Fanustaki Çocuklarımız!


| 21 Ağustos 2012 | 5 yorum | 2457 gosterim
Faunustacocuklar2

“Bizim zamanımızda” diye başlardı bütün sözler küçüklüğümüzde.

Zamanla çok duymaktan sıkılırdık. Hatta “o sizin zamanınızmış şimdi öylemi” derdik.

İşte devran döndü o kelimeler şimdi bizim ağzımıza yerleşti.

Roller değişti ve biz o günlerin insanı olduk.

Şimdi “bizim zamanımız” diye biz başladık söylenmelere.

Hepimiz çocuklarımızı yetiştirirken farklı sorunlar yaşıyoruz.

Hayata hazırlama şekillerimiz farklı.

Bununla birlikte beklentilerimizde farklı gelişiyor.

Hayatlarımızın temel noktaları çocuklarımız oldu.

Daha doğrusu buldumcuk aileler olduk.

Herkesin çocuğu kıymetli ve dokunulmazlığı var.

Attıkları her adımda arkalarında fanus aileler yer alıyor.

Onların hiç bir şey düşünmelerine bile izin verilmiyor.

“Hazır düşünülmüşü var sen zahmet etme” şeklinde karşılarında duruluyor.

Çocuklar eğitim sisteminde zaten kaybolmuş durumdalar.

Ağızlarının içinden “ben bu dersi anlamıyorum” demek kafi..

Bütün ders veren öğretmenler sıraya giriyor.

Biri gidiyor biri geliyor.

Daha sonra beklentiler büyüyor.

İstemeden çocuklara büyük sorumluluklar yükleniyor.

En ufak bir şeyde kaşlar kalkıyor ve yapılanlar sürekli gündeme getiriliyor.

Sana verdiğimiz paralarla ev alırdık, araba alırdık.

“Senin eğitimin yüzünden nelerden vazgeçiyoruz.” şeklinde.

Bunların hiçbiri çocuğunuzun talebi değil.

Siz sadece üzerinize düşen görevi yapıyorsunuz.

Bunun dozajını da beklentilerinize göre siz ayarlıyorsunuz.

Çocuklarınızı o kadar koruma altına alıyorsunuz ki, sonra istediğinizi yapmadığı zaman

Anne ya da baba tarafının genleriyle uğraşıyorsunuz, “Kime çekmiş bu çocuk” diye?

Kimseye çektiği yok!

Onu siz isteyerek o şekilde yetiştiriyorsunuz.

Onun yapması gereken şeyleri bile üstlendikten sonra, artık şikâyet etmemeniz gerekiyor.

Eskiden Zeki Alaysa ile Metin Akpınar’ın aşı kampanyası ile ilgili bir skeci vardı.

Baba’ ya mikrofon uzatırlar, çocuğunuz var mı diye?

O da “var tabii, hem de üç tane” der.

Peki! aşılarını yaptırdınız mı?

“Siz kiminle konuştuğunuzun farkında mısınız? “Babaların babası var karşınızda! ,Onların canına kıyar mıyım? Olmaları gereken bütün aşıları ben oldum” der.

Tıpkı bunun gibi işte, “çocuklarımız istediği gibi yesin, içsin, giysin, ne istiyorsa alalım aman o rahat etsin, bana yapılmadı ona yapılsın” şeklinde davranırsak şikâyet etmememiz gerekir.

Çocuğunuzun düşünmesi gereken her şeyi siz ondan önce düşünüyorsunuz.

Yani onu düşünce tembelliğine itiyorsunuz.

Hayatı bu kadar kolaylaşan çocuk aynı zamanda fiziksel olarak ta tembelleşiyor.

Bütün gün bilgisayar karşısında film izleyen, internette vakit geçiren çocuklardan hizmet beklemeyin.

Tuvaletlerine gidiyorlarsa dua edin.

Yeni nesil, bütün sorumlulukları fanus aileler tarafından koruma altına alınarak yetişiyor.

Yapacakları her hamlede, “aman sen zahmet etme, biz bunu düşündük zaten. Hemen en kısa zamanda hallederiz”.

Sizinde böyle aileleriniz, hayatınızı garanti altına almış, her şeyi daha önceden planlanmış ve düşünmüş olsaydı, inanın ne çalışırdınız ne de iş yapardınız.

Bende bu yazdıklarımı yapanlardan biriyim. Evlat oldukça hassas bir konu…

Tek farkım yaptıklarımdan dolayı beklentimin fazla olmaması.

Çocuklarımızın iyi meslek sahibi olmaları hayatlarındaki başarı değildir. O sadece bir parçasıdır.

Gerçek başarı bir bütündür. İş, ahlak, iletişim, görgü ve sosyal olmak gibi…

Çocuklarınızın gelişmelerine yardımcı olun, hem siz okuyun hem onlar okusunlar.

Birlikte büyüyün onlardan alacağınız çok şeyler var çünkü onlar internet çocuğu sizden çok öndeler.

Sadece güvenin ve düşmemelerine yardımcı olun. Korumak bu şekilde olur.

Onların hayatlarında ayak değil, koltuk değneği olun…Hepimiz gibi onlarda yaşayarak ve deneyerek öğrenecekler…

Sevgilerimle…

Belgin BAYKAL

 

Forumdan Yorumlar (5)

  1. Metin CAN 29 Ağustos 2012

    İmla şart! Yazar olmak, yazabilmek anlamına gelmiyor ne yazık ki!? Yazının temasından, anlatım biçiminden ve kurgusundan ziyade noktalama işaretleri ve yazım kurallarına dikkat ederseniz sevinirim. Mutlu yarınlar.

  2. just 22 Ağustos 2012

    Dediğiniz doğrudur, mazeretimiz "kendi" kırılmışlıklarımız, "kendi" hüsranlarımız, "kendi" pişmanlıklarımız ve hamasi bir "iyi olma" dürtüsü, çünkü gelişimin önünde bu şekilde durduğumuzu bilmiyoruz, bu bir cehalet. Çokluk sezgiyle çekilebiliyoruz yolun ortasından, oluyor bu, fark edebildiğimiz kadarıyla. Ve hala yaptıklarımız için de "beklentilerimizi kısıyoruz" ki, bu da başka bir hamasilik aslında.

    Hiçbir aslanın veya ayının böyle bir "beklentisi" olmuyor. Akıllarına dahi gelmiyor, çünkü akılları yok. Ve bununla da savaşmak zorunda kalmıyor...

    Çocuklarını, bilançonun "Varlık" kısmında görmüyorlar. Bunu sadece biz yapıyoruz. Bencilliğimiz, düşünme yetisine sahip olup da sahiden düşünememekten, cehaletten kaynaklanıyor.

    Çocuğum 14 yaşı doldurdu. Onu yetiştirirken çok hata yaptım, çünkü kendime yaptığım hatalarım henüz bitmemişti. Şimdi bitti mi, "oldum" mu? Yok, haşa.. Keşke.. Olduğu kadarını biliyorum sadece...

    Geriye dönemediğime göre, bari yeni hatalar yapmamak zarardan kârdır derim ancak.

    Yazınız, aslında yetişkin olamadan ebeveyn olmuş kişilere hitap ediyor. İşiniz zor vesselam...

    Onlar asıl kimi büyüteceklerini bilselerdi, siz de bu yazıyı yazmazdınız...

    O nedenle bence takdire şayandır yaptığınız...

    Zor şeyleri telaffuz etmek.

  3. nubexceep 22 Ağustos 2012

    +1. Bu çok ilginç

  4. admin 22 Ağustos 2012

    Belgin hanım çok güzel bir soruna değindiniz. Gerçektende çocukların kendi başlarına ayakta kalmayı, kendi hatalarını yapmayı, bu hatalardan ders almayı öğrenebilmesi için, ebeveynlerin biraz olsun kendilerini geriye çekmeleri, çocuklarına kendilerini bulabilmesi için izin vermeyi başarması gerekiyor. Bunun kolay olmadığının farkındayım. Adeta geriye çekilmek, kötü ya da ilgisiz bir anne baba gibi hissettirebiliyor. Fakat gerçekte, ebeveynlerin kendi anne-babalık ile ilgili güvensizliklerini ve korkularını kontrol altında tutmayı başarmaları ve bunun çocuklarının hata yaparak öğrenme ihtiyacının önüne geçmemesi için savaşmaları gerekiyor.

  5. admin 21 Ağustos 2012

    “Bizim zamanımızda” diye başlardı bütün sözler küçüklüğümüzde.



    Zamanla çok duymaktan sıkılırdık. Hatta “o sizin zamanınızmış şimdi öylemi” derdik.



    İşte devran döndü o kelimeler şimdi bizim ağzımıza yerleşti.



    Roller değişti ve biz o günlerin insanı olduk.



    Şimdi “bizim zamanımız” diye biz başladık söylenmelere.



    Hepimiz çocuklarımızı yetiştirirken farklı sorunlar yaşıyoruz.



    Hayata hazırlama şekillerimiz farklı.



    Bununla birlikte beklentilerimizde farklı gelişiyor.



    Hayatlarımızın temel noktaları çocuklarımız oldu.



    Daha doğrusu buldumcuk aileler olduk.



    Herkesin çocuğu kıymetli ve dokunulmazlığı var.



    Attıkları her adımda arkalarında fanus aileler yer alıyor.



    Onların hiç bir şey düşünmelerine bile izin verilmiyor.



    “Hazır düşünülmüşü var sen zahmet etme” şeklinde karşılarında duruluyor.



    Çocuklar eğitim sisteminde zaten kaybolmuş durumdalar.



    Ağızlarının içinden “ben bu dersi anlamıyorum” demek kafi..



    Bütün ders veren öğretmenler sıraya giriyor.



    Biri gidiyor biri geliyor.



    Daha sonra beklentiler büyüyor.



    İstemeden çocuklara büyük sorumluluklar yükleniyor.



    En ufak bir şeyde kaşlar kalkıyor ve yapılanlar sürekli gündeme getiriliyor.



    Sana verdiğimiz paralarla ev alırdık, araba alırdık.



    “Senin eğitimin yüzünden nelerden vazgeçiyoruz.” şeklinde.



    Bunların hiçbiri çocuğunuzun talebi değil.



    Siz sadece üzerinize düşen görevi yapıyorsunuz.



    Bunun dozajını da beklentilerinize göre siz ayarlıyorsunuz.



    Çocuklarınızı o kadar koruma altına alıyorsunuz ki, sonra istediğinizi yapmadığı zaman



    Anne ya da baba tarafının genleriyle uğraşıyorsunuz, “Kime çekmiş bu çocuk” diye?



    Kimseye çektiği yok!



    Onu siz isteyerek o şekilde yetiştiriyorsunuz.



    Onun yapması gereken şeyleri bile üstlendikten sonra, artık şikâyet etmemeniz gerekiyor.



    Eskiden Zeki Alaysa ile Metin Akpınar’ın aşı kampanyası ile ilgili bir skeci vardı.



    Baba’ ya mikrofon uzatırlar, çocuğunuz var mı diye?



    O da “var tabii, hem de üç tane” der.



    Peki! aşılarını yaptırdınız mı?



    “Siz kiminle konuştuğunuzun farkında mısınız? “Babaların babası var karşınızda! ,Onların canına kıyar mıyım? Olmaları gereken bütün aşıları ben oldum” der.



    Tıpkı bunun gibi işte, “çocuklarımız istediği gibi yesin, içsin, giysin, ne istiyorsa alalım aman o rahat etsin, bana yapılmadı ona yapılsın” şeklinde davranırsak şikâyet etmememiz gerekir.



    Çocuğunuzun düşünmesi gereken her şeyi siz ondan önce düşünüyorsunuz.



    Yani onu düşünce tembelliğine itiyorsunuz.



    Hayatı bu kadar kolaylaşan çocuk aynı zamanda fiziksel olarak ta tembelleşiyor.



    Bütün gün bilgisayar karşısında film izleyen, internette vakit geçiren çocuklardan hizmet beklemeyin.



    Tuvaletlerine gidiyorlarsa dua edin.



    Yeni nesil, bütün sorumlulukları fanus aileler tarafından koruma altına alınarak yetişiyor.



    Yapacakları her hamlede, “aman sen zahmet etme, biz bunu düşündük zaten. Hemen en kısa zamanda hallederiz”.



    Sizinde böyle aileleriniz, hayatınızı garanti altına almış, her şeyi daha önceden planlanmış ve düşünmüş olsaydı, inanın ne çalışırdınız ne de iş yapardınız.



    Bende bu yazdıklarımı yapanlardan biriyim. Evlat oldukça hassas bir konu…



    Tek farkım yaptıklarımdan dolayı beklentimin fazla olmaması.



    Çocuklarımızın iyi meslek sahibi olmaları hayatlarındaki başarı değildir. O sadece bir parçasıdır.



    Gerçek başarı bir bütündür. İş, ahlak, iletişim, görgü ve sosyal olmak gibi…



    Çocuklarınızın gelişmelerine yardımcı olun, hem siz okuyun hem onlar okusunlar.



    Birlikte büyüyün onlardan alacağınız çok şeyler var çünkü onlar internet çocuğu sizden çok öndeler.



    Sadece güvenin ve düşmemelerine yardımcı olun. Korumak bu şekilde olur.



    Onların hayatlarında ayak değil, koltuk değneği olun…Hepimiz gibi onlarda yaşayarak ve deneyerek öğrenecekler…



     



    Sevgilerimle…



    Belgin BAYKAL

    Metnin orjinaline ulaşmak için tıklayınız

    Yazar: Belgin Baykal

Konu ile ilgili yorum yapmak ve yorumların tamamına ulaşmak için tıklayınız