|
Yazar 41
|
 | |  | | Sevginin karşıtı nefret değil korkuymuş meğerse. Bunu bir kitapta okudum. Bu cümleyi bitirdiğim sırada içimde garip bir sıcaklığın yayılmaya başladı.
| |
 | Sevginin karşıtı nefret değil korkuymuş meğerse. Bunu bir kitapta okudum. Bu cümleyi bitirdiğim sırada içimde garip bir sıcaklığın yayılmaya başladı. Nefret sevginin karşılığı olmayacak kadar zayıf bir duyguymuş meğerse. Korkuyla kıyaslandığında bir mum ışığı kadar cılız kalıyor güneş ışığının karşısında. İnsan ya sevgiyle yaratabilir ya da korkuyla. Sevgili egom, sevgi ile yaratamayacağım illüzyonunu (yanılsamasını) yaşatırken, istediğim hayatı yaşayamamaya ve canımın yanacağından korkma durumlarını, hep olmayı istemediğim yerleri ve durumları korku ile yaratmama sebep oluyorsun. Ve bana ne kadar değersiz olduğumu (ki bu koca bir yalan) ispat etmiş olmanın verdiği güçle, bir kez daha şaha kalkıp, daha da incinmeye açık hale gelmeme sebep oluyorsun. İncinmek gerçekte nedir acaba. Şimdi düşünüyorum. Beni ne incitebilir? Hatta oldukça uzun zamandır düşünüyorum beni ne incitebilir diye. Korku gerçekte var olmayan bir duygu olduğuna göre, gerçekte korkulacak bir şey olmadığı halde, sadece düşüncelerimin yaratmış olduğu bir duygu, nasıl olur da benim incinmeme sebep olabilir ki? Ya da hangi sevgili varlık (insan) beni incitecek kadar sevgiden yoksun olabilir. Yoksa buda mı bir illüzyon. Yoksa bu da mı bir varmış bir yokmuş? İnsanlara sevgi penceresinden bakmaya başladığımdan beri sanki parlaklıklarını görmeye başlamışım gibi. Sanki hepsi bir kristal. Sanki hepsi bir elmas. Meğerse insanın gözünün içine bakmak ve oradaki muhteşem varlığı görmek, ne kadar fevkalade bir his yaşatıyormuş insana. İnsana insandan bakınca bu yüce ve sevilesi varlık bir o kadar daha güzel görünüyor.
Ah zavallı bisikletim. Seni bıraktığım gibi bulamadığım için gerçekten üzüldüm. Hangi düşünceyle yapar ki insan böyle bir şeyi. Kim ne istemiş olabilir ki senin selenden. Biri sanki bir şeylerin acısını çıkarmak istercesine parçalamış oturağını. Halbuki çok kısa bir süreliğine bırakmıştım seni oraya. Belki bunu yapan kişi bisikletten nefret ediyordur. Belki çok istediği halde hiç bisikleti olmamıştır. Belki yolunu engellediği için kızmıştır. Belki de bütün bunlar bana evrenin bir mesajıdır. Artık bisiklete binmemem gerekiyordur. Neyse canım alt tarafı bir bisiklet selesi değiştiririm olur biter.
Bankaya uğramam lazım. Ya da bankamatikte halledeyim işimi. Bu bankamatik çoğunlukla bozuk oluyor ama şansımı deneyeyim. Hay Allah aynen tahmin ettiğim gibi bankamatik bozuk. Keşke diğer taraftakine gitseydim. Ya bu kadının bir sıkıntısı var galiba. Selam versem mi acaba. Hiç tanımıyorum ki terslenmesin. Hadi bir cesaret.
- Merhaba zor bir gün sanırım.
- Evet kızımın okul kaydının yapılması gerekiyor. Beklediğim para gelmedi. Cep telefonun yok soramıyorum da ne zaman geleceğini. Sakıncası yoksa sizin telefonunuzu kullanabilir miyim
- Tabi ki ne demek buyurun.
Evrenin şu mükemmel işleyişi her zaman hayrete düşürmüştür zaten beni. Bisikletimin selesiyle meşgul olmasam yolu yarılayıncaya kadar genelde bozuk olan bankamatiğe gittiğin farkında bile olmayacaktım. Ve bu kadın belki de saatlerce burada bekleyecek ve sevimli küçük kız da annesini beklemek zorunda kalacaktı. O küçük kristalin bu kadar küçük bir olaydan dolayı annesinin gelmeyeceği gibi bir korku yaşaması gerekiyordu. Ve eşzamanlılık ilkesi hareke geçip küçük kristali korudu. Bu tarafından bakınca yaşam çok daha eğlenceli görünüyor. Her zaman böyle sonuçlar çıkarabilmeli insan belki de. Belki de bazen gerçekten akıntıya direnmemek gerekiyordur. Evrenin enerjisine karşı koymamak ve sonucu heyecanla beklemek gerekiyordur.
Bu kitaptaki benzetmeyi baya bir sevdim. Belki de insanları bulundukları yerlerden dolayı iyi yada kötü diye yargılamak yerine onları orada oldukları için sevmektir en güzeli. Bu merdiven benzetmesi baya iyi olmuş. Merdivenin dengede durabilmesi için orada olan herkese ihtiyaç var diyor. Merdiven ancak bu şekilde dengeli durabilir diyor. Kimisi en tepesinde kimisi ortasında kimisi yere sıkı sıkıya bağlı. Yapmamız gereken tek şeyinse birbirimizi koşulsuz bir şekilde sevmeyi hatırlamamız olduğunu söylüyor. Bu biraz zor olacak. Bir insanı koşulsuz sevmek. Düşüncesi bile ürkütücü. Hayatımda biri var. Sürekli mutsuz hissetmeme sebep oluyor ve bu kitap bana diyor ki onu sırf orada olduğu için sev. Nasıl yani?
Bu bana anlatılan sevgi anlayışından biraz farklı gibi. Hatırlıyorum da annem eğer uslu çocuk olmazsan kimse seni sevmez derdi. Eğer koşulsuz sevgi diye bir şey varsa bunun için neden uslu çocuk olmam gerekiyordu. Büyüdüm şimdi de eğer iyi yemek yapmazsan, eğer temiz olmazsan, eğer tertipli olmazsan, eğer çalışmazsan, eğer insanlara onların istedikleri gibi davranmazsan, eğer, eğer, eğer... kimse seni sevmez diyorlar. Peki şimdi bunların hangisi doğru. Hoş benim için fark etmez. Kimse benim istediklerimi yapmasa da ben onları çok seviyorum. Hatta beklentilerime cevap vermeyip kendi doğrularını savunma cesaretinde olanları daha çok seviyorum. Bir insanı kaybetmek pahasına (ki aslında böyle bir durumun olduğundan emin değilim) kendi doğrusunu söyleyen insanların önünde yapılabilecek tek şey saygıyla eğilmek olur herhalde. Sürekli kafamın içinde konuşup duran şu seslerden yoruldum. Biraz susun artık. Dinlenmek istiyorum...
| | (5 Yorum) |