GEZİ ANILARI


| 13 Temmuz 2012 | 22 yorum | 1939 gosterim
NewYork

Bu sene 25 yıl önce görmüş olduğum ABD’ni bir kez daha görmek istedim ve Mayıs ayı içerisinde gittim. Kuzenim Newyork’ta yaşıyor, önce onun evinde kaldım. Long Island City’de oturuyor, Manhattan’a gitmek için üç istasyon yetiyor, Grand Central’da iniyorsunuz ve şehrin merkezindesiniz. Central Park’ta atlı arabayla bir tur yaptık, o keyifliydi ama daha keyifli olan Park’ın yakınında dans gösterisi yapan zencilerdi. Dansı tam bir show’a çevirmişler. Dansın sonunda da 3 yaşında Uzakdoğu’lu bir çocuğu aldılar ve kollarından, bacaklarından tutarak ip gibi sallamaya başladılar. Bu arada çok zayıf bir zenci gençte ip atlar gibi değil ama vücudunu kullanarak, altından, üstünden geçti, çok ilginç bir gösteriydi, daha ilgincini de gösteri bitince yaşadık; Küçük çocuğun 5 yaşlarındaki kız kardeşi show’un bitmesiyle koştu ve yüzünde bir endişe ifadesiyle, kardeşini kucakladığı gibi annesinin yanına götürdü, kardeşine bir şey olacak diye korkmuştu anlaşılan.

Bir akşam Broadway’de Evita’ya gittik. Oyun uzun süredir oynamasına rağmen, salon tamamen doluydu. Dekorları değiştirmek için hareket halindeki sahne çok hoştu. Ricky Martin’i Amerikalılar çok seviyor. Oyun sonunda en büyük alkışı o aldı.

Ertesi gün alışveriş yapmak üzere Newyork’a 1,5 saat mesafedeki Woodberry Common Outlet’e gittik. Prefabrik tek katlı bir sürü mağaza, aklınıza gelebilen her markada uygun fiyatlı mallar satıyor. Görüntü çok güzel, küçük bir köy gibi.

Sonraki gün, limandan yelkenliyle tura çıktık. Tüm Manhattan’ın ortasından geçtik ve Özgürlük Anıtını’nın yanından geçip, bir U çizdik ve diğer kıyıyı yakından izledik. Yelkenlerini açmış teknenin görüntüsü harikaydı. Bu arada şarap ve bira ikramı yapıyorlar, siz de limandayken sandviçlerinizi hazır ediyorsunuz ve teknede içecek eşliğinde yiyebiliyorsunuz.

Hafta başında, çocukluk arkadaşımın yıllardır yaşadığı Florida’ya geçtim. Florida’da en dikkat çeken özellik evlerin güzelliği. Çoğu bahçe içinde tek katlı ya da dubleks evler çok şık gözüküyor. Arkadaşımın evi de bir gölün iki yakasına yapılmış evlerden biri. Akşamları dışarıda oturduğunuz zaman ay ışığı vurmuş göl ve cırcır böceklerinin sesinden başka bir şey duyamıyorsunuz. Newyork’tan çok farklı olarak, Florida’da bazen zaman durmuş gibi geliyor.

Tabii ki olmazsa olmaz Disneyworld’ü biz de ziyaret ettik. Devasa boyutlarda bir yer. Arabayı park ettikten sonra, açık bir otobüs bizi aldı ve epeyce bir yoldan sonra bir tren istasyonuna getirdi. Oradan daha önce seçtiğimiz, Disneyworld’ün 5 merkezinden biri olan “Magic Kingdom”a gittik. Çocuklar için olduğu kadar büyükler için de cazip bir masal dünyasıydı. Tabii tehlikeli bir iki şeyi de denedik. Bunlardan biri dışarıdan sadece bir şelaleden düşen, içi insanlarla dolu bir sal gördüğünüz gösteriydi. Bunu denedik, tamamen su dolu bir yolda sal küçük şelalerden düşüyor önce, sonra bir masal dünyasına giriyorsunuz, siz su yolunda ortadan ilerlerken, etrafınızda masal karakterleri size yol gösteriyor ve sonunda büyük inişe geliyorsunuz, aşağıya son hızla düşüp, suların üzerinize sıçramasıyla bitiyor gösteri. Buna “Splash Mountain” diyorlar. Bir de “Space Mountain”a binelim dedik, diğeri bunun yanında hiç kaldı.  Son hızla giden bir roller coster, virajları hızını düşürmeden alıyor ve yokuş aşağı iniyor. İndiğimde bir müddet kendime gelemedim. Gece 10:00 da havai fişek gösterisi başlıyor ve yarım saat kadar sürüyor. Böylece Harikalar Diyarı’nda farklı bir gün yaşayıp, mutlu olarak ayrılıyorsunuz Disneyworld’den.

Seyahatin en aklımda kalan anılarını sizlerle paylaşmak istedim. Belki gitmek isteyenlere de bir-iki anıyla rehberlik edebilmişimdir. Mevsim yaz, seyahat zamanı, bir yerlere gidecek olan herkese zevkli seyahatler dilerim.

Forumdan Yorumlar (22)

  1. keremcem3333 31 Ağustos 2012

    gezdiğim yerlerdeki doğanın güzelliklerini fotoğraflarda sizlerle paylaşmak isterdim ama malesef sistem yükleme yapmıyor..

  2. keremcem3333 31 Ağustos 2012

    dün 30 ağustos zafer bayramı olması sebebiyle törenden sonra kafadar bir abimle

    orman içinde yürüyüş yapıp doğayla iç içe olmaya karar verdik. saat 11 gibi çıktığımız

    1 saat yolculuktan sonra yuvacık barajı yakınlarında bulunun "Kenan'ın yeri" isimli

    piknik alanına arabamızı bırakarak yürümeye başladık.planımıza göre 3 saat orman içi tırmanış,

    2 saat iniş yapacaktık.orman ve parkur kenarında 2 günlük yağmurun yeşerttiği birçok değişik

    ot türleri hakkında yorumlar yaparken, bir taraftanda olgunlaşmış ve yağmurla yıkanmış börtlenlerden

    yemeyide ihmal etmiyorduk.yol üzerindeki içinden geçtiğimiz köyün insanlarının armut ikramıda harikaydı.

    her ne kadar yağmurdan kalma serinlik olsada orman içlerinde kendiliğinden yetişen kuşburnular

    ağustosun sıcağından nasibini almıştı.siyah incirler mi dersin, yere düşen armutlar mı...

    4-5 yerde pınar diye tabir ettiğimiz yerden kaynak suları yanımıza aldığımız camel bagtaki suları

    kullanmamıza izin vermedi bile. zaten yol kenarlarından akan berrak sulardanda içmek hoşumuza

    gidiyordu.heleki karşımıza çıkan minik şelale bu yürüyüşün hediyesiydi sanırım.

    kısacası parkurdan ayrılmak istemiyorduk. bir taraftanda kırılan dallardan ve başka emarelerden etrafta ayı olabileceği tahmininde bulunuyorduk.batımızda kalan yüksek vadi güneşi erken kestiği için hava erken kararıyordu malesef ve yanımızda kendimizi savunacak 1 tane batondan başka malzememiz yoktu.

    haritadan baktığımız parkurun başka bir parkurla birleşmesi sonucu parkuru değiştirerek ilk molamızı

    "soğuk pınar" daki karşımıza çıkacak tek mekan olan "hasan'ın yeri"nde 5 saat sonra saat 17:00 de verdik. Mekan sahibinin daha önceden tanıdığımız Aytepe de bulunan "veysel Dayı'nın yeri" Mekanının sahibi Veysel Amaca'nın oğlu olduğunu öğrendiğimiz mekanda çayımızı yudumladıktan sonra Aytepeye çıkmanın güneş ışığından faydalanacağımızı düşündüğümüz rotamızı değiştirerek

    Veysel Dayının yeri'ne çıkmaya karar verdik.2 saatlik yolculuğun ardından "Veysel Dayı'nın Yeri"ndeydik. Orada karadeniz insanının misafir perverlikleri çok hoştu.gün kararmaya yüz tutmuşken 1.5 saatte kestirmeden ineceğimizi düşündüğümüz yola çıkma vakti gelmişti.her ne kadar ilk ayrıldığımız yer olan Kenan'ın yerine gelirken karanlık, orman içinde iyiden iyiye artsada, gözlerimiz topraktaki beyaz taşları takip edebiliyordu.

    yanımıza almadığımız kafa lambalarımızın pişmanlığını duyarken çoktan dönmüştük bile..

    saate baktığımızda 20:30 du.yani biz 8 saattir yoldaydık.. eve döndüğümde doğanın huzuru ruhuma yansımıştı...

  3. iilhan 31 Ağustos 2012

    harika resimler.. keşke bizler de böyle şeyler yaşayabilsek.. teşekkürler keremcem..

  4. keremcem3333 30 Ağustos 2012

    geçen hafta gittiğimiz eski kerpe kampına 21 doğa sever arkadaşımızla iştirak ettik.

    öğleden sonra geldiğimiz yarı bakir sayılabilecek koyda çadırları kurmaya başladık.

    kurulumun ardından ufak bir denize girme teşebbüsümüz oldu.akabinde akşam için

    kamp ocağı ve gece için odun toplama faaliyetimizin ardından güneşin batışını karelemek

    isteyen arkadaşlar gerekli makine ayarlarını yaparak uygun pozisyon almaya çalışırken, çayını alan

    arkadaşlar kimi kumsala oturmuş, kimi sırtını dayamış çoktan güneşin batışını seyre dalmışlardı bile...

    sonrasında ateş başında yemekler yapıldı,çaylar demlendi derken rehberimiz daire şeklinde herkesi

    topladı ve şarkılar,türküler,muhabbetin ardından bir arkadaşımızın doğum gününü kutladık.

    akabinde ufak bir gece yürüyüşünün ardından, köylü-vampir oyunu sona erdiğinde saatler 03:00 u gösteriyordu.herkesin çadırına geçip istirahate çekildiği anlarda kumsalın bir köşesine geçip karanlıkta ayın şavkıyla parlayan sakin senizi ve sessizliği dinlemek huzur verdi.. saat sabahın 5'ini gösterirken ateş başında oturan bir kaç arkadaşa 10dk eşlik ederek dinlenmeye çekildim.belliki onlar sabahçıydı.. sabah olduğunda saygı değer bir abimin günaydın buyun çayınız sesiyle yeni güne başlarken, çadırdan çıktığımda uyanan son kişi olduğumu farkettim.. kamp ateşinin etrafında sucuk pişiren, bir tarafta denize giren,kimisi kahvaltısını yapmış çayını yudumlarken ufak bir deniz faslından sonra kalabalığa karışmıştım bile. öğleden sonra gah deniz kenarından,gah ufak tepelerden, geçişin müsade etmediği sarp ve dik yerlerde yüzerek trekkingimizi tamamladıktan sonra kampa döndüğümüzde sanırım herkesin karnı zil çalıyordu..paylaşmanın bir örneği olarak evde yapılan

    börekler,limonlu kekler ikram edildikten sonra kimi denize attı kendini kimi semaverden çayını alarak kumsala uzandı. rehberin getirdiği karpuz ikramından bir müddet sonra yine rehberin "-hadi arkadaşlar çadırlar toplansın" sözüne insanların yavaş reaksiyon göstermesi belliki kimsenin gitmek istemediği yada yeni bir haftaya başlamanın ağırlığından olsa gerekti...

    çıktığımız geri dönüş yolculuğu çok çabuk bitmişti sanki..

  5. keremcem3333 25 Ağustos 2012

    tşk.ler... bu hafta sonu kerpe'de kamp yapacağız.. döndüğümde sizlerle paylaşacağım...

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız