Öpüşme Üzerine


| 14 Ocak 2006 | 0 yorum | 14842 gosterim

Atalarımızın ilk olarak öpüşmeye ne zaman başladığını tespit etmek çok zor olsa gerek ama, sinema dünyası için işimiz daha kolay.

Kimilerince iki kişinin kimyalarının uyuşup uyuşmadığına ilişkin bir sınama ya da sınav olarak görülen öpüşme, hayatımızın en hoş ve heyecanlı anlarından olsa gerek. Sonucunda "enfeksiyöz mononükleöz" hastalığına yakalanma ihtimalimiz bulunsa da, sanırım, hayatımız boyunca sürecek eylemlerimizden birisi olmaya devam edecek…

Atalarımızın ilk olarak öpüşmeye ne zaman başladığını tespit etmek çok zor olsa gerek ama, sinema dünyası için işimiz daha kolay. Bakın Atilla Dorsay ve Turhan Gürkan’ın birlikte hazırladığı Sinema Ansiklopedisi’nin erotizm maddesinde bu ilk öpüşme nasıl anlatılıyor:

"…Sinemanın 1895′te genelleştirilmesinden bir yıl sonra Amerikan film şirketi Vitascope, ‘Öpüşme- The Kiss’ isimli birkaç dakikalık bir filmde, May Irwin’le John C. Rice’ın öpüşmelerini milyonlarca Amerikan, sonra dünya seyircisine seyrettiriyordu. Bugün inanılmaz masumlukta gözüken bu öpüşmenin, o zamanın seyircileri üzerinde ne büyük bir etki yaptığını anlamak ve anlatmak kolay değil. Çünkü ‘ilk kez’ bunu görüyorlardı, özel bir durum olan öpüşmeyi ilk ez böylesine yakın planda ve uzun olarak karşılarında buluyordu insanlar. Bu sahnenin içerdiği erotik güç, belki de sinemada hiç yinelenmedi dense yeridir…"

Yazarın yorumuna katılıyorum ve seyirci erotizmle ilk kez, "Temel İçgüdü" filmiyle karşılaşsaydı, o sinema salonunun manzarası nasıl olurdu, meraklanmadan edemiyorum.

Aynı kaynağa göre bizim sinemamızda ilk örneğe ise, 1917′de "Pençe" filminde rastlanıyor. Eh, bu alanda Batı’yı yakalamakta pek gecikmemişiz anlaşılan, arada topu topu bir 22 sene var!..

Söz sinemadan açılmışken, ilk fransız öpücüğünün 1961 yılında "Splendor in the Grass" filminde Natalie Wood ve Warren Beatty tarafından uygulandığını hatırlatalım.

Kendi yaşamlarımızda bu ayırımı yapmasak da, kamu alanına girdiği için olsa gerek, sinema ve yayıncılıkta erotik-porno ayırımı hep yapılıyor. Dahası, bu ayırım hiç bir zaman net bir biçimde yapılamıyor. Kişiden kişiye değişebildiği gibi, zaman içinde de ölçütler değişebiliyor. Bazen sınırlar birbirine çok yaklaşabiliyor… Filmlerdeki öpüşme ya da diğer temas’lı sahneleri izlerken bir ayırım yapabilmek için elimizde çok sağlam kıstaslar olmasa bile, şu cümleyi bilgilerinize sunmadan duramayacağım: "…Erotizm pornografinin tersine fantaziler ile değil imgelerle çalışır. Pornografi, izleyende ‘olaya’ katılma hissi uyandıracak fantastik semboller kulanırken; erotizm, izleyicinin önüne kendi özel yaşantılarını irdeleyebileceği, başka özel yaşantıların imgelerini sunar…"(Şükrü Angın, Edebiyat ve Eleştiri, Sayı 5, sf:64)

Neyse biz en iyisi erotizme fazla girmeyelim, çünkü hayli kapsamlı bir konu.

Öpüşmelerden devam edelim.

Pek çok konuda olduğu gibi, öpüşmede de, toplumu rahatsız ve tedirgin edecek durumlar söz konusudur. Hiç kuşkusuz bunlardan bir tanesi, aynı cinsten insanların birbirleriyle öpüşmesidir. İki erkeğin ya da kadının birbiriyle öpüşmesi, toplumun geneli için normalden sapmış bir durumdur. Buna rağmen, iki erkeğin ya da kadının cinsel içerikli öpüşmesi yanında, iki Rus erkeğinin geleneklerine uygun olarak birbirleriyle dudak dudağa öpüşmeleri bizi fazla rahatsız etmez. Ruslar lehine bu tolerans elbete, bu öpüşmelerin cinsel talepli olmamasından kaynaklanıyor…

Öpüşmenin çok kısa tarihçesini öğrenmek isterseniz, 20 Temmuz 1997 tarihli Gazete Pazar’da Süreyya Babaoğlu’nun derlediği bilgilere göz atmanız yeterli:

9 Mart 1562′de Napoli’de öpüşmenin cezası ölüm!..

5 Nisan 1910′da Fransa demiryolları, rötarlara sebep oluyor diye, çiftlerin öpüşmesini yasaklıyor.

25 Aralık 1913′te New York’ta bir çift umumi bir yerde öpüştükleri için 15 dolar para cezasına çarptırıldıkları gibi tutuklanıyorlar da!..

10 Ocak 1995′te İtalya’da direksiyon başında öpüşmek yasaklanıyor.

29 Mayıs 1995, Bir ankette, anket kapsamındakilerin üçte ikisinden fazlasının bulaşık yıkarken öpüştükleri tespit edilmiş!

8 Ekim 1996, North Coraline’da 6 yaşındaki bir erkek çocuğunun bir kız arkadaşını yanağından öpmesi sonucu doğan ‘öpücük krizi’nin cezalandırma ile sonuçlanmasının protestolara hedef olması sonucu okul yönetim kurulu ‘cinsel taciz’ politikasını gözden geçirmeye karar veriyor…

Şimdi şu habere bakın:

"Borsaya hayat öpücüğü

Başbakan Mesut Yılmaz’ın ‘önlem paketi’nden borsacılara büyük destek çıktı. Paket yatırımcıya vergi kolaylığı, yeni kaynak aktarımı ve yabancı sermaye girişi öngörüyor."

Öpücük sözcüğünü insan böyle bir cümlede görünce ister istemez tedirgin oluyor. Borsa ve öpücük bana göre hiç de uyumlu bir çift olamıyorlar.

Kim ne derse desin öpücük, insanlar arasında gerçekleştiği zaman güzel bana göre… Baba ve annenin çocuklarını şefkatle öpmeleri, sevgililerin aşkla ve sevgiyle birbirlerini öpmeleri… Yoksa, borsayı öpmekten kimseye yarar gelmez ve hiç bir estetik yönü de yok!

Yavaş yavaş öpücükten soğumaya başlarken, imdadımıza bilimciler yetişiyor:

"Tabii ki hayır. Özellikle yanaktan öpüşmek hatta aynı kaptan yemek yemek ile bulaşmaz.

Bulaşması için öncelikle kan teması şarttır. Isırarak öpüşmekte ise kan teması sağlanacağından bulaşma gerçekleşebilir. Fakat bu bulaşma bile sizin tam olarak AIDS olduğunuz manasına gelmez. Daha vahimi siz AIDS olmazsınız belki ama vücudunuz taşıyıcı olur. Dolayısı ile hastalığı bulaştırma riskiniz çok daha fazladır. LÜTFEN DİKKAT…"

Demek ki, partnerimizi ısırmadığımız takdirde, öpücükten bir zarar görmemiz söz konusu değil!

Milliyet yayınları’ndan çıkan Batıl İnançlar kitabından yapacağımız bir alıntıyla, yazımıza son verebiliriz. Okuyun bakalım, bütün yabancı filmlerde, nikah kıyılır kıyılmaz, neden gelin ve güvey hemen öpüşmeye başlıyorlarmış!

"Evlilik töreninden hemen sonra gelinle güveyin öpüşmesi çok eski bir gelenekten kaynaklanmaktadır. Bir zamanlar yeni evli çiftler ilk cinsel birleşmelerini herkesin gözü önünde yaparlardı. Böylece evliliklerini tanıkların önünde gerçekleştirmiş olurlardı. Bunu yapmazlarsa, o dönemdeki dinsel inanışlara göre evlilik gerçekleşmemiş demekti. Bu gelenekten kala kala öpüşme kaldı günümüze."

Bizdeki ve başka ülkelerdeki öpüşme hikayeleri bir yana, öpüşmeyle ilgili olarak hayatımızdaki en ilginç anı "ilk öpücük" olsa gerek…

Sevgi dolu öpücükler üzerinizden eksik olmasın… Bir şiirle noktalayalım:

yıldızları havuza bakan
bir bahçenin
çözülmüştüm büyüsüyle

o suya eğiliyordu
bir kuğu beliriyordu

kuğu mu benziyordu gelinciğe
yoksa gelincik miydi kuğu

aklıma bile gelmiyordu bu soru

sözcüklerin sessizliğe çekildiği
o çocuksu ikindide
zaman
geçtiği her şeyi öpüyordu

Şiir:Enver Ercan

Alptekin Şimşek

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız