| |
| |
|
|
|

|
|
Hepinizi 4
senedir internet üzerinden yaptığımız paylaşımları gerçek yaşama
taşımaya çağrıyoruz. Daha güçlü bir yardım sistemi oluşturmak üzere
haydi Hatunca 8 Haziran'da İstanbul'da buluşalım. Daha fazla bilgi
|
(0 Yorum) |
|
|
|
|
Anasayfa Tüm Yazarlar Şadan Hergüner Denizden Gelen Davet
|
|
|
|
|
|
|
| |
|
|
Denizden Gelen Davet |
|
|
|
Yazar Şadan Hergüner
|
 | |  | | Sizi yaşamın içinden bir hikayeye davet ediyorum. Keyifle okuyacağınızdan emin olabilirsiniz. Hadi buyrun...
| |
 | İşte yine en sevdiği yerdeydi. Denizin karşısında. Oturduğu bank sanki ikinci adresiydi. Ne zaman hüzünlense, ne zaman sevinse, ne zaman acı çekse koşar bu banka gelir saatlerce otururdu. Ah o deniz! Ne güzel bir can yoldaşıydı ona. İçinde biriktirdiği ne kadar acı, keder, sevinç varsa hepsini ona dökerdi. Çünkü içini boşaltacağı başka bir yer yoktu. İnsanlar denize türlü atıklarını dökerken, o duygularını dökerdi. Birden şöyle düşündü: �Acaba benim döktüklerim mi yoksa insanların atıkları mı bu denizi daha çok kirletiyor.�
Ağırdı yaşadıkları. Sevinçleri az, acıları bol bir hayatı olmuştu. 32 yaşında, mutluluktan hala nasibini alamamış bir adamdı. Olmuştu tabi sevinçli anları, �Galiba mutluluğu yakalıyorum� dediği zamanları ama acılarına oranla çok azdı. 11 yaşında, bir trafik kazasında anne ve babasını kaybetmiş, onu anneannesi büyütmüştü. Oysa ne çok ihtiyaç duymuştu anne ve babasına ilk gençlik dönemine adım atarken. Çok severdi onları. İşte en mutlu yılları çocukluğunun o dönemiydi. Annesinin sıcak kucağı, babasının güçlü kolları çok erken terk etmişti onu. Anneannesi sevimli, sıcak, şefkatli ama kuralcı bir kadındı. Aralarında hep bir sınır olmuştu. Hiçbir zaman Oğuz�a şımartacak bir sevgi sunmamıştı. Anneannesiyle yaşadığı sürece, sıkı disiplin kuralları eşlik etmişti. Maddi sıkıntıları olmayan fakat sevgi yoksunu bir dönemdi bu. İkbal Hanım, torununun arkadaş seçimini bile kendisi yapardı. Uygun görmediği çocuklarla görüşmesine izin vermezdi. Belki İkbal Hanım da kendince haklıydı. Biricik kızından geriye kalan tek yadigârı, en iyi şekilde yetiştirmek ve onu hep korumak istemişti. İşte bu düşünce Oğuz�un ileriki yaşlarında, anneannesini anlamasına ve saygı duymasına neden olan düşünce olmuştu. Ama çocuk kalbi ve aklı bu soğukluğu, uzaklığı hiç anlayamamıştı. Anne ve babasıyla birlikte mutluluk tablosu oluşturan çocukları görmeye dayanamazdı. Eve gelir gelmez odasına çıkar, yatağına girip, yorganı başına çeker, hıçkırarak ağlardı. Ağlama seslerini İkbal Hanımın duymasını istemezdi. Küçük kalbinde duyduğu bu acı, kendini başka çocukların yanında hep eksik ve ezik hissetmesine neden olmuştu. Ve ilk gençlik dönemi� Çok sancılı olmuştu. Yeni karşılaştığı kavramlar, hiç tatmadığı duygular, farklı hevesler, meraklar� Bunları konuşup, bilgi alacağı bir anne ve babasının olmaması canını acıtmıştı. İkbal Hanım ise o kadar uzaktı ki. Onunla bunları konuşması mümkün değildi. İşte o zamanlar başlamıştı denizle dostluk kurmaya. Ona koşup, içini dökmeye.
İçine kapanıktı Oğuz. Kolay iletişim kuramıyor, arkadaş edinemiyordu. Hep yalnızdı.
Ve zaman aktı, üniversitenin son yılına geldiğinde anneannesini kaybetti. Bu olay da Oğuz�u çok üzdü. Çünkü tutunduğu tek daldı İkbal Hanım. Ama artık tamamen yalnız kalmıştı. Hayırsız bir amcası vardı. İkbal hanım, Oğuz�u amcasından hep korumuş, uzak tutmuştu. Ama amcası şimdi Oğuz�a yakınlaşmaya çalışıyordu. Amacı, İkbal Hanım�dan Oğuz�a kalan mallardı tabi. Oğuz tek başına kaldığı hayattaki ilk savaşını amcasına karşı verdi ve kendini ondan koruyup, kurtarmayı başardı. Bu arada okul bitti ve çalışma hayatı başladı. İkbal Hanımın aşırı korumacı tavrıyla büyütülmüş olması, içine kapanıklığı ve iletişim kurmadaki güçlüğü iş hayatının ilk yıllarında kendini göstermiş ve başarıyı yakalamasına engel olmuştu. Henüz daha bir sevgilisi bile olmamıştı. İşte bu dönemde hayatına giren ve yakın dostluk kurduğu Ercan ona çok yardımcı olmuştu. Ercan sayesinde kendini toparladı, geliştirdi, güven kazandı. Bu değişim önce iş yaşamına yansıdı, sonra özel hayatına. 27. yaş gününü kutladıkları gece Ercan, Oğuz�u çok hoş bir kızla tanıştırdı. Merve�den çok etkilendi Oğuz. Merve�de beğendi onu. Sık sık görüşmeye başladılar. Birbirlerine aşık oldular. İlk kez yaşadığı bu duygu Oğuz�u çok etkilemiş ve değiştirmişti. Hayata olumlu yönünden bakıyor, yaşamdan keyif alıyordu. Merve çok özel bir insandı. Oğuz�un neler yaşadığını, nasıl dönemlerden geçtiğini, hangi acılara göğüs gerdiğini çabuk anlamış ve ona bir anne sıcaklığıyla sahip çıkmıştı. Kendinden sadece iki yaş büyük olan bu genç adamı yüreğiyle sardı. Sabırlı oldu. Ona sevilmenin huzurunu yaşattı. Merve�nin bu denli yakın ilgisi, sıcacık sevgisi Oğuz�u hem mutlu ediyor hem korkutuyordu. Sanki bir büyüydü bu. Bir rüyaydı. Büyü bozulacak, rüya bitiverecek diye korkuyordu. İşte tam bu sırada Merve�nin çalıştığı şirket, onu iki yıl için Amerika�ya gönderme kararı aldı. Bu Merve�nin iş kariyeri için bulunmaz bir fırsattı. Tabi değerlendirmek istiyordu. Oğuz bunu duyunca bir kez daha üzüldü ve mutsuz günlerin yeniden kapısında olduğunu hissetti. Her ne kadar Merve ona hiçbir şeyin değişmeyeceğini, ilişkilerinin zarar görmeyeceğini sadece uzun aralıklarla görüşecek olmanın zorluğunu yaşayacaklarını söylese de Oğuz�un yüreğini serinletemedi. Merve uçağa binerken, Oğuz�un acılara alışık yüreği, iyice daralıyordu.
İlk yıl bir şekilde geçti ama ikinci yıl her şey değişti. Uzaklık, farklı ortamlar, değişik bir dünya Merve�yi ister istemez etkilemiş ve Oğuz�dan koparmıştı. Üstelik Amerika�da bir yıl daha kalacaktı.
Yaşadığı bu hayal kırıklığı Oğuz�u çok yaraladı. Tekrar içine kapandı. Yanında can dostu Ercan olmasaydı ağır bir depresyona girebilir, işini de kaybedebilirdi. Arkadaşının destekleriyle kendini işine verdi. Ama içinde bir şeyler yarım kalmıştı. Acımasız hayat üstüne geliyor, onu eziyordu. Mutlu olmayı ona birazcık tattırmış, tadı damağında kalan bu lezzeti daha sonra yasaklamıştı. Bu duyguların ağırlığıyla yaşanan üç yılın sonunda Oğuz kendini yaşlanmış bir adam gibi hissediyordu. Yaşam artık ona zor geliyordu. Her şeyden bıktığını düşündü. Bir amacı, hedefi yok gibiydi.
� Peki, yaşama neden devam ediyorum� diye düşündü oturduğu bankta, batan güneşe bakarken. Oysa deniz onu çağırıyordu. �bugüne kadar hep içindekileri döktün bana, yeter artık hadi seni bekliyorum, gel, bırak kendini serin sularıma� diyordu. Denizin daveti gittikçe cazip geliyordu Oğuz�a. Aklı iyice karışmıştı. Ufuk çizgisine takıldı gözleri. Sanki anne ve babası orda duruyor ve ona el sallıyorlardı. �Hadi yavrum çok özledik seni, artık gel yanımıza� diyorlardı. Ama sonra onlar kayboluyor, anneannesi beliyordu orda. �Hayır, bu sana verdiğim değerlere hiç uymuyor, yakışmıyor, ayakta durmak zorundasın, koyduğum kuralların dışına çıkamazsın� diyordu. Ve şimdi Merve oradaydı. İçi sızladı Oğuz�un, yarım kalmışlığını hatırladı. Yüreği acıdı. Üç yıldır belki ansızın çıkar gelir diye beklediği Merve bile oradan bakıyordu. �Evet, en doğrusu benim oraya gitmem� dedi kendine. Kararından emin şekilde son kez gözyaşlarına boğulmak istedi ve ağlamaya başladı. Gözyaşları sel gibi akıyordu. Artık hıçkırıklarını da tutamıyor vücudu sarsılıyordu. İşte o anda bir el dokundu omzuna ve �Seni burada bulacağımdan adım gibi emindim� dedi. Oğuz sesin ufuk çizgisinde gördüklerinden geldiğini düşündü önce ama omzundaki el çok gerçekçiydi. Ani bir refleksle döndü arkasına. Merve arkasındaydı. Hüzün, acı, özür, özlem ve sevinç duygularının harmanlandığı bir yüz ifadesiyle bakıyordu Oğuz�a. �Affet beni canım, ama bak geldim, anlatınca sen de hak verecek ve anlayacaksın beni, bak geldim, artık bitti� diyordu Oğuz�un boynuna sarılırken. Hiçbir şey düşünmeden kucakladı Merve�yi Oğuz. Sıkıca sarıldı, öptü defalarca.� Tam zamanında geldin Merve� derken gözünden akan acı dolu yaşlar yerini, sevinç ve yaşama merhaba yaşlarına bırakmıştı. Ağlama sesi ise dünyaya yeni gelmiş bir bebeğin çığlıkları olmuştu artık.
Şadan HERGÜNER 01. Kasım. 2007 Silivri - İstanbul
| | (0 Yorum) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| Hepinizi 4
senedir internet üzerinden yaptığımız paylaşımları gerçek yaşama
taşımaya çağrıyoruz. Daha güçlü bir yardım sistemi oluşturmak üzere
haydi Hatunca 8 Haziran'da İstanbul'da buluşalım. Daha fazla bilgi |
|
|
|
|
|
|
|
|