Ana Menu
Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Reklam Ver
Psikoloji
Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları
İçerikler
Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv
Psikoloji Testleri
Eğlence Testleri
Kişilik Testleri
Yazarlar
Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
Anasayfa
Forum
Psikoloji-Terapi
Bulimia ve Anoreksiya
BASINDA YEME BOZUKLUKLARI
BASINDA YEME BOZUKLUKLARI
Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Ağustos 28, 2008, 03:55:17 am
Hatunca.NET Forum
Psikoloji-Terapi
Bulimia ve Anoreksiya
(Moderatör:
crea
)
BASINDA YEME BOZUKLUKLARI
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« önceki
sonraki »
Sayfa:
1
2
3
4
5
6
[
7
]
8
9
Gönderen
Konu: BASINDA YEME BOZUKLUKLARI (Okunma Sayısı 51850 defa)
zulal
Ziyaretçi
Ynt: BASINDA YEME BOZUKLUKLARI
«
Yanıtla #90 :
Şubat 28, 2007, 11:58:45 am »
http://www.habervitrini.com/haber.asp?m=1&id=264821
Merhaba arkadaşlar..
Ne kadar kötü bir son...
Allah yardım etsin tüm hastalara..
Logged
guzella
Profesör
Offline
Mesaj Sayısı: 258
Ynt: BASINDA YEME BOZUKLUKLARI
«
Yanıtla #91 :
Şubat 28, 2007, 04:17:01 pm »
Yaa şu resimleri ğörünce bi acayip oldum nasıl bişi bu bendemi kendimi öyleyken ğüzel hissediyordum iğrenç ötesi.aynı yenilip kemikleri kalmış bi tavuğa benzemiyomu yaa allah tada kötüsünden korusun
Logged
mavihayat
Öğretmen
Offline
Mesaj Sayısı: 112
Ynt: BASINDA YEME BOZUKLUKLARI
«
Yanıtla #92 :
Şubat 28, 2007, 04:27:18 pm »
Çok kötü resimler,ben de birkaç tane şuraya eklemiştim:
http://psikiyatri.net/psikiyatri_net/forum/viewtopic.php?t=78
Logged
zulal
Ziyaretçi
Ynt: BASINDA YEME BOZUKLUKLARI
«
Yanıtla #93 :
Şubat 28, 2007, 04:30:38 pm »
Umarım bu durumda olan insanlar, bunun bir hastalık olduğunu anlar ve çözüm bulurlar
Logged
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Yeme Bozuklukları Hastalığı Çok Ciddiye Alınmalı"
«
Yanıtla #94 :
Mart 03, 2007, 07:27:20 pm »
29.08.2006
Yeme Bozuklukları Hastalığı Çok Ciddiye Alınmalı
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Şahika Yüksel, basın yayın organlarının yeme bozuklukları konusunda ancak bilimsel gerçeklere uygun ve etik sorumluluk içinde yapacağı yayınların, hastaların göreceği tıbbi tedaviler konusunda yardımcı olabileceğini bildirdi.
Yüksel, son günlerde medyada yeme bozuklukları hastalığına ilişkin yayınlanan haberler üzerine yaptığı yazılı açıklamada, yeme bozukluklarının, son yıllarda dünyada olduğu kadar Türkiye'de de yaygınlığı giderek artan bir psikiyatrik hastalık grubu olduğunu kaydetti.
Anoreksiya nervoza ve bulimia nervoza
''Anoreksiya nervoza'' ve ''bulimia nervoza''nın, bu grubun başta gelen iki hastalığı olduğunu ifade eden Yüksel, şöyle devam etti:
''İkisinde de hastalar ince bir bedene sahip olma arzusu içindedirler ve bu amaçla her yola başvurabilirler. Trajik olan, özellikle anoreksiya nervoza hastalarının zayıfladıklarını ve bedenlerinin sağlıklarını tehdit eder ölçüde inceldiğini algılayamamalarıdır. Bu hastalıklar açısından daha çok ergenlik çağındaki genç kızlar risk altındadır. Psikolojik, ailevi, genetik, biyolojik birçok faktörün birbiriyle etkileşimi sonrasında hastalığın ortaya çıktığı düşünülmektedir. Hastalık her sosyal grupta, kentlerde ve kırsal kesimde görülebilmektedir. Hastalık masum gibi görünen diyetlerle başlar, ancak genç kız diyetteki kısıtlamaları giderek artırır ve hastalık ilerledikçe hasta zayıflama arzusunun önüne geçemez. Bedeni gibi zihni de zayıf düşmüştür. Kilo kaybını durduramama ölümle sonuçlanabilir. Bu anlamda erken tanı ve tedavinin mümkün olduğunca erken başlatılması yaşamsal öneme sahiptir.''
Yeme bozuklukları hastalığının tedavisi mümkün bir hastalık olduğunu kaydeden Yüksel, ''Basın yayın organlarının, tüm ruhsal bozukluklar için olduğu gibi yeme bozuklukları konusunda da ancak bilimsel gerçeklere uygun ve etik sorumluluk içinde yapacağı yayınlar, bu hastalıkları olan kişilerin göreceği tıbbi tedaviler konusunda yardımcı olabilecektir'' dedi.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Sofradaki Son Mönü: Saflık Hastalığı-Ortoreksia Nervoza"
«
Yanıtla #95 :
Mart 03, 2007, 07:29:50 pm »
Tempo Dergisi
Karpuzu bile bulaşık makinesinde yıkıyor, hayatlarını en saf ve en doğal gıdayı bulabilme peşinde harcıyorlar
Sofradaki son mönü: Saflık hastalığı
Adını, eski Yunancada 'saf' anlamına gelen 'ortho' ve yeme bozukluğu anoreksiya nervoza'nın bileşiminden alan hastalık, daha çok takıntılı, gelir ve sosyo-kültürel düzeyi yüksek insanlarda görülüyor. Sürekli mükemmel ve saf diyet peşinde koşarken, vücudun ihtiyacı olan maddeleri alamıyor ve ciddi hastalıklara yakalanıyorlar. Uzmanlar, çocuklarını da bu şekilde besleyen insanlar konusunda uyarıyor: Asıl tehlike gelecek nesilde
Hayatımız giderek karmaşıklaşıyor. Bu karmaşa, gıdalarımıza kadar yansıdı. Eskiden pazardan satın alınan yemyeşil biberler, kıpkırmızı domatesler, sağlıklı olduğunu bildiğimiz yiyecekler bize çok uzak. Şimdi genetiği değiştirilmiş, hormonlu gıdalardan söz ediyoruz. Ne içtiğimiz süte, ne de yediğimiz sebzelere güvenimiz kaldı. Ne yiyeceğimizi şaşırmış durumdayız. Bunun sonucunda bazı insanlar yedikleri, içtikleri besinler üzerinde daha titiz durmaya başladı. Hatta durumu abarttılar ve tükettikleri gıdalarda en katkısız, en doğal, en taze besini almak için seferber olmaya başladılar. Özellikle sadece sebze ağırlıklı beslenenler ne yiyeceklerine tam anlamıyla karar veremez durumdalar...
Psikiyatr Dr. Bahadır Bakım, henüz tüm dünyada psikiyatrların ortaklaşa oluşturdukları geçerli tanısal sınıflandırmaya girmemiş olsa da, bu rahatsızlığın tanımının ciddi olarak yapılmaya başlandığını belirtiyor. Buna göre, bu rahatsızlık, ismini, eski Yunancada 'saf, doğru ve gerçek' anlamındaki 'ortho' sözcüğüyle, bir yeme bozukluğu olan 'anoreksiya nervoza' adlı hastalığın bileşiminden alıyor. Yani Orthoreksia Nervoza olarak tanımlanıyor.
Bu psikolojik rahatsızlığı yaşayan kişiler, sadece doğadan geldiği gibi saf besinlerle beslenmeyi hedefleyip, onun haricindekilerden kaçınıyorlar. Bu gıdalardan ne kadar yiyecekleri, bunların nereden, ne koşullarda geldiği ile aşırı ilgililer. Bu türden gıdaları hangi mekânlarda bulabileceklerini araştırıp, buralara yöneliyorlar. Hayatları neredeyse tükettikleri besinlerin sağlıklılığı üzerine kurulmuş durumda. Besinleri bozan nedenler ya da bozulmayı önleyecek katkı maddeleri üzerine yoğun bir şekilde odaklanıyorlar. Bu kişiler, uzun süreli olarak mükemmel ve en saf diyet peşindeler. Genellikle vejetaryen beslenme düzenine sahipler. Hal böyle olunca ve bir de gıdalardaki bu bozulma haberleri artınca, sorun katlanarak büyüyor.
Bu rahatsızlığı tanımlayan Psikiyatr Dr. Bahadır Bakım şunları söylüyor:
"Orthoreksia, anoreksiya nervoza'ya (kişinin kendine göre aşırı kilolu olduğu düşüncesiyle, bazen çok zayıf olmasına rağmen yemek yemeyi kesmesi durumu) besinlerin kısıtlanması yönünden benziyor. Ancak anoreksiya'da alınan besin miktarı ve tipi kısıtlanırken, orthoreksi'de besinin kalitesi üzerine odaklanılıyor. Ayrıca, alınan besinlerden en iyi şekilde yararlanmak için uzun süre ağız içinde çiğneme gibi davranışlar gözleniyor. Katkı maddeli gıdalardan, şeker ve tuzdan kaçınılıyor, sadece çiğ sebze ve meyve ya da sadece pişirilmiş gıdalar tüketiliyor. Bunun sonucunda kişinin alması gereken protein, vitamin, mineral ve yağlar alınamadığından, kişide kansızlık, kemik erimesi, hatta ileri durumlarda ölümlerle karşılaşılıyor.
Kişi bu durum nedeniyle, hayatını olduğu gibi, dolu dolu ve rahat bir şekilde yaşayamıyor. Bireyler aşırı kaygılı bir duruma geliyor, etraflarındaki kişilerin de beslenmesine bu şekilde yön vermeye çalışıyorlar. Kişi geçmişinde yaşadığı ağır sorunlar yüzünden, çevresi ve dış dünyayla olan sorunlarıyla aktif bir şekilde başa çıkamıyor. Gereken tepkileri verememesi nedeniyle, var olan kaygısını yenebilmek için bilinçaltı, bir savunma mekanizması geliştirerek, düşüncelerini başka bir konuya odaklıyor. Kişilerin çevreye ve kendileri dışındakilerin hazırladıkları gıdalara olan güvensizliklerinin temelinde, kendilerine olan güvensizlik, yetersizlik duyguları da yatabiliyor."
Psikiyatrlara göre, bu kişilerde sıklıkla; evlilik, cinsellik, mesleki ortam, ailevi ilişkiler ve kendilerini algılayışlarıyla ilgili sorunlara rastlanıyor. Rahatsızlık daha çok 20-40 yaş grubu arasında, genellikle kadınlarda, sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi yüksek kişiler arasında görülüyor.
Obsesif kişilerde görülür
Psikiyatr Oğuz Tan ise Orthoreksia Nervoza'nın daha çok obsesif (takıntılı) kişilerde görüldüğünü belirtiyor. Tan'a göre, 'gıdanın kalitesi, hijyenik olup olmadığı, sağlık yönünden yararları' gibi soruları soranlar, bir nevi takıntılı insanlar.
Bu kişiler, sadece gıdanın sağlıklı olup olmadığıyla değil, mesela ellerinin temizliğiyle de aynı şekilde ilgilenirler. Bu durumdaki insanlar obsesif kompülsif bozukluk içinde, sürekli endişe yaşayan, aşırı kuruntulu, evhamlı, anksiyeteli kişiler. Psikiyatr Tan, "Bunların bazıları panik ataklı insanlar ve bu, aslında tıpta adı henüz netleşmiş bir sorun değil. Panik bozukluğu olanların enteresan yeme içme davranışları vardır; çünkü aşırı endişelilerdir. Bunlar, dar, kapalı yerde fenalaştığı gibi, pek çok gıda da onlara dokunuyor gibi gelir.
Aşırı hastayken, bu nedenle ilaç kullanamayan bile vardır. Bir panik bozukluğu olan hastam süt ve süt ürünleri içemiyordu. Başka bir hastamız çok uzun süredir çiğ meyve ve sebze yiyemiyordu. Bunlar panik bozukluğu hastalığı aslında. Gıdaları aşırı yıkayan hastalar var, kavunu karpuzu bulaşık makinesine atanlar var. Gıdasız kalmak insanı öldürüyor, bir süre sonra depresyona giriyorlar. Her şeyi bu kadar dert etmek insanı zaman içinde mutsuz, isteksiz yapıyor, hayattan zevk almaz hale getiriyor. Ölümden deli gibi korkan ama yaşamaktan da artık hiç zevk alamayan insanlar haline geliyorlar" diyor.
Asıl tehlike sonraki nesil için
Diyetisyen ve grup terapisti Sevinç Akdur Akdağ, obsesif kompülsif bozukluğu olan ya da obsesif yapısı olanların, kafalarındaki kötü düşünceleri başka bir şeyle oyalanarak geçiştirmeye çabaladıklarını ve bu rahatsızlığın ortaya çıktığını belirtiyor.
Akdağ, izlediği kadarıyla bu sorunun daha çok orta gelir düzeyi üzerindeki ve vücut görünüşü ile yakından ilgilenen insanlar arasında görüldüğünü ve kişilerin aynı zamanda spekülatif haberlerden etkilendiklerini, telkine açık olmadıklarını, kendi okuduklarına ve kendi fikri sabitlerine inandıklarını söylüyor. Yemekle ilgili sorunlar ilerledikçe, yetersiz beslenmeye giden Ortoreksia Nervoza hastaları, bir iki tür yiyeceğe kalıyorlar, dolayısıyla sorun anoreksia'ya gitmese bile besin yetersizliğinden kaynaklanan hastalıklara doğru ilerliyor. Akdağ'a göre, asıl tehlike altındakiler ise, bu tip insanların bir sonraki nesli. "Çünkü çocuklarını da çocuk gelişimine aykırı besliyorlar" diyor.
Füsun SAKA
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Sınav Stresi Yeme Bozukluğu Nedeni"
«
Yanıtla #96 :
Mart 05, 2007, 04:58:49 pm »
Sınav Stresi Yeme Bozukluğu Nedeni
Sınav öncesi oluşan stres, yeme davranış bozukluğuna yol açıyor.
Bu bozukluk ise kilo kaybı, mide bulantısı, kabızlık, baş dönmesi ya da aşırı kilo almaya neden olabiliyor.
Uzmanlar bu dönemde doğru, yeterli ve dengeli bir beslenme programı uygulanırsa başarıyı artırmanın mümkün olacağını belirtiyor.
Memorial Hastanesi Diyet ve Beslenme Uzmanı Dyt. Seçil Kenar, her besin grubundan yeterli miktarda tüketmenin gerekli olduğunu söyledi.
Kenar, yapılması gerekenleri anlattı:
"Sınava hazırlanan kişiler gerek zaman bulamamaktan gerekse alışkanlık olmadığından günün en önemli öğünü olan sabah kahvaltısını atlıyor."
"Beyin kan şekeriyle çalışıyor ve sabah uyanıldığında kan şekeri düşük oluyor. Yapılan araştırmalarda sabah kahvaltı eden kişilerin başarı oranlarının ve dikkat düzeylerinin yüksek olduğu da görülüyor."
"Bu yüzden mutlaka güne süt, kepekli ekmek, peynir, yumurta, pekmez, yulaf ezmesi gibi besleyici değeri yüksek gıdalar ile başlamak gerekiyor."
"Kan şekerinin düşmemesi için de ara öğünler atlanmamalıdır. Ara öğünler, basit şeker içeren, kan şekerinin hızla yükselip, düşmesine sebep olan tatlı, çikolata, hazır meyve suları yerine kan şekerini yavaş yükselten ve düşük kalori içeren meyve, yoğurt, küçük kepekli sandviç, ayran gibi gıdalardan oluşmalı."
"Yağsız et, yoğurt, salata, sebze yemeği ve kepekli ekmekten oluşan akşam yemekleri en idealidir."
Kafeinli içeceklere dikkat!
Özellikle bu dönemde çok fazla çay, kahve ve kola içmek de kalp çarpıntısı, huzursuzluk, uykusuzluk, korku ve endişeye neden olabiliyor.
Diyetisyen Seçil Kenar, C vitamini içeriği yüksek kuşburnu, papatya, adaçayı gibi bitki çaylarını tüketmenin daha sağlıklı olduğunu da söyledi.
Antioksidanlar stresi azaltıyor!
Kenar, stresin azaltılması açısından antioksidan içeren besinlerin tüketilmesini de önerdi:
"Balık, ceviz, fındıkta bol miktarda bulunan Omega-3 yağ asitleri antioksidandır. Haftada iki kez balık, haftada iki, üç kez beş-altı fındık, ceviz tüketimini öneriyoruz ayrıca yeşil biber, maydanoz, çilek, ıspanak, karnabahar gibi meyve ve sebzelerde bol miktarda antioksidan içeriyor."
"Strese karşı etkin olan yumurta, süt, ıspanak, havuç, kayısı gibi besinlerde bulunun A vitamini ile tahin, kurubaklagil, fındık, badem gibi yağlı tohumlarda bol miktarda bulunan E vitaminin tüketilmesi sınav döneminde stresin azaltılmasında etkili olacaktır."
"Beyin fonksiyonlarında görev alan aynı zamanda bir antioksidan olan çinko da, süt ve türevlerinde, tavuk, yumurta, balık, yağlı tohumlarda bulunur ve düzenli tüketilmesi gerekmektedir."
"Bu dönemde ihmal edilmemesi gereken B vitaminleri ise ette, balıkta, kepek çavdar ürünlerinde ve koyu yeşil sebzelerde bulunur."
Sınav günü için beslenme önerisi:
" Sınavdan bir gün önce hiç yenilmemiş bir besin denenmemeli.
" Dışarıda yemek yemeyin
" Kan şekerinin ayarlanması ve başarı oranının artması açısından tatlı, çikolata hazır meyve suyu gibi gıdalar yerine kan şekerini yavaş yükselten meyve, kepekli ekmek, süt ve ürünleri gibi gıdaları tercih edin.
" Çok yağlı, ağır gıdalar yerine protein, karbonhidrat, yağ dengeli hafif gıdalar tercih edin.
" Çay, kahve, kola yerine bitki çaylarını tercih edin.
" Sabah kalktığınızda süt, yumurta, peynir, kepek ekmek, yulaf ezmesi gibi kan şekerinizi hızla yükseltip düşürmeyecek dengeli bir sabah kahvaltısı yapın.
" Sınav sırasında şekerli gıdalar tüketmeyin.
" Kan şekerinin düşmemesi için küçük kepekli sandviç, kepekli bisküvi, paket süt ve su gibi besinler tüketin.
CNN Türk
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Kadınların 31 Yılı Diyetle Geçiyor"
«
Yanıtla #97 :
Mart 08, 2007, 04:47:33 pm »
25. 01. 2007
NTV
Kadınların 31 Yılı Diyetle Geçiyor
İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre kadınlar ömürlerinin 31 yılını diyet yaparak geçiriyor. Sık sık kilo alıp vermek ve sürekli diyet psikolojisinde olmak kadınları mutsuz ediyor.
İngiltere’de 1840 kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre, neredeyse bütün kadınlar mart ayında ‘Yaza hazırlık rejimi’ne giriyor ve yaz bittikten sonra da rejimi bırakıyor. Türkiye’deki kadınların durumunun çok farklı olmadığını söyleyen uzmanlar, dengeli ve doğru beslenme alışkanlığı edinemeyen, sürekli kilo alıp veren dolayısıyla da diyetten hiç kurtulamayan kadınların hem hızlı yaşlandığı hem de mutsuz olduğu görüşünde birleşiyor.
’31 Yıl Az Bile’
Ender Saraç
“Kadınlar eğer o diyetleri de yapmazlarsa kalp ve damar hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker ve hormon bozukluğu gibi sorunları daha fazla yaşarlar. Çünkü günümüzde gıda endüstrisi ve teknolojisi o kadar lezzet ağırlıklı üretim yapıyor ki hatalı tüketim artıyor. Dolayısıyla kadınlar bu diyeti yapmaya mecbur, aslında bu az bile yani ömürlerinin 31 yılını değil yanlış ve hatalı beslenen kadınların bütün ömürlerini diyetle geçirmeleri gerekiyor. Ama sürekli diyet yapmak insanı mutsuz eder. Kadınlar özellikle sonbahar gelince bu mutsuzluğun yarattığı enerji açığını kapatmak için de yemeğe yöneliyor. Erkekler de hatalı beslenmenin getirdiği birçok sağlık sorunu yaşıyor ama erkekler kadınlara göre daha fazla hareketli. Bu nedenle erkeklerin diyetle geçirdikleri zaman daha az.”
‘İnce Görünmek Önem Kazandı
’
Selahattin Dönmez
“Bundan 10 yıl önce kadınlar 25’li yaşlardan sonra diyete başlıyordu ve bir kadının diyet yapma süresi 15 ile 20 yaş arasındaydı. Şimdi ise diyet yapma yaşının 12’lere düşmüş olmasından ve ince görünmenin daha önem kazanmış olmasından dolayı kadınların en az 25 yılı sıkı diyet yapmakla geçiyor.”
‘Önce Yeme, Sonra Açlık Krizine Giriliyor
’
Muzaffer Kuşhan
“Zengin dünyada şişmanlıktan sağlığı bozulan insanların sayısı zayıflıktan sağlığı bozulanlardan çok daha fazla. O yüzden kadınların ömrünün 31 yılla geçmesi gayet doğal. Türkiye’de durum farklı değil. Bu kadar kendisine ait olan bir durumda insanın cahil olması kötü bir durum. Yani neyi nasıl ve ne kadar yemesi gerektiğini bilmediği için ömrünün yarısını diyet yaparak geçiriyor. Bu şekilde fast food ve hareketsizlik varken insanoğlu sürekli şişmanlıyor ama mutsuz olduğu için de diyet yapıyor. Ne yazık ki diyeti de ağzına gözüne bulaştırıyor ve önce yeme sonra da açlık krizlerine giriyor ve metabolizmasıyla birlikte hayatını da mahvediyor.”
‘Sürekli Diyet İnsanı Depresyona Sokar’
Berrin Yiğit
“Dünyada bir sıfır beden çılgınlığı var bu nedenle diyet yapanların sayısı arttı ve diyet yaşı 12’ye düştü. Ömrün 31 yılının diyetle geçmesi kadınları mutsuz eder çünkü sürekli diyette olmak insanı depresyona sürükler. Normal ideal kiloda olmasına rağmen daha zayıf olma amacıyla kendisine işkence yapar gibi diyet yapanlar da var ki bu da insanları mutsuz eden bir durum. Oysa ki sürekli kilo alıp vermek ve düzensiz diyet yapmak yaşlanma sürecini hızlandırıyor. Yani doğru ve dengeli beslenmeyi alışkanlık yapıp diyet yapmaktan kurtulmak ve hayatın neredeyse yarısını heba etmemek gerekir.”
‘Kadınlar Dönemsel Diyetlere Meyilli’
Seçil Kenar
“Kadınların ömrünün önemli bir diliminin diyetle geçmesi tabi ki çok olumlu bir şey değil. Ama kadınların kas kütleleri ve metabolizma hızları erkeklere göre daha düşük. Bir de estetik kaygı kadınlarda erkeklerden daha fazla. Çok fazla spor yapmayan kadınlar örneğin, düğünden önce sıkı bir diyetle 6 kilo verip, düğünden hemen sonra bunu alabiliyorlar. Yani kadınlar dönemsel diyetlere daha çok yöneliyor. Ancak bir de kadınların hamilelik, doğum ve menopoz nedeniyle daha fazla diyet yapmalarını doğal karşılamak gerekir.”
‘DİYET YAPMAK KÖTÜ DEĞİL’
Banu Kazanç
“Türkiye ortalaması olarak alırsak 31 yıl rakamı düşer ama İstanbul ortalamasını alırsak rakam yükselir. İstanbul’da benim gözlediğim bundan on yıl önce bile insanların diyete çok erken yaşlarda başladıkları. Bence bu kötü bir durum değil, eğer bunu sağlıklı beslenme alışkanlığı haline getiriyorsanız bu olumludur. Yalnız diyeti kendi başınıza şok ve sağlıksız diyetler şeklinde yapıyorsanız tabi ki metabolizmanızı bozarsanız. Bir danışmanla yapıyorsanız aslında diyet yapmak kötü bir şey değil. Ama sürekli kilo alıp veriyorsanız ve bunu alışkanlık haline getirdiyseniz bu sakıncalıdır.”
Tülay Sağlam
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Amerikalı Modacılar Yeme Bozukluğu Olan Mankenlere Sağlık Eğitimi Başlattı"
«
Yanıtla #98 :
Mart 08, 2007, 04:49:17 pm »
Amerikalı Modacılar Yeme Bozukluğu Olan Mankenlere Sağlık Eğitimi Başlattı
Amerika Moda Tasarımcıları Konseyi, moda sektöründe yeme bozuklukları hakkında modelleri daha iyi bilgilendirmeye ve bilinçlendirmeye yönelik yeni bir sağlık girişimi başlattığını açıkladı.
Konseyden yapılan açıklamada, ''Yeme bozukluğu gibi karmaşık bir konuda tam sorumluluk üstelenilemese de, moda endüstrisi bir bilinçlendirme kampanyası başlatabilir ve genç modellerin daha sağlıklı olmalarını destekleyecek bir ortam oluşturabilir'' denildi.
Açıklamada Moda Tasarımcıları Konseyinin, önümüzdeki ay yapılacak New York moda haftasında, yeni tavsiyeler doğrultusunda sağlık ve güzellik konulu bir panel düzenlemeyi planladığı kaydedildi ve özellikle 18 yaş altı modellere destek verileceği bildirildi.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Şimdi de ORTOREKSİ çıktı!"
«
Yanıtla #99 :
Mart 11, 2007, 03:07:10 pm »
Şimdi de ORTOREKSİ çıktı!
Çağdaş hastalıkların listesi gittikçe uzuyor. Sağlıklı yemek yeme takıntısı en yenisi
Yemekle başımız dertte! Obezite (aşırı şişmanlık), bulimia (aşırı yeme hastalığı), anoreksiya nervoza (yememe hastalığı) gibi çağdaş hastalıklara bir yenisi eklendi. İngiliz hekimlerinin ortaya attığı ‘‘ortoreksi’’, sağlıklı yemek yeme takıntısı. ABD'de ortoreksikler bir dernek bile kurmuş. Kendi saplantılarıyla mücadele ediyorlar. Sloganları çok anlamlı: Yemek, sadece yemektir.
Gerek güzellik kavramının ‘‘zayıf kadın-atletik erkek’’ kalıbına sıkıştırılması, gerekse diyet kavramının ‘‘sağlıklı beslenme davranışı’’ gibi algılanması insanlarda çeşit çeşit yeme bozukluğu yarattı.
Bir tarafta vitamin açısından fakir, yağ açısından zengin fast-food tipi beslenme ile aşırı şişmanlamaya (obeziteye) doğru giden bir bozukluk var; öteki tarafta zayıf kalmak için şekersiz, tuzsuz ve yağsız yiyeceklere endeksli bir yaşam. Oysa yelpazenin her iki ucu da sağlıklı değil.
Gelişmiş ülkelerdeki yanlış beslenme davranışını düzeltmeyi hedefleyen bir çalışma yapılmış. Her 10 kişiden dördünün dışarıdan günlük vitamin ve mineral takviyesi yaptığını, tüm hafta boyunca da düşük kalorili ve yağı azaltılmış gıdalar yediği bulunmuş.
Bu gerçek; bir ikilemi de su yüzüne çıkarıyor: Marketlerin rafları sağlıklı diyet ürünleri ile doldukça ortalama göbek çevrelerimiz o kadar genişliyor, kemerlerimizi de bir delik daha önden bağlıyoruz.
Bu tam bir çelişki: Sağlıklı yeme takıntısı sağlıklı değil. Aksine insanı hasta ediyor. Şeker, tuz ve katkı maddelerinden arınmış, düşük kalorili, yağı azaltılmış, organik ve vitamin bakımından zengin taze yiyeceklerden oluşan takıntılı bir yaşam insanın bedenini de bozuyor, ruhunu da.
Etiket Tutkunları
Kafalarını sağlıklı beslenmeye takmış olanları marketlerde tanıyabilirsiniz: Saatlerce o etiket senin bu etiket benim inceleyip zararlı bir maddenin izini sürer, lokantalara adımlarını atmazlar.
Bunu ne obezite (aşırı şişmanlık), ne bulimia (aşırı yeme hastalığı), ne de anoreksiya nervoza ile (yememe hastalığı) karıştırmamak gerekiyor. Adı Orthorexia Nervosa. ‘‘Ortho’’ Yunanca'da 'doğru' ve 'normal' anlamına geliyor. Yani doğru yemek de bir takıntıya dönüşebilir!
Ortoreksi, anoreksi ve bulimia'dan farklı. Onlar yedikleri yiyeceklerin miktarına; ortoreksikler ise yediklerinin kalitesine kafayı takmış insanlar.
30 Ocak tarihli The Times Gazetesi'nde ‘‘sağlıklı yemek takıntısı’’ başlıklı makalede American Health Food Junkies'in yazarı Dr. Steven Bratman bu takıntının giderek hastalık boyutlarına vardığına dikkat çekerek önümüzdeki 10 yıl içinde yaygınlaşacağını söylüyor.
Önce Sütü Gidiyor
Dr. Bratman'a göre bu takıntının diğerlerinden farkı sağlıklı olmaya yönelik olması: ‘‘Yeme bozukluğu fazla yeme ve devamlı rejim yapma takıntısı şeklinde olduğu gibi her yediğinin sağlıklı olup olmadığını kontrol etme takıntısı şeklinde de kendini gösterir. Bu hastalar için yiyeceklerin saf, katkısız ve işlenmemiş olması önemli. Bu yüzden çoğu sebze ve meyveyi çiğ yer. Çoğu da vejetaryendir. Kendi bildiklerinin tek doğru olduğuna inanıp kafalarının dikine giderler. Bir gün gelir yaşamları bir kısır döngünün içine girer: Bir sonraki öğünü planlamak, sağlıklı yiyecek satan marketleri dolaşmak, yemek hazırlamak ve yemek.’’
Bu hastalık genellikle kişi herhangi bir hastalık veya alerji nedeniyle rejim yapmak zorunda kaldığı zaman başlıyor. Örneğin önce sütü sonra mayalı yiyecekleri kesiyorlar. Bunlar özellikle de alerjik astım teşhisi konulan hastalar. Alternatif tedavi yöntemlerinin giderek yaygınlaşması da bu eğilimi körüklüyor. Bitkilerle yapılan doğal ilaçlar da geleneksel tıbbı devre dışı bırakıyor.
Zavallı Yağ!
İngiltere'deki Beslenme Bozuklukları Derneği (EDA) de ortoreksinin gelecek yıllarda insanlığı tehdit edeceği düşüncesinde. EDA'nın başkanı Dr. Jill Welbourne, insanların sağlıksız sağlıklı beslenmelerinin aynı zamanda ruhsal dengelerini de bozduğunu belirtiyor: ‘‘Sağlıklı gıdalara bağımlılık geliştirenin diyet yapan bir insandan farkı yoktur. Bu kişiler yediklerinin içinde zararlı bir madde bulma korkusundan çok seçici davranırlar. Zararlı maddeye karşı duyulan derin korku yüzünden öyle çok yiyecekten vazgeçerler ki sonunda bir iki tür yiyeceğe kalırlar.’’
Sağlıklı beslenme bozukluğunun özellikle genç nesli tehdit ediyor olması da endişe verici. Kuzey Londra Rhodes Farm Beslenme Kliniği'nin Müdürü Dr. Dee Dawson çok yağ tüketildiğini ama yeterli vitamin ve mineral alınmadığını dile getiriyor: ‘‘Beslenmeyle ilgili verilen mesajlar hem gereksiz hem de bazen de yanlış. Örneğin okul çağındaki çocuklara çikolata ve patates kızartması yerine yalnız salata ve meyve önerilmesi doğru değil. Yemek fobisi öyle yaygın ki. Örneğin, yakında insanlar kesinlikle yağ yenilmemesi gerektiğine inanacaklar. Oysa özellikle büyüme çağındaki çocukların yağa gereksinimleri var. Çocuklara yağ yasaklanacağına egzersiz yapmaları teşvik edilmeli.’’
Ceza Değil Diyet
Dr. Bratman hastalıktan kurtulmak isteyenler için ise şunları öneriyor: ‘‘Diyet yapın ama dozunu kaçırmayın. Tadınızı kaçıracak zorlamalarla kendinizi bunalıma sokmayın. Yemek kişinin kendini cezalandırması veya toplumdan soyutlamasına bir gerekçe olmamalı.’’
ABD'de hayatları marketlerde etiket okumakla geçtiğini düşünen bir grup otoreksi hastası kendi aralarında dernek kurmuşlar. Derneğin amacı sağlıklı yemek konusunu takıntı haline getirmemek. Sloganları da ilginç: ‘‘Yemek sadece yemektir.’’
Ortorektik misiniz?
Bu sorulara ‘‘evet’’ diye cevap veriyorsanız, durumunuz zor. Ortoreksi belirtisi gösteriyorsunuz anlamına geliyor.
1 Yarının yemeğini bugünden planlıyor musunuz?
2 Yemeğin sağlıklı olması sizin için lezzetli olmasından daha mı önemli?
3 Steril yiyecekler yedikçe sağlığınızın bozulduğunu hiç farkettiğiniz oldu mu?
4 Dün yaptığınız diyet bugün size yetersiz mi geliyor?
5 Sağlıklı beslenmeyenleri küçümsediğiniz oluyor mu?
Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Peykan Gökalp
Takıntı değil bilinç
Bu, özellikle büyük kentlerde yaşayan ‘‘beden imgesi’’ ağırlıklı düşünen takıntılı kişilerin hastalığı. Bunlar acaba söylenen besinler sağlıklı mı diye kafalarına takıyorlar. Bu durum insanı tek boyutlu beslenmeye kadar götürebiliyor. İşin bir de kişiyi anoreksiyaya itecek boyutu da var. Aşırı derecede takıntı yapmak yerine dengeli beslenme konusunda bilinçli olmak gerekir. ‘‘Şu kadar litre su, şu kadar vitamin, tabletler almalıyım’’ şeklinde düşünmek sağlıklı beslenme boyutunu aşar. Beslenme, gıdalarla yapılan ve takıntı boyutuna varmayan bir özenle yapılması gereken bir eylemdir.
Diyetisyen Canan Öcal Kuzum
Gençler risk altında
Ortoreksi tanımlaması içerisinde gördüğümüz vakalar oluyor. Otoreksiya nervoza hastalığın başlangıcı da denilebilir. Bunun ileri aşaması anoreksiya nervozadır. Etrafımızda ‘‘bunun yağı çok, bunun kalorisi yüksek’’ diyen pek çok insan var. Oysa bireyin vücudunu çok iyi tanıması lazım. Yeterli ve dengeli beslenmeye özen göstermesi gerek. Her üründen dengeli miktarlarda olmalı. Hayatımızdan hiçbir besin maddesini çıkaramayız. Sadece et yemek ya da sadece sebze yemek doğru değil. ‘‘Bugün bir kilo fazlam çıktı’’ diyen insanların sayısı da her geçen gün artıyor. Özellikle genç yaş grubu risk altında.
Ayten Görgün
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Ağız Tadının Kaçması Depresyonun İşi"
«
Yanıtla #100 :
Mart 13, 2007, 02:19:05 pm »
Yeni Şafak Gazetesi
Ağız Tadının Kaçması Depresyonun İşi
Bilim adamları, tat alma duyusunun insanın ruh halini belirleyen beyin kimyasallarıyla bağlantılı olduğunu saptadılar. Bristol Üniversitesi bilim adamlarının araştırmasına göre, bir insan depresyondayken bu kimyasalların seviyesi azalıyor, bu da tat alma duyusunun körleşmesine sebep oluyor. Bu nedenle, ruh halinin düzelmesini sağlayan serotonin ve noradrenalin kimyasallarının seviyesini arttırmak, tat alma duyusunu da geri getiriyor. Bristol Üniversitesi araştırmacıları, bulgularının, ağız tadının kaçmasının neden genellikle depresyonla el ele gittiğine açıklama getirdiğini belirttiler.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"İştahın Büyüklüğü Beyinde Gizli"
«
Yanıtla #101 :
Mart 13, 2007, 02:19:56 pm »
Hürriyet Bilim Dergisi
İştahın Büyüklüğü Beyinde Gizli
ABD Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesi bilim adamları, insanların iştahının (yeme miktarı isteği) Leptin hormonu tarafından belirlendiğini ileri sürdü.
Bu şu anlama geliyor: Henüz ilk çocukluk döneminde ne derece iştahlı olacağımızın belirlendiği ortaya çıktı. Richard Simerly ve arkadaşları, bu araştırmalarını fareler üzerinde belirledi. Leptin hormonu üretemeyen fare modelleri oluşturdu. Bu hormon, iştahı ayarlar ve hormon seviyesi ne kadar yüksek ise iştah o denli azalır. Genetik değişimden geçirilen farelerin de hızla kilo aldığı görülmüş. Bilim adamlarının çıkardığı sonuç: Doğumdan itibaren beyinde meydana gelen değişimler hayatımız süresince etkili olabilir. Simerly’ye göre, hayatımızın ilk haftalarındaki leptin oranı genlerle belirleniyor ve beslenme biçimiyle bir ilgisi yok. Leptin hormonunun etki mekanizmasının çözülmesi halinde, aşırı şişmanlığa karşı etkili ilaçlar geliştirilebilir.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Bulimia - 1. Bölüm
«
Yanıtla #102 :
Mart 16, 2007, 01:40:24 pm »
Kızlar bu 2 yazıyı mutlaka okuyun; özellikle ikincisindeki bağımlılık-bağımsızlık ile ilgili tespitler çok önemli
Vatan Gazetesi
10. 09. 2006
Karşımdaki koltukta oturan genç kıza dikkatle bakıyordum. 21 yaşında olduğunu söylemişti ama daha küçük gösteriyordu
Bulimia - Birinci Bölüm
Karşımdaki koltukta oturan genç kıza dikkatle bakıyordum. 21 yaşında olduğunu söylemişti ama daha küçük gösteriyordu. Temiz ve düzgün giyimliydi. Saçları itinayla taranmıştı. Konuşurken ara sıra alnına düşen perçemi ince parmaklarıyla geriye doğru atıyordu. Yüzündeki hafif makyaj solukluğunu kapamaya yetmemişti. Gözlerinin altındaki hafif karaltıyı da seçebiliyordum. Heyecanlı ve tedirgin olduğu belliydi fakat gene de gülümseyerek konuşuyordu :
“Doktor bey, bunun bir problem olduğunu biliyorum, ama kendimi alıkoyamıyorum.”
Hikâyesinin başlangıcı dört-beş yıl öncesine dayanıyordu. Lisenin ilk yıllarında kilo almaya başladığını fark etmişti. Bu durum hiç hoşuna gitmemiş ve hemen diyete başlamıştı. Bana o günleri anlatırken, ara sıra duruyor, anladığımdan emin olmak ister gibi yüzüme bakıyor, sonra tekrar devam ediyordu.
“Çirkinleşmeye başladığımı hissetmiştim. Annem sürekli bana ‘Kızım yediğine dikkat et’ diyordu. Kendi kendime söz veriyor, fakat bir türlü sözümü tutamıyor ve yemek yiyordum. Diyetteyken dondurmalar, pastalar bana o kadar çekici geliyordu ki anlatamam. Sonunda işte bu yolu buldum.” Yüzüme sanki bir suç işlemiş gibi bakıp devam etti;
“Diyetimi bozuyor, yiyor ama sonra gidip bütün yediklerimi, çıkarıyordum. Yani kusuyordum... Ayy, biliyorum, ne iğrenç di mi? Fakat doktor bey, inanamazsınız nasıl rahatlıyordum. Deliler gibi yiyorsunuz, sanki artık çatlayacak gibi oluyorsunuz. Yerken süper, ama sonra nasıl bir pişmanlık anlatamam... Kalkıyordum sofradan, doğru banyoya, parmaklarımı boğazıma sokuyorum, tüm yediklerim çıkıyor. Başlangıçta valla çok zor oluyordu, ama şimdi o kadar alıştım ki bazen hiç parmağımı sokmadan bile kusabiliyorum. Yaptığımın iyi bir şey olmadığını biliyorum ama başka ne yapabilirim ki? İnsan şişmanlama derdi olmadan yiyebilseydi ne iyi olurdu di mi?”
Seansın kontrolünü elime almak için konuşmaya başlayacağım sırada tekrar atıldı;
“Pardon sözünüzü kesiyorum ama ne olur bana diyetisyen saçmalıklarından bahsetmeyin. Ben hepsine gittim. En ünlülerine bile. Hatta ailem beni bunun için yurt dışında bir kampa bile gönderdi. Bir işe yaramıyor. Verdiğim kiloları gene alıyorum, hem de fazlasıyla. İstediğim kiloda kalıp, istediğim gibi yemenin başka yolu yok, bunu durduramıyorum. Zaten sizin de ne yapabileceğinizden pek emin değilim ama bakalım.”
Dinlediğim hikâye daha önce benzerlerini defalarca dinlediğim tipik “Bulimia Nervoza” hikâyelerinden biriydi. Genellikle ergenliğin son dönemlerinde başlangıç göstereren bu bozukluk, çoğunlukla genç kızlarda görülüyor. Hatta biliyordum ki, lise ve üniversite çağındaki genç kızların neredeyse yaklaşık yüzde kırkında en az bir kez aşırı yemek yiyip sonrasında da yediklerini kusarak çıkarma hikâyesi mevcuttur. Bu genç kızların büyük çoğunluğu normal kilolarında yaşamlarını sürdürüyor görünürler, bazılarının geçmişinde şişmanlık hikâyesi mevcuttur.
AİLENİN DE ETKİSİ VAR
Bulimia’nın günümüzde gittikçe yaygınlaşan “ince olmak, güzel ve seksi olmaktır” tarzındaki genel sosyal baskı ile artma gösterdiğini gözlemliyorum. Özellikle televizyondaki bazı yarışma programlarında, gayet hoş ve ince görünümlü genç kızların, kendilerinin kabul görebilmesi için bir kaç kilo vermeleri gerektiği ile ilgili jüri üyelerinden aldığı nasihatler, toplumdaki trendin net ama abartılı bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. Tabii ki gördüğüm tüm bulimia vakalarını bu TV programlarına ve genel sosyal inanışlara bağlayamam, gene gayet iyi biliyorum ki; bu çocukların büyük çoğunluğunun aile yapısında problemler vardır ve bana kalırsa esas temel sorun buradadır. Genelde sorunlu ve çok birbirine yakın olamayan aile yapıları içinde büyüyen bu kızlar, derine indiğimizde, anne veya babalarını, ihmalkâr, fazla kabul takdir göstermeyen, kendi hayatına odaklanmış ve ilgisiz insanlar olarak tanımlamaktadır.
Bulimia Nervozası olan bir kişi, birkaç saat içinde herhangi bir insanın yiyebileceğinden kat be kat fazla yiyecek tüketir. Yemek yerken sanki kontrolden çıkmış gibidir. Ne yediğini ya da ne kadar yediğini o sırada kontrol edemez. Bulimik hastaların yaklaşık yüzde sekseni, yediği aşırı yemeği dengeleme yolunu, kusup yediklerini çıkarmak olarak seçer. Bazıları ise sonrasında bir gün boyunca hiç bir şey yememe veya aşırı spor ve egzersiz yapma gibi yollar seçebilirler. Bağırsaklarını boşaltan laksatif hapları veya vücuttaki suyu atan diüretik hapları kullananlara da rastladım. Tüm bu kişiler, kendilerini değerlendirme ve kendilerine güvenme yolunu, anlamsız bir biçimde direkt olarak vücutlarının biçimi ve ağırlığı ile bağlantılandırmışlardır. Sanılandan çok daha fazla genç kızımızı etkileyen, Bulimia ile nasıl başa çıkılabileceğini, nasıl tedavi edileceğini de gelecek haftaya bırakalım.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Bulimia - 2. Bölüm: Bulimia Nasıl Tedavi Edilir?
«
Yanıtla #103 :
Mart 16, 2007, 01:41:59 pm »
Vatan Gazetesi
17.09.2006
Bulimia İkinci Bölüm: Bulimia nasıl tedavi edilir?
Geçtiğimiz hafta bulimia’sı olan bir genç kız hikayesi anlatmıştım. Bu yazıdan sonra birçok e-posta aldım. Bu yazı ile bana iletilen tüm sorulara yanıt vermiş olacağım
Bulimia Nervozası olan bir kişi, birkaç saat içinde herhangi bir insanın yiyebileceğinden kat be kat fazla yiyecek tüketir. Yemek yerken sanki kontrolden çıkmış gibidir. Ne yediğini ya da ne kadar yediğini o sırada kontrol edemez. Yediği aşırı yemeği dengelemek için genellikle kusarak yediklerini çıkarır. Bazıları ise sonrasında bir gün boyunca, hiçbir şey yememe veya aşırı spor ve egsersiz yapma gibi yollar seçebilirler. Tüm bu kişiler, kendilerini değerlendirme ve güvenme yolunu, anlamsız bir biçimde direkt olarak vücutlarının biçimi ve ağırlığı ile bağlantılamışlardır. Bir taraftan her an kilo almaktan korkarak yaşarlar, diğer taraftan kendilerini yemekten alıkoyamaz ve aşırı yemek yeme krizleri yaşayabilirler.
ZARAR EN ÇOK RUHSALDIR
Bulimia rahatsızlığına sahip olan kişiler, tahminlerinizin aksine genellikle normal kiloda, ince görünen insanlardır. İçlerinde çok zayıf veya çok şişman olanlar daha azdır. Bazı genç kızların, kiloları ile o denli uğraştıklarını görüyorum ki, bana yazıp; “Eğer bu hastalıkla hep güzel ve ince kalacaksam, bence hastalığın sakıncası pek yok” diyenlere de rastlıyorum. Şunu hatırlatmalıyım: Bulimia’nın verdiği zarar ve acı dış görünüşten ziyade ruhumuzda görülür. Kendinden hiç hoşnut olamayan, sürekli kendisiyle uğraşan ve mutsuz insanlardır bulimia hastaları. Pek çoğunda mutsuzluğunu örtmek için alkol kullanımının bağımlılık sınırlarına dayandığını görürüm. Bu kişiler genellikle dürtülerini de kontrol etmekte zorlandıkları için, gelişigüzel ilişkiler veya duygusal dengesizlikler yaşadıklarına sıkça şahit olmuşumdur.
Görünüm ve genel sağlık açısından da bozukluklar vardır. Göz altlarında kararma ve çökkünlük, dişlerin yapısında bozulmalar ve çürükler, parmakların üst kısmında yaralar, adet düzensizlikleri, vücudun elektrolit dengesinde bozukluklar, kalpte ritm bozuklukları, yemek borusunda yırtılmalar ve hatta mide delinmeleri görülebilir.
TEDAVİ
1.İlaç: Genelde antidepresan ilaçları tercih ederiz. İlaç seçerken, antidepresan ilaçlar içinden iştah açma yan etkisi olmayan ilaçlar seçilmeli. Böylece bir taşla birkaç kuş vurulmuş olur. Bir taraftan zaten yaşadıklarından dolayı kendisini mutsuz hisseden genç kızın, ruh halindeki çökkünlük giderilmiş olur, diğer taraftan iştahı ve dürtüleri üzerindeki kontrolü artırdığını hisseden bireyin kendine güveni artar.
2.Yeme planı: Disiplinli ve düzenli bir yemek programına mutlak ihtiyaç vardır. Burada önemli olan bu yemek programının bir diyet yani rejim programı olmayışıdır. Sıkı diyet programlarına inanmam. Sıkı diyetle kilo verenlerin tümünün, uzun vadede verdikleri kilodan daha fazlasını geri aldıkları bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Benim üzerinde durduğum yemek yeme disiplinidir. Bulimia problemi olan birisinin nasıl yemek yediğini bilmeyen birisi bunu anlayamaz.
3.Terapi: Dünyada bizlere iyi ve kötünün, güzel ve çirkinin birarada geldiğini, her iyinin ve güzelin içinde bir parça kötü ve çirkin olabileceğini ve her kötünün içinde de bir parça iyi olabileceğini bilmez gibidir bu genç kızlar. Onlar mutlak ve salt iyinin peşindedir. Kendilerinde de bu mutlak iyiyi ve güzeli oluşturmaya çalışırken, aslında imkânsız olan bu durum onları çaresizleştirir ve umutsuzluğa sürükler.
Bulimiası olan genç kızların hemen tümünde sevgi alışverişlerinde zorluklar gözlemlemişimdir. Bulimia, hem annenin sevgisini arayan ve ondan, onun koruyuculuğundan hiç ayrılmak istemeyen, hem de kendi bağımsızlığını yaşamak isteyen genç kızların hastalığıdır. Aynı anda, hem bağımlı, bir yere ait, güvende hissetmeye; hem de bağımsız ve özgür hissetmeye çalışan gençler, bu duygularını bulimia rahatsızlığı ile ortaya koyuyor olabilirler. Terapi sürecinde, kendi içindeki boşlukların gerçek kaynağının neler olduğunu saptayan kişiler artık bu tarif edemedikleri veya farkında olmadıkları boşluğu doldurmak adına, kendilerini bulimia hastalığına teslim etmeyeceklerdir.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
"Yeme Bozuklukları Orta Yaşlı Kadınlarda da Görülüyor"
«
Yanıtla #104 :
Mart 22, 2007, 12:55:54 pm »
20.03.2007
Yeme Bozuklukları Orta Yaşlı Kadınlarda da Görülüyor
Kendinizi aç bırakıyor ve bu durumun devam etmesini arzu ediyorsunuz.
Veya çok fazla yiyor ve daha sonra severek yediğiniz yiyecekleri çıkarıyorsunuz.
Ancak, siz 16, 19, veya 21 yaşında değilsiniz; 30’lu, 40’lı, veya 50’li yaşlardasınız. Ve bu duruma bir son veremiyorsunuz.
Anoreksiya ve bulimia genç kızları etkileyen bir hastalık olarak düşünülüyordu. Ancak, doktorlar daha yaşlı kadınlarda da yeme bozukluklarının artan bir oranla görüldüğünü belirtiyorlar.
Royal Oak’taki Beaumont Hastanesi’nden psikiyatrist ve yeme bozuklukları uzmanı Dr. Alexander Sackeyfio açıklıyor: “Yeme bozuklukları her yaşta ve herkeste görülebilir. Bu hastalıklarla ilgili daha çok bilinçlendiğimizi ve daha kolay teşhis edildiğini düşünüyorum.”
Wilton’daki Renfrew Merkezi başkanı Doug Bunnell, insanların, yeme bozukluklarının psikolojik problemlere bağlı olarak ortaya çıktığını ve fiziksel etkilere yol açmadan kolayca tedavi edilebileceğini düşünerek hata ettiklerini belirtiyor.
Aynı zamanda Ulusal Yeme Bozuklukları Derneği üyesi olan Bunnell ekliyor: “İnsanlar, ölüm nedenleri arasında yeme bozukluklarının oranının psikiyatrik sorunlardan daha fazla olduğunu öğrendiklerinde şaşırıyorlar.”
Anoreksiya, aşırı veya zorla devam edilen diyetin sonucunda, dramatik bir şekilde kilo kaybına neden olur. Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü’ne göre, kadınların 3.7’si yaşamlarının bir döneminde anoreksiya nervoza ile karşılaşıyor.
Anoreksik kişiler, tehlikeli boyutlarda düşük vücut ağırlığına sahip olmalarına rağmen, kendilerini aşırı kilolu bulurlar. Yemek yemek onlar için bir mayın tarlasına dönüşmüştür ve miktarları dikkatlice ölçülmüş birkaç parça yiyecek gibi anormal yeme alışkanlıkları gösterirler.
Bulimia, kusma, laksatifler veya aşırı egzersizin takip ettiği aşırı yemek yemeyle karakterizedir.
Tüketilen yiyeceklerin neden oldukları kiloyu önlemek için yapılan çabalar sayesinde, bulimia hastaları genellikle yaşlarına ve boylarına oranla normal kiloya sahiptirler. Ancak, anoreksikler gibi, kilo alma korkuları ve kaygıları vardır. Bu nedenle, bulimik davranışlar ortaya çıkar, ve çok fazla yemek yediklerinde, bunu telafi edene kadar, bundan utanırlar ve kendilerini kötü hissederler.
Bunnell, orta yaşlı ve daha yaşlı kadınların, yeme bozukluklarından şikayetçi olduklarını belirtiyor ve açıklıyor: “30’lu veya 40’lı yaşlardaki kadınlardaki yeme bozuklukları semptomlarının, hastalığın görüldüğü tipik yaşlarda kendini gösterdiğini söyleyebiliriz. Hastalık daha önce teşhis edilmemiştir veya şiddetli düzeyde değildir, ancak yaşamın bir döneminde gerçekten başa çıkılması zor bir problem olur.”
Diğer doktorlar, menopozun yaklaşmasıyla ortaya çıkan hormonal dalgalanmaların, veya yaşamın ortasında meydana gelen boşanma yada büyüyen çocukların evden ayrılması gibi olayların buna neden olabileceğine inanıyorlar. Ailesel değişimler, bazı kadınların görünüşleriyle ilgili kaygılar hissetmelerine neden oluyor. Ve yeme bozukluğunun ortaya çıkması için gerekli şartlar tamamlanmış oluyor.
Bunnell, anoreksik kişilerin, görüntüleri ve kilolarıyla ilgilendiklerini, ve kaygı, mükemmelcilik, ve obsesif-kompulsif bozukluğun bu kişilerde yaygın olarak görüldüğünü belirtiyor. Buna karşılık, bulimik kişilerde depresif ve impulsif davranışlar, ve madde bağımlılığı görülüyor.
Bunnell ekliyor: “Anoreksik tip, daha kontrollü, gergin, ve katıdır, ancak bulemik tip daha az kontrollü, impulsif, veya düzensizdir.”
Sackeyfio belirtiyor: “İnsanlar genellikle bu durumu psikolojik bir problem olarak görürler, ancak bu durum beraberinde fiziksel problemleri de getirir. Eğer bir doktorsanız, hastanızın fiziksel değişiklikleri de farkında olmasını sağlamalısınız.”
Sackeyfio, yeme bozukluğu olan kişilerin, psikiyatrist, beslenme uzmanı, ve doktordan oluşan bir ekiple çalışması gerektiğini belirtiyor.
Sackeyfio, yeme bozukluğu olan bir kişinin gerçekten kontrolünü kaybettiğini ve yardıma ihtiyacı olduğunu, ve buna hastanın etrafındaki kişilerin de inanmaları gerektiğini vurguluyor ve ekliyor: “Bu kişileri insanların yaşamlarını zorlaştıran şımarık çocuklar gibi düşünmemek gerekir, onlar kendilerine zarar veren fiziksel değişiklerle ilgili kontrollerini gerçekten kaybetmişlerdir.”
Çeviren: Gülşah Balaban
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
Sayfa:
1
2
3
4
5
6
[
7
]
8
9
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
Hatunca Yönetim
-----------------------------
=> Hatunca Yönetim
-----------------------------
Hatunca.net
-----------------------------
=> Günlük
=> Hatunca.net Yazılar
=> Kişisel Gelişim
=> Kişisel Gelişim ve Seminer Duyuruları
=> Aile, Evlilik ve Çocuklar
=> İnsan İlişkileri
=> Kadınlar ve Erkekler
=> Dertler ve İtiraflar
=> Düşünüyorum
=> Kültür-Sanat
=> Kitap
=> Bilim ve Araştırma
-----------------------------
Psikoloji-Terapi
-----------------------------
=> Dr. Meltem Kavcar Sırmalı'ya Sorun
=> Kişilik Bozuklukları
=> Çocuk Psikolojisi
=> Bulimia ve Anoreksiya
=> Tecavüz, Şiddet ve Cinsellik
=> Madde bağımlılığı
=> Fobiler, Anksiyete, Panik Attak
=> Stres, Depresyon, Kayıp
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Powered by SMF 1.1.1
|
SMF © 2006, Simple Machines LLC
Bu Sayfa 9.6 Saniyede 17 Sorgu ile Oluşturuldu
Yükleniyor...