ÇİĞDEM


| 17 Ekim 2012 | 3 yorum | 1869 gosterim
aptalcahatalar

Kırık plak gibi hep aynı şeyleri söyleye söyleye kapıyı çarptı, çıkıp gitti işte. Ağzım hala bir karış açık kapının ardından bakıyorum. Üç yıllık birliktelik bir “bam” sesiyle bitti. “Ellerime sağlık” mı demeliyim  yoksa “başım sağolsun” mu? Galiba “Allah kavuştursun” en ümit verici cümle olurdu bu durumda ama artık dönmeyeceğini biliyorum. Bu kaçıncı gidiş desem, hiç saymadım. Her seferinde gelirdi geri ama bu sefer dönmeyecek, adım gibi eminim. Gerçi elbiseleri hala burada iki çift ayakkabıyla beraber. Henüz seyredilmemiş bir kaç DVD, yarıda kalmış bir kitap, ocağın üzerinde pişirilmeye hazır cikolatalı sufle ve dağınık, uykuyla aşk karışımı kokan bir yatak.  Bunların hepsi zamanın durduğu, sanki geri gelinecekmişcesine olduğu gibi bırakılan, birlikteliğimizin kanıtı objeler. Ama benim için tek bir gösterge var bir daha bu eve dönmeyeceğine dair, makyaj malzemeleri. Hepsini alıp gitti. Bir tek ruj, herhangi bir koku ya da rimel hiç birini bırakmadı. Cımbızından fırçasına, pamuğundan tokasına kadar ne varsa aldı ve “baaammmm” kapının sesi yankılandı kulaklarımda

 

Halbuki daha düne kadar aynı yatağı paylaşıp aynı filmleri seyrederdik. Bana komik görünenler bazen ona hüzünlü gelir, bazen de ikimiz birden katıla katıla gülerdik. Karşılıklı hühgür hüngür ağladığımız da çok olmuştu. Zeytinyağlılara bayılırdı. Ona yemek yapmak en büyük zevklerimden biriydi. İş dönüşü eve geldiğinde küçük kedi yavrusu gibi koltuğa ilişmesi, onu sarıp sarmalamam, mır mır mır mır bana gün boyu yaptıklarını anlatması. Ahhhh aynadan bana bakışı, banyodan çıkışı, saçlarını taramam. İnce topuklu ayakkabı ve kot bu kadar mı yakışır bir insana. Bazen salaş bazen wamp bazen de en naturel görünüşü ile her seferinde kalbimi fetheden kadın çıkıp gitti işte. Peki neydi problem derseniz, tek neden çiçek. Yok yok, çiçek almamam değil kesinlikle. Sevgililer günü, yaşgünleri, ilk tanışma, ilk çıkış, tanışmanın ilk ayı, altıncı ayı, seneyi devriyesi, arada sürpriz çiçekler, yılbaşı, bayram, ilk öpüşme, ilk ….. herneyse işte bilumum ilklerin hepsinde kucağımda çiçeklerle buluşmuştuk. Hatta bir gece işden geç gelmişti, kırmızı gül yapraklarıyla doldurmuştum da evin içini, çılgınca çığlıklar atarak deliye dönmüştü, sabaha kadar gül yaprakları üzerinde sarmaş dolaş yuvarlanmıştık.

 

Bugün de elimde sevdiği çiçeklerle dolu bir buketle eve gitmiş kapıyı açıp içeri girmiştim. Normalde anahtarın sesini duyar ve fırlayıp yanıma gelir kucağıma sıçrayıp ayaklarını belime, kollarını da boynuma dolayıp uzun bir öpücük kondururdu dudaklarıma. Ama öyle olmadı, ben de biraz tedirgin olmuştum. Salona doğru yürüyüp koltuğu da boş görünce  “Çiğdem” diye seslendim. Bir elinde fırın eldiveni diğerinde çikolatalı krema topakları olan tahta kaşıkla mutfak kapısından uzandı. Dalgalı uzun saçları, kiraz dudakları ve kusursuza yakın kıvrımlı burnu bile hiddet ve şiddetten ışıl ışıl parlayan yeşil gözleri gizlemeye yetmiyordu.

 

“Çiğdem mi?”

“yok hayatım ne Çiğdemi, Gül, Gül hayatım dur bir dakika izah edeyim”

 

dememe fırsat bile bırakmadı. Tahta kaşığı tezgaha fırlatıp doğruca yatak odasına yöneldi, sırt çantasına iki blüz bir kot alıp sonrasında tüm makyaj malzemelerini doldurdu babetlerini de ayağına geçirip kapıyı açtı ve “Baaaammmm” Çıkarken takılmış kırık plak gibi “ Çiğdem ha, Çiğdem ha” deyip duruyordu.

Ben anlamıyorum, ofise niye yeni eleman alırken hep çiçek isimlileri alırlar, madem alıcaklar niye hepsinin isminin aynı olmasına dikkat etmiyorlar. Sonra yine anlamıyorum bir an için kendimi ofiste sanmış olamazmıyım yani. Ev ve ofis yanılsamasını hangimiz yaşamıyoruz ki. Matrix’deki kaşık gibi yani Gül ve Çiğdem, ofis ve ev, biz varmıyız ki yaşantımız doğru olsun. Dilim sürçtü işte olamaz mı yani ?

Erim CEBECİ

12.10.2012

Forumdan Yorumlar (3)

  1. erim cebeci 19 Ekim 2012

    Uzun zamandır okuduğum en güzel hikaye.. Bütün günün yorgunluğu gitti.. Kalemine sağlık Erim Cebeci...

    çok teşekkür ederim

  2. iilhan 17 Ekim 2012

    Uzun zamandır okuduğum en güzel hikaye.. Bütün günün yorgunluğu gitti.. Kalemine sağlık Erim Cebeci...

  3. admin 17 Ekim 2012

    Kırık plak gibi hep aynı şeyleri söyleye söyleye kapıyı çarptı, çıkıp gitti işte. Ağzım hala bir karış açık kapının ardından bakıyorum. Üç yıllık birliktelik bir “bam” sesiyle bitti. “Ellerime sağlık” mı demeliyim  yoksa “başım sağolsun” mu? Galiba “Allah kavuştursun” en ümit verici cümle olurdu bu durumda ama artık dönmeyeceğini biliyorum. Bu kaçıncı gidiş desem, hiç saymadım. Her seferinde gelirdi geri ama bu sefer dönmeyecek, adım gibi eminim. Gerçi elbiseleri hala burada iki çift ayakkabıyla beraber. Henüz seyredilmemiş bir kaç DVD, yarıda kalmış bir kitap, ocağın üzerinde pişirilmeye hazır cikolatalı sufle ve dağınık, uykuyla aşk karışımı kokan bir yatak.  Bunların hepsi zamanın durduğu, sanki geri gelinecekmişcesine olduğu gibi bırakılan, birlikteliğimizin kanıtı objeler. Ama benim için tek bir gösterge var bir daha bu eve dönmeyeceğine dair, makyaj malzemeleri. Hepsini alıp gitti. Bir tek ruj, herhangi bir koku ya da rimel hiç birini bırakmadı. Cımbızından fırçasına, pamuğundan tokasına kadar ne varsa aldı ve “baaammmm” kapının sesi yankılandı kulaklarımda



     



    Halbuki daha düne kadar aynı yatağı paylaşıp aynı filmleri seyrederdik. Bana komik görünenler bazen ona hüzünlü gelir, bazen de ikimiz birden katıla katıla gülerdik. Karşılıklı hühgür hüngür ağladığımız da çok olmuştu. Zeytinyağlılara bayılırdı. Ona yemek yapmak en büyük zevklerimden biriydi. İş dönüşü eve geldiğinde küçük kedi yavrusu gibi koltuğa ilişmesi, onu sarıp sarmalamam, mır mır mır mır bana gün boyu yaptıklarını anlatması. Ahhhh aynadan bana bakışı, banyodan çıkışı, saçlarını taramam. İnce topuklu ayakkabı ve kot bu kadar mı yakışır bir insana. Bazen salaş bazen wamp bazen de en naturel görünüşü ile her seferinde kalbimi fetheden kadın çıkıp gitti işte. Peki neydi problem derseniz, tek neden çiçek. Yok yok, çiçek almamam değil kesinlikle. Sevgililer günü, yaşgünleri, ilk tanışma, ilk çıkış, tanışmanın ilk ayı, altıncı ayı, seneyi devriyesi, arada sürpriz çiçekler, yılbaşı, bayram, ilk öpüşme, ilk ..... herneyse işte bilumum ilklerin hepsinde kucağımda çiçeklerle buluşmuştuk. Hatta bir gece işden geç gelmişti, kırmızı gül yapraklarıyla doldurmuştum da evin içini, çılgınca çığlıklar atarak deliye dönmüştü, sabaha kadar gül yaprakları üzerinde sarmaş dolaş yuvarlanmıştık.



     



    Bugün de elimde sevdiği çiçeklerle dolu bir buketle eve gitmiş kapıyı açıp içeri girmiştim. Normalde anahtarın sesini duyar ve fırlayıp yanıma gelir kucağıma sıçrayıp ayaklarını belime, kollarını da boynuma dolayıp uzun bir öpücük kondururdu dudaklarıma. Ama öyle olmadı, ben de biraz tedirgin olmuştum. Salona doğru yürüyüp koltuğu da boş görünce  “Çiğdem” diye seslendim. Bir elinde fırın eldiveni diğerinde çikolatalı krema topakları olan tahta kaşıkla mutfak kapısından uzandı. Dalgalı uzun saçları, kiraz dudakları ve kusursuza yakın kıvrımlı burnu bile hiddet ve şiddetten ışıl ışıl parlayan yeşil gözleri gizlemeye yetmiyordu.



     



    “Çiğdem mi?”



    “yok hayatım ne Çiğdemi, Gül, Gül hayatım dur bir dakika izah edeyim”



     



    dememe fırsat bile bırakmadı. Tahta kaşığı tezgaha fırlatıp doğruca yatak odasına yöneldi, sırt çantasına iki blüz bir kot alıp sonrasında tüm makyaj malzemelerini doldurdu babetlerini de ayağına geçirip kapıyı açtı ve “Baaaammmm” Çıkarken takılmış kırık plak gibi “ Çiğdem ha, Çiğdem ha” deyip duruyordu.



    Ben anlamıyorum, ofise niye yeni eleman alırken hep çiçek isimlileri alırlar, madem alıcaklar niye hepsinin isminin aynı olmasına dikkat etmiyorlar. Sonra yine anlamıyorum bir an için kendimi ofiste sanmış olamazmıyım yani. Ev ve ofis yanılsamasını hangimiz yaşamıyoruz ki. Matrix’deki kaşık gibi yani Gül ve Çiğdem, ofis ve ev, biz varmıyız ki yaşantımız doğru olsun. Dilim sürçtü işte olamaz mı yani ?





    Erim CEBECİ



    12.10.2012

    Metnin orjinaline ulaşmak için tıklayınız

    Yazar: Erim Cebeci

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız