Hatunca.NET Psikoloji ve Kadin Sitesi
 
 
 

Ana Menu

Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım

Psikoloji

Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları

İçerikler

Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv

Psikoloji Testleri

Eğlence Testleri
Kişilik Testleri

Yazarlar

Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
 
Anasayfa arrow Forum arrow Psikoloji-Terapi arrow Bulimia ve Anoreksiya arrow KİŞİSEL GELİŞİM
 
 
KİŞİSEL GELİŞİM
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Ekim 07, 2008, 11:16:30 am
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt

+  Hatunca.NET Forum
|-+  Psikoloji-Terapi
| |-+  Bulimia ve Anoreksiya (Moderatör: crea)
| | |-+  KİŞİSEL GELİŞİM
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 [2] 3 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: KİŞİSEL GELİŞİM  (Okunma Sayısı 8147 defa)
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #15 : Aralık 02, 2006, 02:27:52 pm »

Eğer 3000 tane kitap okumuş olsa heralde bunu her haliyle belli ederdi; ve 3000 kitap okuduğunu söylemek... Ne bileyim, niye böyle bir şey söyler ki insan; bu kadar çok okumuş insan böyle bir şey söylemenin gereksizliğini kavramış olmalıdır.
Azla yetinmek... Aslında "az" dediğimiz şey çoğu zaman bizim için fazlasıyla yeterli oluyor, ama bunu bazı tecrübeler edinmeden görebilmek pek mümkün olmuyor. O olgunluğa ulaşana kadar genelde doyumsuzuz farklı farklı konularda. Ama sadelik, yani azla yetinmek dediğimiz şey, iç huzur için önemli bence de...
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
HAKIKAT
Ziyaretçi
« Yanıtla #16 : Aralık 03, 2006, 06:31:17 pm »

3000 tane kitap okudum cümlesini söylettiren mevzu tam olarak neydi hatirlamiyorm ama onun gibi olan ve dershanedeki kitapliklar yetmeyipte belletmenlerle gorusup yurtlarda olan hani demirmi tenekemi dolaplar;onlari tika basa doldurup kutuphaneye cevirenlerde vardi..
Logged
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #17 : Aralık 06, 2006, 12:22:57 pm »

Gençlik Çağı


Gençlik çağı bireyin birçok değişiklikle başa çıktığı bir dönem& Gençte görülen değişiklikler hem gencin kendisini tanımakta zorluk çekmesine hem de ailelerin, "Bu delikanlıya, bu genç kıza ne oluyor? Acaba bir problem mi var?" diye endişelenmesine yol açıyor.

Gençlerin ergenlikte yaşadığı sorunlar çoğu zaman kalıcı etki bırakmaz. Ama, kaygınız yüksekse ve detaylara takılıp kalıyorsanız sorunlar kalıcı olur.
Gerçekten bazen problemler kalıcı olsa da genellikle problem zannedilen durumlar hiçbir kalıcı etki bırakmadan kaybolup gider. Bu noktada; hiç dış görünüşüyle ilgilenmeyen bir genç ayna karşısında dakikalarca vakit geçirebilir. Çok sosyal bir genç çok sevdiği misafirlerin yanına gelip hoş geldin demeye çekinebilir. İnsanların küçük takılmalarına, şakalarına alınabilir. Ailesine bağlı bir genç her gün odasına kapanıp saatlerce müzik dinleyebilir. Kitap okumaktan hiç hoşlanmayan bir genç kitaplara düşkün hale gelebilir. Kitap okumayı çok seven bir genç fazla kitap okumayıp arkadaşlarına fazla yönelebilir. Bütün bu yoğunlaşmalar belli bir zaman diliminde görülüp kaybolursa endişe edecek bir şey olmayıp gencin bütüne ulaşmak için detaylara hâkimiyetini sağlamaktadır. Önemli olan gencin herhangi bir gelişim aşamasına takılıp kalmamasıdır. Mesela fizikî görünüme önem verme döneminde komplekse girip fizikî görünümünde eksiklik algısı (önemli bir fizikî eksikliği) olduğu düşüncesiyle ruh sağlığını kaybetmemesi veya kendisini başkalarına göre çok güzel veya yakışıklı görmek ve buna çok önem vermek gibi üstünlük kompleksine kapılmamasıdır.

Kişi kendi eksikliğinin ne kadar farkında ise değişim o kadar sağlıklı olmaktadır. Bu iç odaklı ve dış odaklı şeklinde iki türlü olabilir. Kişi kendisini ya kendi inanç ve değerler sistemine ya da sosyal çevre ve başka insanların beklenti ve değerlendirmelerine göre değerlendirir. Kişinin sosyal ve bireysel benlik farkındalıkları birlikte dengeli bir şekilde gerçekleşirse; kişi hem başka insanlarla ilişkilerini sağlıklı bir şekilde sürdürüp topluma uyum sağlayabilir hem de başkalarını taklit etmeden özümsediği değerlere göre iyi ve güzele ulaşabilir.

Kişinin şu anda içinde bulunduğu durumla kişilik gelişiminde ulaşmak istediği nokta açısından ne kadar çok fark varsa kaygı düzeyi de o kadar yükselir. Bu kaygı ölçülü olduğunda yararlıyken aşırı iken kişilik gelişimini olumsuz şekilde etkiler. Mesela bir an önce çok fazla kitap okuyup bilgi ve kültürünü artırmak isteyen genç, kaygıdan dolayı okuduğunu anlayamayacak hale gelebilir. Daha fazla arkadaş edinmek isteyen kişi yine kaygıdan dolayı arkadaşları arasında daha çekingen hale gelip bu durum başka nedenlerle de birleşerek "sosyal fobi"ye dönüşebilir.

Hâlbuki insan belli bir zaman diliminde kendisini düzenleyebilmesi için sınırlı miktarda bir enerjiye sahiptir. Bu sebeple iki farklı konuda kişilik gelişimi bir arada kolay değildir. Kişi acele etmediği ve kendisine zaman tanıdığı takdirde her iki alışkanlığı da kazanır.

Kişisel değişim ve gelişim için dikkat edilecek hususlar

Detaylara takılmamaya ve mükemmeliyetçi olmamaya çalışın.

Kişiliğinizin olumlu yönlerini görmeye çalışın. Bu, kişinin kendisine güvenini artırır.

Aşağılık kompleksine kapılmadan eksikliklerinizin farkına varın.

Başkalarını suçlamadan, kişilik gelişimini olumsuz etkileyen nedenleri görün.

Pozitif enerjinizi artıracak şekilde iç konuşmalar yapın, gerçekçi hedefler belirleyin.

Herkesin yaşadığı şartlar farklıdır, kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın.

Kişiliğinizi geliştirmek için güzel davranışları kendinize örnek alın.

Kendinizi ihmal etmeyin ve yeterli zaman ayırmaya özen gösterin.

Hedeflediğiniz değişiklik için gösterdiğiniz ilerlemeyi gerçekçi bir şekilde değerlendirin.


Uzman Psikolog Farika Teymur Artır
« Son Düzenleme: Ocak 12, 2007, 01:26:16 pm Gönderen: crea » Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #18 : Aralık 24, 2006, 07:59:48 pm »

NLP'nin Tanımı


Neuro Linguistic Programming ya da kısaca NLP, düşünme, dil ve davranış süreçlerini inceleyerek, hedeflere erişmek amacıyla onların nasıl en etkin kullanılacağını öğreten bir çalışma alanıdır. NLP, her zaman istediğiniz sonuçlara ulaşabilmek için gereken mükemmelliği irdelemenize ve yeniden oluşturmanıza olanak sağlayan bir yöntemdir.
Düşünce, duygu ve davranışlar birlikte çalışarak kişinin yaşam deneyimlerini yaratmaktadır. Çoğu zaman bu deneyimler bilinçsizce yaratılır. Robotlaşan düşünceler, dondurulmuş ya da bastırılmış duygular ve otomatik davranışlarla yaratılan yaşam deneyimleri doğal olarak bilinçsizce oluşmaktadır. Durmuş saatin bile günde iki kez doğruyu gösterdiğini düşünürsek, bilinçsizce sürülen bir yaşamda arada bir şans ya da tesadüf olarak kabul edilen "doğrular" yüzleri güldürmektedir. Geri kalan zamanlarda hayatın insanın istediği şekilde seyretmemesinin nedenini şanssızlık, talihsizlik ya da kader olarak açıklama eğilimi söz konusudur.


Neuro (Sinir / Algı)

Neuro, görme, duyma, dokunma, tat ve koku alma duyularının kullanılarak; dış dünya ile ilgili deneyimlerin bilinçli ya da bilinçaltı düşüncelere dönüştürülmesinin nörolojik süreçleriyle ilgilenmektedir.
Neuro, bedenin ve zihnin bir bütün olarak işleyişini irdelemektedir. NLP'nin en çok üzerinde durduğu konu, nörolojik süreçlerin etkinliğini artırmak ve onu yönetebilme becerisi kazandırmaktır. Ortaya koyulan her davranış ve düşüncenin kaynağı Sinir (Beyin) sistemidir. Duyu organlarıyla algılanılan mesajlar insan beynine işlenmekte ve bu mesajlar insanın davranışlarını oluşturmaktadır. Beyin ve vücut bir sistem olmakla beraber aralarındaki ilişki NLP'nin temelini ortaya çıkarır.


Linguistic (Dil/ İletişim)

Linguistic, kişinin kendisi ve diğer insanlar ile iletişimini kapsamaktadır. Bu kapsamda kişinin kendi kendine söylediği olumlu veya olumsuz sözleri, davranışlarına yansımaktadır. Diğer insanlar ile kurduğu iletişimde kullandığı dil de kişinin düşünce yapısı ile tutum ve davranışlarının bir neticesidir.
Dil, insan deneyimlerine anlam kazandırmak ve bu deneyimleri kendisine ya da başkalarına iletmek için kullanılmaktadır.
Dili kullanma biçimi, insan kimliğinin ve düşünce biçiminin dışavurumudur. "Linguistic" sözcüğüyle, anlayışı etkileyen ve iletişimin çoğunun dayalı olduğu dilsel modeller kastedilmektedir. Dil olmadan bilinçli düşünceyi zihinde canlandırmak zordur. İnsanın duyu organlarıyla aldığı mesajlar sinir sistemi için bir dil teşkil etmekte ve bundan dolayı da deneyimler sözcük, kelime ve sesle anlamlandırılmaktadır.


Programming (Programlama)

Programlama, belirlenmiş hedeflere ulaşmak için iletişim ve sinir sistemini organize etmektir. Bütün davranışlar bir tür yapı ve kalıp içerisinde oluşmaktadır. Sahip olunan duygu, düşünce ve davranışlar bu programlara göre anlam kazanmaktadır. İnsan konuşuyor, yürüyor, anlıyor, düşünüyor. Ortaya sonuçlar koyuyor. Bunların hepsi bir programın ürünüdür. Aynı bilgisayarlar gibi.
Her bilgisayarın bir yazılım programı olduğu gibi insanların da davranışlarının özünde bir program vardır. Eğer program değişirse davranışlar da kendiliğinden değişebilmektedir. Bu iyi bir haberdir, çünkü eğer sonuçları istenilen gibi değilse, değiştirme şansımız vardır. İnsan kendi ilişkilerini, durumunu değiştirebilir, geliştirebilir ve zenginleştirebilir.


NLP'nin İşleyiş Şekli

NLP, olağanüstü yeteneği incelemektedir. Konusu, insan davranışlarını beraberce biçimlendiren bilinçli ve bilinçaltı süreçlerdir. İnsanların davranışlarıyla bu davranışların yorumları arasında pek az bir örtüşme olduğundan, NLP incelemelerinde sözlere pek önem verilmemektedir. Çeşitli alanlarda üstün başarı sergilemiş kişilere başarılarının kaynağı sorulduğunda alınacak yanıtın gerçekle ilgisi olmayabilir. Başarının anahtarı çoğu zaman bilinçaltında gizlidir. NLP, teknikleri yardımıyla bilinç düzeyine çıkarılan bilgilerden, farkı meydana getiren öğeleri bularak "üstün başarı"yı çözümlemekte ve yinelenmesine olanak sağlamaktadır.

NLP'yi etkili bir yöntem yapan; neyin nasıl işlediğini bulması ve bulgusunu gerektiğinde kullanmasıdır.

NLP her ne kadar istekleri gerçekleştirmede uygun teknikler sunsa da bir felsefe, ya da bir doktor değildir. NLP yi amaçlar bütünü olarak değil araçlar ve sistemler olarak düşünmek daha gerçekçi bir yaklaşımdır.

NLP, istenilen sonuçları üretmiş herhangi bir insanı modelleyerek, nasıl yaptığını keşfederek, aynı şekilde istenilen sonuçların üretilebileceğini, yapabileceğini gösteren mükemmel bir sistemdir. Dolayısıyla istenilen sonucu bir başkası elde etmişse, bu sonuca ulaşmanın yolu öğrenilebilir.

NLP başkalarının olduğu kadar kişinin kendi mükemmelliğini modellemesini ve yeniden o sonucu üretmesini sağlamaktadır. Hangi konuda kişi kendini iyi hissediyor ya da düşünüyor? Neleri iyi yapıyor? Nasıl düşünüyor, davranıyor, inanıyor da bu sonuçları üretiyor? Kendisi bunu hiç düşündü mü? Hatta kendi kendini sabote ettiğinde, olumsuz bir şey ortaya koyduğunda da yine bir şeyleri mükemmel yapıyor olduğundan dolayı o sonuçları üretiyor olabilir. Eğer farkına varır, yollarını öğrenirse, sonuçları lehine çevirerek, istediği gibi olabilir, yapmak istediklerini gerçekleştirebilir. Ne yapılacağını bilmek, ustalaşmada en önemli beceridir. NLP literatüründe buna "Ustalık Sanatı" denmektedir. NLP sıradanlıkla mükemmelliğin farkını göstermektedir. NLP bunları yalnızca göstermekte kalmayıp nasıl üretildiklerini, hızlı ve kolayca nasıl üretileceğinin de imkânlarını sunmaktadır.


NLP Hangi Alanlarda Kullanılır?

- Bireysel Uygulamalar

NLP'nin bireysel uygulamaları tedavi yada terapi amacıyla kullanılıyorsa bu ciddi bir yeterlilik gerektirir ve hekim, psikolog veya psikiyatrist tarafından uygulanması gerekir.

* Ruh halini öğrenmeyi kontrol etmek,

* Kendini tanımak,

* Özgüven kazanmak ve self-motivasyon,

* Her türlü davranış değişimi,

* Alışkanlıkların değişimi (yeme alışkanlıkları,sigara bırakma,tırnak yeme vb),

* Mevcut olmayan alışkanlıkların kazanılması,

* Hayattan zevk alma ve mutluluk,

* Kişisel başarı (toplumda,işte,evde),

* İnsanlarla iletişim problemleri (hayır diyememe,pasiflik).

NLP uygulamaları kişisel gelişim amacıyla davranış değişiklikleri yaratmak, alışkanlıklarımızı değiştirmek ve faydalı alışkanlıklar kazanmak üzere dizayn edilmiştir.
Beynimizin farklı kısımlarını kullanmaya yönelik uygulamalar olup, tedavi değildirler.


- Kişisel gelişimde NLP:

*Motivasyon, karar verme ve iletişim becerilerinin geliştirilmesi.

*Fikirlerin açıkça ve gerektiğinde ortaya konması.

*Her tür davranış değişimi

*İstekleri davranışa dönüştürme becerileri kazanma

*İstemediğimiz davranışlardan kurtulma

*Mevcut olmayan davranışların kazanılması

*Bağımlılıkların giderilmesi ( Sigara, alkol, kumar,vb..)

*Genellemesiz ve stressiz bir yaşam

*Self-motivasyon

*Yeme alışkanlıklarının değiştirilmesi

*Kilo almadan sigara alışkanlığından kurtulma

*Moral gerektiren tüm durumlar

*İç çatışmaların yok edilmesi ve iç barışın sağlanması

*Hayır diyebilmeyi öğrenme


- Terapide NLP:

*Depresyon

*Panik atak

*Sosyal fobiler

*Kişilik bozuklukları

*Cinsel sorunlar

*Tüm psikolojik rahatsızlıklar
« Son Düzenleme: Ocak 12, 2007, 01:29:15 pm Gönderen: crea » Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #19 : Aralık 24, 2006, 08:04:39 pm »

NLP Varsayımları


Aşağıda belirtilen 13 varsayım NLP'nin temel ilkeleri, yol gösteren felsefesi ve inançlarıdır.

Bu ilkelerin doğru veya evrensel olduğu iddia edilemez. Onların doğruluğuna inanmak zorunda değilsiniz. Onlara "varsayımlar" denir, çünkü onların doğruluğunu varsayarak ona göre davranırız. Aslında onlar yaşam konusunda bir etik ilkeler dizisi oluşturur.

1) İletişimin anlamı aldığınız tepkidir. İletişimde genellikle bir kimsenin bir başkasına bilgi aktardığı varsayılır. Taraflardan biri kendisi için "anlamlı" bir bilgiye sahiptir ve karşı tarafın aktarmak istenilen şeyi anlamasını ister. Genellikle kişi "söylemek istediğini söylediği" zaman, iletişim sorumluluğunun sona erdiğini varsayar. Etkili iletişimciler konuşmayı bitirdikleri zaman sorumluluklarının sona ermediğini bilirler. Pratik açıdan bakıldığında aktardıkları mesajın anlatmak istedikleri değil, karşı taraf tarafından anlaşılan şey olduğunu bilirler. Genellikle bu ikisi birbirlerinden çok farklıdır. İletişimde karşı tarafın ne anladığı ve nasıl karşılık verdiği çok önemlidir. Kişinin alınan karşılığa dikkat etmesi gerekir. Eğer iletişimci istediği karşılığı alamıyorsa, alana kadar iletişimini değiştirmelidir.

İletişimde "yanlış anlamanın" birkaç nedeni vardır. Birincisi, her birey, dildeki her sözcük ile ilgili farklı bir yaşam deneyimine sahiptir. Genellikle, bir kişinin bir sözcükle (kişinin o sözcük için kendi karmaşık eşitliği) anlatmak istediği bir başkasının aynı sözcükle anlatmak istediğinden çok farklı olabilir. İkinci neden, kişinin ses tonu ve yüz ifadesinin de bilgiyi ilettiği ve karşı tarafın söylenenler kadar bunlara da karşılık verebileceğini bilmemekten kaynaklanır. Eski bir atasözünde de söylendiği gibi "eylemler sözcüklerden daha yüksek sesle konuşur" ve Nöro Linguistik Programlama, kişileri, bu ikisi arasında bir uyumsuzluk olduğunda eylemlere daha fazla dikkat etmeleri gerektiği konusunda eğitir.

2) Harita temsil ettiği arazinin kendisi değildir. Başarılı iletişimciler dünya ile ilgili deneyimlerini düzenlerken kullandıkları temsillerin gerçek dünyadan farklı olduklarını bilirler. Bazı semantik düzeyler arasında ayırım yapmak önemlidir. Birincisi dünyadır. İkincisi kişinin dünya ile ilgili deneyimidir. Bu deneyim bireyin dünya "haritası" veya "modeli"dir ve kişiden kişiye değişir. Her birey kendine has bir dünya modeli yaratır ve başkalarından farklı bir gerçeklik içerisinde yaşar. Kişi direkt olarak dünyaya dayalı eylemlerde bulunmaz, dünya hakkında yaşadığı deneyimlere göre eylemlerde bulunur. Bu deneyimler doğru veya yanlış olabilir. Kişinin deneyimi dünya ile benzer bir yapıda olması ölçüsünde doğrudur ve yararlı olup olmadığı da buna bağlıdır. Kişinin deneyimi ya da dünya haritası, modeli veya temsili, dünyayı nasıl algıladığını ve önündeki seçenekleri belirler. Nöro Linguistik Programlama tekniklerinin çoğu, bireyin dünya temsilini daha yararlı ve gerçek dünyaya daha uygun kılmak üzere değiştirmeyi içerir.

3) Dil, deneyimin ikincil temsilidir. Dil ayrıca üçüncü anlam düzeydir. Birincisi dış dünyadan gelen uyarıdır. İkincisi kişinin o uyarı ile ilgili temsili veya deneyimidir. Üçüncüsü de kişinin o deneyimi dil aracılıyla tanımlamasıdır. Dil kendi başına bir deneyim değil, deneyimin temsilidir. Sözcükler sadece, bireyin gördüğü, duyduğu veya hissettiği şeyleri temsil ederken kullanılan tesadüfi işaretlerdir. Farklı diller konuşan insanlar aynı şeyleri temsil eden farklı sözcükler kullanırlar. Ayrıca, her birey kendi yaşamında gördüğü, duyduğu veya hissettiği şeylerle ilgili diğerlerinden farklı deneyim kümelerine sahip olduğu için kullandığı sözcükler de kişiden kişiye farklı anlamlar taşır. İnsanlar bu anlamların benzerlik taşımaları ölçüsünde birbirleriyle etkili iletişim kurabilirler. Benzerliklerin çok az olması durumunda ise iletişim sorunları ortaya çıkmaya başlar.

4) Zihin ve beden aynı sibernetik sistemin ayrılmaz parçalarıdır ve birbirlerini etkilerler. "Zihin" ve "beden" birbirlerinden bağımsız değildir. Her iki sözcük de aynı "bütün" veya "gestalt" ile ilgili parçalara işaret eder. Bir bütün olarak hareket ederler ve birbirlerine bağımlı olarak karşılıklı etkileşimde bulunurlar. Tıpkı bir insan gibi, bir sibernetik sistemin parçasında oluşan her şey sistemin geri kalanını da etkiler. Yani, bedenin fiziksel durumu düşünceleri ve düşünceler de hisleri etkiler. Kişinin algısal girdileri, içsel düşünce süreci, duygusal süreci, fizyolojik tepki ve davranış şeklinde çıktıların hepsi aynı anda gerçekleşirler. Pratik açıdan bu şu anlama gelir; kişi, doğrudan düşünme şeklini değiştirerek yada fizyolojisini veya hislerini değiştirerek düşüncelerini değiştirebilir. Aynı şekilde, düşünme şekli değiştirilerek fizyoloji veya hisler değiştirilebilinir. Daha sonra ele alacağımız gibi bunun şöyle bir doğal sonucu vardır: bir eylemin daha iyi yapılmasını sağlamak için görselleştirme ve zihinsel prova çok önemlidir.

5) Zorunlu çeşitlilik yasası, insanoğlu da dahil olmak üzere her türlü sibernetik sistemde en geniş davranış seçeneğine veya çeşidine sahip eleman veya insanın bütün sistemi kontrol edebileceğini söylemektedir. İnsani sistemlerde kontrol sözcüğü, bireyin kendisine veya başkalarına ait deneyimlerin kalitesini belirli bir anda veya zaman içerisinde etkileyebilme yeteneğini anlamına gelir. En geniş davranış esnekliğine, yani etkileşim çeşitliliğine sahip olan kişi sistemi kontrol eder. Seçeneğe sahip olmak her zaman seçeneksizliğe göre daha iyidir, daha çok seçeneğe sahip olmak da daha az seçeneğe sahip olmaktan daha iyidir. Bu durum ayrıca Nöro Linguistik Programlama'nın daha önce belirtilmiş olan üçüncü ilkesiyle ilgilidir. Bu ilkeye göre arzulanan sonuç alınıncaya kadar davranışları değiştirmeye devam etmek gerekir. Eğer yapılan işlem başarılı değilse, davranış değiştirilmeli ve başka bir şey yapılmalıdır. Herşey başarısız bir işlemden daha iyidir. Kişi başarılı oluncaya kadar davranışını değiştirmeye devam etmelidir.

6) Davranışlar adaptasyondan başka bir şey değildir. Davranışlarımız yapıldıkları ortama ve duruma göre değerlendirilir. Kişinin gerçekliği dünyayı algılama şekline göre tanımlanır. Dolayısıyla sergilenen bir davranış bireyin kendi gerçekliğine göre uygundur. İyi ya da kötü bütün davranışlar bir tür adaptasyondur, belli bağlamlarda faydalıdır. Öğrenildiği ortama göre bütün davranışlar, birey tarafından bugün veya geçmişte adapte edilmişlerdir. Bir bağlamda uygun olan davranış, başka bir bağlamda uygun olmayabilir. İnsanların bunu anlamaları ve gerektiğinde davranışlarını değiştirmeleri gerekir.

7) Bireyin şimdiki bir davranışı kendisi açısından mevcut en iyi seçeneği yansıtır. Her davranışın ardında olumlu bir niyet yatar. Birey, kim olduğuna, yaşam deneyimlerine ve farkında olduğu seçeneklere bağlı olarak belirli bir anda kendisi için en iyi seçeneği tercih eder. Eğer daha iyi bir seçenek sunulursa mutlaka onu kabul eder. Birinin uygun olmayan bir davranışını değiştirmek için kendisine başka seçenekler sunmak gerekir. Bu yapıldıktan sonra doğru davranmaya başlar. Nöro Linguistik Programlama bu yeni seçenekleri sunma teknikleri içerir. Aynı zamanda, NLP'de seçenekler asla azltılmaz; daha fazla seçenek sağlanır ve mevcut seçenekler belli bir bağlama dayandırılır.

Davranışlar mevcut duruma göre değerlendirilir, anlaşılır veya değiştirilir. Birey ne olmak istediğine göre kendi davranışlarını değerlendirmelidir. Elinden gelenin en iyisi olma yönünde çaba göstermelidir.

9) İnsanlar istedikleri değişiklikleri gerçekleştirmek için gereken bütün kaynaklara sahiptir. Yapılması gereken, bu kaynakların yerini bulmak veya bunlara erişmek ve doğru bağlamda ortaya çıkmalarını sağlamaktır. Nöro Linguistik Programlama bu görevin başarılmasını sağlayan teknikler sunar. Bu pratikte şu anlama gelmektedir; insanların, kendi sorunlarını kavramaya çalışmak veya bunların üstesinden gelecek araçlar geliştirmek için zaman kaybetmeleri gerekmiyor. Sorunları çözmek için gereken bütün kaynaklara zaten sahipler. Yapmaları gereken tek şey bu kaynaklara erişmek ve bunları şimdiki zaman çerçevesine aktarmaktır.

10) Dünyada mümkün olan her şey benim için de mümkündür; sadece nasıl yapılacağını bilmek gerekir. Eğer bir insan belli bir davranış sergileyebiliyorsa, o zaman benim için de bunu yapmak mümkündür. Bunun "nasıl" yapıldığını saptama işlemine "modelleme" denir. Nöro Linguistik Programlama ilk olarak bu işleme dayanarak ortaya çıkmıştır.

11) Başkaları hakkında en yararlı bilgiler davranışlardan elde edilir. İnsanların söyledikleri şeylere kulak verin ama davranışlarına daha fazla önem verin. Bu ikisi arasında tutarsızlık olduğu zaman davranışları dikkate alın. Değişikliğin kanıtını davranışlarda arayın ve sadece sözlere güvenmeyin.

12) Davranışlar ile kişilik arasında ayırım yapın. Bir başka deyişle, kişinin bir konuda başarısız olması her zaman başarısız olacağı anlamına gelmez. Davranış bir insanın her hangi bir anda söylediği, yaptığı veya hissettiği bir şeydir. Ama kişiliği bu değildir. Kişilik davranışlardan çok daha geniş kapsamlıdır.

13) Başarısızlık diye bir şey yoktur, sadece geri bildirim vardır. Deneyimleri başarısızlık çerçevesi yerine öğrenme çerçevesi açısından değerlendirmek daha doğru olur. Eğer kişi her hangi bir konuda başarılı olmuyorsa, bu başarısız olduğu anlamına gelmez. Sadece söz konusu şeyi yapmamanın bir yolunu keşfettiği anlamına gelir. O zaman kişi başarmanın yolunu buluncaya kadar davranışını değiştirmelidir.
« Son Düzenleme: Ocak 12, 2007, 01:30:28 pm Gönderen: crea » Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #20 : Ocak 05, 2007, 02:58:24 pm »

Bu da size haftasonu ödevi; 100 kere okuyun, dönüşte sınav var  Kahkaha
Sevgiler
 Öpücük Öpücük Öpücük


Kendini Gerçekleyen Kehanet


İçinizden kendinize söylediklerinize dikkat edin,
gerçek olabilirler!

Yeryüzünde yaşayan bütün insanların, kendileri ve hayatlarındaki yüzlerce şey hakkında binlerce inancı var. Ne büyük bolluk ve bereket gibi geliyor kulağa değil mi? Pek değil aslında. Hepimiz dünyayı ve kendimizi inançlarımız doğrultusunda görür, algılar ve yaşarız. Klasik bir benzetme ile açıklayacak olursak, inançlarımız arkasından hem kendimize, hem dünyaya baktığımız gözlükler gibidir. Olup biten her şey bize gözlüklerin kalınlığı, üzerindeki su lekeleri ya da rengi nedeniyle başkalarına göründüğünden farklı görünebilir. Bu aynı zamanda genellikle görüp görebileceğimizin o gözlüklere bağlı olduğu anlamına da gelir. İşte o gözlükler inançlarımızdır..

Hadi bir düşünün bakalım, içinizden kendi kendinize yapamayacağım diye defalarca tekrarlayıp, sonuçta başarılı olamadığınız kaç iş oldu? Aslında yapabilme ihtimaliniz daha yüksekti belki, ama siz tersine inanarak başarısızlığı sağladınız! Başka bir örnek verelim, "ben matematikte kötüyüm" diyen birini düşünelim. Zaten beceremeyeceğini baştan kabul ettiği için başarma yolundaki çabası da mutlaka bu inançtan olumsuz etkilenecektir. Sonuçta kırık not aldığı sınavdan çıkarken de kendisine "bak, söylemiştim, benim matematiğim iyi değil" diyecektir. Şu veya bu şekilde ne kadar negatifse de, hepimiz inançlarımızın gerçek olmasını isteriz, çünkü inançlarımızla ters düşmek huzursuzluk, ikilem, arada kalmışlık duyguları doğuracaktır.
Şimdi de bunların tam tersini düşünelim; "ben yaparım, yapmamam için bir neden yok" inancı ile yola çıkan bir kişinin, başarısız olma olasılığı, içinden tersini geçiren birinden epey yüksektir. Bugün birçok self-help kitabında pozitif düşüncenin gücü olarak lanse edilen yöntem de aslında bundan farklı bir şey değildir. Hadi şimdi hemen iç sesinizi dinlemeye başlayın: Acaba kendi kendinize neleri fısıldıyor ve ne tür mesajlar veriyor, onlara inanıyor ve sonra gerçek olmasını sağlıyorsunuz. İnançlarınız şimdiye dek sizi başarıya mı yoksa hayal kırıklığına mı götürdü? Eğer ikincisi ise onlara kulak verip, değiştirme zamanı gelmiş demektir bence.
Tekrar ediyorum, içinizden söylediklerinize dikkat edin, çünkü onları gerçekleştiriyorsunuz...


Psikolog Ümit Pembecioğlu Oktamış
« Son Düzenleme: Ocak 12, 2007, 01:32:12 pm Gönderen: crea » Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #21 : Ocak 09, 2007, 08:46:59 am »

31-08-2006
Sabah Gazetesi

Siz de Mükemmeliyetçi ve Yaptığınız İşi Bir Türlü Bitiremiyor musunuz


     Bugün sizlere toplumumuzda bence herkeste muhakkak olması gereken bir kişililik özelliğinden bahsetmeye çalışacağım . Yani "Obsesif Kişilik Özelliği"den bahsedeceğim. Bu kişiler öncelikle verilen işleri en iyi şekilde yaparlar. Canlarını dişlerine takarak çalışırlar. Dürüstlük, etiklik, dakiklik, söz vermek onlar için çok önemlidir. Tipik bir iş kolik diyebiliriz bu kişilere. Çok iyi bir baba, çok iyi bir anne ve çok iyi bir komşu olabilirler. Herkese yetişmeye çalışırlar, çok duygusaldırlar ama asla duygusallıklarını göstermek istemezler. Her şeylerini mantık ile çözmeye çalışırlar. Cümleleri genelde "meli, malı, memeli, mamalı" ile biter. "Güçlü olmalısın, asla ağlamamalısın" gibi. Bu kişiler herkese çok iyi dost olurlar ama sadece kendilerine iyi bir dost olamazlar. Kendilerine yerine göre çok acımasızdırlar. Suçlanmak, belirsizlik asla onlara göre değildir. Tüm çabaları yarın bir gün keşke dememek ve suçluluk hissetmemek içindir. Çok evhamlıdırlar. Kararsız oldukları içinde çok kolay iş bitiremezler. Asansörde kalma ihtimali istatistiklerde %1 ise, onlar için bu oran daha yüksektir. Hele hele birde yanılarak tüm korkularını yenip asansöre binmişlerse ama asansörde kalmışsa artık onları asansöre kimse bindirmez çünkü, artık hayatlarında bu oran onlar için bir daha hiçbir zaman değişmemek üzere %100 olmuştur. Şekilci olamazlar ve böyle kişilere de pek ısınamazlar, ciddidirler, bu yüzden de çevresi onlara soğuk yada benzeri isimler takar. Çok ayrıntıcıdırlar, tarihleri asla unutmazlar. Bir konuyu anlatırken ara sokaklara girer sonra ana yola geri gelmeyi ya unutur yada çok geç gelirler. Çünkü ayrıntılı anlatamazlarsa anlaşılmadıklarını yada iyi anlatamadıklarını düşünürler. Bana gelen bir kişi cebinden bir kağıt çıkararak "ben unutmayayım diye bazı notlar aldım doktor bey" diyorsa artık kişilikte pek yanılma payım kalmamıştır. Muhakkak bu kağıdın bitmesini beklemelisiniz, asla onun lafını bölmemelisiniz, en son hasta bir şey atlamadığını da kontrol ettikten sonra ancak rahatlar.Çünkü, öbür türlü sizin koyduğunuz tanıya da güvenmez. Çünkü o yanlış bilgi aktarmıştır doktorda yanlış teşhis koymuştur. Suçlu doktor değil buna kendisi iyi anlatamadığı için sebep olmuştur diye düşünür. Çocukları, eşi yada çevresi hata yapmamalıdır. Baştan savma iş yapmamalıdır. Bu nedenle bu kişilerle evlilik sürdürmek bazen zor ama genelde çokda kolaydır. Hayatı eşi ve çocuklarıdır. Vicdan hat safhada olduğu için kendi yemez yedirir, kendi giymez giydirir. Biraz elleri sıkı da olsa gerektiği yerde harcamaktan asla kaçınmazlar. Giysilere biraz antipatiktirler ve buna verilen paranın gereksiz olduğunu yer yer düşünebilirler. Ama yiyecek konusunda çok titizdirler. Buzdolapları hep doludur. Birde prospektüs saplantıları vardır. Doktor ilaç verdiyse hemen prospektüsü okur ve her yan etkinin başlarına geleceğini düşünürler. Bu nedenle doktora gitmeyi ve ilaç kullanmayı sıkışmadıkça pek sevmezler. Her konuda önlem alan bu kişiler sağlık konusunda bir şey çıkacak korkusu ile pek doktora gitmeyi sevmezler. Evet; bu dünyada herkes bu kişiler gibi olsa her toplum yükselir, suç azalır sadece kendilerini suçlamaya eğilimleri çok olduğu için intiharlar artar. Böyle bir ülke var. Gözleri çekikte olsalar ileriyi çok iyi görebilen bir ırk. Hepimizin bu kişilerden bir şeyler alması dileğiyle, o zaman bu dünyanın şu günlerde en çok zarar gördüğü psikopati yok olacaktır.
Sağlıcakla Kalın...


Psikiyatrist İbrahim Bilgen
« Son Düzenleme: Ocak 12, 2007, 01:33:48 pm Gönderen: crea » Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
salata
Öğretmen
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 203



« Yanıtla #22 : Ocak 09, 2007, 03:11:04 pm »

hahaha aynı ben yahu, ama asansör ve giysi konusu tutmuyo yannız.. asansör problemim yok ve de giysilere hastayım.. mukemmeliyeticilik kötü sey aslında, crea da üstte yazmıs, azla yetinip huzurlu olmak en güzeli.. ama tabi bunu beynimize yerleştirmek günümüz dünyasında cok zor.. cünkü bize bebeklikten beri daha fazla için cabalamamız gerektiği ögretiliyor. aslında ne kadar yalnıs.. huzurlu olan insanlar her zaman azla yetinmeyi bilen insanlar oluyor.. aslında en güzeli ve mantıklısı da o.. nie kendimi bosuna daha fazlası için yorayım ve strese sokayım ki .. huzur için herseyimi verebilirm
Logged

herşey güzel olacak.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #23 : Ocak 12, 2007, 01:42:57 pm »

Bu dünya büyük bir jimnastik salonu.
Buraya kendimizi esnek ve güçlü kılmak için geldik
    Swami Vivekananda


Her Tepki Bir Seçimdir

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşvereni olan müteahhide, çalıştığı konut yapım işinden ayrılma, eşi, çocukları ve torunlarıyla birlikte daha özgür bir yaşam sürme zamanının geldiğini söyledi.. Aldığı iyi maaşını elbette özleyecekti. Fakat emekli olmaya ihtiyaç duyuyordu ve bugüne kadar kazandığı para ona yeterdi.
Müteahhit uzun yıllar yanında çalışan işçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan, son bir iyilik olarak kendisine bir ev daha yapmasını rica etti.
Marangoz istemeye istemeye işi kabul etti. Ama gönlünün, yaptığı işte olmadığını görmek hiç de zor değildi. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. İşini bitirdiğinde, müteahhit, evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. "Bu ev senin" dedi, "sana benden hediye".
Marangoz şoke oldu. Ne kadar utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu böyle baştan savma ve kalitesiz malzemelerle inşa eder miydi? Şimdi o evde yaşamak zorunda kalacak olan kendisiydi.
Hepimiz kendi hayatımızın marangozuyuz. Yaşamımızı özenle mi, katlanarak mı yaşayacağımız kendi seçimimiz. Kaliteli ya da kalitesiz bir yaşam inşa etmek de kendi seçimimiz. Gerçek kültür insanın kendisini var olan her şeyin en kalitelisiyle tanıştırmasıdır. Gün be gün kendi hayatımızı inşa ederiz.. Çoğu zaman da, yaptığımız işin en iyisini yapmak yerine onu baştan savılması gereken bir görevmiş gibi yaptığımızda aldığımız sonuçları beğenmez ve çevremizi suçlamaya başlarız. Keşkelerimizin sayısı çoğalmaya başlar. Keşke öyle değil de böyle yapsaydık& Keşke öyle yapmasaydık... Keşke farklı tepki verseydik. Ama hayat geriye dönmez. Artık o evde yaşayacak olan biziz. Kendi yuvamızı kendimiz yaparız daima.
Yeteneklerimiz ne yapabileceğimizi, motivasyonumuz yaptıklarımızı, tutumumuz ise ne kadar iyi yaptığımızı belirliyor. Gerçekten de günümüzün en büyük keşfi, düşüncenin gücü. Hayatımızı şekillendirmekte düşüncenin doğrudan etkisi olduğunu artık biliyoruz. Bu kadar yaygın bilinen şeyin bu kadar az kullanılması da işin acı yanı. Sağlıklı bakış açısına sahip bir kişiyi kimse durduramaz ama sağlıksız bakış açısına sahip kimseye de hiçbir güç yardım edemez. Mutsuzluk bağımlılığı denilen bir bağımlılık türü var. Bu bağımlılığın da çok bağımlısı var ne yazık ki insanlık ailesinde.
Evi bir günde inşa etmiyoruz; her gün diktiğimiz bir duvar, çaktığımız bir çivi, döşediğimiz bir yerle inşa ediyoruz. Hayata kendin pişir kendin ye lokantası da diyebiliriz.. Bugünkü düşüncelerimizle, tercihlerimizle, davranışlarımızla yarınımızı inşa ediyoruz. Öyleyse her seçimimizi bilinçlice yapmak için biraz daha özen göstersek ve bilincimizi geliştirmek için emek harcasak kendi iyiliğimize olmaz mı?

Esas soru: Kendine iyilik yapacak kadar sevilmeye layık ve değerli görüyor musun kendini?


Nil Gün
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #24 : Ocak 14, 2007, 08:47:26 am »

Özgüven Problemleri


İçedönüklük, çekingenlik, güvensizlik

Özgüven; bireyin kendi yeterlilikleri, yetenekleri ve değerleri hakkındaki duygu ve düşünceleridir.  Yeterli/yapabilir ve sevilmeye layık olma duyguları ile şekillenir.

Özgüven, karakter, zekâ ya da fiziksel özellikler gibi çocuğun doğuştan getirdiğimiz özellikler çevresel etkiler ile çok erken dönemlerde şekillenmeye başlar. Öncelikle anne babanın sözel ya da sözel olmayan tepkileri ile çocuğa yönelik tutum ve davranışları (övgüleri, eleştirileri vb.) ile gelişir. Anaokulu ya da ilkokula başlama gibi aile dışındaki sosyal ortama girişle birlikte ise çevrenin görüşleri de özgüvenin gelişiminde önem kazanır.

Olumlu özgüvene sahip olan bir çocuğun kendisini algılama biçimi; bulunduğu sosyal ortamlarda etkili ve farklı olabilmesini, karşılaştığı yeni problemlerle baş edebilmesini, çözüm üretebilmesini, başarısızlığı kabul edebilmesini ve bu durumdan olumlu sonuçlar çıkarabilmesini sağlar.

Olumsuz özgüven geliştirmiş çocuklar ise; girdikleri ortamlarda utangaç, çekingen, aşırı sessiz ya da tam tersi oldukça saldırgan veya zorba davranışlar sergileyebilir, yeni aktivitelere girmekte zorlanabilir ya da reddedebilir, hata yapmaktan aşırı korkar, sınavlardan tedirgin olur ya da mükemmeliyetçilik gibi davranışlar sergileyebilir. Bazen çocuklar, anne babaların özgüven geliştirmeye yönelik çabalarına da olumlu tepkiler vermezler veya işbirliği içine girmezler. Bu durumda ise kullandığınız yöntemleri yeniden gözden geçirmeniz ve gerekirse bir uzman yardım almanız gerekmektedir.


Olumsuz özgüveni olan çocukların gösterdiği davranışlar;

Başarısızlıktan ve hata yapmaktan korkar,
En ufak bir hayal kırıklığı bile tolere edemez
Başarısızlığı kabul edemez,
İlgi çekmek için girdiği ortamlarda bebeksi davranışlar sergiler,
Yetersizlik ve güçsüzlük gibi duygularını bastırmaya ya da saklamaya çalışırken, saldırgan, katı ve kontrol edici davranışlar sergiler,
Başarısızlık ya da hataları ile ilgili objektif değerlendirmeler yapamaz,
Okul başarısı ile var olan potansiyeli uyumsuzdur,
Sosyal olarak geri çekilir, reddedilmekten korkar, arkadaşları ile olan ilişkisi azalır ya da kesilir.
Yalnızlık duygusu eşlik eder,
Sevilebilir ve tercih edilebilir olduğuna inanmaz, herkesin kendisinden üstün olduğuna inanır,
Diğer insanların kendisiyle ilgili eleştiri ve düşüncelerine karşı aşırı hassasiyet gösterir,
Bir gruba dâhil olabilmek için, akran grubunun olumsuz davranışlarını taklit eder.


Agape Danışmanlık
« Son Düzenleme: Ocak 18, 2007, 05:47:30 pm Gönderen: crea » Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #25 : Ocak 16, 2007, 09:25:55 pm »

Bu, ODTÜ'nün rehberlik departmanının, üniversite öğrencileri için hazırladığı, mükemmeliyetçiliğin zararlarını anlatan, öğrenci olsanız da olmasanız da eminim kendinizden çok şey bulacağınız bir yazı.
Salata'cığım, sen iyi oku özellikle, bak sen bu yazıyı 6 yıl önce okusan belki bırakmazdın okulu  Göz kırpan



Niçin Mükemmel Olmak Zorunda Değilsiniz?


Sizler, üniversiteye başlamakla hayatınızda yeni bir döneme adım atmış
oldunuz. Üniversite hayatı, birçok yeni durum ve olayla karşılaşacağınız, yeni beceriler geliştirmeniz gereken, daha yoğun insan ilişkilerinin yaşandığı bir dönemdir.
Bu gibi değişimlere karşı tutum ve tavrınızın nasıl olduğu bu önemli dönemi nasıl geçireceğinizi etkiler. Bu dönemi mümkün olduğunca rahat, sağlıklı ve kazanımlarla geçmek oldukça önemlidir. Mükemmelliyetçilik bu süreçte size engel olabilecek durumlardan bir tanesi olabilir.

Mükemmellik, mükemmel, kusursuz, dört dörtlük çok sık duyduğumuz,
kullandığımız ama çoğu zaman da gerçek anlamı üzerinde pek düşünmediğimiz kelimelerdir. Hepimiz çocukluğumuzdan beri hep daha iyisini yapmak, sürekli kendimizi geliştirmek için çabalıyoruz. Örneğin; notlarımızın belli bir seviyenin üzerinde olması için uğraşıyoruz, ilgilendiğimiz spor dalındaki başarımızın takdir edilmesini bekliyoruz. Bu amaçlarımıza ulaştığımızda kişisel bir tatmin yaşıyoruz ve çevremizdeki insanlardan onay alıyoruz. Bu durum kimilerimizin düşündüğü gibi
mükemmel olma çabası değil. Bu şekilde yaşanan performansımızı geliştirme isteği sağlıklı bir çaba ve kendimizi geliştirmemizi, hedeflerimize ulaşmamızı sağlıyor. Ama mükemmeliyetçilik bu sağlıklı çabadan çok farklı.

Peki bu farklar neler diye sorabilirsiniz? Mükemmelliyetçi bir kişiyseniz,
hayatınızın bu yeni döneminde herşeyin kusursuz olması gerektiğini düşünebilirsiniz.
Bu özellik birçok alanda kendini gösterebilir. Öncelikle ODTÜ ve üniversite yaşamı ile ilgili çok yüksek beklentiler oluşturmuş olabilirsiniz. ODTÜ gibi iyi bir okulda hiçbir aksaklıkla karşılaşmamalıyım, derslerde çok kapsamlı bir içerik olmalı, bir üniversite öğrencisi olarak hiç hata yapmamalıyım, hocalara istediğimde ulaşabilmeli, sorularıma cevap alabilmeliyim, yeni bir hayata başlıyorum, daha önce yapamadığım herşeyi yapmalıyım, geldiğim okulun/şehrin en iyi öğrencilerindendim, burada da çok iyi olmazsam insanların yüzüne bakamam diye düşünebilirsiniz. Bu mükemmeliyetçi yaklaşım derslere, ders çalışmaya bakış açınızı da etkileyebilir. Örneğin; üniversitede yüksek notlar almam kariyerim için çok önemlidir, hazırlıkta İngilizceyi çok iyi öğrenemezsem bu okulda kalmayı haketmiyorum demektir, ders çalışmanın tek bir doğru yöntemi vardır ödevlerimi çok kapsamlı hazırlamalıyım, hiç eksik olmamalı, öğretmenin söylediği hiçbirşeyi kaçırmamalıyım, hepsini not almalıyım gibi. Bunların yanısıra, yeni bir ortama uyumunuzu kolaylaştıran etkenlerden olan yakın ilişkiler kurma ve kendinizi geliştirecek sosyal aktivite ve hobilere katılma konusunda da mükemmeliyetçilik size engel olabilir. Örneğin; sıradan bir merhaba ile değil, kendimi daha iyi tanıtacak bir yol bulmalıyım düşüncesiyle iki haftadır sınıf arkadaşlarınızla tanışamamış olabilirsiniz, veya kısa zamanda tanıdığınız birkaç kişiye bakıp burada asla kendime uygun bir arkadaş bulamayacağım diye düşünüp insanlardan uzaklaşmış olabilirsiniz.
Sosyal aktivitelerle ilgili olarak da eğlenceye/hobilerime zaman ayırırsam okulu bitiremem veya bunun tersi olarak sosyal ortamlarda çok etkin olmalıyım, bir üniversite öğrencisi olarak her alanda kendimi geliştirmeliyim diye düşünebilirsiniz.

Yukarıdaki örneklerde anlatılmaya çalışılanları belli başlıklar altında
toplayabiliriz. Tüm bunlar mükemmelliyetçiliğin nasıl çok boyutlu bir kavram
olduğunu anlamamıza yardımcı olabilir. Mükemmemlliyetçilikte görülen temel özellikler şunlardır;

-Kişinin kendisi ve önemli bulduğu diğer insanlar için ulaşılması neredeyse
imkansız hedefler belirlemesi ve bu hedefleri gerçekleştirme konusunda
gerçekçi olmayan, çok yüksek performans beklemesi. Örneğin; hazırlığı
birincilikle bitirmeliyim, İngilizce yeterlilik sınavından 100 almalıyım,
artık bir üniversite öğrencisiyim, bütün sorunlarla kendim başedebilmeliyim gibi.

-Kişinin sadece başarılı olduğunda, hiç hata yapmadığında kendini iyi
hissetmesi, kendine güvenmesi. Örneğin; İngilizce yeterlilik sınavından 100 alamıyorsam bu okulda okumayı hak etmiyorum demektir.

-Hatalara, başarısızlıklara aşırı duyarlı olma. Örneğin; sınıfta İngilizce
konuşurken o hatayı nasıl yaptım, geçen haftada benzer bir hata yapmıştım, artık derste bir daha konuşamam.

-Katı, acımasız bir şekilde kendini eleştirme ve cezalandırma. Örneğin;
Sürekli hata yapıyorum, ben burada okumayı hak etmiyorum.

-Sürekli yapılan işin yeterince iyi olmadığından şüphe duyma, başarılardan
tatmin olamama. Örneğin; öğretmenim hazırladığım ödevin iyi olduğunu
söyledi ama bence çok eksiği var, sınavdan iyi not aldım ama bu daha ilk
sınav, o yüzden kolaydı

-Ancak önemli bulduğu her alanda başarılı olursa kendini değerli hissetme.
Örneğin; bir üniversite öğrencisi olarak derslerde, sosyal ilişkilerimde,
hobilerimde çok başarılı olmalıyım.

-Düzen, kontrol ve planlama konusunda aşırıya kaçma. Örneğin; yurttaki odam temiz ve düzenli olmadan ders çalışamam, arkadaşım aldığı kitabımı yanlış yere koymuş, ne kadar dikkatsiz bir insan, hergün bir saatimi plan yapmaya ayırmalıyım, bu planı sürekli kontrol etmeliyim, planda bir aksaklık olursa yeni bir plan yapmalıyım.

Eğer siz de bu tip özelliklere sahip mükemmelliyetçi bir kişiyseniz birtakım katı inanç ve kurallarınızın olması olasıdır. İnsanların bana değer vermesi, beni sevmesi için hiç hata yapmamam gerekir, İnsan bir işi iyi yapamıyorsa hiç yapmasın daha iyi, Bir işte tümüyle başarısız olmakla yarı yarıya başarısız olmak arasında pek fark yoktur diye düşünüyor olabilirsiniz. Bu katı kurallar yaptığınız bir takım düşünce hatalarıyla bağlantılı olabilir. Ya hep ya hiç şeklinde düşünüp, performansınız tam
anlamıyla kusursuz değilse kendinizi başarısız olarak değerlendirebilirsiniz. Aşırı genellemeler yaparak tek bir duruma ya da davranışa bakarak kendiniz veya diğer insanlarla ilgili önyargılar oluşturabilirsiniz. Asla, herzaman, daima, hiçkimse, herkes, kesinlikle gibi katılık içeren kelimeleri sıkça kullanabilirsiniz. Olumsuzlukları büyütüp, yalnızca olumsuz ayrıntılara odaklanabilir, bu sırada olumlu olayları, gelişmeleri dikkate almayıp, onları yok sayabilirsiniz. Bazı olayların önemini (kendi başarısızlıklarınız ve diğer insanların başarıları) gereksiz biçimde abartıp, diğerlerini (kendi olumlu özellikleriniz, başarılarınız ve diğer insanların başarısızlıkları) önemsiz kılabilirsiniz.

Tüm bu düşünce hataları ve katı kurallar sonucunda da birtakım olumsuz duygu ve durumla karşı karşıya kalabilirsiniz. Yoğun suçluluk, utanç, kaygı, kararsızlık, çökkünlük, yetersizlik duyguları yaşayabilir, kendinize olan güven ve saygınız azalabilir. Hepimizin zaman zaman bu tip duygular yaşaması son derece doğaldır ama çok yoğun ve sıkça yaşandığında bu duygular performans ve motivasyonunuzu düşürebilir, çeşitli psikolojik sorunlara neden olabilir. Bu olumsuz duyguların yanında mükemmelliyetçilikle bağlantılı birtakım sağlıksız davranışlar da geliştirebilirsiniz. Bir ödevi defalarca yazmak, doldurduğunuz bir formu veya sınav kağıdını defalarca kontrol etmek gibi yaptığınız her işi aşırı şekilde planlayabilir, işi yaparken attığınız adımları aşırı şekilde tekrarlayabilir veya sürekli kontrol etme ihtiyacı duyabilirsiniz.
Öncelikli ve önemli işlerinizi sürekli erteleyebilir, başlamaktan kaçınabilir veya başlasanız bile en ufak bir hatada vazgeçip, bırakabilirsiniz. Erteleme ve karar verme güçlüğü yüzünden çok yavaş davranabilir, zamanı iyi kullanamayabilirsiniz. İşleri iyi ve doğru şekilde yapamayacaklarını düşündüğünüz için diğer insanlara sorumluluk vermekten kaçınabilir, bu yüzden ekip çalışmalarında başarısızlık yaşayabilirsiniz.
Diğer insanlarla ortak çalışma yapmak zorunda kaldığınızda da sürekli onları izleyip kontrol etmeye ve onların davranışlarını değiştirmeye çalışabilirsiniz. Benzer şekilde hata yapmaktan çekindiğiniz için kendi gelişiminizi sağlayacak yeni sorumluluklar almaktan da kaçınabilirsiniz.

Bütün bu olumsuz duygu, inanç ve davranışlar fiziksel ve psikolojik sağlığınızı, iş, okul ve ev hayatınızı, insanlarla ilişkilerinizi ve hatta boş zaman ve eğlence etkinliklerinizi olumsuz yönde etkileyebilir. Fiziksel etkilerine bakıldığında, mükemmelliyetçiliğin getirdiği yoğun stres mide ve bağırsak sorunları, çeşitli ağrılar ve dermatolojik problemlere neden olabilir. Mükemmelliyetçilik, depresyon, kaygı bozukluğu, yeme bozuklukları gibi çeşitli psikolojik problemlere zemin hazırlayabilir. Daha da önemlisi günlük hayatta birçok probleme neden olabilir.
Mükemmelliyetçilik, okul hayatında verimsizlik, yaratıcılıkta düşüş, kişilerarası ilişkilerde yoğun çatışma ve güvensizlik, yakın arkadaşlıklar kuramama gibi tüm hayatınızı kapsayabilecek etkilere sahiptir.

Peki, mükemmelliyetçilikle nasıl başedebilirsiniz? Mükemmelliyetçilik
hayatınızın pekçok alanını etkileyebileceği için, çoğu zaman tek başına üstesinden gelmesi zor bir durum olabilir. Bu yüzden bir uzmandan yardım almak oldukça önemlidir. Ama bu sırada sizin de yapabileceğiniz birtakım uygulamalar olabilir.

