| |
|
|
Anasayfa Tüm Yazarlar Şadan Hergüner Ah Şu Erkekler
|
|
|
|
|
|
|
| |
|
|
Ah Şu Erkekler |
|
|
|
Yazar Şadan Hergüner
|
 | |  | | Ah şu erkekler! Onlarsız da olmuyor, onlarla da olmuyor. Erkeklerin bizi anlamadıkları gibi bizim de onları anlamamız zor. Peki bu durumda ne yapmalıyız? Hemen kendi düşüncemi söyleyeyim: �İdare etmeliyiz.�
| |
 | Biz kadınların en büyük dertlerinden biri, erkeklerin bizi yeterince anlayamamasıdır. Hatta bazen hiç anlayamaması. Doğru değil mi hep şikayet ederiz �bizi anlamıyorlar� diye? Fakat onlar da boş durmaz ve �şu kadınları anlamak ne zor iş� diyerek karşı yanıtı verirler. Onlara sorarsanız suç bizdedir. Kendilerini kuzu gibi görürler. Erkekleri memnun etmek kolay, kadınları memnun etmekse zordur. Çünkü kadınların isteklerinin hiç bitmediğini düşünürler. Sanki onları memnun etmek ve anlamak çok kalay işmiş gibi.
Bir kere fazla aç gözlüler yani cinsellik konusunda. Gözleri hiç doymuyor. Tabi tamamı böyle demiyorum ama yüzdeye vurursak bu oran çok yüksek çıkar. Zaten kendileri de kabul ediyor bunu. Peki biz bu, �her gün aynı yemek yenir mi� tarzındaki tavırlarını anlayabiliyor muyuz? Hayır. Ama pek çok kadın bunu mecbur olduğu için sineye çekiyor. Ya karşılıksız olsa bile çok seviyor katlanıyor ya da gidecek bir yeri yok, maddi gücü yok, ister istemez katlanıyor.
Sonra, hiç üstlerine gidilmiyor. Hatta �ne düşünüyorsun, canın mı sıkkın?� diye sormak bile suç oluyor. Hele sık sık telefonla aramak �nerdesin, ne yapıyorsun?� demek çoğu kez kavga nedeni oluyor. Gerçi bu işi görev edinip, iyice abartan kadınlar da var ama ben onlardan bahsetmiyorum. İyi niyetle arayıp soranlardan söz ediyorum.
Erkeklerin hiç duymak istemedikleri bir diğer cümle de �ilişkimiz hakkında biraz konuşmamız lazım� cümlesidir. Bu onları deli eder. İlişkide kötü giden ne olabilir ki? Kadınların pireyi deve yaptıklarına, gereksiz kuşkular içinde olduklarına inandıklarından, bu konuşmayı son derece gereksiz görürler. �Aşkım, yine ne oldu, konuşacak ne var, ben seni seviyorum, sen bazı şeyleri çok abartıyorsun, bi ara konuşuruz� deyip geçiştiriverirler.
Ayrıca, hayatınızda bir erkek varsa her zaman onun için hazır ve nazır olmanız gerekir. Ne zaman isterse sizi görecektir. Bir yerlere onunla birlikte gitmeniz gerekiyorsa mutlaka eşlik edeceksinizdir. Yoksa kıyamet kopar. Arkadaşlarıyla birlikteyseniz, bakımlı ve hoş görünmeli ama ona karşı hep saygılı ve ilgili olmalısınız. Kesinlikle onu zorda bırakacak şeyler söylememelisiniz. Yani itaatkar olmalısınız. Öyle herkesin yanında �şunu böyle yapsana� gibi cümleleri asla kuramazsınız.
Sonra şöyle sevdiğiniz adamla çıkıp biraz alışveriş yapmak, vitrinlere bakmak, hem ona hem kendinize bir şeyleri birlikte almak gibi bir lüksünüz asla olamaz. Çünkü onlar alışveriş manyağı olarak gördükleri kadınlarla alışverişe çıkmazlar. Tamam bizde biliyoruz bunu sevmediklerini ama ara sıra bir iki saatliğine bile katlanamazlar mı buna? Yapsalar ölürler mi sanki? Ama olmaz işte. Çünkü onlar sıkılmaya ve sıkışmaya gelemezler.
Bir de öyle sorunlarla falan uğraşmaya hiç gelemezler. Kendilerine sorun yaratan kadınlardan da hoşlanmazlar. Sesinizi hiç çıkartmadan, her şey güllük gülistanlık gibi yaşamanız gerekir. Yani kendileri ile ilgili hiçbir sorununuzun olmaması gerekir. Biliyorsunuz onlar mükemmel varlıklardır, yanlış yapmazlar. Böyle olunca da erkeklerle ilgili bir sorunumuz olabilir mi? Olmaz tabi. O halde niye yok yere sorun yaratalım? Biz deli miyiz? Sonra bizden hemen uzaklaşırlar, haberiniz olsun.
Peki, futbol tutkularına ve spor programlarına olan aboneliklerine ne diyelim? Televizyonda spor programı başlamaya görsün. Tüm dünya ile ilişkileri anında kesilir. Hele maç izlerken sanırsınız ki stanyumda kale arkasında var gücüyle tezahürat yapıyor. Hakeme bol bol sevgilerini sunuyor. Aman bu arada ona bir şeyler sormaya ya da söylemeye kalkışmayın. Anında boyunuzun ölçüsünü alırsınız. Siz siz olun asla böyle bir hata yapmayın.
Biz kadınlar pek romantik varlıklarızdır. Duygusalızdır. İlgi alaka bekleriz. İlişkilerimizin başında bize kendimizi prenses gibi hissettiren erkeğin bunu hep yapacağına inanırız nedense. Ama biraz eskiyince gerçekler tokat gibi çarpar yüzümüze. O romantik adam gitmiş, yerine hayata daha gerçekçi bakan bir adam gelmiştir. Mesela, mum ışığında yenen yemekler artık hayal olmuş, onun yerini aydınlık ortamlarda hizmet veren kebapçılar almıştır. Ne öyle mum ışığında önünü görmeden yemek yemek. Rahatça, ışıl ışıl parlayan bir ocakbaşında bol acılı kebapları yemek varken. Çekilecek dert mi? Ya da �evde birlikte yemek yapar yeriz daha içten olur� önerileri ortaya çıkar. O, salatayı güç bela hazırlar siz de yemeği yaparsınız. Yani anlayacağınız romantizm uçup gitmiştir.
Ha birde evlilik konusu var. Hani duydukları zaman anlamamazlıktan geldikleri konu. Genelde daha hazır değildirler. Nasıl olsunlar? Henüz tadına bakılmamış bir dolu niğmet varken, kolay mı öyle tek bir çiçekle ömür geçirmek. Gerçi çoğu da geçirmez ya. En azından kısıtlanmak zorunda kalmak bile onları evlilik düşüncesinden soğutur. �Bak güzelim evlilik aşkı öldürür� masalları ya da farklı nedenler hemen sıralanıverir.
Evli erkeklerse başka bir alemdir. Sanki o flört dönemindeki adam gitmiş yerine başka gezegenden gelmiş biriyle yaşıyorsunuzdur artık. O romantizm dolu sözlerden, baş başa yenen yemeklerden, düşünceli davranışlardan eser kalmamıştır. Dümdüz, monoton bir adam vardır karşınızda. Erkek erkeğe vakit geçirmeler çoğalmış, iş toplantıları ve gezileri artmış, size olan ilgi de o denli azalmıştır. Peki bu durumda siz ne yaparsınız? Önce biraz uğraş verirsiniz eski günlere dönmek için. Bol bol tartışır kavgalar edersiniz. Kendinizle hesaplaşırsınız �yanlış bende mi?� diye sorgularsınız. Eğer kendinizde bir suç bulamazsanız, sorunun onda olduğunu anlarsınız. Ama yapacak bir şey yoktur. Ya buna alışır hayatınıza devam edersiniz, ya da inceldiği yerden kopsun ve bitsin dersiniz. Tabi yapacak gücünüz varsa. Şimdi diyeceksiniz ki tüm evlilikler böyle değil. Evet değil ama maalesef büyük bir kısmı böyle. Bildiğiniz gibi istisnalar da kaideyi bozmaz. O çok güzel, imrenilecek gibi görünen evliliklerde bile ne sorunlar var da, dile getirilmiyor. O yüzden değil mi ki artık maddi gücünü kazanmış, iyi bir iş kariyeri olan, ayakları yere sıkı basan kadınlar evlenmemeyi seçiyor. Bildiğiniz gibi bu kadınların sayısı hızla artıyor.
Gelelim sözün özüne. Bu yazdıklarım doğrultusunda anlaşıldığı gibi, bizi anlayamayan erkekleri, bizim de anlamamız biraz güç. Ama yapılacak bir şey yok. Çünkü yaratılış düzeni bu. İki cins de birbirini tam anlayamadan dünyanın sonu gelecek gibi görünüyor. Bence bunun nedeni her ikisinin de farklı yani birbirlerinde olmayan özelliklerle yaratılmış olması. Hal böyle olunca, yapılacak tek şey var. İdare etmek. Olabilecek en iyi uyumu yakalayıp, yola devam etmek. Yani umduğunu değil bulduğunu değerlendirmek. Yoksa bu çekişmelerin sonu gelmez.
Ha bu arada �ah şu erkekler� dediğimiz varlıklar olmadan hayatımızın çok monoton olacağı da kesin. İyi ki varlar da hayatımız renkleniyor. Onları anlasak da anlamasak da olur. Nasıl olsa biz idare etmeyi yani onları yönetmeyi iyi biliyoruz. Öyle değil mi?
Şadan HERGÜNER
| | (22 Yorum) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|