Bilinç Yitimi


| 12 Eylül 2005 | 0 yorum | 3151 gosterim
12904

Oysa çok bıktım ben Türkiye’deki bu şuursuzca davranışlardan.


Sabahın bir saati ve benzincinin kasasında ciddi bir kalabalık var. Denize ekmek atıldığında ekmeğe üşüşen balıklara benziyor kasada ödeme yapmak isteyenler. Ya da kantinlerde ellerindeki parayı uzatarak “bana da bana da” diye aynı anda bağıran ortaokul çocuklarına. Sıra bana geliyor nihayet.

Sadece bir saniye yan tarafa uzanıp bir çiklet almamı fırsat biliyor ve telaşla kredi kartını uzatıyor arkamdaki kadın. “100 milyonluk kurşunsuz” diyor…

Oysa yapmam böyle şeyler.
Ama o anda yapacağım tutuyor.

“Sırada ben vardım ve gerçekten sabırla dakikalardır bekliyorum” diye tıslıyorum kadının suratına bakmadan…

“Ama yoktunuz kasada” diyor kadın, gayet rahat.

“Nasıl yoktum hanımefendi, kolumu yan tarafa uzatmak nasıl yok olmak sayılabilir ki?”

“Ben bekleyemem sizin kolunuzu uzatmanızı” diyerek slipi imzalıyor ve gidiyor. Kasadaki diğer yüzlerse mendebur suratlı, makyajsız ve söylenen Iclal Aydın’a hayretle bakıyorlar.

İşte bu beni ayrıca bitiriyor.
Saygısızlığa sabır göstermem gerektiğini de nereden çıkarıyorlar ki?

Oysa…
Oysa çok bıktım ben Türkiye’deki bu şuursuzca davranışlardan.

Kendisinden başkasını ve insandan gaynsını yok sayan yeni popüler stilden.

Herkesin kendini bir bilen sanan hallerinden.

Kendini sevmenin ölçüsünü kaçıranlardan.

Ne ile karşı karşıya olduğunun dahi ayırdında olmayanlardan…

Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir televizyon programında arkamda oturan çok ünlü bir yazarla, şöhret olmak için yapamayacağı pek bir şey yok gibi görünen günlük popüler bir ismin konuşmalarına kulak misafiri oldum.

“Ay, siz kimsiniz” diyordu yazara işveli, güzel genç kadın “siz ne iş yapıyorsunuz?”

“Yazarım” diye mahcubiyetle
yanıt veriyordu karşısındaki gerçek beyefendi.

“Aaa öyle mi, ne yazıyorsunuz, ben okuyamıyorum gerçi, sıkılıyorum hep. Alıyorum kitapları sonra ikinci sayfada basıyorlar bana, ben de sıkılıyorum, bırakıyorum.”

Kanım tersten akmaya başlıyor.

Bu sonsuz özgüven, bu sonsuz bilinç yitimi bende göz pörtlemesinin ötesinde düşünsel pörtlemelere sebep oluyor!

Ya da..
Havaalanında bagaj sırası beklerken, orada yokmuşsunuz gibi omuz atarak sizi bir şekilde sıra dışına çıkaranlara “yahu ne yapıyorsunuz?” dediğinizde size “deli midir nedir?” diye yanıt vermeleri, bu iç çamaşırsız insanların “normal” sayılan davranışları, bu ters yüz durum sizde de o mantar gibi patlayan öfkeye sebep olmaz mı?

Kasadaki sırayı hiçe sayan şehirli kadınla, otobüs kuyruğunda önündeki kızı taciz eden adamın; siz ne iş yaparsınız, ay ben sıkılırım diyen ünlü kadınla, tepki gösterdiğinizde sizi deli mumalesi yapanın bir farkı yok aslında.

“Görmedim” diyor hepsi de sonuçta…

Başkasını görebilmek için bakmanız lazım.

Bakmıyorsunuz ki!
Benzincide kredi kartımı cüzdanıma yerleştirirken yanımda gazeteye göz gezdiren adam arkadaşına söyleniyor: “Pelin Batu’yla Mor ve Ötesi’nin Harun’u çevreci bir hareketin sözcüsü olarak Ankara’ya gideceklermiş. Peh, bunlara kaldıydı o iş!”

O anda elimdeki torbayı adamın eline verip kafasına şap diye vurmak geliyor içimden. (Üzgünüm ama vallahi geliyor.)

“Onlara kalmadıysa kime kaldı şekerim?”

Sabah sabah sinirli miyim yoksa bir zamandır bu tip arızalara tahammülsüz müyüm bilemiyorum..

Kim ne yapsa “sana mı kaldı” diye burun bükenlerin burunlarını sonuna dek büküp buruşturmak geliyor içimden…

İCLAL AYDIN

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız