşturuyo insanı sık uyumasını sağlıyo bn kendi kendime aşmayı deniyorum doktora gitmemem nedenim insanlar değil kndm gittiğim zaman kndimi deli gibi güçsüz biri gibi hisetcemm ewt hala odaklanamıyorum başım dönüyo gibi ama atlatcam ya bu böle dewm etmes heralde:S

  4. pelinn 15 Eylül 2009

    yha bende hep baş dönmesi ve göz önnde kararma oluyo...vede dikkat bozukluum var hep bir yere dalıp duruom ve o an ne düşündüümü de hatırlamıom...23 yaşındaki kanser olan kuznmi kaybettikten sonra bu daha çok aazdı ve daha kötü oldu....içimde hep büyük bir korku var...içimden hep ağlamak gelio ama yapamıom ağlıyamıom vede içimde tutmak istemiorumda...ne yapmam gerektiini bilmiom ama psikologa fln gitmek istemiom..eğer gidersem kendimi deli gibi hiissedecem....bana yardım edin....işte içimde kötü şeler var ama kendimi hep mutlu falan gösteriomm...yhani içim ve dışım hiç bir deil....yardımlarınızı bekliom....

  5. ekrem 15 Eylül 2009

    öncelikle herkese selam en üstte okudugum yazıyı yazan bayan aynı durumdan bende var bende ayrıca obsesif kompulsif bozukluk da var ilaç kullanın bi an önce pisikyatriste gidin bende ilaçsız tesdvi istedim ama işin icinden çıkamadım su anda lustral 50 mg atarax25mg ve anafranil 75 mg kullanıyorum tabi bu ilaçları doktor verdi bu geçici dönemsel bi durum bi an önce doktora gidin baskalarının sizin hakkında ne düsündügünü umrsamayın Allah hepimize acil şifalar versin doktorlara lütfen güvenelim

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız