paralelevrenler
Moderator
Bilge
    
Offline
Mesaj Sayısı: 838

|
 |
« Yanıtla #16 : Ocak 16, 2008, 03:04:21 am » |
|
Daha önceki mesajımda da dediğim gibi olay bir kişinin gidip gitmemesi olayı değil. Ama nedense bizler olayın bütününe bakmaktansa tek bir parçasına bakarak yargılarda bulunuyoruz. Nedir parça ? Fazıl Say’ın gitmeyi düşünmesi. Bütün ne? Yok orayla kimsenin ilgilendiği yok. Adam “gideceğim” demiş, tamam işte olay budur, “vurun kahpeye” gibi garip bir durum. Bu ülkeyi bir sürü insan çeşitli nedenlerle terkediyor; kimisi mecburiyetten, kimisi daha iyi eğitim almak için, kimisi daha iyi şartlarda yaşama imkanı bulduğu için, veya buna benzer… Şimdi onca insan bu ülkeyi terkederken kimsenin gıkı çıkmayacak, ama Fazıl Say sırf bunu sesli düşündüğü için hedef adam olacak! Yok böyle bir ikiyüzlülük. Bir kere bu ülkede “beyin göçü” denilen bir olgu var, en değerli akademisyenler, bilim adamları, geleceği parlak onca insan kendilerine göre belki de haklı gerekçelerle yurt dışını tercih ediyorlar. Ya siyasetçiler? Onların çevresi, çocukları yurtdışında değiller mi? Bir kişiye yüklenenler, bu ülkenin başbakanının ve çevresinin çocuklarının yabancı ülkelerde eğitim görmesine, oralarda şirketler kurmasına, paralar kazanmasına, kazandığı paralardan o ülkelere vergi ödemelerine de tepki gösteriyorlarsa o zaman ben onların vatanseverlilik naralarını dikkate alırım. Aynı şekilde bu insanlar, “Türkiye’yi yönetenler Türkiye yi AİHM’e şikayet edemezler” diyorlarsa o zaman ben o sözleri dikkate alırım. Yoksa bu tepkiler, ilkokul çocuğu zaka seviyesine göre yayın yapan “türkish medya” nın yönlendirdiği toplumun anlamsız bir tepkisinden daha ileri gitmez, gitmiyor da zaten görüyoruz. Bütünü görmek yerine “parça” da debelenen bir toplum olursanız, Fazıl Say ve Orhan Pamuk'u aynı kefeye koymuş olursunuz, ve bu da sizin duvara tosladığınızın resmi olur.
“Beyin Göçü”. Çünkü olay bununla da alakalı. Ben, bir vatandaşın öncelikle kendi ülkesine öncelik vermesi gerektiğine inanmakla birlikte, çeşitli imkansızlıklar ve olumsuzluklar nedeniyle ülkeyi terk edenleri de anlayışla karşılıyorum. Ben, ülkeyi terk edenlere sövmek yerine, onlara bu ülkeyi terk ettiren çarpıklıklara söverim. Çünkü daha iyi şartlarda yaşamak, daha iyisini seçmek herkesin hakkı. Buna imkanı olan bunu tercih ediyorsa, orada diyecek bir söz kalmamıştır. Evet kişi başı milli gelirimiz 3000 dolardan biraz daha fazla. Büyük ekonomik krizin ardından bile ortalama 2700 dolar civarındaydı. Kayıt dışı ekonomi ve vergi kaçakçılığının çok olduğu, üretimin tam olarak kayıtlara geçirilemediği ülkelerde GSMH hesapları gerçek rakamları yansıtmaz ama benim tahminime göre şu aralar Türkiye’nin kişi başı milli geliri 4500 dolar civarındadır. Tabi bu ortalama değerdir, böyle adil ve dengeli bir dağılım söz konusu değil. Bunun yanında enflasyon rakamları da gerçeği yansıtmıyor. Enflasyon oranı halkın en az tükettiği mal ve hizmetlerden hesaplanırken, en çok tüketilen ekmek, peynir vb. kalemler hesaba katılmıyor son senelerde. Birileri kendini çok zeki zannediyor. Tabi biz de gerizekalıyız. Gerçekte % 20 civarında olan enflasyonu % 7 gibi görüp “ her şey ne kadar da güzel gidiyor” diyeceğiz. Ha yok mu bunu diyenler? Var. Evet ekonomik şartlar ve bu şartların doğrduğu imkansızlıklar ve düşük hayat standartı bu ülkeye faydası dokunabilecek önemli insanların kaçmasına neden oluyor. Tabi Fazıl Say'ın bu örnekle bir alakası yok, Onun sözleri maddi kaygılarından değil, tamamen sosyal kaygılarından kaynaklanıyordu. Bunu bile göremediler.
|