Sevmeyi Bilmek-1


| 26 Nisan 2007 | 0 yorum | 913 gosterim

Zaten o gelip senin eline konmuş. Daha ne istiyordun ki. İsteseydi başkasının da eline konardı. O sana onu sevmen için müsaade etmiş zaten. Sen neden kaçmasın diye kapattın ki elini.


Buraya nasıl geldiğini dahi bilmiyordu.Sadece sevgilisiyle yaptığı kavgayı ve kapıyı vurup çıktığını hatırlıyordu.Arabaya atlayıp öylesine basmıştı gaza ve kendini,İstanbul da çok az kalmış ağaçlarla bezeli bir parkta, bu bank�ın üzerinde otururken bulmuştu�

Düşüncelerinde hep o suçlayıcı ifadeler vardı�

“Sen kıskanç,her şeyi yanlış anlayan ve her şeyden kötü bir anlam çıkarmaya meyilli birisin.”

Sevgilisi onu bu şekilde suçlamıştı.

“Ne var yani” diye geçirdi içinden

“Sen elin adamlarıyla internet’te mesajlaş ben aaa hayatım ne kadar iyi yapıyorsun mu diyeceğim? Yok yaa, tamam moderniz de o kadar değil hani. Bizim de içimizde bir taş fırın erkeği var.”

Bir senedir birlikteydiler sevgilisiyle ve iki aydır aynı evde yaşıyorlardı. Onu çok seviyordu ve onu mutlu etmek için her şeyi yaptığına inanıyordu. Ama o evdeki bilgisayarda başka erkeklerle konuşuyordu. İşin vahim tarafı bunun normal olduğu savunuyordu.

Damarlarında akan kanın yavaşlaması düşüncelerini biraz daha berraklaştırmıştı.

Etrafına bakındı. Oturduğu bank’ta yalnız olmadığını gördü.Yaşlı tonton bir teyze gülümseyerek ona bakıyordu.

“Bahar geldi”,dedi yaşlı teyze başını hafifçe öne eğerek. Sonra tekrar başını kaldırdı. İleride koşturup duran bir çocuğa bakarak.

“Bu benim son torun. En küçük olan oğlumun kızı. Arada bir Pazar günleri bize gelir. Eee çocuk bu devamlı evde oturmaktan sıkılıyor. Bizde bu parka geliriz arada”

İster istemez gözü çocuğa kaydı. Bir kelebeğin peşinde koşturup duruyordu küçük kız, bir o yana bir bu yana.

Kendi çocukluğu aklına geldi. Oda çok severdi kelebekleri. Hatta filmlerden gördüğü şekilde kelebek koleksiyonu bile yapmaya kalkmıştı bir ara… Tam çocukluğuna gitmişti ki küçük kızın can hıraş feryatlarıyla kendine geldi.

“Babaanne, babaanne baaaak yakaladım”

Küçük kız bu feryatlar içerisinde iki avucunu birleştirmiş koşarak onlara yaklaşıyordu. Babaannesi büyük bir sevecenlikle oturduğu bank’ta öne doğrularak,

“Neyi yakaladın yavrum” dedi.

“Kelebeği babaanne, kelebeği” dedi küçük kız. Sonra büyük bir sevinçle ellerini aralayarak babaannesine uzattı.

Evet küçük kızın elinde minik bir kelebek vardı. Ama hiç hareket etmiyordu. Küçük kız bunu görünce durakladı.

“Ama o ölmüş. Niye öldü babaanne o ölmesin ben onu çok seviyorum. Küçük kız hıçkırıklara boğulmuştu.”

Babaanne torununu teselli etmeye çalışarak..

“Demek ki fazla sıkı tutmuşsun”, dedi

Küçük kız çocukça bir reddedişle

“Hayır o geldi benim elime kondu. Bende kaçmasın diye diğer elimi üstüne koydum.”

Babaanne torununun hıçkırarak anlatışına, şefkatle onun başını okşayarak cevap verdi.

“Ama yavrucuğum zaten o gelip senin eline konmuş. Daha ne istiyordun ki. İsteseydi başkasının da eline konardı. O sana onu sevmen için müsaade etmiş zaten. Sen neden kaçmasın diye kapattın ki elini. O istemeseydi senin eline konmazdı. Onu kaçırmamak için elini kapatmasaydın belki hiç kaçmayacaktı. Ama elini kapatınca bak ne oldu”

Beyninde şimşekler çakıyordu. Babaanneyle torununun gittiği neredeyse bir saat oluyordu ama o hala babaannenin söylediği son sözleri düşünüyordu. Anlamıştı hem de her şeyi anlamıştı.

Aniden kalktı, arabasına binip geldiği hızla evine yol aldı. Ama bu sefer geldiği gibi bilinçsiz değildi.

Eve geldiğinde sevgilisini, iki kişilik hazırlanmış mükellef bir sofranın başında onu beklerken buldu.

Usulca mahcup bakışlarla onu izleyen sevgilisine yanaştı, kulağına eğilerek, “Kelebeğim seni çok seviyorum, dedi”

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız