Atamız bir gün köşkün bahçesinde latife hanım ile karşılıklı kahve içmekte, bir yandanda ulus devlet olma bilinci üzerine sohbet etmektedirler.
( yazarın notu : o günkü hanımefendiler bulundukları yeri varlıklarıyla ihya etme becerisine sahiptiler. şimdikiler gibi sakil perdelik kumaşlara bürünüp kösem sultanlığa soyunarak," saray tefrişatına göz dikmek "akıllarına gelmemekteydi.)
Atamız yine bugünküler gibi "çankaya noteri "olmadığından olsa gerek, kendi kararlarını kendisi alma becerisini içine sindirmiş bir insan olarak , latife hanımı tüm ulusuna örnek olsun diye seçmiş bir liderdi....ama aslında her büyük adam gibi bu alanda da, yani gönül işlerinde de yalnızdı....latife hanımla her zaman saygıyla ve hayranlıkla dolu bir ilişkileri olmuştu...olmasına ama....gönül bu işte.....
şimdi anektoduma döneyim....sahne şöyle Atamız ve değerli eşleri bir masa başında oturmaktalar...ilerdede köşkün sevimli misafirleri iki köpecik oynaşmaktalar...Atamız bir an dalmıştır onları seyrederken ve ağzından şu sözcükler dökülür...
- Bak Fikriye ne kadar güzeller değilmi...

Bu latife hanımın Atamızla olan ilişkisinde son damladır artık....kıskançlık damarı kabarır ve köşkten ayrılır...bu evliliklerinde sonu olacaktır.Fikriye ,Atamıza hep yakın olmuş onun yemeğini pişirip, söküklerini dikmiştir.zübeyde hanımı annesi bellemiş zübeyde hanımda ona gözü gibi bakmıştır.gizliden sevdalıdır da Atamıza hep içine atmaktadır.Karşılıksız aşk onu gün geçtikçe yıkacak verem yüzünden çok sevdiği paşasından ayrı kalacaktır.Ata onu isviçreye tedaviye gönderir ama onun aklı paşasının dizinin dibinde olmaktır. gizlice klinikten kaçarak uçarcasına paşasına koşar köşkün kapısında latife hanım onu gerisin geri çevirecek,fikriyede paşasına aldığı tabanca ile intihar edecektir.
- Bak Fikriye ne kadar güzeller değilmi...

diye bir kez daha tekrar eder paşa ve artık göz yaşlarına hakim olamamaktadır.
( FİKRİYE Belgeselinden bir alıntıdır. )