Bunlar;

* Mükemmelliyetçi davranışları sağlıklı çabaya dönüştürmede atacağınız ilk adım mükemmelliyetçilik konusunda bilgilenmek ve mükemmelliyetçiliğin
istenmeyen, size zarar verebilecek bir durum olduğunu kabullenmektir.
* Sadece başarısızlık ve kendini küçümseme ile sonuçlanacak kadar yüksek beklentiler yerine kendi sınırlarınız, yetenekleriniz ve ilgileriniz ve ihtiyaçlarınız içinde ulaşabileceğiniz hedefler belirlemeye çalışabilirsiniz. Bunu yaparken, koyduğunuz hedeflerin ulaşılabilir, sözel olarak ifade edilebilir, belirli, net ve ölçülebilir olmasına dikkat etmelisiniz. Yapacağınız işi, ufak parçalara bölüp, her bir parçayla ilgili, birbirini takip eden, ardışık hedefler oluşturmaya, bir amacınızı gerçekleştirdiğinizde, onun bir basamak üstündeki amacı gerçekleştirmeye çalışabilirsiniz.
* Sadece hatalara odaklanmak yerine o işi yaparken attığınız adımları farketmeye çalışabilirsiniz. Hatalarınızı kabul edip, onları bir öcü gibi değil de, gelişmemizi sağlayan deneyimler olarak görmeyi öğrenebilirsiniz.
* Kendinizi hatalarınız konusunda bağışlayabilmeyi deneyebilirsiniz. Kendinizi değerlendirirken, olumsuz olduğunu düşündüğünüz özelliklerinizin yanında olumlu, iyi yanlarınızı da görmeye çalışmalısınız. Kendinize bir bütün olarak bakmayı öğrenebilirsiniz.
* Mükemmelliyetçiliği besleyen, size zarar veren düşünce ve davranışları
değiştirmeyi, yerine daha uygun alternatifler koymayı deneyebilirsiniz.
* Yeni deneyimlere öğrenmek, gelişmek için fırsatlar olarak bakmaya
çalışabilirsiniz, kazanılıp-kaybedilen durumlar olarak değil. Bir işi planlarken ne yapabileceğinizden başlamaya çalışabilirsiniz, ne yapmanız gerektiğinden değil.
* Denediğiniz, çaba gösterdiğiniz herşeyi önemsemeyi öğrenebilirsiniz. Sadece bir etkinliğin sonucuna değil, bu etkinliyi yaparken yaşadıklarınıza da odaklanmaya çalışabilirsiniz.
Bu önerileri uygulamayı deneyebilirsiniz. Denemeye mükemmel olmadığını
düşünüp yarım bıraktığınız işlerin bir listesini yaparak başlayabilirsiniz. Bu listenin başına bu işler kusursuz bir şekilde değil de, sırf yapmaktan zevk aldığım için yapacağım işlerdir hatırlatmasını yazabilirsiniz. Bu listedeki maddeleri hergün uygulamaya koyarak mükemmel olmama cesaretini kazanmaya çalışabilirsiniz.

Unutmayın, bize biz olma özelliğini veren mükemmel olmayan yanlarımızdır.
Hepimiz mükemmel olsaydık, tekdüze, durağan, soğuk varlıklar olurduk. Mükemmel olmayan yanlarımız olmasa gelişemez, ilerleyemezdik.


Hazırlayan: Uzm. Klinik Psikolog Pınar Özulu
« Son Düzenleme: Ocak 18, 2007, 05:48:18 pm Gönderen: crea » Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
mavihayat
Öğretmen
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 112



« Yanıtla #26 : Ocak 17, 2007, 01:09:06 am »

sevgili crea çok güzel bir yazı....

Paylaştığın için teşekkürler...

Bir an ben de yaptım değil mi bunları dedim. Yapmışım gerçekten  Gülümseme Lisedeki durumum geldi aklıma... Hatırlıyorum da fizik yazılısından beklediğim notu alamamıştım. E bunun bir cezası olmalıydı. 3 gün ağzıma su dahi sürmedim.İyi mi yaptım? Tabii ki hayır! Notum değişti mi? E hayır.

En iyi olacağım derken.... Neyse ki şimdi bunlara gülebiliyorum! Kendime çok fazla ceza veriyordum bir zamanlar! Mükemmeliyetçiysem şunları hep hissedeceğim:

* Asla mutlu olamayacağım.Çünkü hedeflerim hep yapabilceğimden yüksek olacaktır. Ya da bir insnaın yapabileceğinden.

* Farkında olmadna sürekli bir yarış halinde olacağım. Hem kendimle hem diğer insanlarla....

* Hedefime ulaşamadığımda rahatsız olacağım ve bunun için kendimi suçlu hissedeceğim.

* Suçlu hissettiğim için bir şekilde kendimi cezalandırmaya çalıaşcağım. Bu hem psikolojimi hem de sağlığımı tehlikeye sokacak.

* Takdir edilsem bile bunun altında birşey olabileceğini düşüneceğim. (Benden başka saf var mıdır bilmiyorum,öğretmenine gidip siz bana torpil yapıyorsunuz. Ben 5 almamalıydım diyen  Kahkaha )

* Hata yaptığımda buna katlanamayacağım. Bu yüzden günlerce kendi kendimi yiyeceğim.

* Hiçkimse beni ağlarken görmeyecek. Duygusal durumlarda bile kendimi tutacağım ve kasacağım. Ağlarsam gee,kimse görmeden ağlayacağım.Acımı bile belli edemeyeceğim.

...........

  Daha uzar da bunlar... Bunları yazarken bile gülüyorum kendime! Kendimi doğa üstü bir varlık sanmışım meğer... Yeni bir tür!Ama yokmuş öyle birşey.
  Çok sevdiğim bir doktorum benimle mükemmeliyetçi bir insanın hastalığını kabullenmeyip nasıl savunduğunu anlatmıştı. Doktorlar ona "dört dörtlük insan yoktur.dünyada öyle birini bulamazsın olmazsın da " demişler. Cevap olarak "E ben de dört üçlüğüm o zaman yada öyle olmalıyım!Olanın en iyisi yani!" demiş... Her şeyde olduğu gibi insan kendini görmeli, ne olduğunu bilmeli ve KABULLENMELİ!

  Ara sıra şımartmalı da kendini..... Yapamadığında cezalandımak yerine yaptığında ödüllendirmeli... İnsan o zaman çok mutlu oluyor. (Mesela ben yemeye başldığımda ve kusmadığımda kendime bir elbise almıştım.Sıradan bir elbise olsa bile benim en çok sevdiğim eşyam.Ve gördüğümde beni mutlu eden tek kıyafet!)

  Mükemmel miyim? Hayır. Olmak istiyor muyum? Hayır.

  Hatalarım var mı? Bol miktarda... Cezalandırmadan kabullendim düzeltmeye çalıştım.

  En iyi olmayabiliriz,ki bu gayet normal. Herhangi bir konuda bizden iyisi olabilir. Ama çizelen hayat resminde herkesin fırçasının darbesi farklı bir renk katar resme... Çoğaltır,güzelleştirir,resmi derinleştirir,başka bir anlam yükler.....

Ben yine çok konuştum  Kahkaha

Herkese sevgiler...
Logged
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #27 : Ocak 18, 2007, 05:41:08 pm »

Kendimizi Tanımak


Örnek Olay: Bir Kartal Masalı

Bir zamanlar, büyük bir dağın tepesinde bir kartal yuva yapmış. Bir süre sonra kartalın, dört adet yumurtası olmuş. Yumurtalar henüz kuluçka dönemlerindeyken dağda bir deprem olmuş. Kartalın yuvasındaki dört yumurtadan biri, depremin şiddetiyle yuvadan düşüp, dağın tepesinden yuvarlana yuvarlana vadideki bir çiftliğe dek ulaşmış. Bu çiftlik, bir tavuk çiftliğiymiş. Çiftlikteki tavuklar, kendi yumurtalarına pek benzemeyen bu değişik ve biraz da büyük yumurtayı sahiplenmek istemişler. Yaşlı bir tavuk, yumurtayı koruması altına almış ve öteki yumurtalardan çıkacak yavrulardan ayırmaksızın büyütmeye karar vermiş.
Günü dolup, zaman geldiğinde yumurtanın içindeki kartal yavrusu kabuğunu kırmış ve dünyaya gelmiş.
Bir tavuk çiftliğinde bulunduğunu ve kendisinin de çevresindeki yüzlerce tavuğun arasında olduğunu görünce, kendini de tavuk sanmış ve çiftlikteki tavuklarla birlikte, oda bir tavuk gibi büyümeye başlamış. Yalnızca o, kendisini tavuk gibi görmekle kalmıyor, çiftlikteki tüm tavuklarda onu bir tavuk olarak görüyorlar ve ona bir tavuk muş gibi davranıyorlarmış. Zaman zaman içinden;
- "Ben çevremdeki tavuklara benzemiyorum... Acaba ben kimim?" diye soruyormuş.
Ama bu kuşkusunu bir türlü dile getiremiyormuş. Ne de olsa o da bir tavukmuş ve tavuk olduğunu da bilmeli, kabul etmeliymiş.
Bir gün çiftlikte öteki tavuklarla birlikte oyun oynarken, yukarılardan birkaç kartalın özgürce uçtuklarını görmüş.
Kendini tutamamış, yüreğinde bir anda oluşan coşkuyla haykırmış:
- "Aman Allah'ım, ne kadar güzel uçuyorlar. Bende onlar gibi uçmak istiyorum..."
Tavuklar, onun bu sözlerine hep birlikte gülmüşler.
"Sen bir tavuksun ve şunu asla aklından çıkarma; tavuklar kartallar gibi uçamazlar."
Küçük kartal, o günden sonra hemen her gün gökyüzüne bakıyor ve yukarılarda uçan kartal arıyormuş gözleriyle... Bir kartal gördüğünde ise çiftlikteki öteki tavukları unutuyor, gökteki kartal gözden kayboluncaya dek büyük bir hayranlıkla ve özlemle, onu izliyormuş
Sonra da tüm hayranlığını ve özlemini, kartal gördüğü her zaman olduğu gibi, hep aynı sözlerle dile getiriyormuş:
- "Ah tanrım, ne olur, ben de onlar gibi uçabilsem... Ben de onlar gibi özgürce kanat açabilsem göklerde..."
O böyle konuştukça, bu kez çevresindeki tüm tavuklarda her zaman söyledikleri sözleri bir kez daha, bir kez daha yineliyorlarmış:
- "Vazgeç düşlerinden... Sen tavuksun ve hep tavuk olarak kalacaksın..."
Küçük kartal, çevresindeki tavukların her gün birkaç kez yineledikleri bu sözlerinden öylesine etkilenmiş ki... Sonunda bir kartal gibi göklerde özgürce kanat açmak düşünden vazgeçmiş ve yaşamını bir tavuk gibi sürdürmeyi kabul etmiş. Ve bir tavuk gibi sürdürdüğü yaşamının sonunda bir tavuk gibi ölmüş.


İnsan, kendi sorunlarıyla baş edebilir ve kararlarını kendi uygulayabilirse, kendini daha güçlü hisseder.

İnsan, dış etmenler tarafından engellenmedikçe kendi yönünü seçebilme yeteneğine sahip olan bir varlıktır.

Kendini iyi tanıyan insan, kendini daha çok kabul ettiren insandır.

Kendini tanıyan kimse, gerçek duygu ve düşüncelerinin farkındadır.

İnsanın kendini tanıyabilmesi, kendi gücünü keşfetmesine bağlıdır; Bunun için: İnsan yaşantısını ve yaşantısındaki değişimi gerçekleştirecek gücü kendi denetimi altında tutmalıdır. Bunun için kendine yeteri kadar özgüveni olmalıdır.
Sorumluluk bir başkasına ya da yaşam tarzına devredilmemelidir.
Hızlı bir şekilde öğrenmeye ve çevrede olup bitenleri anlamaya çalışılmalıdır.
Gerilim denetim altına alınmalıdır. Aşırı baskı altında kalmak kadar, tümüyle stressiz olmak da sakıncalıdır.
Aşağılık duyguları içinde, insan, kendi gücünü aşan girişimlerde bulunmamalıdır.
Değiştirilemeyecek koşullar belirlendikten sonra, yaşantının geri kalan kısmı, insanın kendi kararları doğrultusunda şekillendirilmelidir.
Değişim isteğine karşı koyan, eskisi gibi davranma davranışının yenilmesi gerekir.
İnsanın haklılığını savunacak sözü olmalıdır. Bu, korkaklıkla (pasiflik) saldırganlık arasında bir yerdir. Bunun yeri doğru belirlenmelidir.
İnsan olaylar karşısında soğukkanlı olmalıdır. "Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur" ya da "öfkeyle kalkan, zararla oturur" özdeyişleri unutulmamalıdır.
Davranışların sözler kadar etkili olduğu, beden dili kullanılarak gösterilmelidir.
İnsan ilişkilerinde, iyi olan bütün gücün gösterilmesi gerekir.
Yaşamak için bir amaç edinmek, değişiklik yapma sorumluluğunu sürekli duymakla olacaktır.


Alıntıdır.
« Son Düzenleme: Ocak 18, 2007, 05:45:30 pm Gönderen: crea » Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #28 : Ocak 20, 2007, 04:32:08 pm »

Özgüven Nasıl Kazanılır?


Özgüven önemli bir kişisel özelliktir; yaşamla baş etmemizi ve sorunlarla gerçekçi bir şekilde mücadele etmemizi sağlar ve zorluklara dayanmamızı kolaylaştırır. Özgüven kazanma süreci, yaşamın önemli zorlukları ile başa çıkma gücüne sahip ve mutlu olmaya layık bir kişi olma deneyimidir.

Özgüven insana güç verir, enerjisini artırır ve daha fazla çaba göstermeye özendirir.  Başarı için ilham kaynağıdır. Başarılarımızla gurur duymamızı ve onlardan keyif almamızı sağlar.

Bizim yaklaşımımıza bağlı olarak başka insanlar ve dışımızdaki olaylar özgüvenimizi yükseltebilir ya da bitirebilirler. Yaşama özgüvenli bir şekilde yaklaşmak ve bunu sürdürmek önemlidir. Ancak, aşırı bir güven duygusu ile hareket ederek kendimizi ve diğer insanları tedirgin etme riskini de almamak gerekir.

Özgüvenimiz olmadığında işleri yapabilme yeteneğimizden emin olamayız. Gerekli beceriye ve deneyime sahip olduğumuzu bildiğimiz halde daha önce hiç yapmadığımız bir işle karşılaştığımızda endişeleniriz. Birçok durumda, özellikle karar vermemiz, inisiyatif kullanmamız veya yeni insanları işin içine katmamız gereken durumlarda rahatsız ve huzursuz oluruz.

Buna karşın, aşırı bir güven duygusu içinde davrandığımızda; sınırlarımız olduğunu kabul etmek istemeyiz, yeteneklerimiz hakkında gerçekçi olmayan düşüncelere kapılırız.  Üzerimize aşırı iş yükü alırız, böylece her zaman iyi iş yapamayız. En iyiyi bizim bildiğimizi düşünürüz, önerileri göz ardı ederiz, bize yardım etmek isteyenleri de genellikle reddederiz.

Olması gereken düzeyde bir özgüvene sahip bulunduğumuzda ise; en iyi için çaba göstereceğimizi ve kabul edilebilir bir sonuç ortaya koyacağımızı bilerek işleri ele alırız. Bir işi yapamadığımızda mazeret üretmek yerine yeniden denemeye başlarız. İlk seferinde tümüyle doğru olarak anlamadığımız ya da yapamadığımız bir işin dünyanın sonu anlamına gelmediğini biliriz. Hatalarımızı dert etmek yerine onlardan ders almasını becerebiliriz. Bir çok durumla ve sorunla daha iyi baş edebiliriz.

Özgüven hedeflerimizin peşinden giderken bize güç verir. Başarılarımızla doyum ve rahatlık hissetmemize izin verir. Özgüvenimizin güçlü olması durumunda başarı bize doğal ve doğru gelir. 

Birçoğumuz, belirli zamanlarda, belirli insanlarla ve belirli durumlarda kendimizi güvenli hissederken bazı durumlarda, zamanlarda ve bazı insanların karşısında özgüvenimizi yitiririz. Kendimize olan güven duygumuzu nelerin etkilediğini doğru anlamamız gerekir.

Bunun için şu soruları kendimize sormalıyız ve dürüst cevaplar vermeliyiz.

Ø Kendimize en çok güvendiğimiz zamanlar hangileridir? Yeteneklerimizden emin olduğumuz ve kendimizi en rahat hissettiğimiz durumlar nelerdir?

Ø Karşısında özgüvenimizin en yüksek olduğunu düşündüğümüz insanlar kimlerdir? Niçin?

Ø Onlar, bize özgüvenimizi artıracak ne söylüyorlar veya ne yapıyorlar?

Ø Ne zaman kendimize olan güvenimizin en düşük olduğunu hissediyoruz?

Ø Özgüvenimizi azaltanlar nelerdir? Hangi insanlar ve hangi durumlar bizim kendimizi güvensiz hissetmemize neden oluyor? Söylenen ya da yapılanlar nelerdir?

Bu sorulara cevap verirken hazır olmadığınız yeni durumlardan ya da kıyafetinizin ve dış görünümünüzün iyi olduğu zamanlardan söz edebilirsiniz. Özgüven, çoğunlukla, kendimizi nasıl hazırladığımız ve kendimizi nasıl gördüğümüz ile ilgilidir. Özgüven gelip giden, azalıp artan bir duygudur. Bazı günler kendimizi diğer günlere göre daha güvenli ve güçlü hissederiz. Bazı günlerde de kendimizi arkadaşlarımızın yanında yetersiz hissederiz veya kendi yeteneklerimizi sürekli olarak onlarınki ile kıyasladığımız durumlar yaşarız.

Özgüvenimizin zayıfladığı durumlarda yapabileceğimiz ilk iş, hiç kimsenin mükemmel olmadığını kabul etmektir. Belki, başka insanların sizin sahip olmadığınız becerileri vardır. Ancak, siz de büyük olasılıkla onların yapamadığı bazı şeyleri yapabiliyorsunuz.

Özellikle, onlarla rekabet edebileceğiniz alanlarda kendi yeteneklerinizi geliştirmeye odaklanın. Tüm yapabileceklerinizi aklınıza getirin, yapamayacaklarınız için fazlaca endişelenmeyin, onlara takılıp kalmayın.

Özgüveni artırmanın iyi bir yolu, yaşamdaki başarılarımızı hatırlamaktır. Sahip olduğumuz tüm yeteneklerimizi, iyi kullandığımız becerilerimizi aklımıza getirelim ve güvenli davranarak kazançlı çıktığımız zamanları hatırlayalım.

Eğer, siz de özgüveninizi kazanmak ve geliştirmek istiyorsanız, yeteneklerinizi önemseyin ve kabuğunuzdan çıkın. Daha rahat ve girişken davranmayı öğrenin. Fikirlerinizi daha sesli ifade edin. Sorumluluklar alın. İş yaşamınızda karar alma süreçlerinde ve uygulamalarda daha aktif olarak kendinizi gösterin. Enerjik olmak için bu tür insanları kendinize örnek alın. Cesaretli olun, hata yapmaktan korkmayın. Başarısızlıkların birer ders olduğunu ya da başarı yolunda küçük molalar olduğunu düşünün. Elde ettiğiniz her başarıyla özgüveninizin arttığını göreceksiniz.


İsmet Barutcugil
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #29 : Ocak 21, 2007, 10:53:05 am »

Cam Tavan Sendromu


''Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, akliniz bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya baslar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, akliniz yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardim etmek için çalışmaya baslar"
Dr. David J. Schvartz
 

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camin ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler. Artik hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama i