Bir Aşk Romanı


| 17 Mart 2006 | 3 yorum | 10793 gosterim

Merhaba okurlarım. Naaber? Şimdi zaten şunun şurasında 5-10 kişisiniz, samimi olabiliriz diye düşündüm. Bir önceki yazıma yorum yapanlara da buradan teşekkür ediyorum.


Eveet, genelde sanki hayatım ilginçmiş gibi haddim olmadan kendimden bahsediyorum sık sık, ama bugün farklı bir deneme yazısı yazıyım dedim. Ne olsun ne olsun diye düşünürken aklıma bir aşk romanı yazmak geldi. Gerçi deneme yazmak istiyodum ama roman da olur diyerek edebi çevrelerin anlayacağı ince espri yapiim de denemenin ne olduğunu bildiğim anlaşılsın! Ben yamulmayı da bilirim, yani deneme yamulma methodu ile bi roman yazıcam şimdi sizlerle beraber.

Eveeet, bakın başlıyorum ha! Neydi? Aşk romanı! ??? Hmmm! Aşk bir sudur, iç iç …. He he! Tamam tamam, valla yazıcam, İlhami’nin gelmesini bekliyorum.

– Oğlum, İlhami, getirsene şu çayı be! Dilim damağım kurudu!

– Tamam abi, ayıbettin!

Şimdi tabii eş dost arasında olarak daha rahat yazacağımı düşündüğüm için de bizim kahveye gelmiştim evvelden.

– Zalim koçum sıra sende!

– Ne attın?

– Yeşil altı. Bakma yaw eski taşlara!

– Benim taşım bakarım bakmam! Hem ne biliyosun belki çifte gidiyorum?

Bi yandan da okey oynuyorum tabii. Fakat bu oynadığım adamlar çok istasyon, bunlar bi tur atana kadar on tane roman yazarım ben, siz merak etmeyin. Nerde kalmıştık? Romandı değil mi? İlk önce bi mizansen, bi ortam, bi manzara bulmak lazım. Mesela deniz boğaz falan, hmmmm!

– Pes be Çakır, amma besledin adamı yaw!

– Napıyım ağa, ne attıysam aldı!

Bizim Çakır bitirtecek Rüstem’i valla, ne biçim oynuyo bilmem ki!

– Kaç taşasın Rüstik?

– Tekeyim.

– Kokundan anladım ben zaten. Teke gibi! He he!

Yine bak dikkatim dağıldı! Şimdi kesin başlıyorum!

İstanbul, yine o hüzünlü akşamlarından birini yaşıyordu hafifçe çiselen yağmurun altında. Genç adam elinde taşıdığı çantayı bir an yere bırakıp ıslak saçlarını eliyle düzeltti ve tekrar çantasını yüklenip Üsküdar vapurunun üst katına çıkan merdivenlere yöneldi. Parlak ışıkları ile karanlığa isyan eden boğazın karşı yakasını seyrederek üst kata çıktı.

Vay anam babam, dağıttım ortalığı be! Orhan Pamuk gelsin!

– Satranç mı oynuyoruz anam yaa! Ağaç olduk agac! Elini korkak alıştırma!

– Amaaaan! Al!

– Çüşş! Atılır mı o be? Daha demin bi altını attın aldı ya! Oyun bilmiyosun oyun!

İyi de adam vapurun üst katında ne yapıcak şimdi? Gitsin bi yere otursun derim ben.

Vapurda, bir an önce evlerine ulaşmanın telaşı içınde olan sevimsiz bir kalabalık yağmur yüzünden kapalı salonda toplanmıştı. Genç adam etrafına oturacak bir yer bulmak için bakındı ve göz göze geldiği insanların neler düşündüğünü tahmin etmeye çalıştı bir an. Şu gri paltolu, alnı açık, muhtemelen memur emeklisi yaşlı amca pek bi ters bakmıştı, ‘Yanıma gelip rahatımı bozma!’ diye düşünüyordu herhalde.

Haydaa, su koyduk bak şimdi! Aşk romanı oğlum Zalim, ne öyle sağa sola baktırıyon oğlanı? Yok mu şöyle ortalıkta çıtır bi tane!

– Bende şans yok yaw, yine gelmedi!

– Senin taşın bende Rüstik, boşuna bekliyon. Buyrun efenim yeşil üç. Selami sıra sende!

Memur emeklisi amcanın solundaki tombul teyzenin yanında ağlamaklı duran çocuk belli ki az önce teyzeden usturuplu bir fırça yemişti, ve haksızca yediğini düşündüğü azarın ızdırabını ancak sessizce hıçkırarak gidermeye çalışıyordu. Tombul teyze ikide bir başörtüsünü düzeltip oğlana ters ters bakıyordu, ‘Bu çocuk beni bigün öldürecek!’ diye içinden söyleniyor olmalıydı. Genç adam çocuğa gülümseyip ‘boşveer’ dercesine bir göz kırptı ama çocuk hiç oralı olmadı.

Yaw amma dikkati dağınık bi adam bu yaaa! Lan oğlum bırak bu teyzeyi, çocuğu, başlatıcan şimdi sosyal içeriğine!

Teyzenin karşısında boynunda kırmızı atkısıyla soğuktan kızarmış burnunu oğuşturan bir genç kız oturuyordu. Genç oğlan genç kızın yanındaki boş yere yöneldi.
– Afedersiniz, oturabilirmiyim?
– Buyrun.

E şükür kavuşturana! Arkadaş maşallah kibar falan da ha! Hadi aslanım ilk hedefin kırmızı atkılı kızdır, ileriii!

Genç adam kızın yüzünü görünce şaşkınlığını gizleyemedi bir an için. Ne kadar da güzel!’ diye düşündü. Birşeyler söyleyip en azından bir ismini sormak istedi ama biraz utandı biraz da başka yapması gereken şeyler olduğunu hatırlayıp içi burkuldu. Çaktırmadan başını çevirip kaçamak bir bakış fırlattı ve o anda kızın da ona baktığını farketti. İkisi de utanıp aceleyle başlarını önlerine çevirdiler. Genç adam kendini tutamayıp tekrar genç kiza döndü ve bu sefer ikisi de bakışlarını kaçırmadılar. Önce genç kiz gülümsedi, sonra da genç adam karşılık verdi ve tekrar başını öne eğdi. Bir anda yüzünü ümitsiz bir hüzün kaplamıştı.

– Lan Çakır sen de mi tekesin?

– Sus be Zalim, amma geveze adamsın ha! Hadi Selami, at bitiyim!

– Abooov, biri teke, biri at biti! Selami sana da bişey bulduk mu tam olacaksınız Bremen mızıkacıları! He he!

– Başlatma şimdi bilmem nerenin mızıkçılarından! Esas mızıkçı sensin!

– Mızıkacı be anam! Bremen’in. Amaaan, siz de hiç bişey bilmiyonuz be!

– Sus da oyna!

Hüzün katsayısını arttırdığımız iyi oldu. Kadın kısmısı hüzünlü erkeğe bayılır hem ‘ay ne duygusal çocuk, bak hem de hüzünlü!’ falan laylaylom! Saçları da ıslattım ilk peşin zaten arkadaşın ki şöyle seksi bi havası olsun! Devam!

‘Fantezi bu’ diye düşündü. ‘Bu kız da diğerleri gibidir kesin!… Yine de bi iki laf etsem mi acaba??’ Yardım istercesine etrafına bakınırken tombul teyzenin gülümsediğini farketti. O da herhalde iki gencin girdiği kısır döngüyü farketmişti ama sempatisinden ötürü mü yoksa acıdığından mı sırıttığını anlayamadı genç oğlan.

– Zalim misin gaddar mısın neysen oyna şu taşı artık. Bize yavaş diyosun bi de!

– Lan Çakır senin hiç konuşmaya hakkın yok! Silah zoruyla taş attırtıyosun iki saattir!.. Selami, iki gözüm, siyah sekizli lazım mı?

– Değil.

– Değilse atıcam bak? Sonra alırsan yalancı duruma düşersin, sığmaz delikanlılığa!

– Değil, at!

– Kaç taşasın?

– Söylemem!

– Abariii, bu da teke galiba! Kırdınız burnumun direğini ne zamandir zaten! He he!

– At ulan artık!

– Al, kırmızı ikili! Siyah sekizliyi rüyanda görürsün sen!

Neyse, sıramızı saldık. Ne biçim adam bunlar yaw, romanı da böldüler bak. Nerdeydim ben?

Memur emeklisi amca da dik dik genç adama bakıyordu, ‘kabiliyetsiz herif!’ dercesine. Genç kız başını öne eğmiş ve bi sonraki hamlenin insiyatifini tamamen genç adama bırakmıştı. Hiç birinin olacaklardan haberi olmadığını düşündü genç adam. Kendisi içinse defalarca yaşanmış bir senaryo idi. Genç adam her zamanki gibi bu defa da yapması gerekenin bilincine varıp yanındaki çantayı araladı.

– Zalim abi çayını getirdim.

– Iyi halt ettin İlhami! Kaç saat oldu!

Genç kıza bu defa büyük bir pişmanlık, kaybetmişlik duygusuyla baktı. Son bir iç çektikten sonra ayaklandı ve kapalı salonun ortasına doğru şaşkın bakışların arasında yürüdü. Çantadan elini çıkarıp herkesin göreceği şekilde yukarı kaldırdı.

– Sayın baylar, güzel bayanlar. Şu elimde görmüş olduğunuz saat ünlü Amerikan firmasi Sıvaç markasıyla Amerika’da tanesi 30 dolardan satılmaktadır. Bu saati Sıvaç için uzakdoğuda üreten firmayla bağlantı kurarak aynı saatleri Türk tüketicisine tanesi 5 YTL’den sunma fırsatı bulduk. Eşinize, çocuğunuza, dostunuza 5 liraya bu güzel hediyeyi hemen şimdi alabilirsiniz ….

Hay bin kunduz, herif vapur işportacısı çıktı! Ne biçim roman lan bu! Hani nerde aşk, seks, romatizm? Ben nasıl oldu da yazdım bunu? Lan Zalim boyun devrilsin emi! Yazmıyorum bir daha roman moman! Bu ne yaa? Du bakiim? Yaw ben bu adamı bi yerden ısırıyorum ha! …Hmmm… Geçen hafta Üsküdar’a giderken vapurda yanıma oturup rahatımı bozan genç değil mi bu? Bilinçaltımızın oyununa mı geldik yani?

– Sökülün paraları moruklar!

– Selami nasıl bittin sen yaa? Ne çektin?

– Siyah sekiz! Atmadın bir türlü hergele!

Bizimki de şans valla. Tam da teke düşmüştüm ha!…

Forumdan Yorumlar (3)

  1. mrv 07 Mart 2010

    sıradışı değişk

  2. MeLeKKKK 05 Ekim 2009

    zamanıma yazık yaf

  3. periper 01 Nisan 2009

    Süperdi;)

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız