Mutlu Evliliğim


| 22 Ağustos 2005 | 0 yorum | 9929 gosterim

Evlilik ile ilgili mesajlara, karşı cinsi suçlayan sözlere ve sürekli ‘Ya Ben?’ beklentilerinden sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim.

İşte benim mutlu evliliğimin hikayesi…

Bundan 2 yıl önce evlendiğimde, eşim ile 3 sene süren uzun bir arkadaşlığımız olmuştu. Bir birimizi iyi tanıdığımızı düşünüyordum. Bir çok konuda iyi anlaşıyor, hayat görüşlerimiz bir birine uyuyor, bir birimizin fikrine gerçekten değer veriyorduk. Ben başka bir şehirde yaşıyordum, dolayısıyla görüşmelerimiz çoğunlukla telefonlar yada internet üzerinden mesajlar ile oluyordu. Fakat 3 sene boyunca türlü kavgalarımıza ve türlü sorunlarımıza rağmen iletişimimizi hiç koparmadık.

Sonunda ben nihayet okulumu bitirmiştim ve evlenmeye karar verdik. Fakat eşimin oturmuş bir kariyeri ve düzenli bir geliri olduğu için O’nun yanına taşınmamın daha doğru olduğuna karar verdik. Master programına kabul edilmiş olmama rağmen, teklifi geri çevirip, eşimin bulunduğu yere taşındım.

Eşim beni heyecanla karşıladı… Nihayet yıllardan sonra bir birimize kavuşmuştuk… Artık her şey mükemmel olacaktı….

Pek öyle olmadı…

Aradan daha bir ay bile geçmemişti ki sorunlar baş göstermeye başladı. Eşim ne olduğunu anlamadığım saçma nedenlerden dolayı sürekli olarak bana bağırıyordu. Örneğin telefonun sesini duymasam ve açmamış olsam akşama büyük bir kavga çıkıyordu, bir film seyrederken baş roldeki aktörden hoşlandığımı belirtsem, bütün gecemiz işkenceye dönüyordu, eski bir arkadaşım ile konuşsam kıyametler kopuyordu. Yaptığım yemekleri beğenmiyordu. Ne yapsam bunun tuzu eksik, bunun yağı fazla, bu kötü olmuş diyerek beni sürekli olarak eleştriyordu. Hatta sayısız defa önüne koyduğum yemeği reddetmiş ve gidip domates ekmek ile karnını doyurmuştu.

Her sözü ile beni iğneler olmuştu, sürekli şahsıma hakaret ediyordu… Bakışları küçük bir böceğe bakar gibiydi. Ne olmuştu bu adama böyle? Bu kadar kötü ne yapmıştımda benden böylesine nefret eder olmuştu… Her kavgamızın sonunda ağlayarak odaya kapanıyordum. Umurunda bile olmuyordu. Ağzından çıkan sözler içimi yakıyordu, bakışlarındaki nefret korkutuyordu ve buz gibi ses tonu kalbimi kırıyordu…Beni sevdiğine dair hiç bir işaret yoktu. Bana dokunmak bile istemiyordu, yüzüme bakmıyordu… Yakınlaşmaya çalıştığımda tiksinti ile geri çekiliyordu.

Benim tanıdığım, sevdiğim, değer verdiğim o sevgi dolu, şefkatli, iyi kalpli, bana bakarken gözlerinden sevgi fışkıran adam gitmiş yerine bu tanımadığım yabancı gelmişti. Artık işten geldiğinde, sevinçle kapıyı açmama rağmen, suratıma bile bakmıyordu, sanki az önce dünyanın en büyük suçunu işlemişim gibi tek kelime etmeden bilgisayarının başına oturur ve bir saat bana hiç bir şey söylemeden bir şeylerle uğraşırdı. Sonra sanki hiç bir şey yokmuş gibi ‘Yemekte ne var, karnım aç!’ der ve ne pişirmiş olursam olayım yüzünü buruşturarak, önünde zehir varmış gibi yerdi. Sanki bilinçli olarak beni üzmeye, beni kırmaya çalışır gibiydi… Gün geçtikçe sabrım tükenmeye ve gittikçe kırgınlığım artmaya başladı.

Bir gün ettiğimiz büyük bir kavgadan sonra tüm eşyalarımı topladım ve gitmeye karar verdiğimi söyledim… Yüzüme büyük bir nefret ile baktı ve ‘Bu evden çıktığın an, bir daha dönme!’ dedi… O kadar ciddiydi ki, ne yapacağımı şaşırdım. Bir tarafta henüz 5 ay bile olmamış yeni evliliğimden bu kadar çabuk vazgeçmek fikrini kendime yakıştıramazken, diğer tarafta bu işkenceye daha ne kadar tahammül etmem gerektiğini düşünüyordum. Ne yapacaktım? Kuyruğumu sıkıştırıp, yenilgiyi kabul edip baba evine mi yollacanaktım? Yoksa kaderime boyun eğip, yaptığım hatanın bedelini hayatımla mı ödeyecektim?

Pek kolay vazgeçen biri değilim. Dolayısıyla geri dönmek fikrinden hemen vazgeçtim. Zaten bu başarısızlığın vereceği utancı kaldırabileceğimi sanmıyordum.

Uzun uzun düşündüm ve bazı kararlar aldım.

1. Bir daha asla ağlamayacaktım…
2. Beni sözleri ile incitmesine asla izin vermeyecektim
3. Ben bu ilişkiyi öyle veya böyle ölene kadar yürütecektim.

Mutlu olmanın bir yolunu bulsam iyi olur diye düşündüm, öyle ya mademki bu adam ile yaşamı paylaşmaya karar verdim o halde bu en güzel zamanlarımı acı çekerek, nefretle ve intikam duyguları ile yaşamaya hiç niyetim yoktu…

İlk iş olarak zayıf, kolay incinen, her söze, bakışa ve davranışa üzülüp ağlayan kızı yok ettim. Mademki bu bir savaş, o halde güçlü olmalıydım. Karşımdaki bu yabancı hakkında hiç bir şey bilmiyordum… O halde öğrenmeliydim…

Hmm, sabahları uyanmaktan nefret ediyor, ve her uyandırdığımda beni bin pişman ediyor. O halde sabahları kendi uyansın!… Ertesi sabah saat 10 da uyanıp işe geç kalınca bir fırça yedim ama olsun… Gayet sakin bir ses ile ‘Bundan sonra saati ayarla ve kendin kalk, çünkü sabahları ben seni uyandırınca bana bağırmandan hiç hoşlanmıyorum…’

İkinci dikkatimi çeken nokta, işten gelince bir sebepten dolayı konuşmak istemiyor… Tamam, o halde bırak konuşmasın, sende bu süre içinde yemeği hazırla, yada başka bir şeylerle uğraş…

Yemeklerime laf mı söylüyor.. ‘Bırak söylesin’ dedim kendime, araya biraz şaka katarak ‘Öyle veya böyle bu kötü yemekleri yemek zorundasın’ dedim bir gün… Sonrada hiç umursamadan yemeğime döndüm.

Telefonlarını duymamaya, yarım saat geç kalmaya devam ettim… Her seferinde kızdı, bağırdı, küstü ama sonunda alıştı. O bana sesi daha yüksek bir telefon aldı, bende telefonu arka cebimde taşımaya başladım…

Bir gün eşimi iyi tanıyan aile dostlarımızdan biri ile konuşurken şu gerçeği anladım: Eşim kolay kolay güvenebilen bir insan değildi ve dahası birisine kalbini verebilmesi, kendini teslim etmesi çok zordu. İşin başında bana işkence ediyordu ki, gideceksem şimdi gideyim, o da bundan dolayı ilerde acı çekmesin… Eşime duyduğum sempati arttı ve güvenme konusundaki sorunlarına saygı duymaya karar verdim.

Ondan bir gecede bana güven duymaya başlamasını beklemedim. Bunu ben kazanmalıydım! Farkettim ki gerçektende, eşim kendini güvensiz hissettiğinde saldırganlaşıyordu. Bu teoriyi test etmeye karar verdim… Ne zaman bana saldırsa, kavga etse, surat assa, ona daha çok sevgi gösterdim. Yemeğini daha özenli hazırladım, benden bir şey istediğinde mutlulukla yerine getirdim, şikayet ettiği konuları dinledim ve haklı olduğu noktaları buldum. Bana kızdığında kendimi savunmak yerine, kızmakta ne kadar haklı olduğunu söyledim. Eski arkadaşlarımdan sadece rahatsız olmadığı insanlar ile görüşmeye devam ettim, geri kalan herkes ile ilişkimi bitirdim.

Her aşamada Ona olan sevgimi, bağlılığımı, aşkımı göstermek için uğraştım. Bunun için sonsuz sabır, anlayış ve şefkat gösterdim. Hiç bir zaman ona olan saygımı yitirmedim. Bana ne kadar ters gelirse gelsin, eşimin düşüncelerine, fikirlerine ve duygularına saygı duydum ve anlamaya çalıştım. Her hali ile, negatif ve pozitif tüm özellikleri ile onu sevdiğimi anlaması için uğraştım.

Emeklerim boşa gitmedi. Yavaş yavaş sakinleşmeye, çabalarımı görmeye, gerçekten kendisini sevdiğimi ve değer verdiğimi farketmeye ve hepsinden önemlisi bana güvenmeye başladı.

Aradan iki sene geçti. Yoğun bir emek harcadık birbirimize ve ilişkimize. Her dakikamız büyük bir mücadele içinde geçti. Birlikte olabilmek için, sürekli olarak kendi içimizdeki seslerle savaştık. Artık eşimin bana sesini yükselttiği zamanlar o kadar azaldı ki, hiç bir şey için bağırmıyor… Telefonumu açmasam, televizyondaki artiste laf söylesem yada biraz geç kalsam, şaka ile geçiştiriyoruz. Yemeklerimi hala çok beğenmese bile, artık ‘Dünyanın en güzel yemeğini yedim!’ demeye başladı… Sırf beni mutlu etmek için…

Artık bir ağrım olduğunda, beni defalarca telefonla arayıp, nasıl olduğumu soracak kadar özenli bana karşı. Evlilik yıldönümünü, doğum günlerini ve bütün kutlamaları hiç sevmeyen eşim, aylar öncesinden dışarda yer ayırtmayı planlamaya başladı.

Eskiden beni dinlemeye bile tahammülü olmayan eşim şimdilerde bana özel zaman ayırıyor konuşmam için. Hala söyleyeceklerimle çok ilgili değil, ama beni dinlediğini göstermek için çaba sarfediyor.

Eskiden sadece kendi istediklerinin sadece kendi istediği zamanlarda olmasını isteyen eşim, şimdilerde benim ne istediğimi soruyor ve önceliği bana veriyor. Örneğin geçenlerde televizyonun kumandasını bana verdi ve ne istersem seyredeceğimizi söyledi!!

İşten geldiğinde hiç vazgeçmediğim gibi hep onu neşe ile karşılarım kapıda, şimdilerde bana sarılıp kocaman bir öpücük vermeden içeri geçmiyor. Tamam gene bilgisayarının başına geçiyor ama 10 dakika sonra koltuğa uzanıp, yanına gitmem için elinden geleni yapıyor… Mesela korkunç sesi ile ‘hadi yanıma gel sevgilim’ şarkısı gibi…

Artık eşim, banyoda duş alırken şarkı söylüyor, odanın ortasında kendince dans ediyor ve her fırsatta beni güldürmek için espriler yapıyor. En çok hoşuma giden ise gece yarısı uykuda iken, beni ne kadar çok sevdiğini mırıldanıyor… Bana sarılıp, sen benim hayatımsın diyor ve tekrar uyumaya devam ediyor…

O benim için hayatımın aşkı… Her şeyi ile sevdiğim, üzerine titrediğim, gözüm gibi baktığım eşi benzeri olmayan insan. Ve biliyorum ki, bende onun için öyleyim…

Fakat tüm bunlar bir gecede, kendiliğinden olmadı, bazı noktalarda kendimizi geliştirmemiz gerekti, emek vermemiz, çaba sarfetmemiz, büyümemiz gerekti:

İlişkimize daha az ciddiyet, daha fazla espri katmak gibi… Bazı ciddi konuları illede ciddiyetle konuşmak gerekmiyor, arada bir şaka ile bahsetmek bile büyük farklar yaratabiliyor.

Diğer önemli bir nokta zaman vermek. Bazen karşınızdaki insan sizin istediğiniz değişimleri göstermeye hazır olmayabilir… Sabretmek ve ihtiyaç duyduğu zamana saygı göstermek gerçekten önemli.

Saygı, saygı ve gene saygı… İstemediği hiç bir şeyi yapmaya zorlamamak, tercihlerini eleştirmemek, fikirlerini küçük görmemek ve yanlış olduğunu ıspatlamak yerine haklı olabileceği üzerinde durmak.

Şefkat ve anlayış ile yaklaşmak…Kendini kötü hissetmesi için değil aksine hep iyi hissetmesi için çabalamak. Biz birbirimizin yanında dünyanın en özgür iki insanı gibi hissediyoruz. İşte bunu sağlamak için, her hali ile o insanı kabul etmeyi öğrenebilmek gerek.

Özgür bırakmak…Biz bir birimizin özgür olmasından korkmamayı öğrendik (hala öğrenmeye devam ediyoruz). Benim tercihlerim, eşimin tercihleri ile aynı olmak zorunda değil ama bu birbirimizi sevmediğimizi göstermiyor. Ben bütün günümü kitap okuyarak geçirmeyi isteyebilirim, o ise bilgisayarında çalışarak… Eşim eğer bundan mutluluk duyuyorsa, neden olmasın?

Konuşmak ise en önemli gelişmemiz oldu. Hala tüm duygularımızı net olarak açıklayamıyoruz, ama artık kızmadan, bağırmadan kendimizi ve farklı görüşlerimizi ifade etmeyi başarabiliyoruz. Bu konuda hala uzun bir yolumuz var belki ama doğru yolda ilerliyoruz…

Kısaca sevgili arkadaşlar, biz birbirimizden hiç vazgeçmedik… İşe o zaman birbirimize güvenebileceğimizi anladık.

Sevgilerimle

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız