Hatunca.NET Psikoloji ve Kadin Sitesi
 
 
 

Ana Menu

Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Reklam Ver

Psikoloji

Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları

İçerikler

Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv

Psikoloji Testleri

Eğlence Testleri
Kişilik Testleri

Yazarlar

Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
 
Anasayfa arrow Tüm Yazarlar arrow Şadan Hergüner arrow KAPALI KUTU
 
 
KAPALI KUTU Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 19
KötüÇok iyi 
Yazar Şadan Hergüner   

İçimizde sakladığımız, bizi sınırlayan, en derinde olan inançlarımızı değiştirmek bizim elimizdedir. Yeterki nasıl yapacağımızı bilelim. Kapalı kutularda sakladığımız, gereksiz şeyleri boş yere tutmayalım.

Oldum olası kutuları çok sevmişimdir. Onlarda beni çeken bir şey var. Kutu kelimesinin anlamı; içine taşımak ya da saklamak için hafif şeyler konan ve ağır olmayan malzemeden yapılmış kaptır.

Özellikle dekoratif amaçlı yapılan kutuların şirinliği beni adeta büyülüyor. Farklı şekillerde yapılmış karton kutular, küçük sandıklar, minicik gümüş ya da ahşap kutular. Hepsine bayılıyorum.

Dün gece evimin balkonunda oturup, ışıklarla başka bir güzellik ve gizem kazanan şehri seyrederken aklıma birden kutulara olan tutkum geldi. Peki bunu aklıma getiren neydi? Düşündüm. Sonunda buldum. Gizem duygusuydu. Karanlıkta ışıklarla parlayan şehre baktığımda, ışıksız kesimlerde bir gizem ve saklılık olduğunu fark ettim. Oralar sanki kapalı bir kutu gibiydi.

Karanlığın gizlediği yerlerde kim bilir neler oluyordu? Acaba kaç kişi şu anda karanlığın içine neleri gömüp, saklıyordu? Saklanacak o kadar çok şey vardı ki� Küçük kaçamaklar, herkesten habersiz buluşmalar, aldatmalar, adam yaralama ya da öldürmeler. Sonra gizlice yapılan planlar, hırsızlıklar ve daha neler!

Bir de o karanlığın içine kendini saklayanlar vardı. Görünmekten, bulunmaktan, anlaşılmaktan, sevilmekten hatta kendinden kaçıp saklananlar. Galiba beni ilgilendiren de buydu.

Birden kutulara olan ilgimin, aslında içinde saklanan, korunmak istenen şeylere olduğunu anladım. Tıpkı kendini saklayan, anlaşılmaktan korkan, duygularını kendine bile itiraf edemeyen, sürekli bir şeylerden korunmak zorunda olduğunu düşünen insanlara ilgi duyduğum gibi.

Her insanın kendine sakladığı, kimselerle paylaşamadığı bir saklısı vardır. Ama bazıları çok ketumdur. Kendinden bile saklar. Onu yok kabul eder. Tam bir kapalı kutudur. İşte ben böyle insanları merak edip ilgi duyduğum için, sanki onları kendime çekiyordum. Çevremdekilerin çoğu böyle kişilerdi. Dışa dönük gibi görünüp, aslında saklısı çok olanlardı. Ben ise fark ettirmeden onları deşmeye, sonra da çözmeye çalışandım. Bir ruhsal danışman gibi. Pek çok arkadaşımın, en derininde olanı bulup çıkarmış, onunla yüzleşmesini sağlamıştım. Yani pek çok kapalı kutuyu açmış, içindekileri dökmüş, gereksiz olanları temizlemiş, saklanması gereken gerçek hazineleri kutuya koymuştum. Güzel bir duyguydu bu. Sevdiklerime hiç farkında olmadan faydalı olmuştum. İşte bu yüzden can dostlarımın sır küpüydüm.

Gecenin karanlığında ışıl ışıl parlayan şehri seyrederken bir dizi keşif yapar gibiydim. Bir an gözüm çok aydınlık görünen, ışığı bol bir kesime takıldı. Sanki orada tek bir lamba vardı, ışığı da sürekli büyüyordu. Büyüdü, büyüdü ve olduğum yere kadar gelip beni de içine aldı. O kadar güçlü, parlak ve huzur vericiydi ki, onu içime çekmek, içimi aydınlatmak istedim.

İstedim çünkü benim de ışığa, karanlıkta bıraktığım saklılarımı aydınlatmaya ihtiyacım vardı. Ben de kapalı bir kutuydum. Şimdi kutuyu açma ve yüzleşme zamanıydı. Kendimi tamamen keşfetme zamanı. Oysa bunca yıldır kendimi iyi tanıyordum. Her şeyimin farkındaydım. Nasıl bir insan olduğumu biliyordum. Yoksa bilmiyor muydum? Farkında olmadığım şeyler var mıydı? Derin bir düşünceye daldım. Duygularımı tarttım. Bir şeyler vardı ben buradayım diyen. Evet çok derinlerde bir şeyler vardı. Artık farkındaydım. Aslında ben ne olmak istediğimi, ne yapmak istediğimi, hayatımı nasıl geçirmek istediğimi biliyordum ama bunu dile getirip uygulayamıyordum. Bunca yıldır, başkalarının olmamı istedikleri gibiydim. Bana çizdikleri sınırlar içindeydim. O sınırlar artık ruhumu daraltıyordu. Oysa ruhum özgür olmak istiyordu. Ben bu dar kalıplar içinde huzursuzum demek istiyordu. Olabildiğince uzaklara uçmak istiyordu. Onu kim durdurabilirdi sanki? Ama bir şey tutuyordu.Neydi o? Kendime bile itiraf edemediğim bu engelleyici kimdi? Sürekli buna benzer sorular sordum kendime. Soruların ve cevapların üzerine biraz daha yoğunlaşınca, yüreğimin derinliklerine kulak verince cevabı buldum. Artık onunla yüzleşmeye hazırdım. O kişi bendim. Evet, annem babam, yakın çevrem benden bazı özellikleri taşımamı istemişlerdi ama beni öyle olmaya mecbur etmemişlerdi. Özellikle annem ve babam sadece kendi doğrularını bana öğretmişler, nasıl bir insan olmamı istediklerini anlatmışlardı. İlla ki kendini sınırla dememişlerdi. Oysa ben çocukluğumu bile çok olgun yaşamıştım. Hep yaşımdan daha büyük olmuştum. Şimdiyse içimde büyüyememiş bir çocuk vardı. Çocukluğunu yaşamak istiyordu. Biraz şımarmak, her dediğini birilerine yaptırmak istiyordu. İşte ben, bugüne kadar onu bastırıyordum. Doyasıya çocukluğunu yaşayamamış, üstelik büyüyememiş bir çocuk vardı içimde. Şimdi anlıyordum, ben erken yetişkin olmuş bir çocuktum. Bunu kendime yapan da bendim. İsteklerime gem vurmuş, çocuk yaşta olgunlaşmıştım. Bu yüzden kendimi sınırlamış, uçarı yanımı hep susturmuştum.

Kalbim pır pır ediyordu. Bunca yıldır susmuş uçarı yanım artık kanatlanmak istiyordu. Onu özgür bırakma zamanı gelmişti. Fakat onun özgür kalması için önce, beni bugüne kadar sınırlayan inancın içimden çıkıp gitmesi gerekiyordu. Şimdi o engeli aşma zamanıydı. Beni sınırlayan inancımı bir kuş olarak hayal ettim. Ona, gitme zamanının geldiğini söyledim. Onu, sabahın ilk ışıkları şehre değmek üzereyken uçurmam gerekiyordu. Biraz daha kendimde tutarsam bu kez ruhum dilediği yerlere uçamayacaktı.

Hayal ettiğim kuşu salıverdim. Gecenin son karanlığı içinde süzülerek uçtu. Sonsuzluğa karıştı. Ilık esen rüzgarın yüzümü okşadığı, ilk gün ışıklarının içimi aydınlattığı şu saatlerde ruhum artık özgürdü. İçimde ki çocuk da. Yaşadığım çok hoş bir duyguydu. Sanki vücudum tit tit titriyor, içim aydınlanıyor, bilmediğim bir şeylerin farkında oluyordum.

Gecenin geç vaktinde balkon keyfi yaparken yaşadığım bu süreç, adeta hayatımın dönüm noktasıydı. Kutulara, özellikle kapalı kutulara duyduğum ilgiyi düşünürken neyi keşfetmiştim. Bir kez daha inandım ki hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Pek çok şeyin içi başka, dışı başkadır. İçini açmak, en derinlere inmek, doğru algılamak ve duygulara güvenmek gerekir.

Umarım sizler de bir gün benim gibi içinizde olan kapalı kutuları açabilir, atılması gerekenleri temizleyip, saklanması gerekenleri tutarsınız. Farkında olmanın eşsiz keyfini yaşarsınız.

Şadan HERGÜNER
(1 Yorum)
 
   

Login Form

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Temmuz 06, 2008, 10:11:21 am
Kullanıcı Adı: Şifre:
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

Şifremi Unuttum

Linkler

Psikoloji
Kadın-Aile-Çocuk
Rehberlik-Danışmanlık
Diğer

Çiğdem Alper'in Psikoterapi Ofisi

Cigdem Alper's Psychotherapy Office

(0 Yorum)