Cinsel taciz yasa tasarisi : Kadınlar ve çocuklar ile ilgili kanunları erkekler yazınca


| 11 Haziran 2014 | 0 yorum | 8025 gosterim

Kadın ve çocuklara yönelik cinsel suçların cezalarının artırılmasına ilişkin değişiklik tasarısı uzman görüşlerini dikkate almadan komisyonlardan geçti. Mağdurların yaklaşık yüzde doksanı kadın ve çocuk; suçluların, ları yazanların ve uygulayanların yüzde doksanından fazlası olunca, kanunların erkek egemenliğini koruduğunu, kadınların ve çocukların canını acıtmaya devam ettiğini görüyoruz.

Cinsel travmanın ruhsal ve çoğu zaman fiziksel etkileri çok ağır ve uzun süreli. Travmayla başa çıkmak, yaraları sarıp, hayata yeniden güvenle bakabilmek zorlu bir mücadele. Mağdurların akıl sağlığını muhafaza edebilmek ve kendilerini güvende hissetmek için kurumların ve yakınlarının desteğine ihtiyacı var. Fakat hak ve hukuk sağlaması gereken kurumlar adaletsiz, akıl sağlığı hizmetleri yetersiz, kriz merkezleri yok denecek kadar az ve ler çoğu zaman sessiz.

Yeni kanun tasarısı mağdur üzerindeki bedensel ve ruhsal etkileri araştırıp, destek sağlamak yerine bu süreci tamamen kaldırıyor ve sanıkların tedavi edilmesini öneriyor. Tacizcilere ise suçu ‘ani’ bir hareketle işlerlerse suçun azaldığını söylüyor.  Çocuklara karşı işlenen suçlarda ‘taciz’ ve ‘saldırı’ ayrımı geliyor ve taciz durumunda cezanın azalması söz konusu. Üstelik 6 aydan sonra bildirilen taciz zaman aşımı sebebiyle ceza almıyor. Mağdurların yanında olma iddiasında olan değişiklikler, mağdurların haklarını elinden alırken tacizcilere indirimler getiriyor.

Her yaşta ama özelikle çocukken yaşanan cinsel taciz bireyin hayata bakışını ve kimlik duygusunu etkileyen en zor tecrübelerden biri. Cinsel taciz yüzde yetmiş oranında aile içinde ve aileye yakın birisi tarafından gerçekleştiriliyor. Özellikle çocuklar için bildikleri tek ailenin bir üyesi ya da yakını tarafından yapılan tacizin uygunsuzluğunu idrak etmek çok zor. Çoğu mağdur çocukken başına gelenleri çocukluktan çıktığında anlamlandırıyor ve yıllarca ertelenmiş bir travma yaşıyor. Yaşadıkları ihanet ve aşağılanmanın şokuyla ailelerine, yakınlarına sığınan mağdurlar sessizlik, inkar ve suçlama ile karşılaşıyorlar. Çareyi devlet kurumlarına başvurmakta arayanlar ise tacizcileri koruyan yasalarla.

1950lerde Bowlby tarafından geliştirilen ve son birkaç on yılda nörobilim araştırmalarıyla desteklenen Bağlanma Teorisi bize çocukların çok küçük yaşta aileleri ya da diğer bakıcılarıyla olan ilişkilerinin, hayatlarının geri kalanında kurdukları yakın ilişkileri ciddi bir şekilde şekillendirdiğini söylüyor.  Güvenlik duygusu, ilişkilere bakışımız, duygusal ve sosyal gelişim ve ilişkilerdeki zorluklarla nasıl başa çıkacağımız konusunda bu erken dönem ilişkiler rehber görevi görüyor. Duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarımız için ailemize muhtaç olduğumuz bu hassas dönemde, en yakınlarımız tarafından yaralanmak, anlaşılması ve tamir edilmesi zor bir travma. Çoğu zaman mağdurlar uzun yıllar toksik ortamlarda tacizcileriyle birlikte yaşamak ve bu zor tecrübeyi tekrar tekrar yaşamak, hatırlamak zorunda kalıyor. Sağlıklı, güvenli bir ortamda yaşama hakları hayatlarını uzun süre etkileyecek şekilde ellerinden alınıyor.

Böylesine yaygın, böylesine içimizde, komşumuzda, yanı başımızda gerçekleşen bir caniliğe karşı sessiz ve ilgisiz kalmak, suçluları cezasız bırakmak belki de çocuklarımıza karşı işlediğimiz en büyük suç. Bu algı, farkındalık ve müdahale eksikliğinin, farkında olmasak da, kolektif bilinçaltımızda etki bırakmaması mümkün değil.

Çocukluk travmasının psikolojik sonuçlarından biri Kimlik Çözülmesi. İnsan beyni baş edilmesi zor bir tecrübeyle karşılaştığı zaman, kendini korumak için verdiği tepkilerden biri, beynin hafıza, düşünce, duygu ve kimlik anlayışı ile ilgili bölümünü devreden çıkarmak. Bu durum kişinin korku ve açıdan geçici olarak kaçmasına yardımcı oluyor.  Duygu, düşünce ve hafızalarıyla bağlantısı sıklıkla kopan kişilerin ise kişisel tarih ve kimlik anlayışları ciddi bir şekilde etkilenebiliyor.

Toplumsal olarak çocuklarımızın ruhlarının ve bedenlerinin yaralanmasına karşı hala ayaklanmamış olmamız belki de mağdurlara olarak yaşadığımız kolektif kimlik çözülmesi ile açıklanabilir. Suçluluk duygusu ve utanç ile bu zor tecrübeye bakamama ve kendi sorumluluğumuzu görmemek için kafamızı çevirmemiz belki de bir patoloji ile anlaşılabilir. Fakat mağdurlara sizin tecrübenize bakamıyoruz, duymak istemiyoruz mesajı vermek, susturmak ve inkar etmek suça ortak olmak değil midir? https://cellspyapps.org

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız