Ana Menu
Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Reklam Ver
Psikoloji
Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları
İçerikler
Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv
Psikoloji Testleri
Eğlence Testleri
Kişilik Testleri
Yazarlar
Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
Anasayfa
Forum
Psikoloji-Terapi
Bulimia ve Anoreksiya
BASINDA YEME BOZUKLUKLARI
BASINDA YEME BOZUKLUKLARI
Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Eylül 07, 2008, 06:07:10 am
Hatunca.NET Forum
Psikoloji-Terapi
Bulimia ve Anoreksiya
(Moderatör:
crea
)
BASINDA YEME BOZUKLUKLARI
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« önceki
sonraki »
Sayfa:
1
[
2
]
3
4
5
6
7
8
9
Gönderen
Konu: BASINDA YEME BOZUKLUKLARI (Okunma Sayısı 52521 defa)
Serin
Ziyaretçi
Ynt: BASINDA YEME BOZUKLUKLARI
«
Yanıtla #15 :
Ağustos 20, 2006, 08:02:12 pm »
Biraz evvel izledim haberi geçekten de çok üzücü..
Aslında önce benim vazgeçmem gerekiyor bu takıntımdan ki kızıma da örnek olabileyim..
o benim diyette olduğum zamanlar, bende diyet yapacağım diyor..Karşı çıkınca da sen yapıyorsun, benim niye böyle bir hakkım yok?? Niye herşeyime karışıyorsun diyor..ben de ona: "Canım kızım sen şu anda gelişme çağındasın, eğer diyet yaparsan yeteri kadar gelişemezsin..Vücudun gelişmez, regl olamazsın, boyun da uzamaz diyorum..En son da ona çok güzel olduğunu söylüyorum..Ona sadece şişman değilsin dememin birşey ifade etmeyeceğinin farkındayım..Çünkü benim için de ifade etmiyor!..
Ama benim gibi takıntı yapıp daha ileriye götürmesinden de zaman zaman endişe duyuyorum..Çünkü ben o yaşlarda diyet nedir bilmezdim..
Logged
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"28 Yaşında, 20 Kilo"
«
Yanıtla #16 :
Eylül 19, 2006, 10:43:02 pm »
21 Ağustos 2006
Tgrt Haber
28 Yaşında, 20 Kilo
Mankenler gibi zayıf olma tutkusu bir genç kızı daha pençesine düşürdü. Yanlış diyet sonucu, yemek yiyememe hastalığına tutulan 28 yaşındaki genç kız, tam altı yıldır mum gibi eriyor. 20 kiloya kadar düşen, bir deri bir kemik kalan genç kızın tek bir isteği var, sağlıklı günlerine kavuşabilmek...
22 yaşında, hayata sıkı sıkıya bağlı çalışan bir genç kızdı Hatice, bundan tam 6 yıl önce? Ama, mankenler gibi olmak düşüncesiyle başladığı korkunç diyetler onun hayatına mal olmak üzere şimdi. Ekranlarda gördüğü mankenlere özenmekle başlayan bir küçük heves, yıllar içerisinde ailenin de altından kalkamayacağı ağır bir yüke dönüşmüş. 55 kilodan 20 kiloya düşen Hatice'yi hayata bağlayansa ailesinin sevgisi olmuş? Bir de tedavisi sırasında tanıştığı, bu hastalığın pençesinden zor kurtulan Emel'in desteği. Bakmayın siz onun 20 kiloya kadar düştüğüne, hayata ağırlığını koymasını biliyor Hatice? Hele mutfağa bir girdi mi yapamayacağı yemek yok. Ancak kendisi henüz yiyemiyor yaptığı yemekleri. Yıllardır küçük domates parçaları ve çok sevdiği bol şekerli çayıyla beslenen Hatice, artık iyileşmek istediğine, peynir, zeytin ve salatadan oluşan mönüsünü yiyerek TGRT Haber ekibini ikna ediyor? İyileştiğinde bir yemek programı yapmak isteyen Hatice'nin tek sorunuysa, doktorların tedavisini üstlenmek istememesi? İyileşip bu hastalığa yakalananlara iyi bir örnek olmak isteyen Hatice, şimdi kendisine maddi ve manevi destekte bulunacak yardım ellerini bekliyor?
«
Son Düzenleme: Ocak 25, 2007, 05:05:21 pm Gönderen: crea
»
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"20 Kiloluk Bir Kadın"
«
Yanıtla #17 :
Eylül 19, 2006, 10:47:14 pm »
Nur Çintay A.
28.08.2006
Hatice Danabaş'ın öyküsünü takip ettiniz mi? Şu an 28 yaşında ve 20 kilo olan Hatice, bu işe 55 gibi aslında gayet normal bir kilodayken baş koyuyor. Konfeksiyon atölyesinde çalışırken ondan daha zayıf olan arkadaşlarını kafaya takarak.
Önce bulimik çalışmalara başlıyor. Yani yiyor, yiyor, kusuyor. Sonrasında anoreksiya nervoza geliyor, yemekle ilişkisini hepten kesiyor. Sağlığını kaybetse de hayatta kalmasına en büyük sebep, çaya koyduğu şeker!
Onun için artık güzel olmak, zayıf olmak, hep daha zayıf olmak demek. Hatta bu uğurda çirkinleşmek de o kadar koymuyor. Zayıf olduğunu bilsin, yeter. Ama işte problem şu ki kendini asla yeteri kadar zayıf bulmuyor.
Hürriyet Pazar'dan Şermin Terzi'ye konuşan Hatice, üç yıl önceki tedavide serumla 25 kiloya çıktığında ne biçim üzüldüğünü, olmayan göğüslerinden ve kalça ölçüsünden nasıl da memnun olduğunu anlatmış. Çay içtiğinde koşarak tartılıyor, tükürdüğünde yine tartıya çıkıyormuş.
Beni en sarsan, televizyonda kendisini gördüğünde şoke olduğunu, aynadaki görüntüsünün o kadar kötü gelmediğini anlatması oldu.
Bir de Şermin soruyor:
"49 kiloyum. Şu an beni fil gibi mi görüyorsunuz? 49 kilo size ne ifade ediyor?"
Hatice cevaplıyor:
"Korkunç bir kilo gibi geliyor. Asla o kadar şişman olmak istemem. Ama size baktığımda, sizi benden daha zayıf görüyorum. Sanki sizden daha kiloluyum."
Hatice'ye tez vakitte beden ve akıl sağlığı dileyelim...
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=197027
«
Son Düzenleme: Aralık 24, 2006, 02:57:39 pm Gönderen: crea
»
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Sorumsuz Rejimin 'Diyetini' Ödüyoruz"
«
Yanıtla #18 :
Eylül 19, 2006, 10:58:06 pm »
Mezura İle Mezar Arasında Diyet Ettim Ölmeye
Rahime Sezgin
Hatice Danabaş'ı geçtiğimiz haftalarda ekranlara yansıyan bir deri bir kemik görüntüsü ile tanıdık. Aşırı kilolu olduğu düşüncesi ile altı yıl önce rejime başlayan 28 yaşındaki genç kız şimdilerde anaroksiya nevroza hastalığı ile pençeleşiyor. Sonra şarkıcı Ozan Orhon ile ilgili talihsiz haberler geldi gündeme: Şarkıcı Orhon midesine kelepçe taktırarak beş ayda 59 kilo vermişti, fakat şimdilerde istem dışı kilo kaybediyordu ve ne kilo kaybını ne de giderek kötüye giden sağlık durumunu kontrol edebiliyordu. Teknolojik imkanlar sayesinde daha az hareket etmeye, televizyon karşısında saatler geçirmeye, bol kalorili fast food yiyecekleri ve çerezleri tüketmeye teşvik edilen insanlardan, bütün bunlar hiç olmuyormuşçasına "ince" görünmeleri bekleniyor. Sorunlu bir hayat tarzı dayatılıyor; ama bedenlerin kusursuz olması gerekiyor! Sonuç: Her üç kişiden biri diyet yapmakta. Normal kiloya sahip insanlar bile daha zayıf olmak uğruna buldukları her diyet listesine bir iksir gibi sarılıyor. Ölümüne diyetler ve riskli ameliyatlar artık hayatımızın bir parçası.
Sorumsuz Rejimin Diyetini Ödüyoruz
Çevremizde karşılaştığımız üç kadından ikisi her an rejim yapıyor. Kimi gazeteden kestiği bir diyet programını uyguluyor kimi televizyonlarda nasıl zayıfladığını ballandıra ballandıra anlatan ünlü bir ismin yöntemine bel bağlamış durumda. Doktorların hayatınıza muhakkak yerleştirin dediği "sağlıklı beslenme"nin yerini "diyetle yaşam" almış durumda. Fazla kilolardan kurtulmak yetmediği gibi herkes olduğundan "daha zayıf" olmak uğruna çaba gösteriyor. Her gün ekranlarda sunulan ideal manken ölçülerine kavuşmak herkesin ortak çabası. Fakat estetik uğruna girişilen bu yarış zamanla hem psikolojik hem de fizyolojik olarak insan sağlığını olumsuz şekilde etkiliyor. Üstelik bu tehlike sadece yetişkin insanlarda değil çocuklarda ve gelişme çağındaki herkesde. Avustralya'nın Sidney kentinde düzenlenen 10. Uluslararası Obezite Kongresi'ne katılan Leeds Üniversitesi Profesörü Andrew Hill sunduğu tebliğde özellikle kız çocuklarında kilo takıntısının beş yaşından itibaren başladığına dikkat çekerek olayın vehametini gözler önüne seriyordu.
Kilolu olmamasına rağmen insanların kendilerini sürekli şişman hissetme hastalığı daha önceleri sosyo-ekonomik düzeyi yüksek kişilerde görülüyordu. Özellikle televizyonun insan hayatındaki yerinin artmasıyla artık pramitin alt kısmında da aynı takıntılı durum kendini gösteriyor. Dr. Ender Saraç sosyetedeki aşırı gösteriş iddiasından kaynaklanan bu hastalığın kırsal kesimde de "Zayıf, ideal bir vücuda sahipsen daha çok itibar görürsün." düşüncesinden dolayı yayıldığını söylüyor. Artık toplumun her katmanında kendini gösteren daha zayıf görünme arzusu birçok kişinin ölümüne diyetlere girmesine sebep oluyor. Bir türlü normal kiloya sahip olduğuna inanmayan bireyler hep "daha da fazla kilo kaybetmek uğruna" diyeti hayatlarının bir parçası haline getiriyor. Gittikçe psikolojik bir hastalık halini alan bu durum zamanında tedbir alınmazsa ölüme götürüyor. Bu durumu "Twiggy Sendromu" olarak adlandıran Prof. Dr. Kerem Doksat şimdilerde türetilen "sıfır beden" modasının sağlıklı bir yaklaşım olmadığını; fakat bu anlayışın gençler arasında hatta yaşını başını almış hanımlarda da yayıldığını söylüyor.
Uzmanların ince beden hastalığı olarak adlandırdığı bu sendrom özellikle ergenlik çağındaki genç kızlarda daha çok görünüyor. Bedenlerindeki değişimin başladığı ergenlik sürecinde çevrelerinden vücutları ile alakalı aldıkları en küçük bir eleştiri özellikle de "şişmanladığının" ima edilmesi birçok kızın ölümcül diyetlere başlamasına sebep oluyor. Bu hoşnutsuzlukla bedenlerini yıkmak için; aç kalmak, kusmak, müshil ilaçları, idrar söktürücü ilaçlar kullanmak, çeşitli hormon hapları almak, aşırı egzersiz yapmak gibi sağlığı tehdit edici yöntemlere girişiyorlar. Aileler farkına varana kadar bu yöntemi deneyen genç kızlar doktora gitmeyi de reddediyor. Kendilerini bekleyen tehlikeyi görmüyor ve tedavi olmayı kabul etmiyorlar. Bir deri bir kemik kalmalarına rağmen hâlâ birçok genç kız şişman olduğunu düşünüyor ve zayıflamaya devam etmek istiyor. 20 kilo olmasına rağmen Hatice Danabaş'ın aynada kendini hâlâ şişman olarak algılaması, bir dönem "bulimia" olan podyumun en ince mankenlerinden Selin Toktay'ın "aynaya baktıkça kendimi balon gibi görüyorum" demesi bu durumun en belirgin iki örneği. Dr. Kerem Doksat böylesine "oruçlara" (çünkü bunu kutsal bir vazife gibi düşünüyorlar) en az 1/3'ünün Anoreksiya Nervoza'ya tutulduğunu ve bunların %30'unun ölümle sonuçlandığına dikkat çekiyor. Aydilge Sarp'ın kaleme aldığı "Bulimia Sokağı" kitabında hastalık süreci şöyle özetleniyor: "İnsanın dış görünümünün, gerçekte kim olduğunun önüne geçtiği günümüz toplumunda, Aylin adlı genç kız, en büyük kusuru olarak gördüğü şişmanlığından kurtularak, içsel boşluğunu doldurmaya çalışır. Toplumun beğeni kalıplarına bedenini sığdırarak, daha önce onunla dalga geçen herkesin saygısını ve sevgisini kazanacağına inanan on altı yaşındaki Aylin, kısa sürede ruhsal ve bedensel açıdan çökmeye başlar. Yediklerini kusarak, topluma ve kendine duyduğu öfkeyi atmaya çalışan Aylin, hızla kilo kaybetmesi sonucunda kendini "Bulimia Sokağı'nda tutsak bulur."
Bedeni ile onaylanmak ve takdir görmek arzusu ile çok riskli olmasına rağmen girişilen yöntemlerden biri de mideye kelepçe taktırmak. Pop sanatçısı Ozan Orhon diyet ve spor ile fazla kilolarından kurtulamayınca beş ay önce midesine kelepçe taktırarak 59 kilo verdi. İdeal kilosuna kavuştuktan sonra ekranlarda yeni görüntüsü ile mutluluk pozları veren, zayıfladıktan sonra tekrar işleri açılan Orhon, şimdilerde istem dışı kilo vermenin sıkıntısını yaşıyor. Midesi küçülen Orhon ölüm riski taşımasına rağmen midesine taktırdığı kelepçeyi gevşetmek için tekrar bir ameliyat daha olacak.
20 Binin Üzerinde Şarlatan Diyeti
Modern dünyada diyete ilgi artarken bu alan bir sektör haline de dönüştü. Özellikle son on yılda baş döndürücü hızla diyet kitapları, dergiler yayımlanırken, gazetelerin diyet sayfaları ve televizyonlar da her gün farklı seçenekler sunmaya başladı. Oysa bilinçsiz yapılan diyetler kısa süreli kilo kaybına sebep olsa da uzun vadede sağlıklı olmuyor. Günümüzde 20 binin üzerinde şarlatan diyeti olduğunu söyleyen Obezite Danışmanı Dr. Haluk Saçaklı kişinin yaşına, cinsiyetine, çalışma durumlarına göre kendine özel diyet programları uygulaması gerektiğinin altını çiziyor. Özellikle yaz aylarında Seda Sayan, Gülben Ergen, Sibel Can gibi televizyon figürlerinin ekranlara çıkıp zayıflama yöntemlerini anlatması ile birçok kişi bu yöntemlere başvuruyor. Oysa bilinçsiz yapılan bu sağlıksız rejimlerin ardından kısa sürede verilen kilolar geri alınıyor. Dr. Ender Saraç bunun kilo verirken vücudun yağ oranında bir azalma olmamasından kaynaklandığını belirtiyor.
Podyumlarda boy gösteren mankenler gibi olmak arzusu dünyada birçok insanın sağlığından olmasına sebep oluyor. Podyumların toplumda yönlendirici olması sebebiyle Madrid Moda Haftası'nda yetkililer, çok zayıf mankenlerin podyuma çıkmasını gençlere kötü örnek oldukları gerekçesiyle yasakladı. Türkiye'de ise Ebru Şallı gibi (Boy: 1.68, Kilo: 43) normalin çok altında bir kiloya sahip mankenler sürekli ideal vücut olarak ekranlarda gösteriliyor. Bir dönem zayıflamak uğruna yemek yemeyen, 48 kiloya kadar düşen ve kas erimesi ile karşı karşıya kalan manken Nefise Karatay'ın uyarıları bu noktada kayda değerdi. Genç kızları uyaran Karatay: "Sakın zayıflığa özenmeyin! Sıfır beden diye bir şey yok. Sıfır beden; Etiyopya'daki aç insanların ölçüsü!" ifadeleriyle durumun vahametini ortaya koymuştu.
Sürekli diyet yapmak yerine doktorların önerdiği "sağlıklı beslenme" anlayışı yaşam biçimi haline getirildiğinde hem sağlıklı olmak hem de fazla kilolardan kurtulmak mümkün. Sürekli diyet yapmak ya iştah patlamasına ya da hastalıklara sebep oluyor. Aileler özellikle yetişme çağındaki çocuklarını diyet konusunda bilinçlendirmeli ve gerektiğinde uzmana götürmeli. Doktor kontrolünde alınan ilaçlar gibi diyetler de uzmanların gözetiminde olmalı.
Sürekli Diyet, Ölüm Paniğine Götürür
Dr. Haluk Saçaklı (Obezite Danışmanı): Günümüzde ideal bedene duyulan özlem her gün biraz daha artmakta. Bu da Blumia ve Anarexia Nervosa'nın yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Ne yazık ki, birçok kişi bunu rahatsızlık olarak değerlendirmiyor. Sürekli olarak zayıflama diyetleri; vücudu zamanla açlıktan ölme paniğine sürükler. Bu durumda "kıtlık" moduna geçen metabolizma yağları yakma yerine, yağ birikimini korumaya yönelir. Bu da metabolik ritmi %15-30 oranında düşürerek kilo kaybını daha da zorlaştırır.
Doğal Olmayan Yöntemlere Karşıyım
Dr. Ender Saraç: Normal kiloya sahip hatta zayıf olduğu halde daha da zayıflamak için gelen hastalar var. Onları kilolu olmadıkları noktasında ikna etmekte zorlanıyoruz. Mesela geçen hafta Güzide Duran geldi Deniz Akkaya ile birlikte. Bütün vücut ölçümlerini yaptıktan sonra çok zor ikna ettim diyet yapmaması gerektiğine. Ben doğal yöntemlerin dışına çıkılarak (kelepçe takılarak, yağları aldırarak) kilo verilmesine karşıyım. İnsanın doğal dokusunun, doğal olmayan yöntemler ile bozulmasına karşıyım. Bitkisel ve doğal ilaçlar kullanılmalı aynı zamanda sağlıklı beslenme anlayışı hayatımıza yerleşmeli.
Bilinçsiz Diyet Hastalığa Davet...
Şehnaz Şakir (Diyetisyen) :Kulaktan dolma diyetler, kişilerin metabolizmalarına uygun olmadığı için ileride sık kilo alıp vermelere sebep oluyor. Bu da obeziteye davetiye çıkarmaktan başka bir şey değil. Protein diyetleri sonucunda kalp-damar hastalıkları, düzensiz beslenme nedeniyle diyabet (şeker hastalığı) gibi rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Psikolojik olarak panik ataklar başlıyor. Diyet kişiye özeldir. Sürekli diyet yapmak belirli bir süreden sonra metabolizmayı yavaşlatır.
http://turkuaz.zaman.com.tr/?bl=1&hn=5513
«
Son Düzenleme: Aralık 24, 2006, 03:00:18 pm Gönderen: crea
»
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Sıfır Beden ve Hastane Öyküleri"
«
Yanıtla #19 :
Eylül 24, 2006, 12:55:19 pm »
Hürriyet Pazar
24 Eylül 2006
Sıska Mankenlere Yasak Gelsin
İki hafta önce İspanya moda sektörünün kendini gösterdiği geleneksel moda haftası çok konuşuldu. Hayır, dahice kreasyonlar yüzünden değil, Madrid Bölge Hükümeti'nin sıfır beden, ya da başka bir deyişle 32 bedenin içine giren mankenlerin podyuma çıkmasını yasaklaması nedeniyle. Bunun ardından Milano valisi de moda haftasında aynı yasağı uygulayacağını söyledi.
Önümüzdeki günlerde gerçekleşecek Edinburg moda haftası da yasağa katıldı. Londra Haftası'na katılan modacılar ise yasağa karşı çıktı ve istedikleri mankenleri kullanacaklarını açıkladı. Modacıların karşı çıktığı, bakanların desteklediği sıska mankenlere podyum yasağı tartışması giderek hararetlendi. İşte dünyanın moda merkezlerinin, gazeteci ve psikiyatrların katıldığı tartışmanın özeti.
Geçen hafta İspanya'nın başkeni Madrid'de 44'üncüsü düzenlenen Pasarela Cibeles moda haftasında tasarımlardan çok mankenlerin beden ölçüleri konuşuldu. Çünkü Madrid Bölge Hükümeti'nin aşırı zayıf mankenlerin Pasarela Cibeles'te podyuma çıkmasını yasakladı. Moda haftasının sponsorlarından Madrid Bölge Hükümeti, anoreksiyle mücadele için çıkarılmış bir bölgesel yönetmeliğe göre podyuma çıkacak 68 mankeni ölçümden geçirdi. İspanya Endokrinoloji ve Beslenme Derneği için gönüllü çalışan doktorların yaptığı ölçümden sonra beş mankenin podyuma çıkması yasaklandı. Çünkü bu beş kadının Beden Kitle Endeksleri (BKE) bölgesel yönetmelikteki 18 sınırının altındaydı.
Aslında, geçen yılki moda haftasından sonra bölge meclisinde hararetli tartışmalar yapılmış ve mankenlerin çoğunun 34 veya 36 beden giymesi eleştirilmişti. Bölge hükümeti 7 Eylül'de yani Pasarela Cibeles'ten bir hafta önce Dünya Sağlık Örgütü'nün kriterlerine dayanan yeni yönetmeliği uygulayacağını duyurmuştu. Bölge hükümeti yetkilisi Concah Guerra gerekçelerini "Moda bir aynadır ve çok sayıda genç kız podyumda gördüklerini taklit ediyor" sözleriyle açıklamıştı. Bu açıklamadan sonra geçen yılki Pasarela Cibeles'e katılan mankenlerin yüzde 30'u otomatik olarak dışarıda kaldı. Tasarımcılar da koleksiyonlarında değişiklik yaptı. Çünkü şova çıkacak kıyafetlerin çoğu 32 ve 34 beden mankenlere göreydi. Tasarımcılar, bu duruma çok tepki gösterdiler elbette.
Bu yasak Madrid Moda Haftası'nı bir anda dünya gündemine de soktu. Paris, New York ve Milano'daki moda haftalarının gölgesinde kalan Pasarela Cibeles geçen yıllara göre daha büyük bir ilgi gördü. Geçen yıl 60 gazeteci podyumu izlerken bu yılki sayıları 100'dü. Pasarela Cibeles'in yöneticisi Leonor Perez Pita bundan son derece memnundu. "Bu kararın bir ilk olmasından dolayı çok mutluyum. Diğer defilelerin de bizi taklit etmesini bekliyorum."
Beden Kitle Endeksi 18'den Küçük Olmayacak
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre sağlıklı bir insanın beden kitle endeksi (BKE) en az 18 olmalı. BKE, kilo boyun karesine bölünerek hesaplanıyor. Buna göre 1.80 metrelik bir mankenin en az 59 kilo olması gerekiyor. Bu 18 BKE kriteri yaygınlaşırsa ünlü mankenlerden Kate Moss, Gisele Bundchen ve Esther Canadas'ın işsiz kalması muhtemel. Çünkü Kate Moss'un beden kitle endeksi 15, Canadas'ınki 14, Bundchen'inki 16.
Paris
"Zevklere ve renklere kural konmaz"
Madrid'deki beden ölçüsü sınırlaması Fransa'da moda sektörünün ileri gelenlerinin tepkisini çekti. Fransa Moda Federasyonu'nun başkanı Didier Grumbach "Zevklere ve renklere kural getirilemez" diyerek gelecek hafta başlayacak Paris Moda Haftası öncesi tavrını ortaya koydu. "Jean-Paul Gaultier defilesine şişmanları almak istiyorsa bunu yasaklamayız. Galliano podyuma güzel olmayan kişileri çıkarırsa kimse ona bir serzenişte bulunmaz. Hangi tip mankene ihtiyaç duyduğuna tamamen kendi karar verir. Fransa'da böyle bir önlem alırsanız herkes dalga geçer."
Contrebande mankenlik ajansından Sylvie Fabregon ise böyle bir yasağın sadece mankenleri ekmek parasından edeceği görüşünde: "Bunun yerine moda dergilerinde "ne kadar çirkin" gözüküyorlar diyerek kızları yaz öncesi 5-6 kilo vermeye teşvik etmeye bir son vermek gerekir."
New York
Skandal bir karar
Madrid'de zayıf mankenlere getirilen sınırlama ABD'de pek sempatiyle karşılanmadı. Amerika Moda Tasarımcıları Konseyi CFDA'nın başkanı Stan Herman tepkisini göstermekten çekinmedi. "Bu karar birini şişman olduğu için yasaklamakla aynı şey olur. Aramızda böyle bir konuyu tartışmadık, hatta gündeme bile gelmedi." Herman'a göre bazı hallerde önlem almak lazım ama zayıflık konusu bir önlem gerektirmiyor. "Birkaç yıl önce bazı mankenler kokainle yakalanmıştı. Basın da bu kokain konusundan çok bahsedince durumu ciddiye aldık. Uyuşturucu kullanmış hiç kimse kulise alınmıyordu." Herman'ın asıl endişesi ise zayıflık konusunda yeni bir ayrımcılığın yayılması. "ABD'de her yerde ayrımcılığa uğrayabilirsiniz. Belli kişiler sizi sürekli takip eder."
New York'un ünlü mankenlik ajanslarından Elite'in müdürü Cathy Gould da yasağa karşı: "Bu, skandal bir karar. Güzel ve sağlıklı kızlara önem vermek istediklerini anlıyorum ama tasarımcıların özgürlüğü nerede?"
İki Hafta Aç Kalmıştı, Yine de Zayıfla Diyorlardı
Amerikalı Kate Dillon, Vogue, Allure ve Elle gibi moda dergilerine kapak olan bir mankendi. Zayıf kalmak için bazen haftalarca sadece meyve yiyor, su içiyordu. Buna rağmen ajansı, ona hálá 6 kilo fazlası olduğunu ve hemen zayıflamasını söylüyordu. Bunun üzerine meyve yemeyi de bıraktı. İki haftalık açlığın üstüne çıktığı bir defileden sonra Harper's Bazaar dergisi muhabiri, Dillon'a ne kadar muhteşem göründüğünü söyledi. Fakat vücudu aynı fikirde değildi. Panik atakları nedeniyle gittiği doktor kilo almazsa bedeninde geri dönülmez arazlar çıkacağını söyledi. Bu uyarı onu ürkütmüştü. Birkaç kilo aldığında, ajansı "Dev gibi ve rezalet" göründüğünü söyleyip ona kapıyı gösterdi. Dillon şu anda büyük beden kıyafetler üreten markalara fotomodellik yapıyor.
Amansız Diyet Yüzünden Ameliyat Masasına Düştü
Benzer bir olay bir terlik markasının tanıtımı için geçen yıl Türkiye'ye gelen manken Carrie Otis'in de başından geçti. Newsweek dergisine verdiği röportajda, Otis 17 yıl anoreksiyayla savaştım, dedi. 37 yaşındaki Otis zayıf kalmak için kahve ve salatayla yaşıyor, hatta yardımcı olacağını düşündüğü için müshil ve kokain bile kullanıyordu. Amerikan Sports Illustrated dergisinden kapak olması için teklif alınca çok heyecanlandı. Çünkü bu derginin kapağına çıkan en yaşlı manken olacaktı. Yine ölüm diyetlerinden birine başladı. Ayrıca günde dört saat ağır spor yapıyordu. Çekimden kısa süre sonra kendisini hastanede buldu. Doktoruna göre yetersiz beslenme nedeniyle kalbinde üç delik vardı. Hemen ameliyat edildi. Ardından psikoterapi gördü. Şimdi yeme bozukluğuna sahip genç kızlar için destek grupları oluşturan bir dernek kurdu.
Podyuma İlk Kez Çıktı, İner İnmez Kalpten Öldü
22 yaşındaki Uruguaylı manken Luisel Ramos'un tek isteği Brezilyalı Gisele Bundchen gibi ünlü olmaktı. Boyu 1.80, kilosu 62'ydi. Ajansı ünlü bir manken olabilmesi için önce zayıflaması gerektiğini söyledi. Ramos da sadece salata ve diyet kolayla besleniyordu. Üç ay sonunda 50 kiloya düşmüş ama teklifi de almıştı. 2 Ağustos'ta Uruguay'ın başkenti Montevideo'da Radisson otelindeki defileyi ailesi de izleyecekti. Podyuma çıktı, yürüyüşünü yaptı, büyük alkışlarla kulise uğurlandı. İstediği olmuştu. Ama sadece birkaç dakika için. Kendini iyi hissetmediğini söyleyip soyunma odasında bayıldı. Yetersiz beslenme nedeniyle kalbi zayıf düşmüştü ve kriz geçirdi. Ölüm haberini alan babası Luis Ramos, kızının iki haftadır ağzına doğru düzgün tek bir lokma koymadığını söyledi.
http://www.hurriyet.com.tr/pazar/5138239.asp?gid=59
«
Son Düzenleme: Aralık 24, 2006, 03:04:44 pm Gönderen: crea
»
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Sıfır Beden Kurbanı"
«
Yanıtla #20 :
Kasım 22, 2006, 07:02:43 am »
15 Kasım 2006 Çarşamba
Sıfır Beden Kurbanı
Türkiye'de de tanınan Brezilyalı manken Ana Carolina, aşırı zayıflık tutkusu yüzünden dün hayatını kaybetti. Brezilya basını, 1.72'lik boyuna rağmen 40 kilo olan ünlü mankenin anoreksiyadan kaynaklanan böbrek yetmezliği nedeniyle öldüğünü yazdı.
İdrar yolu enfeksiyonu nedeniyle 25 Ekim'de Sao Paola'da bir hastaneye kaldırılan 21 yaşındaki mankenin iyice zayıf düşen vücudunun ilaçları kabul etmediği bildirildi. Carolina'nın halası Mirthes Renson, Brezilya'nın en büyük manken ajanslarından biri olan L'Equipe için çalışan yeğeninin son zamanlarında sadece elma ve domatesle beslendiğini, hiçbir vücut direncinin kalmadığını açıkladı. Carolina'nın ölümü üzerine, "sıfır beden" tartışmaları dünyada bir kez daha gündeme geldi.
13 Yaşından Beri
Son olarak Japonya'da Giorgio Armani katalog çekimlerine katılan Ana Carolina, aşırı derecede yorgun düşünce ülkesine dönmüştü. Hastaneye kaldırılmadan önce Paris'te bir çekime katılmaya hazırlanan Carolina, 13 yaşından beri, aralarında Japonya, Meksika, Çin ve Türkiye'nin de olduğu ülkelerde mankenlik yapıyordu.
«
Son Düzenleme: Aralık 24, 2006, 03:06:45 pm Gönderen: crea
»
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"0 Beden Hastalığı"
«
Yanıtla #21 :
Kasım 26, 2006, 07:06:03 am »
11.03.2006
Hollywood'dan tüm dünyaya yayılan "0 (sıfır) beden" modası, Türkiye'de de genç kızların anoreksiya adı verilen son derece tehlikeli bir hastalıkla tanışmasına neden oluyor. Son aylarda özellikle 15-17 yaşları arasındaki gençlerde artış gösteren incelik tutkusunu doktorlar "moda değil hastalık" olarak yorumluyor.
Genç Kızlar Arasında Yaygın
Ülkemizde büyük ilgi gören 'Desperate Housewives' dizisinin yıldızları Eva Longoria ve Teri Hatcher'ın de aralarında bulunduğu 32 beden kadınlar, Amerika'da 'Size 0' olarak adlandırılıyor. 36 bedeni bile 'şişman' bulan yeni akım, özellikle genç kızlar arasında hızla yayılıyor. Hollywood starlarının başlattığı bu çılgın modanın Türkiye'deki ilk öncülerinden biri manken Selin Toktay'dı. Ardından manken Tülin Şahin ve şarkıcı Gülşen geldi...
Sıkı Diyetin Sonu Anoreksiya
"0 beden" çılgınlığına kendilerini kaptıran genç kızlar, idol olarak gördükleri yıldızlara benzemek için diyete başlıyor. Anoreksiya ile tanışmaları da bu döneme rastlıyor. Uzmanlara göre; anoreksiya genellikle sıkı bir diyet döneminin ardından yoğun stresle ortaya çıkıyor. Türkiye'de geçtiğimiz yıllarda nadir görülen "yediklerini kusarak çıkarma" hastalığı anoreksiya, 32 beden trendiyle birlikte yükselişe geçti. Amerika'da anoreksiya oranı son bir yılda yüzde 1'lerden yüzde 5'lere kadar artış gösterdi. Uzmanlar, Türkiye'de bu hastalığın son aylarda özellikle büyük kentlerde arttığına dikkat çekiyor.
Uyarılara Kulak Asmıyorlar
Kilo almaktan korkan 'anoreksik' hastalar, incelik takıntısı yüzünden, normal kilolarının çok altında oldukları halde, sürekli daha ince olmayı düşünüyor. Çevrelerinden gelen gerçekçi uyarıları dinlemeye tahammül edemeyen 'incelik' tutkunları, normal olmayı reddediyor.
Kesinlikle Sağlıksız!
Prof. Dr. Ziya Mocan Prof. Dr. Ziya Mocan
Okmeydanı SSK Beslenme ve Metabolizma Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ziya Mocan, "Sıfır beden, biz doktorlar için büyük bir mücadele konusu. Kesinlikle sağlıklı değil. Psikolojik problemlere yol açabiliyor" diyerek şu bilgileri verdi:
Bağışıklık Sistemi Çöker
"Gençler, vücut kitle endekslerini 17'nin altına düşürmek için kendilerini kusturmaya başlıyor. Bu yüzden Türkiye'de anoreksiya hastalığı önlenemez bir biçimde arttı. Tedavisi hiç kolay değil. Bağışıklık sisteminin çöküşüne neden oluyor. Hastalıklarla savaşı zor oluyor. Tüberküloza zemin hazırlıyor."
Son Derece Sakıncalı...
Dr. Muzaffer Kuşhan
Sağlıklı beslenme önerileri ve diyet programlarıyla tanınan Dr. Muzaffer Kuşhan, normal kilonun altına düşmenin sağlık açısından çok sakıncalı olduğuna dikkat çekti. "Gençlerin '0 beden' modasına uymak istemesi, anoreksiyanın artmasına neden oldu" diyen Dr. Kuşhan, bu çılgınlığın zararlarını şöyle ifade etti:
Yağsız Olmaz
"Gençler zayıf görünmek uğruna ölümcül diyetlere giriyor. Sağlıklı bir insanın vücudunun yüzde 20'si yağ olmalıdır. Yağ dokusu; bütün organları saran bir yastık vazifesi görür. Aşırı zayıflık halinde, en ufak kazada damar yırtılmaları oluşur, iç kanamalar meydana gelir. '0 beden' tutkunlarının öncelikle psikolojik tedaviye ihtiyaçları vardır. Aşırı zayıflığın yanlış olduğuna inanmaları ve beslenmelerini düzene sokmaları gerekir."
Psikolojik Yardım Gerekir
Doç. Dr. Ece Orhan
Acıbadem Hastanesi'nden Psikiyatrist Dr. Ece Orhan, anoreksiyayı 'bir yemek ve kilo sorununun dışında, kişinin duygusal problemlerine çözüm aradığı bir hastalık' olarak tanımladı.
Tedavisi Hiç Kolay Değil
"Bu hastalığın tedavisi hiç kolay değildir" diyen Doç.Dr. Orhan, psikolojik yardım gerektiğine dikkat çekti ve ekledi: "Modanın etkisiyle Türkiye'de anoreksiya artıyor. Ancak ne kadar arttığını henüz ölçemiyoruz. Gençler kendi bedenlerini daha zayıf görmek uğruna pek çok sağlık problemi ile karşı karşıya kalabilir."
Adet Düzeni Bozuluyor
Diyetisyen Dilara Koçak Diyetisyen Dilara Koçak
Genç kızları etkisi altına alan '0 beden' modasının vücuda ciddi zararlar verdiğine dikkat çeken diyetisyen Dilara Koçak, öncelikle adet düzeninde değişim yaşandığını vurgulayarak şunları söyledi:
Hasar Kalıcı
"Aşırı zayıflık; kas erimesi, su kaybı, tırnaklarda kırılma, saçlarda kuruma ve incelme, üşüme, kabızlık, uykusuzluk ve ödem oluşumuna neden olur. Kalp hastalıkları, aşırı derecede tansiyon düşüklüğü, kolesterol yükselmesi gibi ölümcül belirtiler de bu hastalarda sık görülür. Anoreksiya, uzun süre devam ettiğinde beyin ve sinir sisteminde kalıcı hasarlar oluşturabilir."
http://www.haberturk.com/news/220093.html
«
Son Düzenleme: Aralık 24, 2006, 03:11:47 pm Gönderen: crea
»
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Anoreksiya Öldürüyor"
«
Yanıtla #22 :
Kasım 29, 2006, 06:33:08 am »
24 Kasım 2006
NTV
Geçtiğimiz günlerde aralarında Türkiye'nin de bulunduğu birçok ülkede çalışan 18 yaşındaki Brezilyalı manken Ana Carolina Reston, anoreksiya nedeniyle yaşamını yitirdi. 1 metre 74 santimetre boyundaki manken sadece 40 kiloydu. 13 yaşından beri mankenlik yapan Ana Carolina'nın son zamanlarında sadece elma ve domatesle beslendiği ifade edildi.
Anoreksiya Öldürüyor
Yeme bozuklukları son yıllarda giderek artıyor ve toplumun büyük bir kısmını tehlikeli sonuçlarıyla tehdit ediyor. Yeme ile ilgili rahatsızlıkların yaşı da giderek düşüyor. Yeme bozukluklarında en fazla risk altında olan ise kadınlar...
İSTANBUL - Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Seçil Kenar'a göre, yeme bozukluklarının başında "anoreksiya" geliyor. Değişen ve teknoloji çağına girilen dünyada artık daha sık rastlanan bu hastalıkların erken teşhis edilerek tedavisinin yapılması gerektiğinin altını çizen Kenar, "Bu hastalıklar ciddi fiziksel hastalıklara hatta ölüme bile sebep olmaktadır." dedi.
ANOREKSİYA NEDİR?
Anoreksiya, bireyin kendi bedenini algılamasının bozulması ve sonuçta kendini kilolu algılaması olarak tanımlanıyor. Kişi bu nedenle, beslenmeyi reddeder ve aşırı kilo kabına uğrar. Kişi kilo vermeye kendi isteği ile başlar ve bunu sürdürür. Pek çok anoreksiya hastası yemeye karşı ilgisini ve iştahını kaybetmez. Kendilerini yememelerine rağmen iştahları açıktır ve sürekli olarak yemekle ilgilenirler. Yemek tarifleri okuma, ailelerine özenle yemek hazırlama gibi davranışlar gösterirler. Ancak hastanın yemek yemeyi ısrarla reddetmesi sonucu gelişen kilo kaybı yaşamını tehdit edecek düzeye ulaşabilir. Anoreksiya, ruhsal bozukluklar içinde ölümle sonuçlanabilecek nadir bozukluklardan biridir.
ANOREKSİYA NASIL BELİRTİLER VERİR?
Anoreksiya iki tipte görülür. Kısıtlı tipte, kişi yeme düzenine kısıtlamalar getirir. Tıkanırcasına yeme/çıkartma tipinde ise kişi dönemler halinde tıkanırcasına yeme ve sonrasında çıkartma gibi davranışlar gösterir. Tıkanırcasına yeme ve çıkarma tipine uyan hastalarda; kişilik bozuklukları, dürtü kontrol problemleri, hırsızlık, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, sosyal içe çekilme ve intihar girişimi daha sık görülür.
Bir kişiye anoreksiya tanısı konulabilmesi şu belirtilerin oluşması gerekir:
1- Bulunduğu yaş grubu ve boy uzunluğu acısından normal kabul edilen en az kilo ya da bu ağırlığın üzerindeki bir kiloyu kendisi için uygun bulmayıp, kabul etmeme.
2- Yaş ve boy göz önüne alındığında beklenenden daha düşük bir kilosu olmasına rağmen kilo almak veya şişmanlamaktan aşırı derecede korkma.
3- Kişinin kilosu ya da vücut şeklini algılayışında bozukluk. Kişinin kendini değerlendirişinde kilo ya da vücut seklinin, olağandan çok daha fazla ve anlamsız ölçüde bir yer kaplaması veya o anki kilosunun düşük olmasının öneminin farkına varmama.
4- Bayanlarda birbirini izlemesi gereken en az 3 adet döneminin olmaması.
ANOREKSİYA HASTALARI NASIL DAVRANIŞLAR SERGİLER?
Hastaların çoğunun düşünce içeriği yemek ile ilişkilidir. Kimileri kalan, artan, yiyemedikleri yiyecekleri bırakamayıp, biriktirir, bazıları da hiç yapamayacağı yemek tariflerini edinmeye çalışabilir. Topluluk içinde yemek yeme konusunda isteksiz davranabilirler. Başlangıçta çevrelerinden ilgi ve beğeni görmek için, kendileri üzerinde kontrol sağladıklarını görmek amacıyla alınan besinleri kısıtlamaya başlarlar. Eski kilolarına ya da çevrelerinde görünüm olarak beğeni kazanan kişilerin kilosuna inmek için hedef belirler. Gün içinde farklı zamanlarda tekrar tekrar tartılır. Tıkınırcasına yeme-çıkartma tipine ait grubun alkol-madde kötüye kullanımı, daha çok duygusal durumda dalgalanmalar ve cinsel aktivitelere sahip olup, dürtülerini kontrollerinin daha zor olduğu gözlenmiştir.
Kişiler kilo kayıplarını arttırmak için fiziksel egzersizler yapar ya da yorucu fiziksel uğraşılar içine girerler. Öyle ki kişi daha çok enerji harcayıp, kilo verebilmek için oturmayıp, ayakta durmayı yeğleyebilir ya da durduğu yerde el ve ayaklarını hareket ettirebilir.
Kişinin toplumsal ilişkileri azalabilir. Sadece is, fiziksel egzersiz ve kilo düşünceleri ile ilgilidir. Bir deri bir kemik kalsa bile kilolu olduğu düşüncesindedir. Kişiler kendilerine listeler hazırlayarak kendilerine yasakladıkları yiyecekleri belirterek, bunları yemeyeceklerine yeminler ederler. Yarım kilo bile almaları onları zayıflıktan şişmanlığa geçtikleri şeklinde düşündürür. Uzun süre bir konuya dikkatlerini veremezler . Kendilerine güvensizlik yoğun bir şekilde kendini hissettirmektedir. Gitgide sosyal çevrelerini kısıtlarlar.
ANOREKSİYA HANGİ DÖNEMLERDE ORTAYA ÇIKAR?
Anoreksiya genellikle ilk veya orta ergenlik döneminde, çoğunlukla bir diyet dönemini takiben ve yoğun bir stres sonrası (anne-baba ayrılıkları vs.) ortaya çıkar. Başlangıç yaşının ortalama 17 olduğu ve 40 yaşından sonra anoreksiyanın görülmediği kabul edilir. Anoreksiya kadınlarda erkeklere oranı 20/1dir. Yaygınlığı ise %1 olarak bildirilmektedir.
Anoreksiyanın tedavi süresi oldukça değişkenlik gösterebilir. Bireyin hastalığı kabullenmemesi ve yardımı kabul etmemesi, hastalığın seyrini olumsuzlaştırır. Sabırlı ve düzenli tedaviler sonrasında sağlığına kavuşan hastalar görüldüğü gibi, pek çok olguda beden algısının bozulması, aşırı kilo kaybı ve sonuçtaki komplikasyonlara bağlı olarak bedensel yıkım gerçekleşmektedir. Hastalık sonrası da ölüm ortaya çıkabilmektedir.
Anoreksiya hastalarının bedensel yakınmalarına karışıldığında ve tedavi sonucu kilo almaya tekrar başladıklarında yoğun direnç gösterdikleri görülmektedir. Bu hastaların sosyal ilişkileri yetersizdir ve genellikle depresif duygu durumu hakimdir.
ANOREKSİYA HASTALIĞININ YOL AÇTIĞI VÜCUTSAL DEĞİŞİMLER NELERDİR?
Hastalarda kansızlık, vücut su- tuz dengesinin bozulması, kanda kolesterol ve üre düzeylerinin artışı, karaciğer enzimlerinin yükselmesi, tiroid bezi hormonlarının düşmesi, kadınlarda ostrojen denilen kadınlık hormonu, erkeklerde testesteron denen erkeklik hormonu düzeylerinde düşme sonucu cinsel işlevlerde azalma, kalp atımında azalma ve düzensizlikler, beyin boşluklarının beyin dokusuna oranla kapladığı hacmin artışı oluşabilmektedir.
ANOREKSİYA KİMLERDE GÖRÜLMEKTEDİR?
Bu rahatsızlık düzenli ve bol çeşitli yemek yeme olanaklarının olup, göze hoş görünmenin zayıf bir vücut yapısı ile paralel düşünüldüğü bati toplumlarında, kentsel alanlarda daha çok gözlenmektedir. Hastaların % 90-95 i kadındır. Anoreksia nervosa genç kızlarda % 0,5 oranında saptanmakta, genellikle 12-25 yas arasında rastlanmaktadır.
Son yıllarda yurt dışında yapılan çalışmalara göre hastalığın yüz bin kişide 15-20 arasında görüldüğü saptanmıştır.
HASTALIĞIN OLUŞUMUNDA ETKİLİ RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?
Yaşanılan sosyo-kültürel çevrenin etkisi ile zayıflığın kesin güzellik ölçütü olması durumu yaygınlaştırmaktadır. Bazı mesleki alanlar ( hosteslik, modellik, dans ve müzikle uğraşanlarda) bu yüzden özellikle risk altındadır.
Bu rahatsızlığı olanların ailelerinde depresyon, alkolizm, şişmanlık ve gene bir yeme bozukluğuna daha çok rastlanmaktadır. Bu kişilerin annelerinin daha çok diyet yapıp,yeme bozukluğunun olduğu, sürekli diyet yapma düşünceleri ile haşır nesir oldukları, kızlarının da diyetleri konusunda yoğun düşünceler içinde olabildikleri gözlenmiştir.
Aile yapıları itibariyle, bağımsız hareket serbestisinin verilmediği ve aile işleyişi açısından yeterli keyif alınmayan doyum sağlanamayan ilişkilerin varlığı.
Öncesinde var olan aşırı şişman beden yapısı
Çocukluk cağı başlangıçlı diabet ( seker hastalığı) varlığı
Geçmişte yaşanan cinsel, fiziksel tacizler.
RAHATSIZLIKTAKİ KİŞİSEL DÜŞÜNCE YAPILARI NEDİR?
Kişisel açıdan kendilerini yardıma muhtaç ama yardim edilemez görürler
Kendi ve çevreleri üzerindeki denetimi kaybetme korkuları vardır.
Aşırı bir şekilde başkalarının görüşlerine bağımlı olarak özgüvenlerini koruyabilen, onların yeterli ya da olumlu desteği olmadığında kendilerini bir hiç olarak görürler
Bir şey ya tam olmalı ya da hiç olmamalı seklinde bir düşünce yapısı olan kişilerdir.
HASTALIK SONUCU ÖLÜM ORANI NEDİR?
Hastaların yarısının ilerleyen dönemde iyileştiği, dörtte bir oranında hastanın kısmen iyileştiği, ancak bir miktar yakınmalarının sürdüğü belirlenmiştir. Hastalık sonucu ölüm oranının % 5 civarında olduğu gözlenmiştir.
HASTALIĞIN GİDİŞİNE OLUMSUZ ETKİ YAPAN FAKTÖRLER NELERDİR?
Ailede aşırı geçimsizlik, tartışmalı ortam
Kusma, dışkılamayı arttırıcı ilaç kullanımları
Obsesif-kompulsif, histerik, depresif, nörotik davranış yapıları, zeminde bulunan psikiyatrik sorunlar nedeniyle, kişide vücutsal yakınmaların fazlaca gündeme gelmesi (gastrit, kolit vb.)
Hastalığı inkar eden davranışlar içine girilmesi.
Hastalığın gidisini olumlu etkileyen etmenler arasında ise erken başlangıç yaşı, hastalığı kabul etmek ve kendine güvenen bir kişilik yapısının bulunması sayılmaktadır.
HASTALIĞIN TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?
Psikoterapide hastanın kendi duygularını uygun bir şekilde ifade edebilmesi, yeme davranışı üzerine kurulu yanlış düşünce tarzının değiştirilmesi, vücuduna yönelik olumsuz algılamaların düzeltilmesi, özgüvenin oluşturulması, kişilerarası sorunların belirlenip, çözümüne yönelen bir yaklaşımın oluşturulmasına çalışılır.Tedavide davranışçı terapi, aile terapisi ve grup terapisi kullanılabilir.
«
Son Düzenleme: Ocak 25, 2007, 05:10:50 pm Gönderen: crea
»
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Moda Dünyasında Sıfır Beden Tartışması"
«
Yanıtla #23 :
Kasım 30, 2006, 07:46:58 am »
25 Eylül 2006
Moda Dünyasında Sıfır Beden Tartışması
Geçtiğimiz hafta verilen bir kararla aşırı zayıf mankenlerin İspanya Moda Haftası'nda podyuma çıkması yasaklandı. Moda sektöründen kişilere ve uzmanlara bu kararla ilgili düşüncelerini ve sağlıksız görünen mankenlerin genç kızlara kötü örnek olup olmadığını sorduk
ELİF BERKÖZ-MELİS ALPHAN
Bu yıl hayatımıza "sıfır beden" diye bir kavram girdi. Sıfır beden nedir derseniz, bu tartışmalı bir konu. Kimisi 32 beden diyor, kimisi de 34. Türkiye'de "Sıfır bedenim" sözünü ilk telaffuz eden Gülşen oldu. Dünyada ise bu Hollywood'dan çıkma bir kavram. "Desperate Housewives" dizisinin oyuncuları Eva Longoria, Teri Hatcher ile Paris Hilton'un bir küsüp bir barıştığı arkadaşı Nicole Ritchie 32 beden ünlüler arasında.
Magazin dünyası sıfır bedeni tartışırken moda sektörü de işin içine girdi. İspanya'nın başkenti Madrid'de düzenlenen dünyaca ünlü Pasarela Cibeles defilesinin organizasyon komitesi "genç kızlara kötü örnek oldukları, anoreksia hastalığına yol açtıkları" gerekçesiyle 36 bedenden aşağı modellere yer vermedi.
Defile yetkilileri başvuru yapan mankenlerin yüzde 30'unu aşırı zayıf oldukları gerekçesiyle geri çevirdi. Modellere boy ve kilo oranıyla hesaplanan vücut kitle endekslerinin en az 18,5 olması şart koşuldu. Son olarak da İsrail'de çok zayıf mankenlerin çalıştırılmamasına karar verildi.
Aynı uygulamayı kendi ülkelerinde yapmaları konusunda teşvik edilen İtalyan tasarımcılar ise duruma tereddütlü yaklaştı. Ünlü model ajansının sahibi Riccardo Gay bu yasak uygulanırsa mankenlerin yüzde 80'ini podyumlardan uzaklaştırmak gerekeceğini ve bu durumda Naomi Campbell'ın da Milano Moda Haftası'na katılamayacağını söyledi.
Moda Endüstrisi Ticaret Odası Başkanı Mario Boselli ise anoreksia hastalığının böyle kurallar koyarak önlenemeyeceğine dikkat çekti. İtalya'dan sonra Fransa da yasağa tepkiyle yaklaştı.
Türklerin bu konuya yaklaşımını öğrenmek için tasarımcılara, modellere, moda fotoğrafçılarına ve doktorlara bu yasağa nasıl baktıklarını ve zayıf modellerin kötü örnek olup olmadığını sorduk.
"Sıfır beden mankenler yeme davranışı bozukluklarını tetikliyor"
Taylan Kümeli (Beslenme uzmanı):
Sıfır beden 32 bedene karşılık geliyor. Bir insanın sağlıklı kilo aralığını belirlemek için vücut ağırlığını boy uzunluğunun karesine bölerek beden kitle indeksini hesaplayabiliriz. Buna göre bir bireye normal kilolu demek için bu değerin 18,5-24,9 arasında olması gerekir. Bu, sıfır bedenlerde 18,5 in altında.
Sıfır beden biri illa ki sağlıksız olacak diye bir şey yok. Fakat çeşitli rahatsızlıkların gelişmesinde potansiyel bir risk taşırlar.
Diyet yaşının 12'ye düştüğü günümüzde medyanın bu durum üzerindeki etkisi büyük. İnsanlar zayıflamak için sağlıksız yollara başvuruyorlar. Hastalarım arasında da 34 bedene inmek isteyenler oluyor.
Sıfır beden mankenler genç kızlara kötü örnek oluyor.
Anoreksiya, bulimia nervoza gibi yeme davranışı bozukluklarını tetikliyorlar.
"Aşırı zayıflıktan organlar sarkar"
Dr. Koptagel İlgün (Acıbadem Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı):
34 bedene inmek isteyen kadın hastalarım var. Onlara "Kaş yaparken göz çıkarmayın" diyorum. Aşırı derecede zayıflamak tüm organların sarkmasına sebep olur. Vücudun protein, karbonhidrat ve yağ alması lazım. Çünkü hücreler, damarlar ve beyin için gerekliler. 1,75 boyundaki bir kadın 65-70 kilo civarında olmalı. Kilosu 45-50 olduğunda kadının organları sarkar. İdrar yolu iltihabı olur. Jinekolojik bozukluklar ortaya çıkar. Mide hastalıklarına yakalanır. Çok zayıf insanlar kansız kalır. Halbuki kan tüm organlara lazım. Çok zayıf mankenler verdikleri kilolar için altı-yedi yıl sonra pişman olacaklar. Önemli sağlık sorunları onları bekliyor.
"İnce mankenin üzerinde çalışmak daha zevkli"
Vural Gökçaylı (Tasarımcı):
Sıfır beden çocuk bedeni, 14 yaşında bir kızın bedeni yani. 32 bedene denk geliyor. Haute couture'de sıfır beden mevzu bahis değil ama defilelerde mankenlerin 34 beden olması uygun, yoksa üzerinde elbise iyi durmaz.
Bir ara Twiggy modası vardı. Ama Twiggy anoreksik görünümlü değildi, ince olmasına rağmen göğsü de vardı, küçük bir kalçası da. O bir tarzdı. Öyle bir moda vardı, geçti. Daha sonra Naomi gibi uzun boylu manken tipi moda oldu ama tabii ki ince mankenin üzerinde çalışmak daha zevkli oluyor.
İspanya'da yasağın nedeni defilelere vücut gelişimini tamamlamamış 14-15 yaşında çocukları çıkarmaları. Bu doğru bir şey değil. Ama yasak çözüm değil. İsteyen defilesine zayıf manken çıkarır, isteyen çıkarmaz. Ben defilelerim için 38 beden manken kullanıyorum. Türk mankenlerinin aşağı yukarı hepsi 38 beden.
"Top modeller zayıf ama sağlıklı"
Hakan Yıldırım (Modacı):
Sıfır beden kavramı tamamen uydurma bir kavram. Sıfır beden diyerek sanırım 34 bedenden bahsediliyor. 34 beden olan biri sağlık beslenerek bu kiloda kalıyor olabilir. Dünyaya baktığımızda top modeller 34 veya 36 beden. Sağlıklı görünüyorlar, ciltleri çok güzel. Hastalıklı bir görüntüye sahip değiller. Çünkü dengeli ve sağlıklı besleniyorlar.
Ben de defilelerimde 34-36 beden mankenlerle çalışmayı tercih ediyorum. Kıyafetler onların üzerinde daha güzel duruyor.
"Türkiye'deki modellerin bedeni 38"
Güzide Duran (Model):
İspanya'daki yasak 32 beden olanlar için. İki model öldü biliyorsunuz zayıf kalmaktan. Zaten bu kadar zayıf olmak sağlıklı olmadığı için böyle bir yasak getirildi. "O defileye çıksın, bu çıkmasın" gibi açıklamalar yapmak doğru değil. Tersine, öğretici olmak gerek.
Düzenli, sağlıklı yemek yiyerek ve spor yaparak sağlıklı kalınabilir. Bir modelin 32 beden yerine, 34-36 beden olması lazım. Ben 36 bedenim. Türkiye'deki mankenlerin geneli de 36 veya 38 beden. Podyumlarımızda 32-34 beden olan bir manken yok.
"Çok zayıf mankenler defilelere çıkmamalı"
Bennu Gerede (Fotoğrafçı):
Fotoğraf çekiminde 34 beden manken de kullanabilirsiniz 40 da. Konsepte bağlı bu. Ama her çekime uymaz. Yüzü hastalıklı durmadığı, sağlıksız görünmediği sürece sıfır beden mankenlerle çalışabilirim.
Anoreksik insanlar çoğaldı dünyada. Herkes manken gibi olmak istiyor ve bu tehlikeli bir durum. Bunda medyanın suçu var. İspanya'daki yasak bir yana, basında da çok zayıflığı özendiren yayınları durdurmaları lazım. Bence bu doğru bir karar. Çok zayıf mankenler defilelerde yer almamalı.
"Trend bunlar, gelip geçici"
Tülin Şahin (Model):
Avrupa ve Amerika'daki bedenler farklı olduğu için sıfır beden diye bir kavram ortaya çıkıyor. Bunu başlatanlar modeller değil. Sıfır beden kavramını yaratan "Desperate Hosewives" dizisinin oyuncularından Eva Longoria ve Lionel Ritchie'nin kızı Nicole Ritchie. Onların boyları 1,50. Yoksa 1,80 boyunda bir kadının sıfır beden giymesi mümkün mü? Amerika'daki bedenler 32'den, Avrupa'da 34'ten başlıyor. Bunlara da sıfır beden deniyor. Sıfır bedenler ancak çocuk reyonundan giyinebilirler. Dünyada çalışmadığım ülke kalmadı ve bütün top modellerin 36-38 beden olduğunu söyleyebilirim.
Modacılar yeri geliyor daha kilolu mankenleri, yeri geliyor daha zayıf mankenleri istiyor. Bana kalırsa trend bunlar, gelip geçici şeyler.
"Bir genç kız hastalıklı bir mankeni neden örnek alsın?"
Enis Onat (Fashion TV genel müdürü):
İspanya'daki yasağı doğru bulmuyorum. Zayıf mankenlerin gençleri kötüye özendirdiğine de inanmıyorum. O defileyi kaç kişi gelip seyrediyor ve "Aaa zayıfmış" diyor? Şu son 10 yıldır özellikle Paris'te başlayıp diğer yerlere uzanan bir zayıf manken trendi var. Koleksiyonlar genelde 38 beden dikilir ama Paris ve Milano'da 36 beden dikiliyor.
36 beden doğru beden. Vücudun biçimli ve formda olması çok zayıf görünmekten daha önemli. Manken canlı görünmeli. Top modeller arasında sıfır beden olan biri yok. Bir genç kızın hastalıklı görünen bir mankeni örnek alacağını sanmıyorum. Zayıf ve narin görünmeyi kadınlar ister ama "yanaklarım çöksün, kemiklerim fırlasın" diye düşünmez.
"36 beden podyum ve fotoğraf çekimleri için ideal"
Ömer Taviloğlu (Mudo Yönetim Kurulu üyesi):
Mudo koleksiyonları 36 bedenden başlar. Biz sıfır bedeni normal bulmuyoruz. Bazı firmalarda 34 diye bir beden de bulunuyor, herhalde sıfır bedenle 34 bedenin de altında bir beden kastediliyor. Sıfır beden deyince çok sağlıklı bir vücut gelmiyor aklıma. Böyle biri ya zafiyet geçirmiş ya da her şeyi bırakıp kendini zayıflamaya adamış biri olmalı.
Vücudu kadar mankenin yüz ifadesi de çok önemli. 36 bedenin mankenlik ve çekimler açısından ideal olduğunu düşünüyorum. Hiç göğsü olmayan bir mankenin elbiseleri iyi taşıdığını düşünmüyorum.
Bence bu iş yasakla çözülecek bir konu değil. Ancak talep olmazsa bu geçer. Mankenlerin işi, elbiseyi iyi taşımak. Elbiseyi iyi taşıyamayan manken doğal olarak tercih edilmeyecektir.
http://www.milliyet.com.tr/2006/09/25/pazar/axpaz01.html
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Minicik Çocuğun Kıyafeti Sıfır Beden Kıza Tam Oldu"
«
Yanıtla #24 :
Aralık 01, 2006, 07:15:59 am »
8 Kasım 2006
Akşam Gazetesi
Minicik Çocuğun Kıyafeti Sıfır Beden Kıza Tam Oldu
İNGİLİZ bulvar gazetesi The Sun, genç kızlar arasında salgın gibi yayılan sıfır beden akımının etkilerini göstermek için bir deney yaptı. Gazete editörleri 7 yaşındaki normal kilodaki bir kız çocuğunun kıyafetlerini, sıfır bedene düşmüş 23 yaşındaki bir modele giydirdi. Küçük kızın kıyafetleri, sıfır beden modele tam oldu. Gazetenin sonuçlarını değerlendiren beslenme uzmanları, 'Bu deneyin sonuçlarını açıklamak için uzman olmaya gerek yok. Minicik bir kızın kıyafetlerini bir yetişkin giyebiliyorsa ortada ciddi bir sorun var demektir. Sıfır beden modası büyük sağlık sorunlarına neden oluyor. Sadece İngiltere'de yılda 6 bin genç kız anoreksiya hastalığına yakalanıyor. Bu hastalık bağışıklık sisteminden dişlere kadar tüm vücuda zarar veriyor' dedi. Sıfır bedenin öncüleri arasında Victoria Beckham, Kate Bosworth, Teri Hatcher, Renee Zellweger gibi şov dünyasının tanınan isimleri yer alıyor.
Dış Haberler Servisi
«
Son Düzenleme: Ocak 25, 2007, 05:17:57 pm Gönderen: crea
»
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Sıfır Tehlike"
«
Yanıtla #25 :
Aralık 04, 2006, 07:21:24 am »
8 Nisan 2006
"Sıfır" Tehlike!
Dünyaca ünlü isimler, sıfır beden olmak için her şeyi deniyor. Ancak son günlerde bunun için başvurdukları bir yöntem, sağlığı tehdit ediyor!.
Ölüme Yol Açabilir
Türkiye'de şarkıcı Gülşen'in açıklamaları ile gündeme gelen "sıfır beden" tartışması, ABD'de son günlerin en çok konuşulan konularından biri. Ünlü isimlerin zayıflama yöntemlerinin spor ve diyetten ibaret olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ama son zamanlarda kulaktan kulağa dolaşan bir söylentide, son derece tehlikeli bir ilacın adı geçiyor. Sıfır beden diyetinin birçok farklı şekli olabilir. Ama ABD'nin ünlü fitness uzmanlarından Chad Mouton, bu diyetin son versiyonunda ölümcül olabilecek bir bileşim olan clenbuterol içerdiğini söylüyor. Bu ilaç, esasen hayvanlardaki astım sorunu için geliştirilmiş. ABD'de Clen diye tabir edilen ilacın atlardaki astım sorunları dışında kullanımı yasak. Kalp atışlarını hızlandırarak hızla kilo verilmesini ve kasların belirginleşmesini sağlayan ilaç, vücut geliştirme dünyasında cut olarak biliniyor.
Kalp Krizi Nedeni
Bu ilaç, tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Ayrıca bu ilaç testesteron seviyesini artırdığı için kadınları uykusuzluk, depresyon ve sinirlilik riski ile karşı karşıya bırakıyor. Bazıları da bu ilacı kullandıktan kısa bir süre sonra metabolizmanın tekrar yavaşladığını ve bu nedenle kilo alımının arttığını söylüyor. Bir uzman riskleri şöyle anlatıyor: "Bu ilaçlar son derece tehlikeli olabilir. Üstelik yasal olarak satıldıkları için ne kadar saf olduklarını bilmek de imkansızdır." Clenbuterol alımı kalp krizi ve kalp aritmisi riskini artırıyor. Özellikle ünlü isimlerin zayıflamak için çok tehlikeli olan bu yöntemi denedikleri belirtiliyor.
http://www.takvim.com.tr/2006/04/08/pap118.html
«
Son Düzenleme: Aralık 24, 2006, 03:13:55 pm Gönderen: crea
»
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Aşk Acısına İlaç Çikolata!"
«
Yanıtla #26 :
Aralık 20, 2006, 02:25:04 pm »
Aşk Acısına İlaç Çikolata
Gençlerin üçte biri için aşk hayatında kaybettikleri kilo olarak geri dönüyor. En azından İngiltere'de yapılan bir araştırmanın sonucu böyle.
Yeme bozuklukları olan insanların tedavisiyle ilgilenen Priory Grubunun bin genci kapsayan araştırmasına göre gençlerin üçte biri aşk hayatındaki mutsuzlukları karşısında yemek yemeye yöneliyor.
Araştırmaya 15 ile 24 yaşları arasındaki gençler dahil edilmiş.
Ankete katılanların yüzde 60'ı açlıklarını çikolata ve fast food'la bastırdıklarını söylemiş.
Uzmanlar, bunun genel yeme alışkanlıkları konusunda kaygıları artıran bir veri olduğu kanısında. Ayrıca, uzmanlar, rahatlama amaçlı yenen yemeklerin bir süre sonra yeme bozukluğunu getirebileceği uyarısında bulunuyorlar. Yeme Bozukluğu Derneği'nden Sudan Ringwood, yeme bozukluğunun insanların duygularını kontrol etmeye çalıştıkları durumlarda ortaya çıktığını belirtiyor.
Yetişkinler de abur cubura meyilli
Priory Grubu'ndan Doktor Peter Rowan ise gelecek nesli bu gençlerin yetiştireceğine dikkat çekerek " Yeme alışkanlıklarını çocuklarına geçirecekler, şu anki koşullar devam ederse, yeme bozukluğu olan genç sayısı artmaya devam edecek" diyor. İngiltere'de 1.1 milyon İngiliz yeme bozukluğu teşhisi konmuş, ancak bu sayının çok daha fazla olduğu sanılıyor.
Aşk açlığı
Prory Grubunun tahminlerine göre İngiltere'de 11 milyon yetişkinin yeme bozukluğu sorunundan muzdarip. Yetişkinlerin yüzde 52'si kendilerini kötü hissettiklerinde çikolata yerken yüzde 25'i abur cubura (cips, gofret, vb.) yöneliyor. Uzmanlara göre en iyi yöntem ise kuşkusuz sorun olduğunu hissettiğinizde hemen yardım istemek.
www.haberdergisi.com
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"En Ölümcül Ruhsal Sorun"
«
Yanıtla #27 :
Aralık 21, 2006, 07:56:57 am »
6 Aralık 2006
Radikal Gazetesi
En Ölümcül Ruhsal Sorun
Psikiyatrik hastalıklarda yüzde 13-15'le en yüksek ölüm riski taşıyan anoreksiya için artık yaş da bariyer değil. Çocukların da tutulduğu hastalığa yakalananların yarısı asla iyileşemiyor.
REUTERS - LONDRA - Anoreksiya hastalığı artık yaş da tanımıyor. Britanya'da yapılan araştırmalara göre, hastalık ergenlik döneminde olan genç kızlarda bile görülüyor. Anoreksiya teşhisi konulanların yüzde 50'si hiçbir zaman iyileşmiyor, yüzde 20'sinin hastalığı kronik olarak devam ediyor, yüzde 5'i ölüyor. Anoreksiya, psikiyatrik hastalıklar arasında yüzde 13-15'le en yüksek ölüm riskini taşıyor, hastaların çoğu kalp krizi geçirerek ya da intihar ederek ölüyor. Uzmanlar artık yedi yaşındaki çocukların bile bu hastalıklara yakalanabildiğine dikkat çekiyor.
Britanya'da, 14-24 yaş arasındaki kadınların yüzde 5 ila 10'unda yeme bozukluğu görülüyor. Tüm kadın nüfusunda oran yüzde 1. Yeme bozuklukları kadınlarda daha çok rekabetçi atletlerde, balerinlerde, koşucularda; erkeklerdeyse vücut yapanlarla güreşçilerde görülüyor. Aileden gelen başarı baskısı, sosyal baskı, aile problemleri hastalığın sebepleri arasında.
Başarılı Balerin Ölümden Döndü
Eski balerin Sarah Wilkinson, bugün 22 yaşında ve Cambridge Üniversitesi'nde İngiliz edebiyatı öğrencisi. 12 yaşındayken, günde bir adet Mars çikolatasını üçe bölüp her öğünde başka bir parçasını yiyen genç kıza, okulda 'ölü kız' ismi takılmış. İncelen vücudunun verdiği güvenle balede başarı kazanan Wilkinson, 14 yaşında günde sadece bir kâse mısır gevreği yemeye başlamış. İki yıl içinde Londra'nın en iyi bale okullarından birine giren Wilkinson günde 5-8 saat dans edip sadece koyu kahve içerek, bazen bir de kuru incir yer hale gelmiş.
1.68 metre boyundaki genç kız 43 kiloya düşmüş, daha da incelmek isterken bu sefer bulimiyaya yakalanmış ve çikolata, bisküvi, dondurmayı tıkanırcasına yemeye, ardından kusarak çıkarmaya başlamış. 19 yaşında Monte Carlo'da dansçı olmak üzere eğitilmek için çok önemli bir burs kazanan Wilkinson, başarısının tadını çıkaramayıp tedavi görmeye başladı. Wilkinson, "Geceleri gözümü kapattığımda kalp krizi geçirip öleceğimden korkuyordum" diyor.
Marg Oaten'ın ismini vermek istemeyen kızıysa, anoreksiya hastalığına yakalandığında henüz 10 yaşındaymış. Oaten, 12 yıldır hastalıkla savaşıyor.
«
Son Düzenleme: Ocak 25, 2007, 05:20:17 pm Gönderen: crea
»
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Yeme Bozukluğu Depresyona Götürüyor"
«
Yanıtla #28 :
Aralık 24, 2006, 08:11:33 am »
Yeni Şafak Gazetesi
Yeme Bozukluğu Depresyona Götürüyor
Özellikle genç kızlar arasında görülen daha ince ve zarif görünmek adına başlayan yediğini çıkarma hastalığı giderek yaygınlaşıyor. Hastalık bir süre sonra kişiyi depresyona götürüyor.
Yeme bozuklukları son yıllarda giderek artıyor ve toplumun büyük bir kısmını tehlikeli sonuçlarıyla tehdit ediyor. Bu tarz rahatsızlıkların görülme yaşı ise giderek düşüyor. Özellikle yeme bozukluğu görülenler arasında ergen ve genç kadınlar ilk sırada. Memorial Hastanesi'nden Uzman Psikolog Aslıhan Tokgöz Tozlu yeme bozukluğunun kişide önemli ruhsal ve bedensel sorunlara yol açabileceğini belirtiyor. Yeme bozukluğu olan kişilerin özgüveni az olanlarda daha fazla ortaya çıktığını söyleyen Tokgöz, bu kişilerin ruhsal haritasını şöyle çiziyor: "Öz güveni az olan kadınlarda daha fazla ortaya çıkıyor. Bu kadınlar genelde fiziksel imajlarını olumsuz görürler ve zayıflığın, inceliğin benlik değerlerini artıracağına inanırlar. Yeme bozukluğu olan kişilerin yüzde 40 ila 80'in de depresyon vardır. Özellikle kusma (bulimia) ile depresyon arasındaki bağ daha güçlüdür. Bildiğimiz bir şey var ki; olumsuz duygular insanda yeme davranışını tetikler. Ve aynı zamanda fiziksel görünüşünden memnun olmayan kişi depresif duygular yaşar. Harvard Yeme Bozuklukları Bölümü yayınladığı bir raporda kadınların yüzde 80'inin her sabah uyandığında kendilerini görüntülerinden dolayı depresif hissettiklerini açıklamıştır. "
Kusarak yediğini çıkarma
Genellikle 15-19 yaşlarında ya da daha erken, ya da geç yaşlarda da ortaya çıkabilen yediğini çıkarma "Bulimia Nervosa" (BN) bir tür yemek yeme bozukluğu hastalığı. Bulimia Nervosa yani yediğini çıkarma hastalığı hakkında Tozlu şu bilgileri veriyor: "Aşırı ölçüde, adeta patlayıncaya dek, tıkınırcasına krizler halinde tekrarlayan yemek yeme nöbetleri ve devamında suçluluk ve utanç duygusunun yaşandığı bir bozukluktur. İki üç kişinin yiyeceği yemeği bitirince bu seferde kilo almamak için isteyerek kusma, dışkılamayı arttırıcı ya da idrar söktürücü ilaçlarla ya da aşırı sporla kalori kaybetmeye çalışır."
http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/mayis/10/sg02.html
«
Son Düzenleme: Aralık 24, 2006, 03:15:51 pm Gönderen: crea
»
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Türkiye Diyetlerle Şişmanlıyor"
«
Yanıtla #29 :
Aralık 26, 2006, 07:31:02 am »
03-2005
Her gün gazete ve televizyonlarda ayrı bir diyet listesi görmek mümkün. Uzmanların tavsiye ettiği diyetlere özenle başlanıyor, kilo kayıpları sevindiriyor. Ancak, her şey iyi gidiyor gibi görünse de Türkiye şişmanlıyor...
Uzmanlara göre diyeti medya dayatıyor. Böylece insanların da psikolojisi bozuluyor.
"Dikkat! Aldığınız her kilo boşanma sebebi olabilir. Bir ayda 10 kilo vermek mümkün. Oturduğunuz yerden zayıflamanın sırrı çözüldü. Gökkuşağı diyetiyle bahara merhaba. Düğme rejimiyle düğmeler kapanacak." Bu ifadeler, hemen her gün gazete köşelerinde ya da televizyon ekranlarında diyet haberlerini duyuran anonslardan sadece birkaçı... Sayfalara atılan başlıklar, her defasında merak uyandırıyor ve insanların zihninde "Acaba bu sefer doğru mu?" fikrinin uyanmasına sebep oluyor. Nitekim insanlar da bu tür haberlere kayıtsız kalamıyor. Sabah gazeteler okunurken ilk önce diyet haberlerine göz atılıyor; ekran başında ünlü bir sanatçının uyguladığı diyet kürü haberi büyük bir merakla izleniyor. Zaman içinde diyet listeleri ya da diyetisyenl