Efulime…


| 01 Ağustos 2006 | 0 yorum | 2940 gosterim

Tarih 29 Mayıs 2004… Yer Eskişehir… Görev için gelmişim bu şehre, otelde kalıyorum. Sabah altıda kalktım, amacım havuza inmek, yedide açıldığını bilmeme rağmen… 

Yapacak bir şey yok, deneyeceğim, çünkü erken çıkacağım otelden. Kapıyı açtı kartım, ışıklar yanmış, TV de açık. Buraya kadar her şey normal… Demek ki yasak bir şey yapmıyorum, diye düşünüyorum. Havuz kısmına geldiğimde görevli ben seslenemeden kaybolup gitti. Havuza herkesten önce gitmeye çalışırım ki kimse yüzerken rahatımı bozmasın. Ama huzurumu kaçıran başka bir şey var; korku filmlerinden etkilendiğimden midir nedir, havuzda ben yüzerken biri sessizce süzülecek gibi gelir bana. O yüzden de her an tetikte bekler, etrafımı kontrol ederim. Yarım saat yüzdüm yüzmedim, kulacımı atarken koltukaltımdan birinin beni seyrettiğini farkettim. Yaşadığım korku saniyesinde eyvah, yakalandım hezeyanına dönüştü. "Burada ne işiniz var?"… Hadi, açıkla bakalım… Gevelemedim, gerekçemi söyledim. Bundan sonrası kural ihlali ile ilgili değil, yaptık bir kere, geçelim…

İlk görüşte aşk diye bir şey varmış. Bakışları kadife gibi, o kadar güzel bakıyor ki… Sesi o kadar hoş ki… Gözlerimizi birbirimizden ayıramadık. Dahası sohbete başladığımızda, o kadar çok ortak noktamızı keşfettik ki, benden bir tane daha varmış, diye düşündüm. Ya da yarımı buldum diye de açıklayabiliriz. Sözün bittiği anlar olur ya hani, bunu birkaç kez yaşadık. Ama yeni konu açma çabamızı görmeliydiniz, ne O bırakabiliyordu, ne ben yüzmeye devam edebiliyordum. Ben suda, O tepemde 1,5 saat konuştuk zamanın nasıl geçtiğini anlamadan… O an aklımdan geçen dizeler; "Bir şey var aramızda, senin yanan yüzünden belli, benim dilimin ucunda…". O kadar tanıdık ki… Yıllar önce yollarımız kesişmiş, kesişmekle kalmamış da bir ömrü beraber geçirmişiz, sonra da ölüm ayırmış gibi bir his… Sanki kaldığımız yerden devam ediyoruz, hasretimizi giderirken… Bu fiziksel bir tutku ya da etkilenme değil, bundan eminim, ikimizin de emin olduğunu biliyoruz, bunu istesek de saklamamıza imkan yok. Gözlerimiz her şeyi anlatıyor, kelimelere ihtiyacımız yok. Zaman daraldığında, beni akşam çay içmeye davet etti. Yemekten sonra inşallah, dedim. O giderken ardından "bana aşık oldun, biliyorum" diye geçirdim içimden, "yarın sabah gene geleceksin"… Ve o an hissettiğim şu ki, orda konuşurken bir an sussa, elini uzatsa ve beni sudan çıkarsa, aynı sükûnetle götürdüğü yere giderdim…

Günüm mutlu başladı, günboyu gözleri gözlerimin önündeydi. Öğleden sonra otele geldiğimizde lobideydim, hiç görmeyi tahmin etmiyordum, çünkü o saatte orda olması imkan dahilinde değildi, akşam görme ümidini taşıyordum. Birden yanımdan geçen birini hissettim ve başımı kaldırdığımda O’nunla gözgöze geldim. Allah’ım sürprizlere bayılıyorum… Bu tesadüf olamaz. Konuştuk, aynı güzel gülüş, aynı sıcak gözler… Bir insan bu kadar mı içten olabilir? Ama heyecanını saklayamıyor, sesinde hissediyorum:) Beni havuza davet etti, uyuyacağımı söyledim, oysa çok isterdim gitmeyi. Arkadaşlarım yanımdaydı ve onlarla olmalıydım. Hem ne demeye gidecektim yanına? Sonradan öğrendiğime göre dört gözle beklenmişim… Akşam yemeğine inerken bir tesadüf daha olabilir mi, diye düşünmekteydim. Gözlerim O’nu aradı, ama rastlaşamadık. Olsun, ertesi sabah gelecek, biliyorum…

Sabah, tabi ki, yedide indim havuza. Bu kez daha sık kontrol ediyorum, ama gene gelişini yakalayamadım. Gizlice gelme ve izleme yeteneği haddinden fazla… Geldiği an yüzmeyi bıraktım ve gülüştük. Geleceğini biliyordum, dedi gözlerim… Yine uzun uzun sohbet ettik zaman elimizden akıp giderken. Ben gene suda, O ayakta… Bana neden akşam gelmediğimi sordu, ben de kendisini göremediğimi ifade ettim. İnsanlar gelmeye başladı ve zaman daraldı, ayrıldık. O gün otelden ayrılıyorum, muhtemelen bir daha göremeyeceğim, içime bir yumruk saplanıyor. Geç buldum, çabuk kaybettim. Kahvaltıda görür müyüm acaba, diye bir ümit de yok değil, ama nafile… Kararlıyım, kartımı bırakacağım, resepsiyondaki kız iletir değil mi? Bu arada deskte duran listeden hemen ismi ve soyadı gözüme çarpıyor. Doneler tamam, Google bana illa ki yardımcı olacaktır:) Lobide beklerken arkamı döndüm ve O’nu gördüm, mucize budur işte:) Kartımı verdim, kartını veremedi:)) Biraz geç buldu, diyelim… Mail adresini yazmaya çalışıyor, ben ısrarla ben mail atarım, diyorum. O kadar eminim mail adresine ulaşacağımdan demek ki, ama rezalet… Sevdiğini görünce şapşallaşan, sakarlaşan, eli ayağına dolaşan genç kızlar gibi… Elleri sıcacıktı ayrılırken. Yine karşılaştık ya, bunun bir anlamı olmalı.

İstanbul’a döndüm, beraberimde getirdim O’nu da ama… Bütün gün hayali gözümün önündeydi, sesi kulaklarımda…Ofise gider gitmez mail atacağım, karar verdim. Ertesi sabah bilgisayarımı açtığımda gözüme çarpan ilk mail O’nun. Böyle bir kalp çarpması yok… Saat yedide atmış, havuzdan döner dönmez. Gözleri beni aramış:) Hemen yanıt verdim ve mail adresini kaydettim. İsminde biraraya gelen bütün harflerin artık bir anlamı var benim için, akşam olsun eve gideyim de MSN’de rastlarım ümidi var içimde… Bütün gün gülümserken yakaladım kendimi, eminim insanlar da yakalamıştır.

Akşam bekledim, gelmedi. Tam yatmak üzereyken, bilgisayarımı kapatmak için uzanmışken geldi. Sonradan öğreneceğim elbet, beden saatlerimizin farklı olduğunu… Yatamazdım, çivilenip kaldım. Konuşuyoruz ama her an konu açılacak gibi tetikteyim. O kadar eminim ki… Eminiz ki… Konunun nasıl açıldığını hatırlamıyorum, bir kıvılcım yetti eteklerdeki taşları dökmeye… Tabi arada molalarla… Tansiyon çok yüksek. Sabaha kadar konuştuk. Sersemliyorum, bu kadar duygu yüklü olduğunu tahmin edemezdim. Bu kadarını, bu kadar aşık olabileceğini, bu yoğunluğu beklemiyor insan. Teslim oluyorum, bunu kendim kadar O’na da itiraf etmem gerek. Bir gecede bütün ezberimi siliyor, bütün ilkelerimi, kurallarımı… Aşkın kuralları yok, sınırı yok… Böyle başlıyor inanılmaz yoğun, dizginlenemeyen aşk… Kaybettiğimiz günlerin telafisi telaşıyla… Doludizgin… O’na susamışım, tenini çok özlemişim… Ruhumun en ulaşılmaz kıvrımlarına işledi, kalelerim teker teker düştü… Sevmek kadar sevildiğini bilmek de harika bir duygu… O’na; bana bu aşkı bahşettiği ve değer verdiği için, sonsuza kadar beni seveceğinden en ufak bir şüphe bile duymadan bana yanında huzuru yaşattığı için, benim olduğu için, hiç tatmadığım duyguları bana tattırdığı için binlerce kez teşekkür ederim.

Bu arada senaryonun bazı sahneleri eksik, sizin kadar benim için de… Anlattığı zaman bunun tesadüf olmadığını, kaderin ince ince işlendiğini dehşetle farkediyorum, bunun bilimsel bir açıklaması olamaz… İlk karşılaştığımız günün gecesi kapımda beklemesi ve muhtemelen benim o saatte uyanmam, niyeyse dışarı çıkma isteği duymam gibi… Ertesi sabah asansörde havuzun butonuna bastığım, bastığımı sandığım anda, kendimi lobide bulmam, Allah’ım n’olur adam farketmemiş olsun diye dua ettiğim adamın O çıkması gibi…

Meğer ilk sabah beni tahminimden çok daha uzun süre seyretmiş yüzerken. O’nun ilk görüşte aşık olma anı daha erken:)) Ya da ikinci sabah yine yanıma gelmeden önce uzun süre seyretmiş. Bu adam bana aşık… En az benim kadar… Allah’ım sana şükürler olsun, ama senden bir dileğimiz var, bunu hak ettiğimizi düşünüyoruz, dileğimizin de hakkıdır sanırız. O’nu yanımıza gelmesi için ikna et….

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız