Aşk ve Para


| 16 Ocak 2007 | 0 yorum | 3842 gosterim

Birbirleri için yanıp tutuşan birçok insan para söz konusu olduğunda o göklere çıkarılan aşk bitiyor. Çünkü kişi kendi geleceğini güvence altına almaya çalışıyor.


Daha önceki yazımızda, ilk aşkların unutulmaz olmasını cinsel açlığa ve duygusal yalnızlığa bağlamıştık. İlk aşkta unutulmazlığın sebeplerinden birini salt cinsel açlık olarak da tanımlamak eksik olur. Tensel yalnızlık ve ya tensel yakınlaşma isteği olarak belirtmek daha yerinde olur kanısındayım. İlk aşkı unutulmaz kılan tensel yakınlaşma isteğinden ziyade duygusal yalnızlıktır.

İlk aşkların bir başka önemli özelliği de vardır. İlk aşklar genelde gençlik yıllarında başlar. Gençlik döneminde kişi hayatı tam anlamıyla idrak edememektedir; akıldan çok duygusallık ön plandadır.

Amiyane tabirle kişi saftır. Saflıktan kasıt hesapsızlıktır. Bu ilk aşkta para ve gelecek düşünülen konular değildir. Kişi yalnızca aşkını ve o anı yaşar. Yarını düşünmez. varsa yoksa o an hissettikleridir. Canını verecek kadar hesapsızdır. Kişi kendisi olmaktan çıkmış karşıdakinde hayat bulmaktadır. Genelde gerçek aşk budur, diye gösterilmektedir. Saf bir aşktır ama eksiktir.

16 -17 ( ve ya daha erken yaşlarda başlayan bu ilk aşklar hesapsızdır. Çünkü kişi daha dünyayı, yaşamın zorluklarını tanımamıştır. Daha doğrusu paranın gücünü tam anlamıyla keşfetmemiştir.

Kişi hayatta parasal sorunlarla karşılaştıkça ya da gelecek ile ilgili kaygılar duymaya başladıkça ‘ paragöz’ olur. Ve aşktan önce para gelmeye başlıyor.

KADINLAR İLİŞKİLERİNDE PARAYA DAHA FAZLA ÖNEM VERİR

Genelde, ilişkilerinde paraya önem veren kadınlardır. Bunun sebebi kadının toplumda en güvencesiz olmasıdır. Kadın geleceğini güvenceye almak için paralı birini seçmek zorunda kalıyor.

Özel mülkiyet sisteminde Kadın, ‘alınan’ erkek ise ‘alan’dır. Çirkin ama zengin bir erkek her zaman güzel bir kadın bulabilir. Bir kadın ne kadar güzel de olsa seçme şansı zayıftır. Güzel olması zengin biri tarafından seçilme olasılığını artırır. Mevcut sistemde ‘ çirkin kadın’ın seçme olasılığı yok denecek kadar azdır. Hatta sadece birisinin ona ‘âşık’ olmasını veya istemesini bekler. Toplum normlarına göre güzellik seviyesi yükseldikçe kadınların onu alanlar içinde seçme alternatifleri de artar.

Kadın toplumsal rolü gereği ‘ köle’ konumundadır. Yanı alınan, erkekse alan yani sahiptir. En unutulmaz denilen aşklarda bile kadın daha zengin birini gördüğünde terk edebilmektedir. Bu çıkarsamada kadınını hiçleştirdiğim sonucu çıkarılabilir. Kadın mevcut toplumsal sistemde zaten ‘hiçtir’; sadece alınan ‘mal’ konumundadır.

Kadın da bu rolüne alışmıştır. Eğer kadın güzel ve ya çekici ise daha paralı birini seçme ‘şansına’ sahiptir.

DUYGU VE AKIL ÇATIŞMASI

İnsanda duygu ve akıl çatışması hep var olmuştur. Mevcut sistemde para, aklı rehin almıştır. Akıl paranın kölesidir. İlk duygu ve akıl çatışmasında duygu kaybeder ve aşk paraya tutsak olur. Aşk intihar eder. Ruh gider beden kalır. Bu sıraladıklarım verili düzenin kurallarıdır. Hep gerçek aşk yoktur diye insanlar yakınır. Gerçek aşk nedir?

Gerçek aşk, kişilerin dünya bakış açılarına göre değişebilir ama bizce aşk karşılıksız sevebilmektir.

Karşılıksız derken hesapsızlığı kastediyorum.

İçten hesaplı olmamak, içten geldiği gibi sevmek, ‘Ben bu kadar sevdim o da bu kadar sevsin’, ‘Ben bunu yaptım o da bunu yapsın’ hesaplarına girmemek ve hayatı gerçek anlamda birlikte kurabilmektir gerçek aşk.

Geçen yazımda yerinde bir eleştiri gelmişti. Paylaşmak demiştim ama en önemli olan üretime gereken önemi vermemiştim. Temel, tabiî ki üretmek ve paylaşmaktır ama verili olanı paylaşmak değil, üretileni paylaşmak.

İşte aşk ve para ilişkisi tam da bu noktada devreye giriyor. Tüketime dayalı olan ilişkilerin tümü ‘materyalisttir’ daha sade bir deyimle parasaldır.

Birbirleri için yanıp tutuşan birçok insan para söz konusu olduğunda o göklere çıkarılan aşk bitiyor. Çünkü kişi kendi geleceğini güvence altına almaya çalışıyor.

Düzen bunu gerektiriyor.

FAHİŞELİK VE ÖZEL MÜLK AŞKLARI

Fahişelik, para karşılığı cinsel münasebete girmektir. Fahişe ise para karşılığı cinsel münasebete girendir.

Fahişeliğin tarihi özel mülkiyetin tarihi ile özdeştir. Özel mülkiyette erkek egemenliği vardır.

Kadının etkin olduğu neolitik dönemin bitimiyle fahişelik başlamıştır.

Sümer tanrıçalarından İştar ( Yıldız ) Me’leri ( Yasaları) geri almak için kadınlığını kullanmıştır.

Sümer tapınaklarında kadın rahibeler konuklarına bedenlerini sunarlarmış. Çünkü kadın bedeni en değerli şeydir. Sümerli kadınlar bu tapınaklara girebilmek için mücadele edermiş. Bedenini tapınakta konuklarına sunmak bir ibadet sayılırmış. Tapınaklarda bu ‘kutsal’ mertebeye ulaşmak kadınlar için büyük bir başarı sayılırmış. Birçok kadın istemesine rağmen tapınağa giremezmiş.

Özel mülkiyetin yoğunlaşması ve erkek egemenliğinin artmasıyla beden sunma ibadet olmaktan çıkmış maddi kazanç aracı olmaya başlamıştır.

Fahişeliğin bedenini para karşılığı sunmak olduğunu belirtmiştik.

Bir kadının ve ya bir erkeğin para karşılığı bir kişiye veya birçok kişiye bedenini sunma arasında ne fark var? Birçok kadın ve erkek sırf zengindir diye evlilik veya ‘Aşk’ yaşamıyor mu? O zaman ‘aşk’ diye tabir edilen aslında aşkla hiçbir alakası olmayan bu ilişki tarzının fahişelikten bir farkı kalır mı?

Normal fahişelikte kişi yalnızca bedenini verir, ama özel mülk aşklarında hem ruh hem beden verilmektedir. Birçok kadın ve erkek para için ‘en sevdiğim’ dediği kişiyi terk etmektedir. Aslında ‘nitelikli’ fahişelik budur. (sürecek)

AVAŞİN YORULMAZ

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız