|
Pelvin'in yaşayamadığı yılları... |
|
|
|
Yazar Ayşin Oya Attaroglu
|
 | |  | | Dizlerinin üstünde çökmüş perişan bir biçimde hıçkırarak göz yaşlarını siliyordu Pelvin. | |
 | Bir yandan toprağı avuçluyor diğer bir yandan da olduğu yerde dövünüp duruyordu...
Böyle mi olmalıydı anne?
Dizlerinin üstünde çökmüş perişan bir biçimde hıçkırarak göz yaşlarını siliyordu Pelvin. Bir yandan toprağı avuçluyor diğer bir yandan da olduğu yerde dövünüp duruyordu:
- gördün mü anne, anladın mı herşeyin boşuna olduğunu? Sonunda bitti işte, bitti. Ama sen beni de bitirdin bunca senedir. Hayatımı mahvettin anne. Böyle mi olmalıydı? Hı? Bir bakabilseydin şu halime anlardın ne demek istediğimi ama bakamıyorsun değil mi? Evet bakamıyorsun artık... En acısı da ne biliyor musun? Şurada döktüğüm gözyaşları var ya, ha işte onları üzüntümden değil hırsımdan akıtıyorum. Ah anne ah, bunca acıya ne gerek vardı? Bitirdin beni, bitirdin...
Pelvin annesinin mezarı başında gözyaşlarını dökerek söylenmeyi sürdürürken cenazede bulunan herkes onu acı dolu bakışlarla süzüyordu. Insanlar kendi aralarında –vah vah zavallı kadın, annesinin ölümüyle kendi kendine konuşur oldu- diye üzüntülerini dile getiriyorlardı. Oysa ki Pelvin üzüntüden ziyade karmaşık duyguların anlam kargaşasının üstesinden gelme çabaları içerisindeydi.
Yıllarca hep annesinin baskısı ve onun dediğim dedik diktatör tavırlarıyla hayatını yaşamak zorunda kaldı. Aslında o hayat Pelvin’in yaşamak istediği hayat değildi, o hayat annesinin bir türlü yaşayamadığı, elde edemediği bir hayattı ve gençiliğinde başaramadıklarını Pelvin’in başarmasını istedi. Onun atacağı adımlara ve alacağı kararlara annesi karar verdi.
Aslında annesi, hamilelik dönemimde aklına koymuştu Pelvin’i hayatının sonuna kadar yönlendireceğini ve bu sebeple kendi adını Pelvin’e göbek adı olarak vermişti. Pelvin Selma Hasipci. Pelvin ise cocukluğundan beri annesiyle aynı isme sahip olmaktan son derece mutsuzdu. Selma ismini duymak dahi istemiyordu. Ona Selma diye seslendiklerinde aşırı tepki gösterip bağırıp çağırmaya başlıyordu çocukluğunda. Selma ona hakaret gibi geliyordu; kötü kalpli, acıma duygusu olmayan, diktatör ve soğuk bir insan anlamını taşıyordu, tıpkı annesi gibi. Annesi bunu biliyordu ve aslında için için üzülüyordu fakat duygularını belli etmemek pahasına soğuk ve sert duruşunu hep devam ettiriyordu. Pelvin de annesinin tepki vermesi ve üzüntüsünü belli etmesi için sert bir tonla Sel-ma Sel-ma diye söylenirdi. Fakat nafile. Selma hanım istifini bozmaz hatta daha da gaddarlaşırdı.
Bir keresinde basketbol antremanına gidemeyecek kadar hastalanmıştı Pelvin fakat annesinin zoruyla yarı ayık yarı rüyada gibi antremana gitti. Daha henüz 12 yaşındaydı ve bu kadar zorlamanın gerekliliğini anlayamıyordu. Antremanın ortasında yığılıp kalmıştı Pelvin. Fakat Selma’daki tek tepki “daha güçlü olmalısın, hemen kendini koyuverme” diye seslenişi olmuştu. Antrenörü Selma’nın bu sert tavırlarına alışıktı hatta onun hoşuna bile gidiyordu fakat veliler için o çok gaddar bir anneydi ve velilerden hiçbiri onun bu gaddar halinden hoşlanmıyordu.
Pelvin 5 yaşından beri aktif bir şekilde bir faaliyetten diğerine koşturmayı öğrenmişti. Fransa’da yaşıyorladı. Annesi Selma hemşireydi, babası Kadir'de büyük bir şirkette satış elemanıydı. Ailesinin kazancı ve mal varlığı iyidi. Pelvin’i 5 yaşındayken resim kursuna ve jimnastiğe vermişlerdi. Pelvin her ikisinden de son derece zevk alıyordu ve yaptığı hobileri çok seviyordu. Fakat annesinin elbette başka planları vardı. Pelvin oyalansın ve bir süre mutlu olsun diye engel olmamıştı resim ve jimnastik ile uğraşmasına. Selma Pelvin’in çok uzun boylu ve kendisi gibi de basketbola yatkın olacağını düşünerek onu 7 yaşında basketbol kursuna yazdırdı. Ayrıca jimnastik kursundan alarak da Pelvin’in nefretini kazanmakta geçikmedi. Zaten sorunlu ve kendini kaybolmuş olarak hissettiği yaşamı o zaman başlamıştı Pelvin’nin. Henüz 7 yaşındaydı... Pelvin Pelvin değil de Selma olmuştu ve Selma da kendini Pelvin’de bulma çabasındaydı. Derken yıllar birbirini kovaladı..... (devam edecek) | | (0 Yorum) |