Çirkin ördek bendim


| 17 Ekim 2005 | 0 yorum | 2556 gosterim

O çocuk ölmedi… Herkes onu gördü, bir o kız göremedi, yıllar geçti, yaşadığını bildi ve "ilk aşkımdı" deyip geçti…

Denizi olmayan küçük bir kasaba, birbirini tanıyan berberle, bakkalla, terziler, liseliler… Hergün evinden epeyce uzak lise yolunu arkadaşı Türkan’la konuşarak giderdi. Uzun lacivert formasının altına kot pantolon giyer, kalın çerçeve gözlüklerini takar, göğüsleri belli olmasın diye üzerine yelek geçirir, çarçabuk saçlarını iki melik örerdi.. Ders çalışmaktan başka birşey bilmezdi, aslında yakın arkadaşları da onun gibiydi.

Kasaba halkının eğlenebileceği tek yer çay bahçeleriydi. Her akşam özenle giyinilir, özel bir gün varmış gibi bu mekanlara gidilirdi ve sonra kasaba bitimine kadar yürünürdü, herkes birbirini görür, selam verirdi. Kızlar erkekler göz uçlarıyla birbirlerine bakarlardı, yolboyu yaparlardı.

İşte bu kızın da evi, kasaba bitimindeydi. Kendisinden dört beş yaş büyük, havalı, nam salmış delikanlılar her akşam üstü bu yol boyuna gelirdi. Sanki onun gözünde onlar, birer James Dean’di.

Yüreği o delikanlılardan birine kaydı, ama o kim, ben kim, dedi. İçin için onu sevdi, yüzünü kaldırıp birkez yüzüne bile bakamadı.

Birgün okulda, nöbetçi öğrenci onu çağırmaya geldi, ziyaretçin var, kapıda bekliyorlar, dedi. Tamam,dedi öylesine gitti.İşte o an dondu. Arkadaşları ve o delikanlı orda onu bekliyordu. İnanamadı, yüreği deli gibi çarptı, kıpkırmızı kesildi, sendeledi, arkasını dönüp koşarak sınıfına gitti, titriyordu. Arkadaşları başına toplandı, n’oldu, diye. O ise yalnızca Türkan’ın yüzüne baktı derin derin.

Okul bahçesinde uzun kavak ağaçları vardı, teneffüste onların altına otururlardı. O delikanlı ve arkadaşları, okulun telle çevrilmiş bahçe sınırının dışında durur, kızdan kendisine olumlu haber ulaşmasını beklerdi.

Bu kız "evet"diyemedi. İlişkiden korktu, çevreden korktu, onun yakışıklılığından korktu. Siyah motorsikletiyle, kız eve varıncaya kadar kaç kez yanından geçerdi. Yüreği güm güm atardı kızın.

Böyle geçti o yaz, sesini bile duymadan, yüzüne bile bakamadan.

Birgün Türkanların evinde otururlarken, annesi seslendi. "Türkan, yavrum! Hani babana motorsikletiyle tamir için havalı bir çocuk gelirdi ya, dünakşam kaza yapmış, içkilymiş motoruyla pastanenin camından içeri girmiş ve yazık, hemen orada ölmüş…"

Bir "an" ancak bu kadar uzun olabilir, ancak bu kadar donabilirdi.

"Ben gidiyorum" dedi ve koştu, geçtiği yollarda hep ağladı, o kalabalıkta kimseyi görmedi. Yemeden içmeden kesildi, dışarıyla bağı kalmadı. Günler geçti, ailesi ağzından tek kelime alamadı. Sonra öğrenmişler ki, babası bağırdı, "üzüldüğün bu muydu, serserinin biri eksilmiş" dedi.

Annesi onu odasında yalnız bırakmamaya, her gittiği güne onu götürmeye başladı. Hayat çok boştu, sokaklar boşalmıştı onun için….

Her gece yalvarıyordu "bunlar gerçek olmasın, o ölmemiş olsun, Allahım onu geri ver, onu bir daha hiç görmemeye razıyım, yalnızca yaşadığını bileyim" derken yüreği göğe çıkıp tekrar iniyordu.

Bir ay geçti. Yine annesi onu bir "gün"e sürüklemişti. O ise yandaki açık balkon kapısından dışarı bakıyordu. Kadınlar konuşuyordu, konuşuyordu.

Birara birşey duydu "O çocuk ölmemiş, hani kaza yapmıştı ya, yüzü parçalanmış, Bursa’daymış. Daha kalackmış hastanade ama atlatmış tehlikeyi" Dikkatle dinliyordu konuşmaları. "Ölmemiş mi_? diye onay almak istiyordu ama annesinin gözleri üzerindeyken, tepkisiz kalmaya gayret ediyordu.

O çocuk ölmedi, aylar sonra tekrar kasabaya döndü. Herkes onu gördü, bir o kız göremedi, yıllar geçti evlendi, çoluk çocuğa karıştı, hala göremedi, yaşadığını bildi ve "ilk aşkımdı" deyip geçti…

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız