Hatunca.NET Psikoloji ve Kadin Sitesi
 
 
 

Ana Menu

Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Reklam Ver

Psikoloji

Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları

İçerikler

Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv

Psikoloji Testleri

Eğlence Testleri
Kişilik Testleri

Yazarlar

Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
 
Anasayfa arrow Tüm Yazarlar arrow Rüya Yüksel arrow Anın farkındalığındaki mucizelerinize tanık olmak
 
 
Anın farkındalığındaki mucizelerinize tanık olmak Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 6
KötüÇok iyi 
Yazar Rüya Yüksel   

Olmak için izin verebildiğimizde, bırakabildiğimizde oluş mucizelerle gelir. Beklenmedik bir anda, tam istediğimiz gibi, ihtiyacımız olduğu kadar, sevinç ve mutlulukla gelir.

Yaşam hep bir oluş ve bir akış halidir ve sürekli devinmektedir. Hiç bir şey yerinde durmaz, hep bir hareket vardır. Örneğin yeni bir giysi alırız, giyeriz kullanırız, eskir, yada özel günlerimize saklarız, modası geçer ve yine eskir. Sonuç değişmez yada biz onu koruyarak, kollayarak değiştirebileceğimizi zannederiz ama değişen bir şey olmaz, oluş devam eder.

Olmak için izin verebildiğimizde, bırakabildiğimizde oluş mucizelerle gelir. Beklenmedik bir anda, tam istediğimiz gibi, ihtiyacımız olduğu kadar, sevinç ve mutlulukla gelir. Çünkü yaşamı akışa bırakabildiğimizde oluş o kadar doğal ve o kadar kendiliğindendirki biz insanlar için buna inanmak pek mümkün değildir. . Kendiliğinden olan herşeyde dinginlik, huzur, sevinç, mutluluk , mucizeler vardır.

Peki insan neden bırakamaz, neden akışkanlığın mucizelerine inanamaz ?

Oluş ve akış halini zaman algısı içinde insanlar geçmiş, gelecek olarak ifade ederler. Üç boyutlu yaşamın içinde geçmiş ve gelecek kavramları içinde insan sınırlı bir yaşam çizgisi çizer. Geçmişte biten bir eylem sözkonusudur. Akış yoktur, durağanlık vardır, sınırlar bellidir. Gelecek ise henüz yaşanmamış bir süreçtir. Belirsizlik vardır. Soyut kavramlar yerini somut kavramlara dönüştüremediği müddetle gelecek bugüne, şimdiye , ana gelemez. Bu durumda da gelecektede oluş ve akış halinin algısı sözkonusu değildir. Sınırlı yaşamın içinde ise sahip olmak arzusu baskındır. Hep bir şeyleri kaybetme duygusu yaşarız. Sevdiklerimizi kaybetme, işimizi kaybetme, kariyerimizi kaybetme, dış görünümümüz, bedenimiz, eşyalarımız, malımız, mülkümüz…Sahip olduklarımızı kaybetme korkusu ile sahip olma arzusu arasında gitgeller içinde yaşamımızı şekillendiririz. Hep kendimizi bir şeyler yapmak, bir şeyleri kontrol etme ihtiyacında hissederiz yani sürekli bir şeylere tutunuruz. .Yaşamı sahip olduklarımızla garanti altına almış olduğumuzu düşünürüz yada sahip olma arzusu içinde elde etmek için çabalar dururuz .

Bunu farkında olmadığımız sürelerde bilinçaltı boyutunda farkettiğimizde de bilinç boyutunda gerçekleştiririz. Bilinçaltından bilinç boyutuna taşındığında artık sorgulama sürecide bereberinde başlar. Bilinç boyutunda aklımızı kullanırız, yaşamı ölçeriz, analiz ederiz, insanların yaşanmış deneyimlerinden sonuçlar çıkarırız, genellemeler yaparız ve tüm bunları yaşamımızı kontrol etmek için kullanırız. Aklımız egomuz ile işbirliği içinde olunca da doğallıktan çıkarız.

Oysaki akış ve oluş durumunu kavrayabilmemiz için bulunduğumuz ana odaklanmamız ve zihnimizdeki geçmiş ve gelecek ilizyonlarından çıkmamız gerekir. Karşılaştığımız tüm deneyimlerimize gösterdiğimiz dirençlerimiz aslında bizim tutunduklarımızdan ve geliştirme ihtiyacında olan yanlarımızdan başka bir şey değildir. Direnmemiz ise bizim kontrol etme arzumuzdan kaynaklanır. Yaşamı değiştirmeye çalışırız. Oysaki olan olmaktadır ve bütünün hayrı için olması gerekmektedir. Olaylara sadece kendi kişisel penceremizden baktığımızda kendi kişisel algılarımız devreye girer ki buda otomatik olarak kontrolu beraberinde getirirken bizleri doğallıktan uzaklaştırır. Aslında akış ve oluş değişmemektedir. Bazen kontrol ettiğimiz olaylar gerçektende bizim arzumuz doğrultusunda gerçekleştiğinde biz yaptık zannederiz. Halbuki olan zaten olmaktadır. Eğer biz ana odaklanıp olanı görebilirsek , hiç bir şey yapmak ihtiyacında olmadığımız gibi aynı zamanda yaşamın mucizelerinede tanık olabiliriz..Hatta doğallığın içinde mucizenin kaynağı oluruz.

Beynimiz hayallerimizle yaşadığımız gerçeklerin arasındaki farkın ayrımına varamaz. Hepsini aynı algılamaktadır. Korktuklarımız bu nedenle başımıza gelir yada “ pozitif düşün pozitif yaşa ” tekerlemeside bu nedenle kullanılır. Eğer yaşamı kontrol etmek yerine an’a ve dileklerimize odaklanıp sonrada onların akış ve oluş haline izin verebildiğimizde mucizelerin kendiliğinden gerçekleşmelerine de şahit oluruz.

Hepinize anın farkındalığındaki mucizelerinize tanık olmanız dileklerimle

Sevgiyle kalın
Rüya
10.03.2006
(0 Yorum)
 
   

Login Form

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Eylül 05, 2008, 07:27:00 am
Kullanıcı Adı: Şifre:
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

Şifremi Unuttum

Linkler

Psikoloji
Kadın-Aile-Çocuk
Rehberlik-Danışmanlık
Diğer

Çiğdem Alper'in Psikoterapi Ofisi

Cigdem Alper's Psychotherapy Office