YANKI NOKTASI’ ndan AFFEDİP HAFİFLEMEYE…(2/2)


| 07 Mart 2013 | 0 yorum | 2065 gosterim
affetmek1

 

Hafiflemek, özgürce hayata kaldığımız yerden başlamak için bağışlayıcı olmak gerek. Tıpkı  Sunay Akın’ın dediği gibi;

‘’Kızmıyorum artık hayata…

  Bakıyorum, seçiyorum,

  Gülüyorum, geçiyorum…’’ diyelim biz de.

Bunun için de kendimize acı vermeye son verip; kendimizi belki de yeniden keşfetmemiz gerekli. Affederek…

Bu anlamda konunun uzmanları şöyle diyor;
*Affetmek, unutmak, silmek değil aslında. Sadece geçmişte yapılanların yıkıcı etkisini ortadan kaldırmaya çalışmak demek;

*Affetmek, yapılanları onaylamak, hoşgörmek, önemsizmiş gibi kabul etmek değil. Tam tersine yapılanların kötü olduğunu, kalbimizi incittiğini, içimizi acıttığını bilerek yola çıkma hali.

*Affetmek, fedakarlık ve bir şeylere katlanmak değil. Hata yapanın özür dilemesini, değişmesini beklemek de değil.

*Affetmek, o ANA mahsus bir durum değil, aslında bir SÜREÇ… Zaman içinde sabırla yavaş yavaş olan bir seçim yolu aslında. Amaç ise bizim öz mutluluğumuz, rahatlamamız, ruhen özgürleşmemiz ve hayatımızı sağlıklı mutlu yaşamamızın yegane yolu.

*Affettiğimiz kişiyi sevmek zorunda değiliz, ilişkimizi sürdürmek zorunda da değiliz.

*Ancak affetmeyi gerektiren yaranın bazı hallerde deşilmesi gerekirse bunun cesaretle yapılması şart. Çünkü affetmenin gerçek yolu buradan geçiyor.

*Affetmek, kendimize verdiğimiz en büyük ARMAĞAN aslında. Acı, öfke, kin, nefret gibi olumsuz hislerden ÖZGÜRLEŞMEK demek. Geçmişe değil, hep belirttiğimiz gibi ŞİMDİNİN farkına vararak, GELECEĞE yatırım yapmak demek. Kısacası Affetmek; kendini yiyip bitirmek ya da kişiye bedel ödetmek yerine; var olan enerjimizi, kendimizi geliştirmek adına kullanmamızı sağlamak demek…(ben bu tanımı çok sevdim)

Peki ya affedemezsek ne olur?

Kendimizi güçsüz hissederiz. Ruhumuz o yüklerin baskısı altındayken hayattan hiç zevk alamayız. Sürekli o negatif duyguların ( intikam, öç alma, haddini bildirme, gurur, kıskançlık, pişmanlık,  kendimizi haklı gösterme çabası, sevgisizlik, affedemeyeceğine inanma, o kişinin mutluluğunu istememe gibi… ) ağırlığı altında ezilir dururuz. Ve hepsinin sonunda hayır deme zorluğu, kendi bireysel sınırlarımızı çizememe ve farkında olmadan kendimizi cezalandırma durumu ortaya çıkar. Sonuçta mutsuz, umutsuz, kırgın, hayata küskün bireyler topluluğu ile karşı karşıya kalırız diyor uzmanlar.

O halde gelin tüm bu negatif duygulardan kurtulalım ve zoru başarmanın, affetmenin keyfine varalım. Tüm bu nahoş duygular, öfke, kin ve nefret yerini bağışlamanın o dayanılmaz hafifliğine bıraksın diyorum ben.

Bu hafifliği kucaklamak için yine uzmanların birkaç önerisi var. Gelin kısaca onlara göz atalım.

*öncelikle travmayı kabul etmek ve yüzleşmek,

*kendi iç sesimize kulak vermek,

*sınırlarımızı çizmek, kendimize güvenli bir alan yaratmak,

*kendi duygusal tepkilerimizle yüzleşmek,

*öfke enerjimizle sınırlarımızı fark etmek,

*sabır göstertmek,

*acılarla, objektif olarak cesaretle yüzleşmek (hatta gerekirse çocukluk dönemindeki travmalara kadar inmek)

*duygularımızı dinlemek, bilinçaltına atmadan duygularımızın rehberliğine izin vermek,

*güçlü olduğumuzu hissetmek,

*ilaçlara sığınmamak, çok gerekirse ve yalnız başaramıyorsak uzmanlardan yardım almak, ama bizi en iyi anlayanın en çok kendimiz olduğumuzu unutmamak,

*duygularımızı ifade etmekten çekinmemek,

*kendimizi, kendi ruhumuzu iyileştirdiğimize inanmak.

Evet, kendimize bu güzel armağanı verebilmek için; biraz çalışmak, emek harcamak, pes etmeden, yılmadan, CESARETLE yaşananları göğüslemek ve hayatın her adımında olduğu gibi zoru başarmak gerekiyor. Ama başardığımızda duyacağımız o hafiflik, o yeniden doğmuşluk her şeye değer inanın bana. Ve ben eminim ki hepimizde bunu başaracak kocaman yürekler var.

Ne dersiniz, şimdi hayatı ve gökkuşağı misali renklerini kucaklamaya var mısınız? Şimdi kendi iç dünyamıza kısacık bir gezinti yapmaya, affedemediklerimizi hemen bugün ERTELEMEDEN affetmeye var mısınız? Yeniden düşünmeye, bağışlamayı bir alışkanlık haline getirmeye var mısınız? Hayata sımsıkı sarılmaya var mısınız?

Eğer bu sorulara içtenlikle ‘’ben varım’’ diyorsanız; şimdi gelin asıl olanı yapalım ve kendimizi affetmekle işe başlayalım. Kendimize karşı olan içerlemeleri serbest bırakalım. Tüm o suçluluk duygularını, kınamaları, kendi kendimize koyduğumuz o yasak ve cezaları kaldıralım. Kendimizi SEVGİNİN ENGİN DENİZİNE bırakalım. Kendimize yüklenmeyi terk edip, her parçamızı SEVGİYLE AFFEDELİM…

Ve bunu hemen şimdi yapalım hayat geçip gidiyor, beklemenin ertelemenin bir gereği yok çünkü. Bu anlamda bakın Arthur Miller ne diyor?

‘’Önceden öğrenenler indirimli fiyattan öğrenirler.

  Otoriteden öğrenenler özgürlük bedeliyle öğrenirler.

  Deneyerek öğrenenler etiket fiyatından öğrenirler.

  Hayattan öğrenenler gecikmek zammıyla öğrenirler.

  Hayattan da öğrenemeyenler boşa gitmiş hayatlarıyla öğrenirler.’’

Şimdi bir kez daha soralım kendimize daha ne kadar bekleyeceğiz? Boşa gitmiş hayatlara yazık olmuyor mu; yaşamak bu denli güzelken…

Nobel Barış Ödülü sahibi Desmond TUTU’nun dediği gibi ‘’Bağışlama olmadan gelecek olmaz.’’   O halde yarını güzelleştirmek, ANLarı kaçırmadan yaşamak için ilk adımı atalım. Affetmek, bağışlamak, intikamın o yakıcı ateşinden kurtulmak ve yenilenmek gerekiyor her ne yaşanmış olursa olsun… ve her şeye inat yine de TEBESSÜMLE HAYATA SARILMAK asıl olan.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

30.01.2013

 

 

 

 

 

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız