| |
|
|
Anasayfa Tüm Yazarlar Ümran Akça Güvercin
|
|
|
|
|
|
|
| |
|
|
Güvercin |
|
|
|
Yazar ümran akça
|
 | |  | | Bir güvercin kondu pencereme dün yine.Dışarıda yağmur var,dışarıda sert bir rüzgar. Penceremi tıklattı yine.Sanki beni içeri al der gibi bakıyordu.Açtım pencereyi,aldım iki elimle usulca.Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu.
| |
 | Sanki ellerime eriyip akacaktı yüreği. Korkmuş, sıkılmıştı besbelli.Başını okşadım usulca,öptüm kirli ,beyaz tüylerinden.Saatlerce seyrettim onu, o da beni seyretti sıkılmadan.Küçücük yüreği,çırpındı durdu ellerimde.Bir türlü dinmiyordu nedense kalp çarpıntısı.Rüzgar ve yağmur kesilince saldım onu pencereden.Az sonra tekrar geldi,gagasında küçük bir papatya vardı.Pencerenin önüne bıraktığı gibi kanatlanıp uçuverdi ,gökyüzünün maviliğinde kaybolup gitti.
Bundan yıllar önceydi,hava oldukça sıcak,hastanenin klimalı odasından bakan ben ise oldukça umutsuzdum.Yaşama pamuk ipliğiyle bağlı olduğumun farkındaydım.Etrafımda beni yaşama bağlamak için sevgi sözcükleriyle bağ kurmaya çalışan çok değerli aile bireylerim vardı ama biliyordum ki bu ameliyat benim için bir dönüm noktasıydı.
Hava çok sıcaktı.Ağustos ayı çok sıcak günlerini yaşıyordu.Yan odada yatan hastanın feryatları olmasa ,bir morg zannedebilirdiniz kaldığınız yeri.Soğuk,loş,sinir bozucu.Yaşamdan çok ölüme dair beklentileriniz ortaya çıkıverir o anda ortaya.Oldukça büyük bir odam, televiz yonum,duvardaki pembe renkli boya ile hiç uyuşmayan koca gözleri ile devamlı beni izlediğini düşündüğüm bir çizgi film karakterinin resmi vardı.Kıvırcık saçlı asabi hemşire her iğne yapmaya gelişte onunla göz göze gelirdik.Sıkardı beni sevimsiz gülüşü.Sahtekar,yalancı bir arkadaşa benzetirdim bazen resimdeki yüzü,bazen de yaramaz bir çocuğa...
Odamda en sevdiğim yer pencereydi.Yatağımdan doğrulup baktığımda gürül gürül akan insan ve araç trafiğini görüyor,onlardan biri yani bu telaşlı koşturmacanın bir aktörü olmak istemiyorum deyip duruyordum içimden.Böyle yaşamak için çaba sarfetmeye değer mi diyordum kendime.Her sabah işe giden insanları izlemek bir alışkanlık haline gelmişti neredeyse.Bir sabah yine yan odada yatan hastanın çığlıkları ile uyandım.Annem uyuyordu, günlerdir sağlığım için koşturuyor,boş kaldığı anda ise yine benim için dua ediyordu.Günlerin yorgunluğuyla uyuyordu o yüzden.Hava karanlıktı henüz.Günün ağarmasına az bir zaman kalsa da sokak lambalarının ışığından başka bir ışık yoktu .Pencereden dışarı bakmak istiyordum yine de.Belki eğlenceli bir şey görebilirim diye.Sızıp kalmış bir sarhoş ya da döğüşe döğüşe giden bir çift.Ne çıkarsa işte bahtıma,can sıkıntısı bu,başka hiçbirşeye benzemez.Saatler sonra ameliyata girecektim,gitmek var,dönmek yok hesabı,daralıyor tabi insanın içi.Pencerenin önüne o sırada bir güvercin gelmez mi?Bembeyaz bir kuş.Boynunda bir halka.Gözlerimin içine bakıyor,arada bir pencereye veya pencere altlığına vuruyor,sonra benim tepkisizliğime kızıp uçuyordu.Sonra yine geliyor,aynı hareketleri yapıyor,gözlerime bakıyor,birşeyler istiyordu.O kadar hayranlıkla izliyordum ki güvercini,birşey isteyebileceğini biel düşünemiyordum.Annem'kızım biraz ekmek atsana 'demese yine de aklıma gelecek gibi değildi doğrusu.Hemen bulduğum kırıntıları atmaya başladım.Güvercin öyle sevinçle ağzına götürüyordu ki,onun bu heyecanını hayranlıkla izlememek mümkün değil.Daha sonra ekmek kırıntılarını taşıdığını farkettim.Yuvasına,büyük ihtimalle yavrularına götürüyordu ağzına aldığı küçük parçaları.Annem geldi aklıma,bakıştık,sarıldık annemle saatlerce ağladık.
Ağlamak iyi gelmişti bana.İçimdeki zehiri aktıabilmiştim sonunda.Ben küçükken de böyleydim.Üzüldüğümü,kızdığımı belli edemez,en güçlü,en iyi,en sabırlı insan tavırları takınırdım.İçimde fırtınalar kopsa da bunu anlayan kimse olmazdı.Pek kimse olmazdı diyelim.Hep güçlü rolü takınırdım en zor anlarım da.Huy mudur,yapı mıdır,psikolojik bir sorun mudur bilemem ama en zor anlarda hep en güçlü olan rolü verirdim kendime ve rolümü başarıyla oynardım.İşte o güvercin,benim çelik zırhımı yıkmış,yüreğimi derinden vurmayı başarmıştı işte o gün,o hastane penceresinde.Sonrası mı başarılı bir ameliyat,hızlı bir iyileşme süreci filan ve işte çılgınca koşuşturan,deliler gibi çalışan,yaşama sımsıkı bağlı bir ben.
Peki o zaman nereden geldi bu güvercin hikayesi aklına diyecek olan olur mu bu satırlara kadar sıkılmamış sevgili okuyucularımdan bilemem ama BEN SÖYLEYECEĞİM:
Bir güvercin kondu pencereme dün yine.Dışarıda yağmur var,dışarıda sert bir rüzgar. Penceremi tıklattı yine.Sanki beni içeri al der gibi bakıyordu.Açtım pencereyi,aldım iki elimle usulca.Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu.Sanki ellerime eriyip akacaktı yüreği. Korkmuş, sıkılmıştı besbelli.Başını okşadım usulca,öptüm kirli ,beyaz tüylerinden.Saatlerce seyrettim onu, o da beni seyretti sıkılmadan.Küçücük yüreği,çırpındı durdu ellerimde.Bir türlü dinmiyordu nedense kalp çarpıntısı.Rüzgar ve yağmur kesilince saldım onu pencereden.Az sonra tekrar geldi,gagasında küçük bir papatya vardı.Pencerenin önüne bıraktığı gibi kanatlanıp uçuverdi ,gökyüzünün maviliğinde kaybolup gitti.
Yine bir umut,yine sevgi ekmişti kalbime.Tutundum papatyaya,tutundum doğan güneşe.Biliyorum ki artık şafak yakındır.Yakın olmasa da imkansız değildir.
Not:Siz de bakın pencerelerinize ,belki sizin yardım edebileceğiniz veya size yardım edebilecek bir güvercinle karşılaşabilirsiniz.Sevginiz ve umudunuz hiç bitmesin.
| | (0 Yorum) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| Hepinizi 4
senedir internet üzerinden yaptığımız paylaşımları gerçek yaşama
taşımaya çağrıyoruz. Daha güçlü bir yardım sistemi oluşturmak üzere
haydi Hatunca 8 Haziran'da İstanbul'da buluşalım. Daha fazla bilgi |
|
|
|
|
|
|
|
|