“Artık bir yazı yazmalıyım” diyorum kendi kendime.”Bir yılı geçti kalem oynatmayalı”.
Hangimiz önce küstük ben mi kalemime , yoksa o mu bana bilemiyorum ama bıçakla kesilmiş gibi bitti ilişkimiz.Birbirimize ne zaman rastlasak saklı gizli bakışlar attık uzaktan uzağa..
Hiç zorlamadık hayatı.Şimdi yine birlikteyiz .Bir yıl öncesinden biraz daha akıllanmış olarak yine yanyana yürüyoruz..”Tekrar yaz “ diyor bana ben de ona itiraz etmiyorum artık.Acemi dokunuşlarla sanki ilk kez yazıyormuş gibi başlıyorum..
Hepimiz bir geçmişle geliyoruz bugüne ama ya o geçmiş yanlış yazılmışsa ne olacak hiç düşündünüz mü? Ya da yazılması gerekenler zamanında yazılmamış ve geç kalınmışsa ne hisseder insan?Bir gün sabaha karşı bir telefonla uyansanız ve o andan itibaren tüm gündeminiz değişse , geçmişi yeniden keşfetmek zorunda kalsanız ne hissederdiniz? Mesela , babanızın yaşamınızdaki yerini yeniden belirlemek zorunda kalacağınız bir oda dolusu evrak , mektup belgeyle başbaşa kalsanız.. O odada bir iskemlenin üzerinde tek başınıza savunmasız küçücük bir çocuk olsanız ve o anda tek istediğiniz şey annenizi görmek olsa..oturup sessiz sessiz ağlasanız..Onca dosya,onca mektup ,onca sevgi içinde boğulup gitseniz..
“Ben ne zaman büyüdüm?” diye soruyordum bir yazımda hatırlar mısınız? İnsan babası ölünce büyüyormuş, tanısa da tanımasa da..Sevse de sevmese de..Kendine geçmiş yazarak geçmişi olmuyormuş insanın..Kendine kağıttan kuleler yaparak, o kulelerin içine bir aile , bir kök , bir geçmiş yerleştirerek olmuyormuş bu işler..
Ne iseniz “O “ sunuz ve ne olduğunuzu mutlak bilmelisiniz. Bilmediğiniz zaman o bilmediğiniz şeylerin yerini kendiniz dolduruyorsunuz.. Hiç öğrenmeseniz sorun yok ama birgün birisi “işte gerçek geçmiş “ derse ve o geçmişle yüzleşmek zorunda kalırsanız çok sarsılıyorsunuz çoookkk… Hele bir de o kağıttan kulelerin içinde yarattığınız ve sımsıkı sarıldığınız köklerinizden çok daha sağlam ve yıllarca ince ince sizin için hazırlanmış ,her günü annenizi ve sizi de içine alan bitmeyen sevgi ile kaleme alınmış ve bu yüzleşme için hazırlanmış , biriktirilmiş bir geçmişle karşılaşırsanız işte o zaman sıkı sallanıyorsunuz inanın..
Çocuklarınızı anne ve babalarından ayırmayın.Fiziki olarak hiçbir şekilde görüşmek istemeyebilirsiniz bunu anlayabilirim zaten bu durum kimseyi de ilgilendirmez..Ama herkesin bir kökü olmalı ve her çocuk gerçek köklerini “zamanında” öğrenmeli..Kendi kendine yarattığı veya ona “sunduğunuz kökleri” sonuna kadar benimseyip, oraya ait olup, içine sindirip tam da hayatının ortasına geldiğinde , sabaha karşı gelen bir telefonla ve artık herşey için çok geç olmuşken tüm geçmişi “ tek başına “ yeniden yazmak zorunda kalmamalı..
Bu seferlik bu kadar olsun..Yazdıklarımı uygun bir vaktinizde düşünmenizi çok isterdim doğrusu.

İnci İlhan 25 Şubat 2009
Geridönüş(0)
 |