| |
|
|
Anasayfa Tüm Yazarlar Şadan Hergüner Nerye Kadar Doyumsuzca Yaşayacağız?
|
|
|
|
|
|
|
| |
|
|
Nerye Kadar Doyumsuzca Yaşayacağız? |
|
|
|
Yazar Şadan Hergüner
|
 | |  | | Doyumsuz ve çabuk tüketen, toplumsal değerlerini kaybeden insanlar olmaya başladığımızın farkında mısınız? Tek önceliğimiz, kendimiz. Peki nereye kadar?
| |
 | Doyumsuz, açgözlü insanlar olduk çıktık. Hep benim olsun, hep bana olsun zihniyeti ile yaşıyoruz hayatı. Paylaşmak şöyle dursun, üç kuruşumuz eksik kalacak diye ödümüz kopuyor. Nasıl geldik bu hale? Hayat şartları mı bizi böyle yaptı dersiniz? Yoksa globalleşen dünya halimi. Ya da kendi içimizde iyice yozlaştık mı? Hangisi etkendir bilemiyorum ama doyumsuz olduğumuz ortada.
Kendimizi her şeyden önce düşünür olduk. Şimdi diyeceksiniz ki �tabii önce kendimizi düşünmek zorundayız�. Ben de bunun çok karşısında değilim. Bu zaten insanın doğasında var. Varlığını sürdürebilmek için önce kendini düşünüp, temel ihtiyaçlarını elde etmek zorunda. Fakat her şeyden önce sadece kendimizi düşünmenin çok doğru olmadığına inanıyorum. Sadece ben odaklı bir yaşamın doyurucu olmadığına, aksine bizi doyumsuz yaptığına inanıyorum.
Düşünsenize bir, hayatı tek başımıza mı yaşıyoruz? Böyle bir yaşam söz konusu olabilir mi? Tabi ki hayır. Her birimiz toplumun bir bireyiyiz. Önce ailemizin, sonra da toplumun bir ferdiyiz. Tüm ihtiyaçlarımızı karşılamamız için, başka bireylere bağlıyız. Bu öyle bir zincir ki, mükemmel işlemek zorunda. Yoksa yaşam aksar. Birilerinin görevlerini yapamadığını ya da yapmadığını düşünün. En basit örnekle toplu taşıma araçlarının bir günlüğüne çalışmadığını, fırınların ekmek çıkarmadığını düşünün. Ne olurdu halimiz? Hayat felç olurdu. Veya anne ve babaların küçük çocuklarının bakımlarını üstlenmediklerini, onları sokağa bıraktıklarını düşünün. Neler olmazdı ki bu durumda?
Aslında hepimiz biliyoruz hayatın bir zincir olduğunu. Halkaların kopmadan kalması gerektiğini. Ama nedense bunu artık umursamaz olduk. Zayıflayan halkaları tamir etmek, güçlendirmek yerine sadece kendimizi düşünüyoruz. O halkaları sanki bize hiç gerekli değilmiş gibi umursamıyoruz. Oysa hayatımızı sürdürmek için tüm halkaların sağlam olması gerekli. İşte bunu unutur olduk. Haliyle de her şeyden önce kendimizi düşünür olduk.
Sadece ben merkezli bir yaşam ister istemez insanları doyumsuz yapıyor. Bu düşünce yapısında olan insanlar başkalarını yok kabul edip, hayatı sadece kendi için kazanmak amacıyla yaşıyorlar. Yardım etmek, paylaşmak gibi kavramları neredeyse hiç umursamıyorlar. Bu da onları duyarsız ve doyumsuz kılıyor. Ne pahasına olursa olsun kazanmak, sahip olmak istiyorlar. Birilerinin canını yakmışlar, yolunu tıkamışlar, ekmeğini elinden almışlar hiç umurlarında değil. Onların kazançları artıyor ya, gerisi boş. Yemeyenin malını yerler misali her şey onlar için hak oluyor.
Doyumsuz olmak kötüdür. Sürekli istersiniz. İstedikleriniz sizin olmazsa da adeta çıldırırsınız. Hırs yaparsınız. Gözünüzü para ve madde bürür. Ona sahip olmak için her yolu denersiniz. Çünkü sahip olamazsanız kendinizi çok kötü hissedersiniz. Bu yolda artık her şey size açıktır. Elinizden geleni ardınıza koymazsınız. Üstelik bir türlü doymak da bilmezsiniz. Oldukça olsun istersiniz. Peki bu durum nereye kadar sürer? Hiç mi yaptığınız yanlışların bedelini ödemezsiniz? Hiç mi vicdanınız sızlamaz? Vicdanınız belki sızlamayabilir ama günün birinde mutlaka bir bedel ödersiniz. Bugün ödemezseniz, yarın ödersiniz. Siz ödemezseniz, ailenizden biri öder. Ama mutlaka o bedel ödenir. Çünkü zincirin halkalarındaki zayıflamalar, bozulmalar patlak verir. Bir de koparsa işte o zaman durum daha vahimdir. Unutmayın hayat birbirine bağlı halkalardan oluşan bir zincirdir. Zincirin bir halkası koparsa düzen bozulur.
Şimdi bir düşünelim. Tüm toplum olarak umursamaz hale geldiğimizi varsayalım. Hali vakti yerinde olanlar sadece kendi refahları için çalışsınlar. Sokakta aç yatan, çalışacak işi olmadığı için karnını doyuramayan, çocuğunu besleyemeyen insanları hiç umursamasınlar. �Bana ne, aklını kullansaydı bu hale düşmeseydi� desinler. Sokak çocuklarının ve evsizlerin sayısı artsın. Bu da kimsenin umrunda olmasın. Devlet de umursamaz olsun. Bu konuda yapması gerekenleri yapmasın, önlem almasın. Yaşamını sürdürmeye gücü olmayan insanlar çoğalsın. Peki bu insanlar ne yapacak dersiniz? Sessiz sakin oturacak mı? Bir köşede ölümü bekleyim mi diyecek? Hayır demeyecek. Onlar da farklı bir umursamazlığa yönelecek.� Benim iş sahibi olmamı sağlamayan bu devleti mi umursayacağım� diyecek. Sonra, bir yanda refah içinde yaşayan insanlara bakacak, ya da yaşamını sürdürebilecek kadar da olsa kazanan insanlara bakacak, �ben niye bu durumdayım, bu adalet mi?� diyecek. Pek çok şeye isyan edip, onu bugüne kadar tutan tüm inançlarından vazgeçip, çalmaya, yağmalamaya, şiddet kullanmaya başlayacak. Belki ölecek ama öldürecek de. Sanki şu anda yaşanmıyor mu bu olaylar. Boyutları tüm toplumu kapsamasa da yaşanıyor. Ama bunun tüm toplumu kapsadığını düşünün. Ne olurdu? İç savaş olurdu. İnsanlar birbirine girerdi. Huzurun zerresi kalmaz, korku herkesi sarardı. Sokağa çıkılmaz, can güvenliği kalmazdı. Ne kadar korkunç bir manzara.
Şükretmeliyiz ki toplumumuzun büyük bir bölümü hala sağduyulu insanlardan oluşuyor. Yardımlaşma devam ediyor, devlet elinden geleni yapıyor. Doyumsuz insanlar çoğalıyor ama yardım elini uzatan duyarlı insanlar da varlığını sürdürüyor. Benim tüm korkum, duyarlı insanların sayılarının azalması. İşte o zaman az önceki manzarayla karşı karşıya kalırız. Ve bedel ödemeye başlarız. Özellikle o çok doyumsuz olan insanlar büyük bedeller öderler.
Ben yaşanılan her şeyin bedelinin ödendiğine inanırım. Üstelik bir facia olması da gerekmiyor. Hayat bize bu bedeli bir şekilde ödetir. Önemli olan çok ağır bedeller ödemek durumunda kalmamak.
�Önce ben� odaklı bir yaşam bizi duyarsızlaştırır ve doyumsuz yapar. Bunun önüne geçmek yine bizim elimizde. Önce paylaşmanın güzelliğini anlamalıyız. Birilerini sevindirmenin mutluluğunu yaşamalıyız. Başkalarını düşünmeyi, onlar için bir şeyler yapmayı öğrenmeliyiz. Üstelik paylaştığımız her şey bize çoğalarak geri döner. Biz hiç anlamadan döner. O halde zararın neresinden dönersek kardır diyelim ve kendimize biraz çeki düzen verelim. Paramız yoksa bilgimizi ya da ilgimizi paylaşalım. Başkalarının acılarını, dertlerini paylaşalım. Sevgimizi paylaşalım. Bakın paylaşacağımız ne kadar çok şey var. Yeter ki isteyelim. Her şey benim olsun, hepsini ben istiyorum demek yerine paylaşmayı isteyelim.
Unutmayın, umursamaz ve doyumsuz olmak, hayat denen zinciri bir gün mutlaka koparacaktır. Bunun olmasını ister misiniz?
ŞADAN HERGÜNER
| | (0 Yorum) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|