|
Yazar Cigdem Alper
|
 | |  | | İnsanlara karşı içten ve samimi olmayı başarabiliyor musunuz?
| |
 |
Bu yazımda Carl Rogers�ın terapistin hastasına karşı içten olması gerektiğine dair görüşlerini kendi tecrübelerim ile yansıtmaya çalışacağım. Bana göre içtenlik için üç önemli adım var:
- Karşınızdakini tüm kalbiniz ile dinleyebilmek
- Kafanızdaki düşünceleri susturup karşınızdaki insanı tüm benliğiniz ile algılayabilmek
- Karşınızdakinin çıkarı için kendi kişisel çıkarlarınızdan vazgeçebilmek
Fakat bütün bu özelliklere sahip olabilmek için kişinin pratik yaparak kendi tecrübelerini kazanması gerekir. İşte bu uğurda benim kendi yolculuğum...
Paul Ekman ; �Telling Lies � Yalan Söylemek� kitabında yalan söyleyen bir kişinin, davranışları ile mutlaka dışarıya bilgi sızdıracağını söylüyor. Gerçekten de kendi tecrübelerime dayanarak yüreğimde başka bir fikir yada inanç taşırken başkalarını kandırmanın neredeyse imkansız olduğunu öğrendim. Eskiden başkalarına yardım etmek söz konusu olduğunda ideal bireyin nasıl olması gerektiğini düşünür ve bu doğrultuda davranışlarımı düzeltmeye çalışırdım. Fakat ne yazık ki çabalarım ilişkilerimi iyileştirme konusunda fazla ilerlememi sağlamadı. Aksine daha da kötüleştirdi ve insanlar ile aramın açılmasına yol açtı. Her şeyi doğru yaptığımı düşünmeme rağmen neden insanlarla samimi, içten ve güvene dayalı ilişkiler kuramadığımı bir türlü anlayamadım. Ne zaman ki davranışlarımın başkaları üzerinde ki etkilerini incelemeye başladım o zaman bazı cevaplar gelmeye başladı. Bulgularımı başlangıçta hazmetmek zor oldu ama zamanla bir şekilde insanları huzursuz ettiğimi kabul etmek zorunda kaldım. Kendi kendime sorular sordum örneğin �Bir insan ile konuşurken ne yapıyorum?� Nitekim başka insanlar ile konuşurken kendimi gözlemledim ve sonunda buldum ki genelde insanları kısaca dinliyorum ve sorunun nerde olduğuna dair hemen bir yargıya varıyorum ve hemen ardından bu sorunun çözümünü öneriyorum. Kısaca insanlara kendi çözümlerini bulamayacak kadar yetersiz oldukları hissi veriyorum ve bu şekilde onları hiç anlamadığımı gösteriyorum. Kişi içten içe anlaşılmadığını ve kendisini dinlemediğimi düşünüp kendini geri çekiyor.
Bu davranışıma daha derinlemesine bakmaya karar verdim, �İnsanlara ne yapmaları gerektiğini söylerken acaba içimde ki bir ihtiyacı mı gidermeye çalışıyorum?� diye sordum. Uzun bir süre düşünmek zorunda kaldım ve sonunda buldum ki; acı içindeki bir insan ile olmak beni rahatsız ediyordu ve sorunlarına çözüm bularak bu problemi ortadan kaldırmak istiyordum, böylece kendi rahatsızlığımı ortadan kaldırmış oluyordum. Bu buluştan sonra korkumu yenebilmek için problemi olan insanlarla herhangi bir çözüm önermeden bir arada bulunmaya çalıştım. Bunu başarabilmek için terapistliği yada yardım etme mesleğini bir insanı daha iyi tanıyabilmek için çıkılan bir yolculuğa benzettim ve görevimin muhteşem yanıtlar yada çözümler üretmek olmadığıni kabul etmek zorunda kaldım. Bu alanda pratik yaptıkça insanlar ile bir arada olmak konusunda daha başarılı olmaya başladım. Böylece bir insanı �kalbimle dinlemenin ne demek olduğunu öğrendim�. Bunun benim için anlamı: Kişi ile birlikte yürüyüp, onu gerçekten tanımak için ilgili ve meraklı olmak, kendi kişisel korkularımı yenmek ve karşımdaki insanın dünyasına tüm varlığım ile girebilmek.
İlerleyen zaman içinde iletişim konusunda başka bir sorunum daha olduğunu hissettim. Tam olarak nedenini algılayamadım ama sadece belli tipten insanlar ile konuşabildiğimi farkettim. Yani bilinçsizce inançlarıma, kendi dünyama yada bakış açıma uymayan insanlardan kendimi uzak tutuyordum. Örneğin karısını döven bir adam ile sakince konuşmak, yargısız olmak yada terapist olarak samimiyet ve içtenlikle yardım etmeye çalışmak benim için neredeyse imkansızdı. Yavaş yavaş bu tür insanları yargıladığımı farkettim; sadece kendi penceremden bakıp bana uygun olan insanlara yardım etmeyi tercih ediyordum. Bu sorunumu farkettiğimde bu tip insanlar ile çalışmaya karar verdim. Mümkün olduğunca beni rahatsız eden insanla birlikte olup kendi korkularımı yenmeye, yargılamadan insanları tanımaya ve kendi bakış açımı genişletmeye çalıştım. Böylece ikinci kural ortaya çıktı, �Kafanızdaki düşünceleri susturup karşınızdaki insanı tüm benliğiniz ile algılayabilmek�. Bu cümlenin benim için anlamı kafamın içindeki tüm düşünceleri, fikirleri, idealleri ve inançları susturup küçük bir bebeğin zihni gibi merak ve ilgi ile yaklaşabilmekti. Başlangıçta bunu başarmak elbetteki hiç kolay olmadı. Fakat ilginç bir şekilde benim için uygun çözümü keşfettim. Kendimi kimsenin bulunmadığı ıssız bir adada hayal ettim. Burada sadece bir insan olarak olduğumu hayal ettim; ne birinin kızı, ne Türk vatandaşı, ne bir kadın, ne birinin dostu, ne birinin karısı, ne de birinin kızkardeşi. Bu küçük adada daha önce hayatta öğrendiğim her şeyden kendimi ayırdım, düşüncelerimi, inançlarımı bıraktım. Böylece hoşlanmadığım yada rahatsızlık hissettiğim insanlar ile konuşurken tarafsız olabilmek için tüm kimliğimden soyutlanma çalışmaları yaptım. Örneğin karısını döven bir adam ile konuşurken, bu işkenceyi çeken kadın için üzülmeden edemedim ama bu düşüncelerimden soyutlayarak karşımdakini bir insan olarak görmeyi ve kalbimde bu insana yer açmayı başardım.
Bütün bu aşamalara rağmen hala bazı sorunlar olduğunu farkettim. Kendi kendime �Niçin ilerleme olmuyor? Bütün bu çabalarımdan sonra niçin bu insanlar iyileşmiyor?� Diye soruyordum. Yapılması gereken her şeyi yaptığımdan emindim ama bir türlü neden başarılı olamadığımı anlamıyordum. Bu konu üzerinde uzun süre kafa yordum ve bir gün farkettim ki �Karşınızdakinin çıkarı için kendi kişisel çıkarlarınızdan vazgeçebilmek� gerek. Bu cümleden benim anladığım problemlerin temelinde beklentilerimin yatmasıydı. Eğer karşımdaki insanlardan beklenti içine girmezsem başarımı onların gelişimi yada iyileşmesi ile ölçmeye kalkmam. Böylece işler beklediğim gibi gitmeyince kendime ve onlara kızmak yerine, iletişimimde daha yaratıcı olabilir ve başka alternatifleri denemekte kendimi özgür bırakabilirim.
Dahası başka insanların gelişimine ve kendi zaman süreçlerine saygı duymayı başarabilirdim.
Özetlemek gerekirse kalbimle dinlemeyi öğrenmek, kafamdaki düşünceleri ve duyguları durdurmak ve kendimi tüm beklentilerimden kurtarmak insanlar ile olan ilişkilerimi büyük oranda etkiledi ve iyileştirdi. Şimdi hoş bulmadığım bir insan ile konuşabiliyor ve �Bu bir insan ve ben bu insanı tanımak istiyorum� diyebiliyorum.
Sağlıcakla Kalın
Çiğdem Alper
| | (0 Yorum) |