Aldatmanın Acı Yüzü
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 17
ZayıfEn iyi 
Birbirimizi, sevdiklerimizi hatta kendimizi aldattığımız bir dünyada yaşıyoruz. Aldatmanın ne kadar can yakan bir durum olduğunu hatırlamak için sizi bu hikayemi okumaya davet ediyoruz. Çok sıcak bir geceydi. Zuhal yatağında bir sağa bir sola dönüyor, bir türlü uyuyamıyordu. Yatak odasının camı da kapısı da açıktı. Tam karşıdaki çalışma odasının balkon kapısını da açmıştı belki biraz esinti olur diye. Ama bu gece yaprak kımıldamıyordu. Sıcak bir yandan, uyuyamamak öte yandan Zuhal�i iyice bunalttı. Kalktı. Balkona çıktı. �Bana ne kadar dokunsa da yarın yatak odama bir klima taktırmalıyım� diye düşündü. Saat 02.00 sularıydı. Ortalık çok sessizdi. Evi, şehrin yüksek kesimlerinde bulunduğu için balkonundan şehrin bir bölümünü izlemek mümkün oluyordu. Gece ışıklarıyla daha güzel görünen bu manzaraya bakmayı seviyordu. Keşke biraz esinti olsaydı. Daralan ruhunu ve bedenini serinletseydi. Zuhal bu gece uyuyamayacağını anladı. �İyi ki yarın cumartesi, ofise gitmeyeceğim yoksa ne yapardım� diye düşündü. Çünkü işine uykusuz gitmenin ne zor olduğunu iyi biliyordu. Bir aydır gecelerinin çoğunu uykusuz geçirmişti. Yaşadığı ihanete hala inanamıyordu. Belki henüz kabullenemiyordu bunu. Oysa kocaman bir gerçekti. Kâbus gibi üstüne çökmüştü. Acıyla kıvrandığı günler ve gecelerle dolu bir ay yaşamıştı. Daha nesini kabullenemiyordu. Sonunda onunda başına gelmişti. �Ne garip� dedi. � İnsan, benim başıma gelmez� diye düşünüyor. �Ama bir bakıyorsun olmuş bile. Ne aptalmışım, ne gözü körmüşüm, bir adama bu kadar güvenir mi ya ?� diye düşündü. Mutfağa gidip sütü bol bir kahve yaptı kendine. Buz gibi soğuk bir bardak da su alıp, balkona döndü ve koltuğuna oturdu. Gözü uzaklara dalarken, aklı da düşüncelere daldı.

Kocasına gözü kapalı güvenen kadınlardandı. Bir erkeğe bu kadar güvenilmeyeceğini ancak şimdi anlamıştı. Zuhal güzel, akıllı ve pek çok erkeğin rüyalarını süsleyecek çekicilikte bir kadındı. Başarılı bir iş hayatı vardı. Daha şimdiden şehrin tanınan ve çok iş yapan avukatlarından biri olmuştu. İş hayatındaki 7. yılıydı. Üç yıl önce evlenmişti Mert�le. Birbirlerine aşık olmuşlar, çok sevmişler ve evlenmişlerdi. Zuhal kocasının sevgisinden emindi. Onda aradığı her özellik vardı. Ruhları ve beyinleri birdi sanki. Ortak noktaları çoktu. Yani her şey uyum içindeydi. Mert�in kendine ait küçük bir şirketi vardı. İhracat, ithalat işleri yapıyordu. Bakımlı, yakışıklı ve akıllı bir adamdı. Yani o da birçok kadının rüyasını süsleyecek bir erkekti. Buna rağmen Zuhal kocasına güveniyordu. Çünkü kendine güvenen, kendi özelliklerini bilen bir kadındı. Üstelik Mert ona her zaman açık olmuş, dürüst davranmış, sevgisini cömertçe sunmuş, Zuhal�in onun için çok önemli olduğunu karısına hissettirmişti. Sürprizlerle dolu, düşünceli, özverili bir adamdı.

Zuhal bunları düşündükçe çıldıracak gibi oluyordu. Bu durumda nasıl kuşkulanacaktı, güven duymayacaktı Mert�e. Her şey yolunda gidiyordu. Kuşku doğuracak hiçbir açık vermemişti. Zuhal�i en çok bu üzüyordu. Onun gibi bir kadının aylarca enayi yerine konularak aldatılması. Bunu sindiremiyordu. Anlayamamış olmayı kendine yediremiyordu. Fakat Zuhal, kolay anlaşılacak bir ihanet yaşamadığını da biliyordu. Aldatmanın bir ucunda çok güvendiği kocası, diğer ucunda en yakın can dostum dediği arkadaşı vardı. Şeyma ile lise yıllarında başlayan arkadaşlığı kısa süre sonra dostluğa dönüşmüş ve bir ay öncesine kadar sürmüştü. Şeyma, Zuhal için çok önemli ve özeldi. Önce, ailesinin evinde, evlendikten sonraysa kendi evinde, ailesinden biri gibi olmuştu. Yıllardır haftanın bir iki gününü Zuhal�in evinde geçirmişti. Yedikleri içtikleri birdi. Her şeyini hiç çekinmeden Şeyma ile paylaşırdı. Bu dostluk bağları nedeniyle, Mert ve Şeyma arasında da yakın bir arkadaşlık oluşmuştu.

Şeyma dört yıllık bir beraberliğin ardından yaşadığı ayrılığın acısını üstünden atmakta çok zorlanmıştı. İşte bu dönemde Zuhal onu daha çok sahiplenmiş, kendi mutluyken, çok mutsuz olan can arkadaşını yanından hiç ayırmamıştı. Mert�le nereye giderlerse Şeyma�yı da götürmüştü. Buna tatil bile dahildi. Hatta tatildeyken çok acil bir iş toplantısına katılma zorunluluğu doğunca, onlara �siz hiç keyfinizi bozmayın, ben gider toplantıya katılırım, işim bitince de hemen dönerim, daha tatilimizin bitmesine çok var� demişti. Güvendiği ve çok sevdiği bu iki insanı baş başa bırakırken en küçük huzursuzluk bile duymamıştı. Ama Zuhal hemen değil, üç gün sonra dönebilmişti yanlarına. Bu sürede olan olmuş, Mert ve Şeyma arsındaki ilişki başlamıştı. Tatil dönüşü, hiçbir açık vermeden ilişkilerine devam etmişlerdi. Zuhal durumu anlayıncaya kadar da 10 ay geçmişti.

Bir kez daha gözyaşlarına boğularak kendine kızdı Zuhal. Nasıl bu kadar saf olabilmişti? Nasıl bir iyi niyetti bu? Büyükler boşuna dememişlerdi �ateşle barut yan yana durmaz� diye. Ama o kocasını ve kardeşi gibi gördüğü Şeyma�yı kadın ve erkek olarak düşünmemişti ki. Onlar Zuhal�in en yakınlarıydı. İkisine de ayrı ayrı güveni tamdı. Oysa bu iki insan Zuhal�i aylarca aldatmışlardı. Üstelik onun evinde. İhanetin böylesi yenilir, yutulur gibi değildi. Acıyla kıvranırken, �Peki bu nasıl bir anlayışla başlamış olabilir, hiç mi vicdanları sızlamadı, hiç mi suçluluk duymadılar?� diye düşündü. Zuhal olayı öğrendiği an itibariyle bir daha ne Mert ne Şeyma ile konuşmamış, olay hakkında bilgi sahibi olmak istememişti. Bunu yapmayı gururuna yedirememişti Tek bildiği 10 aydır birlikte olduklarıydı. Zaten hemen boşanmıştı. Şimdi sorguluyordu bunu. Mert�i düşündü, madem karısına olan sevgisi, isteği bitmişti ilişki yaşayacak kadın mı bulamamıştı? Ya Şeyma� Neredeyse çocukluk arkadaşıydılar. 15 yaşından beri bir aradaydılar. Bunu Zuhal�e yapmasının nedeni ne olabilirdi? Aklı almıyordu. Neden �Aşk� olmalı dedi. Bunlar aşık oldular. �Ama benim başıma böyle bir aşk gelseydi, ben can dostumun kocasıyla ilişki yaşamazdım� dedi kendine. Zuhal kocasından çok Şeyma�ya kızgındı. Kardeşi olarak gördüğü bu insanı asla affetmeyecekti O kara geceyi düşündüğünde, Şeyma�nın da canının aynı acıyla yanmasını diledi. Çünkü bu ihaneti öğrenme şekli çok acı olmuştu. O iğrenç gece, gözlerinde canlandı yeniden.

Bir duruşma için iki günlüğüne İzmir�e gitmişti. Duruşmanın ertesi günü yeni bir dava için ilk görüşmeyi yapacak ve akşam uçağıyla dönecekti. Giderken Mert ona, � Bu iki gün sensiz nasıl geçecek? Çok özleyeceğim seni, beni böyle bırakıp gitmeni hiç sevmiyorum.� demiş, Zuhal de kendini bir garip hissetmişti. Ama duruşmadan sonra kalacağı otele giderken, ertesi gün görüşme yapacağı firmadan aranıp, ani yaşanan bir gelişme sonucunda bu toplantının yarın yapılamayacağı haberini alınca çok sevinmişti. Hemen havaalanını aradı. Şanslıydı, ilk uçakta yer bulmuştu. Kocasına sürpriz yapacaktı. Saat dokuz gibi evde olurdu. Zaten Mert de akşam erkeden eve geleceğini söylemişti. Kocası onu aniden karşısında görünce çok şaşıracak ve mutlu olacaktı.

Zuhal tahmin ettiği saatte eve geldi. Kapıyı sessizce açıp içeri girdi. Salona baktı Mert yoktu ama yatak odasından ses geliyordu. Galiba kocası telefonla konuşuyordu. Koşar adım odaya yöneldi, �canım bak ben geldim sürprizim nasıl ama?� deyip, aralık olan kapıyı açtı. Mert ve Şeyma, Zuhal�in yatağındaydılar. Hayatı boyunca yaşadığı en büyük şoktu bu. Gözlerine inanamayıp bir kez daha baktı ve hiçbir şey söylemeden çantasını alıp evden çıktı.

Zuhal o eve bir daha ayak basmadı. Giysilerini ve özel eşyalarını, annesiyle kardeşi gidip aldılar. Kısa bir süre ailesiyle kaldı ve sonra şu anda oturduğu eve geçti. Çektiği acıyı ailesine göstermek, onları üzmek istemiyordu.

Zuhal yaşadığı bu ihaneti ve acıyı bir şekilde aşacaktı. Ama geride kalan izler onu nasıl etkileyecekti, bunu bilemiyordu. Bir daha sevebilecek miydi, bir daha çok yakın bir kız arkadaşı olabilecek miydi? En önemlisi bir daha birilerine güvenebilecek miydi?

Günün ilk ışıkları kendini gösterdiğinde hafif bir serinlik olmuştu havada. Zuhal ayağı kalkıp manzaraya beğeniyle baktı. Gözlerine bir ağırlık çökmüştü. Ağlamadan sonra gelen bu rahatlıkla belki biraz uyuyabileceğini düşündü ve tertemiz yatak odasına doğru yürüdü. İçini kaplayan farklı bir huzurla�

Şadan Hergüner