| |
|
|
Anasayfa Tüm Yazarlar Ayşe İlhan Ezel Okuma-Yazma Aşkı
|
|
|
|
|
|
|
| |
|
|
Okuma-Yazma Aşkı |
|
|
 | |  | | "Öğrenmek ve öğretmek" bir aşk işidir. | |
 | Anadolu'nun bitmez, tükenmez güzellikleri ve ruhlara huzur, vücuda zindelik veren yeşillikleri her insanda olduğu gibi bende de daimi bir özlemdir.
En son gittiğim Erzurum'un İspir Köyünde ki bir anımı siz değerli arkadaşlarla paylaşmak istiyorum.
Bilmem sizler de bu güzel ve şirin "Dağ köyü"nün yakınlarından geçtiniz mi? Yüksek dağ sıralarının büyük bir şefkatle kucakladığı, pırıl, pırıl derelerin süslediği, şahane bir manzaranın, zihinlerden asla silemediği anıların beldesini bilmem gördünüz mü?
Güneşin derelerde pırıldadığı güzel bir yaz günüydü. Misafir olarak gittiğim evin hanımı bana:
"Mahalle sakinlerinin senden bir ricası var " diyerek yanıma geldi.
Hayırdır İnşaallah, nedir, diyerek meraklandım. Beni pek tanımazlar, benden ne isterler ki acaba diye düşünüyordum ki Rukiye hanım devam etti.
Senin İstanbul'dan geldiğini öğrenmişler, "Bizimle sohbet etsin, derler." Ne dersin? Ben memnuniyetle :
Tabii, buyursunlar gelsinler, dedim. Ertesi gün için anlaştık.
Mahalle sakinleri yavaş, yavaş gelmeye başlamışlardı. Genç gelinler, yaşlı kayınvalideler, anneler, kızlar ve şipşirin çocuklar evin en geniş sofasında toplandılar. Nihayet çeşitli güncel konulara değinerek söze başladım. Arada bir dertleri ile ilgili sorular sorarak konuşmanın akışını yönlendiriyorlar, bu da işimi kolaylaştırıyor, onları tanımama vesile oluyordu. Öyle dikkatli ve heyecanlı dinleyen bir topluluk karşısında konuşuyordum ki, kendimi konunun akışına bıraktım ve ne kadar zaman geçtiğini bile fark edemedim. Nihayet sözlerime son vermek için konuları toparlamaya başlamıştım ki, topluluk içinden, başında bin bir emeğin izleri hemen fark edilen oyalı yemenisi ile, çok hoş bir görüntüsü olan genç bir kızın, simsiyah iri gözlerle bana baktığını gördüm. Gözleri ile bir şeyler söylemek istediğini fark ederek;
- Bir şey mi vardı... dedim. Genç kızın kıpkırmızı olan yanakları öyle masum bir görüntü veriyordu ki yüzüne anlatamam. Bir şeyler soracağını anlayarak, tekrar "buyurun" dedim. Genç kızın bir derdi vardı, halâ aklımdan çıkmayan, "keşke bir çare bulabilsem" diye kahırlandığım bir dertti bu. Genç kız şöylece derdini özetleyiverdi.
- Hocam, ben 18 yaşında bir kızım. Hiç okula gitmedim, bu sebeple okuma - yazma da bilmiyorum. Sen, bize ne güzel şeyler anlattın fakat yakında memleketine döneceksin, o zaman biz ne yapacağız? Sen bize biraz da "Okuma - Yazma" öğretsen de, sen gittikten sonra, biz de başka bilmeyenlere öğretsek.. Biz de senin sayende okur, yazar olur, Sana da dua ederiz.
Genç kızın öğrenme iştiyakı karşısında öyle etkilendim ki, hemen ona istediği şeyi yapacağıma dair söz verdim. Orada kaldığım süre içinde onların okumayı sökmelerine ve yazı yazmalarına elimden geldiği kadar rehber olmaya çalıştım.
Genç kızın adı GÜLBAHAR'dı. Onu çok sevmiş, derdini kendime dert edinmiştim. Uzun yıllar Gülbahar ile mektuplaştık. O, kabiliyetli bir kızdı. Arkadaşlarına hatta annesine ve babasına bile okuma yazmayı öğreten bu genç kız, aynı kendisi gibi olan bir çok genç kızdan sadece birisiydi.
"ÖĞRENMEK VE ÖĞRETMEK" bir aşk işi, bu işin sevdalılarına yardım edebilmek ise çok güzel bir duyguydu.
Bu güzel duyguyu tadmayı hepinize tavsiye ederim.
SAYGILARIMLA. AYŞE İLHAN EZEL | | (0 Yorum) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|