Hatunca.NET Psikoloji ve Kadin Sitesi
 
 
 

Ana Menu

Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Reklam Ver

Psikoloji

Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları

İçerikler

Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv

Psikoloji Testleri

Eğlence Testleri
Kişilik Testleri

Yazarlar

Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
 
Anasayfa arrow Forum arrow Psikoloji-Terapi arrow Bulimia ve Anoreksiya arrow BASINDA YEME BOZUKLUKLARI
 
 
BASINDA YEME BOZUKLUKLARI
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Ağustos 30, 2008, 04:01:12 pm
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt

+  Hatunca.NET Forum
|-+  Psikoloji-Terapi
| |-+  Bulimia ve Anoreksiya (Moderatör: crea)
| | |-+  BASINDA YEME BOZUKLUKLARI
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 2 3 4 [5] 6 7 8 9 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: BASINDA YEME BOZUKLUKLARI  (Okunma Sayısı 51970 defa)
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #60 : Ocak 21, 2007, 09:00:09 am »

Anoreksiya   


     Farkında mısınız, günümüzde ne çok ebeveyn çocuğunu psikiyatristlere taşıyor? Buna sevinmeli mi, üzülmeli mi bilemez haldeyiz. Modern yaşamların getirdiği bir sürü uyaranın etkisi altında, modernlikle kâh savaşarak, kâh desteğini alarak çocuk yetiştirmeye çalışmanın zorluğu her ailenin sorunu oldu. Hani o her anına sahip çıkıp gözümüz gibi baktığımız ve her şeye hazır, donanımlı yetişsinler diye debelendiğimiz çocuklarımız, ne çok dış etkenle yüzleşip, hiç de istemeyebileceğimiz zararlı birçok sözde yeniliğin ağına düşüyor.
     Bir zamanların modası hiperaktivite sorunu idi, ki tıbben varlığı tartışılır hale bile geldi. Yerinde duramayan, sınıfta düzeni bozan her çocuğa hiperaktif bu çocuk damgası vuran ve çocuğun dikkatini çekmeyi, ilgi çekici ders anlatmayı ve kendini sevdirmeyi beceremeyen her öğretmen, bir psikiyatrist önerir oldu. Hatta bunu fark etmiş olmayı kendine pay biçerek anlatanlarına rastlar olduk. Bu öneriyle karşılaşıp da önce bozulan, sonra öğretmen haklı, bu çocuk zaten hiç söz de dinlemiyor diyen kolaycı anne-babalar türedi. Hâlbuki hiç biri o nadide varlığa biraz daha fazla ya da fazla olmasa bile kaliteli zaman ayırmakla işin nasıl da hallolabileceğine kafa yormadı. Ya da çocuk okula gitmediği süre boyunca bilgisayarın karşısında hangi oyunları oynuyor, hangi web sitelerine giriyor diye bir kolaçan eden olmadı. Savaş ve strateji oyunlarının CDleri, iyi not almanın, sınıf geçmenin ödülü olarak motivatör olarak kullanıldı.
     Yeni moda anoreksiya nervoza... Yakalanma yaşının ilkokul çağına kadar düştüğü anoreksiya nervozada, kişi şişmanlamamak adına kendini beslemiyor, yemiyor, içmiyor. İçtiği her damlanın onu şişireceğini, yediği her lokmanın göbeğini fırlatacağını düşünüyor. Ağır ders programlarıyla gereksiz bir sürü ayrıntının dünyasını doldurduğu okul hayatında, kontrol altına almak istediği bir çıkış yolu arıyor. Bilgisayarda ufak bir parmak hareketiyle koca bir orduya hâkim olabildiği yalan dünyasını, gerçek dünyasına uygulamak istiyor. Yemesini de kontrol atına alabileceğini ve dümdüz bir karınla dolaşabileceğini ispat etmek istiyor. Ne adına? Kilo almamak.
     Bir yanda tükürsem kilomu tartıyorum. Bana çok zayıfsın dendiğinde hoşuma gidiyor... diyen bir insan. Derisi kemiğiyle bir olmuş. Söylediklerini akıl almaz kabul ediyoruz, çünkü normal değil. Ama bu onun normali ve en kuvvetli inancı.
      Diğer yanda ip gibi bacakları ve kalça kemikleriyle aynı hizaya gelmiş dümdüz karınları olan genç kızları ideal vücut ölçüleri kapsamında sayan, proporsiyon züppeliği ile destekledikleri söylemleriyle sözde jüri heyeti.
      Yemek içmek ya da yememek içmemek üzerine inanılmaz yayın görür olduk; kâh yazılı basında, kâh televizyonlarda. Selülitlerini yavşak bir üslupla sergileyip, zayıflamak için hangi mucize yöntemleri uyguladığını ballandırarak anlatan sağlık katilleriyle dolu. Yıllarca taşımaktan bunaldığı kilolarından birkaç haftada nasıl da kurtulduğunu, tam sayfa söyleşilerde özendire özendire verdiği anahtar cümlelerle, ona yol gösteren klinik veya doktorun da adını büyük harflerle reklâmlayarak, yeni dizilerde rol kapma, yeniden gözde olma aracı yapıyor. Hatta Fashion Tv, artık birçok evin birinci kanalına yerleştirilmiş durumda, ne işe yarayacaksa? Ulaşılması zor vücut ölçülerine sahip çırpı bacak mankenleri gören ergen bir kız bunlara özenmez de ne yapar? O en çok beğenilmeyi ve değer görmeyi arzuladığı döneminde... Tüm kadın dergileri nisan ayından itibaren bikini ve mayoyla nasıl fit görünülebileceğinin reçeteleriyle doluyor.
     Anoreksiya nervoza, tedavisi çok emek isteyen bir hastalık; hem hasta için, hem aile için, hem de doktorlar için. Hiç ummazken, nerden çıktığı anlaşılamazken bir anda karşımıza çıkabilecek bir hastalık. İnançla, sevgiyle ve sabırla tedavisi mümkün ama yıllar alabiliyor. Tam bir ekip çalışması, çocuk veya yetişkin psikiyatristi, çocuk gelişimi uzmanı, diyetisyeni, hastası ve ailesi ile.
     Tanısını konulana kadar geçen süreler çok uzun olabiliyor, çünkü bunun sadece geçici bir genç kızlık hevesi olduğu düşünülüyor. İçilen bir bardak suyun, yemek aralarında atıştırılıvermiş bir parça bisküvinin, zar zor süt içildiyse aynı anda yumurtanın, bir kaşık evet tamtamına bir yemek kaşığı ıspanak yendiyse, yarım kaşık bile pilavın yenmemesi hesaplarıyla meşgul bir beyini, tekrar olağan yemek düzenine alıştırmaya çalışmanın zorluğunu ancak yaşayan bilebilir. Bunda hiçbir abartı yoktur. Aynen böyledir. Anoreksik çocuğu ya da genç kızı, bir lokma daha yemeye ikna etmenin imkânsızlığını ancak ikna edebilmek için kıvrananlar bilir. Çocuk yetiştirme kuralları içinde ceza olarak, çocuğu en sevdiği şeyden mahrum etmek bulunur. Anoreksik kişiye hiçbiri etki etmez. Sevdiği şeyi kaybetmekten kahrolabilir ama yemesini sağlayamaz. Bu böyle uzayıp gidebilir.
     Televizyonlarda ya da yazılı basında kilo verme konularını gördüğüm zaman içim cız ediyor. Genç beyinlerin görünümlerini kafalarına bunca takmalarına peşkeş çeken yayınların aslında ettikleri her söze nasıl da dikkat etmeleri gerektiğini anlamaları için daha ne kadar zaman geçmesi, daha ne kadar acı çekilmesi gerekiyor?


Müge Sandıkçıoğlu
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #61 : Ocak 23, 2007, 09:04:30 am »

16 Aralık 2006
Vatan Gazetesi


Sıfır Beden  Büyük Tehlike


Kadınların 0 beden tutkusu anneliği öldürebiliyor.    


Güzelleşme derdinde olan hanımlar, özellikle de genç kızlar, dikkat etmeniz gereken önemli bir konu var. Asla çok zayıf olmak için kendinizi zorlamayın! Zira yağsız bir vücut, üreme işlevlerini yitirmenize yol açabilir

Seksiliği abartıp kısır kalmayın diye başlık atmıştık dünkü yazımıza. Ama yerimiz öyle azdı ki, sadece g-stringin zararlarıyla bitiriverdik. Oysa asıl üzerinde durulması gereken çok daha önemli bir sorun vardı: Sıfır beden ve kısırlık ilişkisi... Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Sağlığı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aydın Arıcı ile kaldığımız yerden devam ediyoruz...

ANOREKSİYA TEHLİKESİ
* İleride kısırlık gibi bir sorun yaşamamak için bir genç kızın nelere dikkat etmesi gerekir?

Tabii ki en önemli husus, kimyasal maddelerden, tarımsal ilaçlardan, radyasyondan uzak durmak... Onun haricinde adetlerin düzenli olup olmadığına bakılmalı. Bir de özellikle buluğ çağında, üretkenliğin sağlıklı olabilmesi için en önemli şey kilodur. Genelde iki uçta yaşanır. Oysa aşırı kilolu olmak da sorundur, aşırı zayıflık da... Genç kızlar genellikle görünüşlerine düşkün olduklarından ileri derecede zayıflamaya eğilimlidirler ki, bunun kökeninde psikolojik sorunlar yatar. Sonuç genç kızın anoreksik olmasına kadar varabilir. Daha ziyade anne babanın beklentilerinin çok olduğu genç kızlarda görülür bu hastalık.

* Tam olarak anlayamadım...

Özellikle sınıfının birinci olması, en iyi okula gitmesi istenen, daha ziyade de eğitim düzeyi yüksek ailelerin kızlarından beklentileri fazladır. İşte böyle mükemmeliyetçi ailelerin çocuklarında anoreksiya daha sık görülür ve bu hastalık üretkenlik açısından çok büyük sorunlar yaratır. Zaten bu genç kızların çocukları da olmaz.

* Anoreksiya nedir, hatırlatabilir misiniz hocam?

Aşırı diyet yapma sonucu oluşan önemli derecede kilo kaybıdır. Anoreksikler kiloları ne olursa olsun kendilerini şişman hissederler. 4045 kilo olsalar bile kendilerini şişman kabul ederler. Daha da zayıf olma çabaları içinde, sonucu ne olursa olsun yemek yemekten ve kalori almaktan kaçınırlar.

* Geçenlerde haber de oldu. Genç bir kız, 34 kiloya düşmüş. Ama kendini öyle daha güzel bulduğunu anlatıyordu...

Evet. Zaten bütün olay o. Orada kendi kendine yanlış bir imaj yaratma vardır. Biliyorsunuz günümüzde çok zayıf, sıfır beden denilen mankenler tartışılıyor. İtalyada moda gösterilerine ileri derecede zayıf, sıska mankenlerin çıkmaları yasaklandı. Çünkü bu mankenler genç kızlara çok yanlış imaj veriyor. Onlara bakan herkes kendini Ben ne kadar şişmanım diye eleştiriyor. Halbuki normal kilolu birinin zayıflamaya çalışması, hatta blumia dediğimiz yemek yiyip kusması çok tehlikeli. Ölümle bile sonuçlanabilir. En önemli etkilerinden biri de kısırlık tabii...


YAĞ FAYDALIDIR!

* Peki zayıflık ne yapıyor da üretkenliği engelliyor?

Çok güzel bir konuya parmak bastınız. Genç kızlıktan üretkenliğe geçme döneminde üç ayrı denge vardır. Birincisi; vücuttaki yağ oranıdır. Biz yağı lüzumsuz bir doku olarak görürüz ama değildir. Bir yere kadar faydalıdır. Aktif hormon üretimine katkısı vardır. Dolayısıyla bir kız çocuğunun buluğ çağına geçebilmesi için vücudunda belirli bir oranda yağ olması gerekir. İleri derecede anoreksik genç kızlarda bu yağ dokusu olmayacağı için, onların hiçbir zaman çocukları olmaz, hatta adet bile görmezler. İkincisi de şu; küçük yaşlardan itibaren ileri derecede egzersiz, spor yapan genç kızlar da adet görmezler... Sekiz yaşında bale okuluna verilen genç kızlar da adet görmez mesela.


Balerinler vücutlarında hiç yağ olmadığı için adet görmez

* Balerinler niye adet görmez hocam?

Balerinler normal kiloda olsalar bile vücutlarında hiç yağ olmadığı için adet görmezler. Çok fazla spor yapanlar, maraton koşucusu ve bisikletçiler de adet görmezler... Çok ilginçtir, yumurtalık fonksiyonu başlamadığı için bu genç kızların östrojenleri de çok azdır. Bildiğiniz gibi, östrojen kemik yapısını kuvvetlendiren bir hormondur. Olması gereken bir hormondur, olmayınca bu genç kızların kemikleri gittikçe zayıflar. Hatta bizim stres kırıkları dediğimiz kemik kırıkları oluşur. O zaman istirahat etmeleri gerekir, istirahat edince de adet görmeye başlarlar. Egzersizi bıraktıkları için... Yalnız sporun, egzersizin zararlı olduğu düşünülmesin. Burada günde 12 saatlik bir spordan değil, yarışmacı sporlardan bahsediyoruz. Söylediklerim aşırı spor yapanlar için geçerli.

* Spor da anoreksiya gibi kalıcı zarar veriyor mu?
Hayır. Spor kalıcı zarar vermiyor. Bırakınca ya da azaltınca üretkenlik yeniden başlıyor. Sorun olsa bile tedaviyle bu sporcuları çocuk sahibi yapabiliyoruz... Kısacası; âdetin kesilmesine neden olan üç faktör vardır. Bir; buluğ çağına erişmek için vücutta belirli bir oranda yağ olması gerekir. İki; vücutta üretkenlik için kullanılabilecek enerji olması gerekir. Enerjinin ileri derecede fiziksel aktivitelere kaydırılması normal üretkenliği önler. Üçüncü nedense psikolojik. Bir genç kızın üretkenlik için o psikolojik olgunluğa erişmesi gerekir. Örneğin çok iyi bildiğiniz bir husustur; dağın tepesinde izole bir şekilde yaşayan bir ailenin kızı ilk âdetini 15 yaşında görür. Ama şehirde, sürekli cinsellikle ilgili uyarılar alarak, televizyonda öpüşen, sevişen çiftleri görerek yetişen bir genç kız ilk âdetini 11,512 yaşında görür.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #62 : Ocak 25, 2007, 01:51:09 pm »

28. 07. 2005
Sabah Gazetesi


Diyet Çılgınlığı


Özellikle bu senenin değişmez baş konusu diyet oldu. Sanki birden tüm ülke bir çılgınlığa yakalandı ve bunun adı diyetti. Bir yandan değişen ve gittikçe zayıflığa bağlanan güzellik imajı, diğer yandan birbiriyle çelişkili olsa da sağlıklı olmanın koşullarının beslenmeye bağlanması, bu çılgınlığı başlattı denilebilir. Bu çılgınlığın başlamasıyla basın bir yarışa girdi. Her gazete listeler yayınlamaya başladı. Hatta çoğu kez bir liste yetmiyor, aynı anda bir kaç liste ve mucizevî formüller öneriliyor. Son günlerde, bunlardan biri yapılmazsa denize giremezsiniz, utanırsınıza kadar geldi. Gerçekten diyet sağlık mı demek? Yoksa diyetin kendisi bir sağlık sorunu olabilir mi?


Beslenme mi, Zayıflama mı?

Tartışmalar doğru beslenme boyutundan çıkıp, sadece zayıflamaya odaklanmış şekilde. Yani, zaten herkes şişman, ya da şişmanlayacak ve hemen diyet yapmaları gerekir. Bu diyet sonrasında zayıf, sağlıklı ve mutlu olacaklar. Diyet listelerine baktığınız zaman bu konuda aklınız karışabilir. Çünkü bir kısmında yemeniz önerilen şeyleri yediğinizde, gerekli olan besinlerin büyük kısmını alamamış olacak, tek tip ve sağlıksız beslenmiş olacaksınız. Ama iddiaya göre bunu uygulayıp, zayıfladığınızda sağlıklı olacaksınız. Bir kısım liste ise sizi aç bırakmadan, zayıflayacağınız garantisi veriyor. İçinde yazılanları anlayabilir ve bulabilirseniz tabii. Bazılarında yazanları ise asla bir arada yememişsinizdir ve buna rağmen şişmanlamışsınızdır. Oysa şimdi daha fazla yiyerek, zayıflayacağınız söylenmektedir.


Diyetin İstenmeyen Sonuçları

Diyetlerin belki en masum olan istenmeyen sonuçları, diyetle başlayıp devam ettiremediğinizde duyacağınız suçluluk duygusudur. Masum olmakla birlikte, tekrarlayan başarısızlıklar sonrasında, suçluluk duyguları artabilir ve yaşamınızın tek amacı, tek sorunu haline gelebilir. Bu ise depresyona kadar uzanan bir mutsuzluğun ilk adımı demektir. Gerçekten kiloluysanız ve çevrenizdeki herkes 'yine diyet' yapıp yapmadığınızı sorguluyorsa mutsuzluğunuz artar.

* Gençler: Diyetlerin yol açtığı önemli sorunlardan biri, özellikle gençleri tehdit eden yeme bozukluklarıdır. Güzelliğin zayıflık olduğunu, sadece zayıf olanların güzel olduğu o denli vurgulanıyor ki, bir sürü genç güzel olma adına diyet uygulamaya başlıyor. 15-25 yaş arasındaki gençler bu diyetler sonucu, kendilerini açlığa mahkum ediyor. Bu gençlerin bir kısmı başladıkları diyeti bir türlü durduramaz. Artık zayıflamış olsalar da, diyet çılgınlığına devam ederler. Artık diyette değil, ölüme kadar gidebilen yeme bozukluğunun pençesindedirler. Adına ister anoreksiya densin, ister bulimia densin, hep bir diyet öyküsüyle başlar. Şişman olmaktan aşırı korkan, çoğunlukla okullarında başarılı ve hırslı olan bu gençler, kendi beden görüntülerini doğru değerlendiremeyip, daha zayıf olmak için yemek kısıtlama, aşırı egzersiz yapma, yediklerini isteyerek çıkarma gibi davranışlar göstermeye başlar. Zamanında anlaşılmazsa, beslenme bozuklukları ya da intiharlar nedeniyle ölümlere rastlanır. Bazı gençler devamlı diyet yapamaz ve aralarda tıkınırca yeme nöbetleri olur. Her yeme krizini pişmanlık ve yediklerini geri çıkarma çabası izler. Böylece zayıf kalmaya çalışırlar. Kusma nöbetleri, gayretleri beslenme bozukluğuna, boğaz ve sindirim sisteminde önemli tahribatlar yapar ve sağlığın bozulmasına neden olur.

* Daha Büyükler: Olumlu bir gelişme yok değil. Yazıla, anlatıla insanların kilosunun sadece güzellikle ilgili olmadığı, sağlıklı olabilmek için de kilonun kontrol edilmesi gerektiği anlaşıldı gibi görülüyor. Bir de yanında spor yapılmasının gerektiği. Ama sanki bu anlama da ve yönlendirme de bir yanlışlık var. Çünkü sağlıklı olmak için spor yapan, diyet uygulayan insanların bir kısmı sağlıklarını hatta yaşamlarını kaybediyorlar. Her yaşta olunması gereken bir kilo ve yapılabilecek sporlar olduğu bilinir. Bu bilgiyi konunun uzmanlarından almak mümkündür. Galiba karmaşanın nedeni, basında yer alan uzmanların birbirine aykırı fikirleri ve kime ait olduğu bilinmeyen ya da bu konuda uzman olduğu kendi tarafından iddia edilip, basın tarafından da desteklenen kişilerin önerilerinden kaynaklanıyor. Bir bakıyorsunuz, her türlü hatta en zor sporları herkesin yapması gerektiği, bazen abartılarak bunun sağlıklı ve genç olmanın bir sonucu olduğu bildiriliyor. Sonra bilinmeyen bir hastalığı olan ya da hastalığına rağmen bunları yapması gerektiğini yayınlardan öğrenen kişiler yaşamlarını kaybediyorlar. Benzer şekilde kontrolsüz yapılan diyetler, hastalıkların ortaya çıkması veya olan hastalıkların belirginleşmesi sonucunu doğuruyor.


Mantık Süzgeci Gerek

Şişmanlık mutluluk değildir. Hareketsizlik birçok sorunu yaratan nedenlerdendir. Ama aşırı zayıf olmak ve sürekli, kontrolsüz spor yapmak da sağlık ve mutluluk getirmez. Araştırmak, okumak, öğrenmek önemlidir. Bunu yaparken duyduklarınızı mantık süzgecinden geçirmek, kendi durumunuzu iyi değerlendirmek gerekir. Unutmayın, aynı sorunu olan kimselere her zaman aynı reçete yararlı olmaz.


Prof. Dr. Bengi Semerci
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #63 : Ocak 25, 2007, 04:52:03 pm »

Dikkat ettiniz mi; bir süre sonra aşırı zayıflamış insanların çok hastalıklı görünmesinin yanında hepsi de birbirine benziyor? Sanırım sırf kemiklerin görünmesiyle alakalı bu durum. Gördüğüm çok zayıflamış insanların hemen hepsi (şuan bakamadığım fotoğraflardaki benim en hastalıklı eski halim de dahil!) birbirine benziyor. Mesela şu resimdeki kızla şuan iyileşmekte olan Hatice'nin 20 kiloluk hali aynı sanki... Hatta başta o sandım.


18. 01. 2007


İşte Sıfır Beden Özentisinin Sonu





15 yaşındayken sıfır beden ünlülere özenen genç kız yemeği kesti. Anoreksiya hastalığından 2 hafta ömrü kaldığını söyleyen doktorlara inat yemeğe başlayan genç kız ölüme meydan okudu.

Emma Wheatley adındaki genç kız okulda kendisiyle şişko diye alay eden arkadaşlarından sıkıldı ve dergi kapaklarında gördüğü sıfır beden yıldızlara özenerek onlarınki gibi bir vücuda sahip olmak için kahvaltı ve öğlen yemeği öğünlerini kesti. Akşam sofraya ailesiyle oturan genç kız onları üzmemek için tabağındaki yemeklerin yarısını yiyerek yaşamaya başladı. Wheatley birkaç ay sonra elbiselerini bile kendi giyemez hale geldi. Genç kız gözleri de görmemeye başlayınca yavaş yavaş ölüme doğru gittiğini fark etti ve anoreksiya hastalığından kurtulmaya karar verdi.

Bugün 20 yaşında olan Wheatley zayıflık hastalığıyla mücadelesini kazanarak verdiği kiloları geri aldı. Hala görme bozukluğu şikayeti olan genç kız eski günlerini anarken sıfır beden vücutlarıyla topluma kötü örnek teşkil ettiğini söylediği ünlülere ateş püskürdü. Wheatley şöyle konuştu: İnsanlar Nicole Richie ve Kate Bosworth gibi zayıf ünlüleri ilahlaştırıyor. Bu yıldızlar hiçbir zaman yeme bozuklukları olduğunu itiraf etmediler. Bu ve diğer sıfır model ünlüler toplum için çok kötü rol modelleri oluşturuyor. Bu ünlüler adeta insanları bu hastalığa teşvik ediyor. Dergi ve gazetelerin baş sayfalarında boy göstermeleri hiç doğru değil.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #64 : Ocak 26, 2007, 07:47:30 am »

24 Ocak 2007


Ölümler Ses Getirdi


Zayıf kadın modası sona eriyor

Moda endüstrisi tarafında empoze edilen ve kadınlara sürekli "ancak zayıf oldukları takdirde güzel olacakları" düşüncesi artık sona eriyor. Zayıf olmak uğruna pek çok kadının ölümleri moda devlerini harekete geçirdi.

İspanya'nın moda devleri, giysi bedenlerini, kadınların gerçeğe uygun beden ölçülerini yansıtacak şekilde yeniden belirleyecek. Böylece kadınlar üzerindeki zayıflama baskısının da ortadan kalkacağı ümit ediliyor.


Araştırma 8500 Kadın Üzerinde Yapılacak

 Sağlık Bakanı Elena Salgado, belli başlı moda evleriyle bakanlık arasında yapılan anlaşma çerçevesinde, Milli Tüketici Enstitüsünce ''hakikatteki kadın bedenini saptamak ve giysi beden ölçülerini normalleştirmek için'', 1270 yaş arasındaki 8500 kadının ölçüsünün alınacağını açıkladı.

Araştırma tamamlandığında, moda evlerinin beden ölçüleri 18 ay içinde birbirine uygun hale getirilmiş olacak. Beden ölçülerini ''gerçeğe uygun, homojen ve makul'' hale getirmeyi amaçlayan anlaşmaya, bünyesinde Zara'nın bulunduğu Inditex, Mango, El Corte Ingles ve Cortefiel gibi moda devlerinin katıldığı belirtildi.


38 Beden Alt Limit

Vitrinlerdeki mankenlerin bundan böyle en az 38 beden olacağı, 46 bedenin de artık aşırı büyük sayılmayacağı belirtildi. Hükümet, daha büyük ve gerçekçi bedenlerin, kadınları podyumlarda gördükleri aşırı zayıf mankenlere benzemeye çalışmaktan vazgeçireceğini ümit ediyor.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #65 : Ocak 29, 2007, 01:58:20 pm »

Zaman Gazetesi


'Manken Gibi Olacağım' Derken Ölmek de Var


Yılsonu balosu için hayallerini süsleyen elbiseyi dikmeyi başarmıştı. Rengârenk boncuk ve çiçeklerle bezeli elbisesini büyük bir sabırsızlıkla kendisini bekleyen arkadaşlarına gösterdi.

Fakat onların, "Bu kiloyla o elbisenin içine girebileceğini mi sanıyorsun?" şeklindeki alayları üzerine bütün hayalleri yıkıldı. O an kilo vermeye karar verdi. "Peki, ama en çabuk nasıl kilo verebilirim?" diye düşünürken, arkadaşlarından biri, mankenler gibi vazelinli pamuk yutmasını tavsiye etti. Arkadaşının tavsiyesini uygulayarak her yemekten önce pamuk yutan genç kız, yediklerini çıkarmak için de kendini kusturmaya başladı. Bir süre sonra kusmaların önünü alamaz hale geldi. Ailesi kızlarının içinde bulunduğu çıkmazı fark ettiklerinde artık çok geçti. Küçük kızları 'manken hastalığı' veya 'ölüm diyeti' olarak da bilinen 'anoreksia nervoza'ya (yiyememe hastalığı) yakalanmıştı. Hayallerini süsleyen elbiseyi giyme uğruna başladığı zayıflama takıntısı, genç kızın hayatına mal oldu.
Bir gazete haberine yansıyan bu hikâye, aslında ergenlik çağındaki bütün genç kızları ilgilendiriyor. Gençlerin çocukluktan sıyrılarak yeni kimliklerini kazandıkları; başta bedenleri olmak üzere birçok konuda kendilerini eleştirdikleri sancılı bir süreçtir ergenlik dönemi. Bu dönemde vücutlarını beğenmeyen genç kızlar, uyguladıkları bilinçsiz diyetlerle sağlıklarını tehlikeye sokuyor. Zamanla alışkanlık haline gelen yeme bozuklukları, ciddi fiziksel ve psikolojik sorunlara sebep olmakla birlikte kimi zaman da ölümle sonuçlanıyor. Nutrizone Sağlıklı Yaşam Merkezi'nden beslenme ve diyet uzmanı Rabia Yurdagül, özellikle beden güzelliğinin ön plana çıktığı ergenlik çağındaki genç kızların anoreksiya ve bulimia gibi yeme bozukluklarına yakalandığını belirtiyor. Yaşanılan sosyal çevrenin etkisiyle 'zayıflık'ın kesin güzellik ölçütü olduğunu düşünen genç kızların bilinçsiz diyetler yaptığını söyleyen Yurdagül, hastalığın belirtilerini şöyle anlatıyor: "Yeme davranışı bozuklukları, geniş bir alanda görülmekle birlikte yüzde 85'i, 13–18 yaş arasındaki genç kızlarda görülür. Bu bireyler şişmanlamaktan aşırı derecede korktukları için zayıf olmalarına rağmen sıkı kilo kontrolü yaparlar. Karbonhidratlı besinleri terk eder, düşük kalorili, su içeriği yüksek besinleri tercih ederler. Açlık ağrılarından bile zevk alırlar, çünkü bu durum onların besinlere karşı koyabilmesinin bir göstergesi."
'Manken hastalığı' olarak bilinen anoreksiyaya yakalanan kişiler, normal vücut ağırlıklarının yüzde 15'i kadar kilo kaybediyor. Bir diğer yeme bozukluğu olan bulimia ise kişinin vücut şekli ve ağırlığı ile yoğun bir şekilde uğraşması olarak tanımlanıyor. Bu bireyler kısa sürede aşırı miktarda yemek tüketiyor, kilo alımını önlemek için de kusuyorlar.


Yeme bozukluklarının belirtileri:

Soğuğa hassasiyet, cilt kuruluğu.
Saçlarda incelme, ayaklarda morarma, kalp atışında ve kan basıncında azalma, kemik kitlesinde azalma.
Uzun süre aç kalmaya bağlı olarak beyindeki yapısal anormallikler.
Aşırı zayıflama, büyümenin durması, kabızlık, yemek sonrası şişkinlik.
Kan şekerinin aşırı düşmesine bağlı olarak baş dönmesi, bayılma ve uyku bozuklukları.
Kusmaya bağlı olarak dişlerde ve damakta kanama.


Bireysel ve ailesel faktörler:

Ailede herhangi bir yeme davranışı bozukluğu, depresyon, madde bağımlılığı ve obezitenin olması.
Anne-babayla iletişim kuramama.
Toplumun kişinin yeme, vücut şekli ve ağırlığı konusundaki eleştirileri.
Kişilerin daha öncesinde var olan şişmanlık hikâyeleri.
Kişinin kendisine olan saygısının azalması ve mükemmeliyetçi bir yapı içerisinde olması.
Ergenlik döneminde depresyon ve ruhsal bunalım içerisinde olma.


Nergihan Çelen
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #66 : Ocak 30, 2007, 07:59:48 am »

Sıfır Beden Çılgınlığı Aslında Ruhsal Bir Hastalık


Reyhan Yazıcı (Tasarımcı)

Hollywood sadece film pazarlamıyor dünyaya. İdeoloji, imaj, moda, yeme içme ve tüketim kültürüyle ilgili önermelerde bulunuyor; hatta bazen insanlar için yaşam tarzı dayatıyor.
Bunun son örneği bir süredir, özellikle de genç kızlar arasında bir kavram olarak dolaşan ‘sıfır (0) beden’ modası. Moda mı? Uzmanlara göre ruhsal bir rahatsızlık aslında bu. İnsanı ölüme götüren bir hastalık. Önce Hollywood ‘Desperate Housewives’ dizisinin yıldızları Eva Longoria ve Teri Hatcher'ın da aralarında bulunduğu 32 beden kadınlarla başladı, ‘sıfır (0) beden’ modası, sonra podyumlara sıçradı. Türkiye'de ise şarkıcı Gülşen ile gündeme gelen bu çılgınlık şimdilerde 15–17 yaş arası kızları da içine alacak şekilde genişliyor. ‘Kurşun kalem gibi’ ya da ‘naylon bebekler’ olarak tabir edilen mankenler gibi görünmek isteyen genç kızlar, sağlıklarını riske atarak sıfır bedene yani 32’ye inmeye çalışıyor. Halk arasında ‘manken hastalığı’ da denilen bu ruhsal bozukluk, geçtiğimiz günlerde iki kurban daha verdi. ‘Yediklerini kusarak çıkarma’ hastalığı anoreksiya, ‘sıfır beden’ olmak isteyenlerin hayatını karartıyor. Bilinçsizce zayıflama, daha doğrusu sıfır bedene inme kaygısı, sağlıksız diyetleri ve sağlık açısından son derece riskli yöntemleri de beraberinde getiriyor. Hollywood starları Anne Heche, Teri Hatcher, podyumların yıldızı Kate Moss, Eva Longoria ve Nicole Richie gibi olmak isteyen gençler, bile bile anoreksiya hastalığının kurbanı oluyor. Bu trende daha doğrusu bu tuzağa karşı, uzmanlar hem gençleri hem de anne ve babaları uyarıyor.
Bir süredir gündemi meşgul eden ‘Sıfır beden var mıdır, ideal beden midir, kilo verildiği takdirde sıfır bedene ulaşılır mı?’ tartışmaları pek çok ırkın olduğu gibi Türk hanımlarının da fiziksel yapısı dikkate alınmadan konuşulan içi boş bir kavramdır. Türkiye’de ilk kez Mango mağazası 34 beden yetişkin kıyafetlerini seri üretim ile müşterilerine sunan mağazalar zinciri ile karşımıza çıktı. Yetişkin insan bedenlerinde en küçük giysi bedeni olarak bilinen 36 beden birden büyüdü ve ondan daha küçük 34 beden listede en alt sırayı aldı. Bu da yetmezmiş gibi 34 bedenden daha küçük 32 beden yani sıfır beden olarak da bilinen iskeletleşmiş gibi duran beden kavramı genç kızları etkisine almış sürüklüyor. Daha önceleri çocuk reyonlarından giyinmek zorunda kalan 1.55 boy civarındaki minyon tipli bayanlar 34 bedenin yetişkin koleksiyonlarına eklenmesi ile alışveriş alternatiflerini çoğalttılar. Kendi yaşlarına ve beden oranlarına uygun yetişkin koleksiyonlarının bulunabilmesi 34 beden bayanları rahatlatırken daha büyük beden ölçüsüne sahip bayanları kilo kaygısına düşürdü. Normal beden kabul edilen 38 beden hanımlar ‘Acaba kilolu muyuz?’ endişesi ile sağlıksız rejimler yaparak 32–34 beden kıyafetlerin içine girmek için olağandışı bir gayret sarf ediyorlar. Pek azı 36 bedene düşerken; 34 bedene inenlerin sayısı parmak ile gösterilecek kadar az. Hele 32 bedene düşmek için sağlıksız, orantısız, duruş bozukluğu olan bir görüntü içerisine bürünüyorlar. Bilinmiyor ki kıyafetin kişi üzerinde zarif, şık, orantılı durabilmesi için boy, kilo, kemik yapısının birbirine orantılı olduğudur. 1.70 boyundaki bir hanımın 36 beden olduğunda dahi çok zayıf olan görüntüsü 32 bedene düştüğünde Etiyopya’dakileri aratmayacak şekli alır. Bunların yanında unutulmaması gereken bir gerçek var ki; Türk hanımlarının ne kadar zayıflarlarsa zayıflasınlar pek çoğunun basenleri, genetik kemik yapısından kaynaklanan formdan dolayı üst bedenlerine oranla bir beden büyüktür. Dünyaca ünlü Vogue moda dergisi şimdiye kadar zayıf mankenlere yer verdiği çekimlerinde; nisan sayısında 42 beden manken kullandı.
Tüm bunlar tartışıladursun Arjantin hükümetinin kabul ettiği yeni yasa gereği mağazalarda sadece dar ve küçük beden giysiler satılması yasaklandı. Büyük bedenleri de satmak zorunda olan mağazalar, yasaya uymadıkları takdirde binlerce dolar ceza ödemeye rıza gösterecekler. Amaç ise; gençlerin sağlıksız diyet yapmalarını ve gelişim problemi yaşamalarını engellemek. İstenilen modellerde büyük ve geniş bedenleri de bulabilecek hanımlar böylelikle çok zayıf olma psikolojisinden kurtularak ideal kilolarında ve rahatça alışveriş yapacaklar. Piyasaya uymayan mağazalar 170 bin dolar civarında ceza ödemek zorunda. İspanya’da ise 1999’da çıkarılan bir yasa ile defilelerde 38 bedenden küçük mankenlerin kullanılması yasaklanmıştı. Bu sene yapılan bir defilede mankenlerin 34 beden giymesi ile ADANER yani Anoreksia ve Bulimia Derneği Sözcüsü Maria Del Carmen Gonzalez’i harekete geçirdi. Defile hakkında suç duyurusunda bulunan Gonzalez “İnsanlık adına, reklâm ve moda dünyasında sağlık sınırlarının altındaki ölçülerde manken kullanılmamasını” istedi. Bunun gibi dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan defilelerde 38 bedenin altında manken kullanılmamasına özen gösteren organizasyonlar yapılmaya başladı. Tek nedeninin 32 beden hanımların azlığından ziyade kıyafetleri yeterince güzel ve elit taşıyamadıkları gerçeğidir. Diğer bir neden ise tüketici beğenisinin olumsuz yönde etkilediği ve kıyafetin tasarımının kaybolduğudur. Gerçek ihtiyaçlardan çok anlık ilgi çekmek amacıyla geçici gündem oluşturan sıfır beden kavramı; ülkemizde de maalesef 15–17 yaş grubu genç kızların için için olmayı arzuladıkları beden ölçüsü halini almaya başladı.


Dar giysi şık durmuyor

Her tasarımcı koleksiyonunu en güzel şekilde taşıyabilecek mankenler ile sunmak ister. 32 beden ise tasarımcıların pek de tercih etmediği manken ölçüsüdür. Ne kadar podyumlarda ve koleksiyonlarda kullanıldığı düşünülse de 36 ve 38 beden tüm dünyada ideal beden ölçüsü olarak kabul edilmiş. Giysi; vücut proporsiyonu, orantılı kişinin üzerinde zarif ve model özelliğini en seçkin biçimde gösterir. Buna rağmen çok zayıf ya da çok şişman kişiler üzerindeki giysinin özelliği kaybolur ve sıradan bir kıyafet halini alır. Aşırı zayıf bir hanımda ne bol giysi, ne de dar giysi istenilen şıklıkta ve zarafette durmaz. Tasarım, kişinin üzerinden akar gider. Sadece kumaşa sarılmış etkisi uyandıran giyim şekli, ortaya çirkin bir görüntü ile gelir. Bu çirkin görüntülere rağmen; hâlâ zayıflamak için yediklerini kusan bulimia hastaları, yemek yemeye yemeye oluşan anoreksiyalar hızla artmakta.
Özellikle Amerika’da çeşitli programlarda obezite normal kabul ettirilmeye çalışılırken, hatta özendirilirken; diğer taraftan da sıfır beden tartışmaları sürüyor. Vogue dergisinin de 42 beden bir manken ile sayısının tüm çekimlerini yapması moda olanın sıfır beden değil balık etli diye tabir ettiğimiz 40–42 beden hanımlar olduğunu kanıtlar nitelikte. Tüm tasarımcılar koleksiyonlarını hitap ettikleri ülkenin gelenek, kültür birikimi, iklim şartları ve genetik fiziksel özelliklerini dikkate alarak tasarımlarında yoğururlar. Pek çok defile ve organizasyonlarda 36 beden ve altındaki mankenlerin kullanılmadığı son dönemlerde; içi boş bir kavram olan ve hiçbir şekilde tutarlı yönü bulunmayan sıfır beden tartışmaları moda dışında moda oluşturulmaya çalışan bir oluşum.
Giysinin bir hanımda zarif ve güzel durması, sahip olduğu beden ölçüsünden ziyade boy-kilo oranına bağlıdır. 32 bedene inmiş orta boylarda bir kişinin sadece iskeleti göze çarpar ve giysi iskeletin şeklini alarak zarif görüntüden ufak sağlıksız, hastalıklı bir duruş ile karşımıza çıkar. Yetişkin bedeninden ziyade çocuk bedenine dönüşen vücutta yetişkinlere uygun tasarımlara sahip giysiler hiç de cazibeli durmaz. Tasarımlar da yetişkin vücut oranları düşünülerek yapıldığına göre; sıfır beden bir hanımın ne giyerse giysin boyuna orantılı vücut şekli yok ise kıyafet üzerinde hiçbir şekilde zarif durmaz. Ne tasarım anlayışına ne de şıklık anlayışına uyan sıfır beden polemiği moda çevreleri tarafından kabul edilmiş değil. Tam tersi son dönemlerde her şeyde olduğu gibi tasarımda da, tasarım anlayışında da doğallık ön plandadır. Bunun getirisi olarak sıfır bedenden ziyade moda olan, balık etli hanımların trend olduğudur. Modaya körü körüne uymak isteyenler bu durum karşısında zayıflamaktan öte kilo almaya gayret gösterecekler gibi görünüyor.


‘Sıfır beden çılgınlığı, ruhsal bir hastalıktır’

Hollywood sadece film pazarlamıyor dünyaya. İdeoloji, imaj, moda, yeme içme ve tüketim kültürüyle ilgili önermelerde bulunuyor; hatta bazen insanlar için yaşam tarzı dayatıyor. Bunun son örneği bir süredir, özellikle de genç kızlar arasında bir kavram olarak dolaşan ‘Sıfır (0) Beden’ modası. Moda mı? Uzmanlara göre ruhsal bir rahatsızlık aslında. Hem de insanı ölüme götüren bir hastalık. Önce Hollywood ‘Desperate Housewives’ dizisinin yıldızları Eva Longoria ve Teri Hatcher’ın da aralarında bulunduğu 32 beden kadınlarla başladı, ‘Sıfır (0) Beden’ modası, sonra podyumlara sıçradı. Türkiye’de ise şarkıcı Gülşen ile gündeme gelen bu çılgınlık şimdilerde ise 15-17 yaş arası kızları da içine alacak şekilde genişliyor. ‘Kurşun kalem gibi’ ya da ‘naylon bebekler’ olarak tabir edilen mankenler gibi görünmek isteyen genç kızlar, sağlıklarını riske ederek sıfır bedene yani 32’ye inmeye çalışıyor. Halk arasında manken hastalığı da denilen bu ruhsal bozukluk, geçtiğimiz günlerde iki kurban daha verdi. ‘Yediklerini kusarak çıkarma’ hastalığı anoreksiya, ‘sıfır beden’ olmak isteyenlerin hayatını karartıyor. Bilinçsizce zayıflama daha doğrusu sıfır bedene inme kaygısı, sağlıksız diyetleri ve sağlık açısından son derece riskli yöntemleri de beraberinde getiriyor. Hollywood starları Anne Heche, Teri Hatcher, podyumların yıldızı Kate Moss, Eva Longoria ve Paris Hilton’un kankası olarak bilinen Nicole Richie gibi olmak isteyen kızlar, bile bile anoreksiya hastalığının kurbanı oluyor. Bu trende daha doğrusu bu tuzağa karşı, uzmanlar hem gençleri hem de anne ve babaları uyarıyor.
Memorial Hastanesi diyetisyenlerinden Emel Unutmaz, ‘manken hastalığı’ olarak bilinen anoreksiyaya yakalanan kişilerin, normal vücut ağırlıklarının yüzde 17’si kadar kilo kaybettiğini belirtiyor. Genellikle genç yaştaki bayanların bu rahatsızlığa yakalandığına dikkat çeken Unutmaz, hastalığın mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini söylüyor. Psikiyatrist, “Bizim için bu tür hastaları tedavi etmek çok zor. Çünkü hasta ani olarak çok fazla kilo verdiği için kan değerleri değişiyor.” diye konuşuyor. Bu nedenle diyetisyenle birlikte mutlaka psikiyatrist ve doktorla beraber çalıştıklarını aktaran Unutmaz, tedavi sürecinin çok zor olduğunu bildiriyor. Beslenme uzmanı Rabia Yurdakul ise bu bireylerin şişmanlamaktan aşırı derecede korktuklarını bunun için de zayıf olmalarına rağmen sıkı kilo kontrolü yaptıklarını ifade etti. Yurdakul, “Karbonhidratlı besinleri terk eder, düşük kalorili, su içeriği yüksek besinleri tercih ederler. Açlık ağrılarından bile zevk alırlar; çünkü bu durum onların besinlere karşı koyabilmesinin bir göstergesi.” dedi.


Çocuk ve genç psikiyatristi Prof. Dr. Bengi Semerci: Moda değil, toplumsal bir sorun

“Anoreksiya bilimsel anlamda anoreksiye nevrozu olarak bilinen bir ruhsal rahatsızlık. Kişi ne kadar zayıflarsa zayıflasın sürekli şişman olduğunu düşünür ve rejim yapmaya devam eder. Genellikle 14–15 yaşlarında başlar. Bir gençlik ve ergenlik hastalığıdır. Anne-çocuk-aile ilişkisindeki bazı sıkıntılardan kaynaklanır. Bazı toplumsal olaylar ve yaklaşımlar da bu tür hastalıkları tetikler. Gençlerin kafasında ne kadar zayıf olursam o kadar güzel olurum anlayışı yerleşti. Gençler adeta iskelet gibi görünmeye özendirildi. Bütün dünyada gelişmiş toplumlarda sık rastlanan bir sorun bu. Özellikle Avrupa ülkeleri ve Amerika’da bu hastalıkla ilgili özel klinikler hizmet veriyor. Türkiye’de de hastalık gittikçe yaygınlaşıyor. Genellikle güzellik anlayışı ile ilgili bir sorun. Türkiye’ye sıfır beden trendi geç geldi aslında. Ülkemizde balık eti olarak tabir edilen bedenler makbulken şimdilerde manken gibi bir fiziğe sahip olmak moda. Bu da toplumsal olarak güzellik imajımızın değişmesidir. Hastalık olarak tanımlanması için belli kalıplar ve kriterler var. “Manken hastalığı” olarak biliniyor; ama bütün mankenler anoreksiya diye bir şey söylemek yanlış.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #67 : Şubat 01, 2007, 01:54:59 pm »

Milliyet Gazetesi


Sıfır Beden Takıntısı


Uzmanlar bir tehlikeye dikkat çekiyor: "Sıfır beden olma isteği beden imaj bozukluğu olabilir. Bu bozukluğa yakalanan kişide kilo kaybetmenin sınırı yoktur"

Ondokuzmayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, son günlerde çok tartışılan "sıfır beden"in beden imaj bozukluğundan kaynaklanabileceğini belirterek, bu bozukluğa yakalanan kişide kilo kaybetmenin sınırı olmadığını söyledi.
Karacalar, son günlerde çok tartışılan "sıfır beden"in bir güzellik ölçütü olduğunu, ancak bu güzellik ölçütünün aşırıya kaçırıldığını söyledi.
Bayanların sıfır beden olma isteğinin "Beden imaj bozukluğu" olabileceğini belirten Karacalar, "Beden imaj bozukluğu aşırı olarak algılanan ya da var olduğu zannedilen bir görüntü bozukluğuna hastanın aşırı takılması durumudur. "Kilosu konusunda bu bozukluğa yakalanan kişide kilo kaybetmenin sınırı yoktur"
dedi.
Güzellik ölçütlerinin aşırıya götürülmesinin, bir çeşit takıntı olduğunu ifade eden Karacalar, kilo, yara izleri, burun, saç, dudak ve dişlerin en çok takıntı haline getirilen yerler arasında olduğunu kaydetti.
Beden imaj bozukluğu olan kişilerde ilgili sorunlarını giysi ya da aksesuarlarla aşırı gizleme eğilimi olduğunu anlatan Karacalar, "Sürekli tartılma, sürekli aynada kontrol eylemi ya da aşırı egzersiz düşkünlüğü görülebilir. Bazen de tam tersi yansıyan yüzeyle karşılaşmak dahi istemezler. Sürekli fotoğraf çektirerek kontrol, ölçme, sürekli çevreden destek, toplumsal temastan kaçınma diğer bulguları arasında yer alır" diye konuştu.
Beden imaj bozukluğuna toplumda yüzde 2 oranında rastlandığını ve bu oranının son zamanlarda giderek arttığını belirten Karacalar, şunları kaydetti:
"Bu bozukluğa yakalanan ve zayıflayan kişi kilosuyla ilgili sağlıklı değerlendirme yapamaz. Ancak, çevreden duyduğu sıfır beden idealine ulaşırsa belki tatmin olur. Özellikle normal kadınların bile bacaklarını ve kalçalarını gerçek olandan ya da başkasının gördüğünden daha büyük ve kalın gördükleri saptanmıştır. Bu nedenle özellikle kadınlarda kilo takıntılı beden imaj bozukluğunun sık görülmesi doğaldır."


Psikolojik destek

Kişilerde beden imaj bozukluğu olup olmadığı estetik cerrahi girişiminden önce mutlaka saptanması gerektiğini anlatan Karacalar, yapılan estetik cerrahi girişimlerin genellikle bu kişileri mutlu etmediğini ve "bu mutsuz hasta gurubu"nun sık ameliyat olduğunu söyledi.
Karacalar, beden imaj bozukluğu olan kişilerin ameliyat öncesi saptanmasının öncelikle psikiyatrik destek için şart olduğunu vurguladı.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
dramali
Ziyaretçi
« Yanıtla #68 : Şubat 01, 2007, 11:12:04 pm »

miray yirmili haberi ile yazılmamış birşey var sitenizde miray benim halamın kızı olur evet onun için gösterilen tüm çabalara rağmen kurtarılamadı hastalığıda gerçekten kurtulabilmesi zor bir hastalıktı ailesi ve bizler akrabaları olarak herşeyi yaptık ama sadece miray değil tüm ailesi dağıldı miray ın vefatından 6-7 ay sonra babası ve 1 sene sonrada annesi hayata gözlerini yumdu geride kalan tek erkek kardeşide şu an askerde lütfen çevrenizdeki insanları bu hastalığa karşı uyarın çünkü ben etrafımda o kadar fazla insan gördüm ki kusarak kilo vermeye çalışan hepsinede bu olayı hep anlattım ayrıca miray 17 değil 35-40 arası kg kaybetmiştir.


ilker dramalı
Logged
guzella
Profesör
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 258



« Yanıtla #69 : Şubat 03, 2007, 09:27:32 am »

  kusura bakma dramalı pek anayamadın nasıl yani biraz açarmısın lütfen
Logged
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #70 : Şubat 04, 2007, 02:55:15 pm »

Başın sağolsun İlker... Bu hastalığın insanlara yaşattıklarını gördükçe her defasında şaşkınlıklar içerisinde kalıyorum kendim de bu hastalığı yaşamış olmama rağmen. Hastayken gerçekten insan hiçbir şeyi göremiyor, ölmekte olduğunu bile. Mirayla ve hastalığıyla ilgili bir şeyler, detaylar yazarsan da eminim buradaki çok kişiye faydası olur.
Sevgiler,
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #71 : Şubat 04, 2007, 02:56:15 pm »

Sabah Gazetesi


Doktorlar Ne Diyor?


Hastalık kalp ve beyin fonksiyonlarını bozuyor

Anoreksiya Nervoza genellikle buluğ çağındaki genç kızlarda görülen bir hastalık. Nasıl ortaya çıktığı konusu tıp tarafından tam olarak çözülemeyen hastalığın, belli bir şokla ya da aşırı zayıflama isteğiyle ortaya çıktığı sanılıyor. Hastalar, kilo verme amacıyla yemek yemiyor, aşırı spor yapıyor, idrar söktürücü ya da ishal yapıcı ilaç alıyor. Hastalığın 'bulimik' tipinde yeme atakları görülüyor. Atak sırasında aşırı miktarlarda yemek yiyen hasta, daha sonra yediklerini kusarak çıkarıyor. Psikolojik bir rahatsızlık olan Anoreksiya, aşırı zayıflama, kıllanma, adetlerin ortadan kalkması, kalp-beyin fonksiyonlarının bozulması gibi fiziksel rahatsızlıkların yanı sıra depresyon, intihar eğilimi gibi pek çok psikolojik rahatsızlığa da yol açıyor. Tedavisi ekip çalışmasını gerektiriyor çünkü hastanın böbrek, kalp ve beyin fonksiyonları da zarar görüyor. Dünyada, 15-24 yaş arası kadın ölümlerinin binde 56'sı Anoreksiya'dan kaynaklanıyor. Ölüm, kalp krizi ya da intihar şeklinde gerçekleşiyor.


Ergenlik çağındaki kızınıza dikkat

Ege Ün. Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Soli Solias:
"EĞER ergenlik çağındaki kızınız çok zayıf olduğu halde şişman olduğunu iddia ediyor ve zayıflamak için anormal bir rejim yapıyorsa; kendini kusturuyor, müshil veya idrar söktürücü ilaçlar alıyorsa büyük ihtimalle Aneroksiya Nervoza hastasıdır. Bu anormal rejim başladıktan sonra adetleri de kesilmişse teşhis hemen hemen kesindir. Bu durumda çocuğunuzu derhal bir doktora götürmelisiniz. Çünkü hastalık öldürücü olabilir."
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #72 : Şubat 05, 2007, 02:40:54 pm »

24. 09. 2006
Sabah Gazetesi


Artık canlı ve sağlıklı mankenleri ön plana çıkaralım


Önce İspanya ardından İtalya, İngiltere ve son olarak da İsrail'de ünlü modacılar 'sağlıksız görünen mankene hayır!' nidalarıyla moda dünyasını yeni bir tartışmanın içine çekti. Dünya Sağlık Örgütü'nün de "Vücut kitle endeksi 18.5'un altında olmamalı. Zayıf mankenler genç kızları anoreksiya ve bulimia hastalığına itiyor" görüşünü dile getirmesi tartışmayı daha da büyüttü. Önceki gün dünyaca ünlü modacı Giorgio Armani medya ve tasarımcılara yüklenerek, "Bu aşırı zayıflık tutkusunun nedeni bu iki kurumdur. Bir kadının sadece modaya uyabilmek için sağlıksız bir görüntüye bürünmesine ihtiyacı yoktur. Ben 'sıfır bedene' karşıyım" dedi. Armani'nin bu sözlerinin ardından Türkiye'deki ünlü modacılar da tartışmaya katıldı. Bizimkiler de sıfır bedeni veto etti.


Arzu Kaprol

"Ben de katılıyorum bu standartlara. Çünkü bir şekilde popüler kültürün parçası olarak medyada her gün yer alan mankenlerin, sağlıksız beden formlarını özendirmemesi gerektiğini savunuyorum. Dolayısıyla gençlerimizin bilinçli, sağlıklı beslenmeleri çok önemli. Öncelikle sağlığın ön planda tutulması gerektiğini savunuyorum."


Atıl Kutoğlu

"Ben hiç ince manken sınırları olan seçimler yapmadım. Her defilemde kimi mankenin göğsü, kimi mankenin de kalçası geniş olanı tercih ettim. Tabii belli inceliğe sahip olmaları gerekir. Tercihimiz 34–36 bedendir. Bundan böyle dolgun, canlı, sağlıklı mankenlerimizi ön plana çıkartmalıyız. Bir deri bir kemik mankenler, ideal olarak gençlere gösterilmemeli. Dolayısıyla sıfır bedene karşıyım."


Özlem Süer

"Bir modacı olarak hiçbir zaman sıfır beden arayışı içinde olmadım. Ancak vücudu orantılı olan ve sağlıklı görünen mankenlerle çalışmayı tercih ettim. Benim için 36–38 beden idealdir. Koleksiyonlarımın sunum dönemindeki kıyafetlerini de genelde 36 beden yapıyorum. İspanya'daki durum dünyaya örnek olmalı. Zayıflamak için aç gezmek ise bence yanlış."


Dilek Hanif

"Geçtiğimiz yıllarda da bu konu tartışılmıştı ama ülkemizin gündemine bu derece yansımamıştı. Mankenleri örnek alıp çok zayıf olmanın hayalini kuran birçok bayan var. Bazı tasarımcı ve fotoğrafçıların sıfır beden modellerle çalışmak istedikleri doğru. Ama ben defilelerimde 36–38 beden olan, sağlıklı ve kadınsı görünen mankenlere yer veriyorum."
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #73 : Şubat 06, 2007, 02:13:59 pm »

Sabah Gazetesi


Gençleri Bekleyen Beslenme Tehlikeleri


Yeme bozuklukları giderek yaygınlaşıyor. Aşırı zayıf ünlülere özenen genç kızlar kimi zaman ölümle sonuçlanan sağlıksız beslenme yöntemlerine yöneliyor.

Araştırmalar ergenlik çağındaki sağlıklı erkeklerin üçte birinin, kızların yarısının kendilerini şişman bulduklarını gösteriyor. Bu nedenle ergenler kilo vermek, hatta kilo almamak için büyük gayret gösterir. Diyet yapma konusunda katı ve seçici davranırlar; daha hızlı kilo vermek için çok kısıtlı enerji içeren, sağlıkla bağdaşmayan diyetlerle başarıya ulaştıkları için çoğu tehlikeli sonuçlarla karşılaşırlar. Tehlikeli sonuçların en belirgini yeme davranış bozukluğu ile seyreder. Anoreksiya nervoza (açlık hastalığı), binge feeding (çılgınca yemek yeme) veya bulimia nervoza denilen psikolojik yeme davranış bozukluğu en sık görülenleridir.
Anoreksiyalar: Besin alımına, kiloya ve zayıflığa aşırı takıntılı bu kişiler, çok kilo vermiş olsalar dahi yemeği ve aç olduklarını reddederler. Kişi kilo kaybettiğini hissettirmemek için yemekleri saklar; dışarı atar; kalın giysiler giyer.
Bulimialar: Kişi aşırı miktarda besin tüketir ve ardından çıkararak kendini mutlu ettiğini zanneder. Bulimianın sonuçları çok önemlidir. Sıvı kaybı, organ hasarı, kusmaya bağlı iç kanama, diş çürükleri hatta ölüme neden olabilir.


Risk Grubu:

Kadınların yüzde 95'i bu hastalıklara daha yatkındır. Her 250 genç kızdan birinde aneroksiya belirtileri görülmektedir. Nadir olarak 8-10 yaş grubu erkek çocuklarda da görülür.


Anoreksia nervozalı kişiler:

1. Yemeği reddeder, aç olduklarını kabul etmezler.
2. Güvensiz, huysuz, depresif ve hiperaktif olurlar.
3. Besinlerin enerji değerleri, şişmanlıkla ilgili konuları ezbere bilirler.
4. Zayıflarlar ancak kendilerini hep şişman görürler. Kabızlık baş düşmanlarıdır. Adet döneminden kesilirler. Kollarda ve yüzde ince tüyler oluşur.


Bulimia nervozalı kişiler:

1. Yemekten sonra banyo ya da tuvalete giderek ortadan kaybolurlar.
2. Bazen çok kilolu bazen de zayıf olurlar. Kiloları çok sık değişir.
3. Kulak altında bulunan paratroid bezleri şişkin olur. Eğer bu tip beslenme bozukluğunu hissediyorsanız hiç beklemeyin. Tıbbi, psikolojik ve beslenme konsültasyonu içeren kombine tedavi için ailece sağlık kuruluşuna başvurun. Yeme bozukluklarının belirtileri ve davranış şekli kolayca geçmez. Ancak doğru ekip ve iyi bir yardımla iyileşme şansı yakalanabilir. Vücut imajı konusunda aşırı şüpheli ergenlerin uzmana gidip kilolarının sağlıklı hedefler arasında olup olmadığını öğrenmesi gerekiyor. Ergenlerin kilo kaybı için oluşturulan beslenme planında yeterli enerji, protein, karbonhidrat, yağ, lif, vitamin ve mineral de mutlaka almalıdır.


Selahattin Dönmez
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #74 : Şubat 08, 2007, 12:11:36 am »

27. 05. 2006
Sabah Gazetesi


Ayna ayna söyle bana var mı benden güzeli bu dünyada?

Hemen herkesin vücudunda beğenmediği bir yer mutlaka vardır. Kimi burnunun büyüklüğünden yakınır, kimi de basenlerindeki yağlardan... Görsel alanda mükemmeliyetçi anlayışın giderek hâkim olduğu günümüzde ipin ucunu kaçırırsanız, 'dismorfofobi' denen psikiyatrik bozukluk ile baş başa kalabilirsiniz

Görsel alanda artan mükemmeliyetçilik, ünlüler dünyasındaki isimlerin sürekli güzel görünme çabaları, estetik ameliyatların sık sık gündeme gelmesi, kozmetik ve estetik alandaki yeni ürünler, hep 'kusursuz güzellik' kavramını ön plana çıkarıyor. Toplumun gündemindeki bu kişileri örnek alanlar da kendilerinde gitgide daha çok kusur buluyorlar. Bazıları burnunun büyüklüğünden yakınıyor, bazıları da basenlerindeki yağlardan veya yüzündeki kırışıklardan... Göğüslerini küçük ya da sarkık bulanlar da var. Kusurlarından kurtulmak uğruna dermatoloji veya estetik uzmanlarının kapısını çalıp, sorunlarına çözüm arayanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Ancak ipin ucu kaçtığında, yaşam kalitesine ciddi boyutlarda zarar veren 'dismorfofobi' denen bir hastalık ortaya çıkıyor. Psikiyatri literatüründe 'beden dismorfik bozukluğu' olarak yer alan ve 100 yıllık geçmişi olan bu hastalık, kişinin fiziksel görünümündeki gerçek fakat önemsiz bir kusurla ileri derecede meşgul olması şeklinde tanımlanıyor. Çevresindeki insanlar bu kusur veya kusurların hiç önemli olmadığını söyleseler de; kişi bu takıntısından asla vazgeçmiyor ve kendi içinde derin bir huzursuzluk duymaya başlıyor.

ÖNEMLİ SORUNLARA YOL AÇIYOR
Acıbadem Hastanesi'nden psikiyatri uzmanı Doç. Dr. Ece Orhon, dismorfofobi olan kişilerde, vücutlarında var olan kusur hakkında çarpıtılmış bir algılama oluştuğunu ve bunun zamanla takıntıya dönüştüğünü belirterek, "Kişi dismorfofobi nedeniyle zamanla sosyal ilişkilerinde, kariyerinde ve özel hayatında önemli sorunlar yaşamaya başlıyor" diyor. "Bu hastalık genellikle takıntılı, titiz, kendi bedenlerini sürekli inceleyen, güvensiz, karamsar ve çeşitli ruhsal çatışmalar içinde olan kişilerde görülür" diyen Doç. Dr. Orhon, dismorfofobinin ağır depresif, obsesif-kompülsif, yeme bozuklukları veya sosyal fobiyle birlikte görülebileceği gibi tek başına da ortaya çıktığına dikkat çekti.


ERGENLİK DÖNEMİNDE ARTIYOR

Dismorfofobinin genç, çalışmayan ve hiç evlenmemiş kişilerde daha sık görüldüğünü vurgulayan Doç. Dr. Orhon, şunları söylüyor: "Bu bozukluğun ilk belirtileri, genellikle ergenlik ve genç yaşlarda ortaya çıkıyor. Yani kişilik gelişiminin ve özgüvenin tam oturmadığı döneme denk düşüyor. Gençler dış görünüş, kilo ve fiziksel kusurlar üzerinde çok fazla duruyor. Özelikle orta sınıf ailelerde yetişen gençlerde bu soruna daha sık rastlanıyor. Güzellik arayışları, bir ünlüye benzeme isteği, o kişilerin bazı fiziksel özelliklerine aşırı hayranlık duyma, arkadaşlar arasındaki örseleyici etkileşimler ve alaycı tutumlar genci fiziksel görünümünü incelemeye yöneltebiliyor. Bu da zamanla takıntıya kadar varan ciddi sorunları beraberinde getiriyor."


AMELİYAT BİLE MUTLU ETMİYOR

Dismorfofobide kişilerin yüzündeki aknenin, küçük göğsünün veya burun şeklinin güzelliğine gölge düşürdüğüne inandığını ve bu soruna çözüm bulmak için de estetik cerrahların kapılarını aşındırmaya başladıklarını kaydeden Doç. Dr. Orhon şöyle diyor: "Kusurlu olduğuna inandığı bölgeye müdahale edildiğinde yeniden mutlu olacağını düşünüyor. Bir başka deyişle, mutluluğunu fiziksel görünüşüne endeksliyor. Kişinin vücudunda gerçekten düzeltilmesi gereken bir kusur varsa, dermatolojik, ortopedik veya estetik cerrahi girişimler yararlı olabiliyor. Ancak estetik operasyonların bu kişilerin zihinlerine yerleşmiş olan kalıcı beden imajı kusurunu ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla ameliyat sonrasında beklediğini bulamayınca, hastada mutsuzluk, hayal kırıklığı, ağır depresyon, sosyal izolasyon, içe kapanma veya doktorlara yönelik paronoid düşünceler geliştirme gibi sorunlar görülmeye başlanır."


Belirtileri nelerdir?

Kişi en sık saç, cilt, burun, meme, kalça ve baldırlarından rahatsızlık duyar. Zamanının büyük çoğunluğunu ayna, karşısında, kusurlu bulduğu bölgeyi inceleyerek geçirir. Bazıları ise ayna gibi yansıtıcı yüzeylerden kaçınır. Kusurlu bulduğu bölgeyi makyaj, şapka, eldiven ve peruk gibi malzemelerle kamufle etmeye çalışır. Sık sık etrafındakilere nasıl göründüğünü sorar. Sosyal gerekliliklerden kaçar. Kusurlu bulduğu bölgesini başkalarıyla mukayese eder. Bedensel kusuruna çözüm bulmak için sık sık dermatologlara, estetik ve plastik cerrahi uzmanlarına başvurur. Başvurduğu uzmanlar tarafından psikiyatriste yönlendirildiğinde, ruhsal sorunu olduğunu reddeder veya doktor değiştirir. Kendisini diğer insanların yanında mahcup, ezik ve güvensiz hisseder.


Neden ortaya çıkıyor?

Kültür düzeyi, Beyindeki kimyasal veya genetik bozukluk, Cinsel sorunlar, Aile ve çevrenin güzellik anlayışı, Sosyal etkileşim.


Neye yol açıyor?

Depresyon, Anksiyete, Obsesif-kompülsif bozukluk, İlişkilerde tatminsizlik, Özgüven eksikliği, Yeme bozukluğu.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
Sayfa: 1 2 3 4 [5] 6 7 8 9 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: