Ana Menu
Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Psikoloji
Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları
İçerikler
Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv
Psikoloji Testleri
Eğlence Testleri
Kişilik Testleri
Yazarlar
Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
Anasayfa
Forum
Psikoloji-Terapi
Bulimia ve Anoreksiya
YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Ekim 07, 2008, 12:16:48 pm
Hatunca.NET Forum
Psikoloji-Terapi
Bulimia ve Anoreksiya
(Moderatör:
crea
)
YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« önceki
sonraki »
Sayfa:
1
2
3
4
5
6
[
7
]
Gönderen
Konu: YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR (Okunma Sayısı 22464 defa)
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Ynt: YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
«
Yanıtla #90 :
Mayıs 08, 2007, 11:53:05 am »
okuyup da yorum yazdığın için asıl ben teşekkür ederim
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Zayıflık Kişisel Bir Seçimdir
«
Yanıtla #91 :
Mayıs 10, 2007, 02:39:26 pm »
Zayıflık kişisel bir seçimdir
Aramızda kendi iradesiyle ve genellikle enerjiyle harekete geçenlerin ve birkaç hafta boyunca, özellikle yaz aylarının yaklaşmasıyla rejim yapma konusunda ciddi olanların, sonra da bu zayıflamayı uzun süre devam ettirmede zorluk çeken ve tekrar edenlerin sayısını görmek şaşırtıcı değil. O halde, sabırla, azimle ve sebatla zayıflayabiliyor, sonra da bir çılgınlık ya da basit bir zorluk üzerine vazgeçebiliyoruz.
Zayıflamada başarı sadece kendini en iyi şekilde tanımayla ve ilerleme, hatta hayat ve beslenme karşısında davranışları değiştirme isteğiyle yapılabilir. Sağlık ya da kalıtım sorunları mevcut, ama durumların büyük çoğunluğunda, bu kilo alımı zararsız ve düzeltilebilir davranışsal bozukluklara bağlıdır.
Beslenmeyle ilgili kötü alışkanlıklar ve duygusal stres (kaygı, depresyon, iş yaşantısıyla ilgili zorluklar, engellenmeler ve çeşitli tatminsizlikler) kilo alımı kaynağına büyük sebep teşkil eder.
Bu kilo artışı genellikle, yıllar boyunca “kendimi sevmiyorum” ya da “niteliksizim” veya “hoşa giden hiçbir şeyim yok” türünde bedensel şemanın yıkımına bağlı bir kendini değersizleştirme duygusuna sürükler.
Bu duygular yerleşiklik kazandığı ve zamanla büyüdüğü için genellikle üstesinden gelinmesi zor bir başarısızlık spiralinin göstergesidir.
Yalnızca bir hekimin ya da sağlık profesyonelinin yardımı bu kısır döngüyü kırabilecektir... Ayrıca bir talep olması gerekir ki bu da her zaman olan bir durum değildir.
Aslında, insan varlığı sürekli olarak kendini değersizleştiremeyerek, bu olumsuz suçluluk duygusuna karşı bir koruma şeması ortaya koyar. Kendini olduğu gibi kabul etmeye ve “o kadar da şişman değilim” ya da “kendimi şişman olarak iyi hissediyorum” gibi kabul edilebilir bir şema inşa etmeye başlar. Spiral o zaman ters yönde işler ki bu da bizim kendi kendimizle yaşamamızı, aşırı kilomuzu, her şeye rağmen yeterince hoşgörüsüz bir toplumla iyi geçinerek pekiştirmemizi sağlar.
Beslenme karşısında davranışsal yaklaşım ve bizim seçtiğimiz şemalar bu durumda bedenimiz içerisinde yaşama biçimimizi ve bunu nasıl değerlendirdiğimizi kanıtlayabilir.
Ama burada her şeyden önce herkesin kendisi ve kendisi için kişisel seçimi söz konusudur. Ailevi, mesleki ya da sosyal çevre, yardımcı olan ya da olmayan bir rol oynayabilir, ama daha uygun ve daha iyi uyarlanmış yeni davranışlara kötü uyarlanmış olası bir beslenme davranışı değişimi kişinin kendisine ait seçimi olarak kalır.
Marie-Rose Koro
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Yeme Bozukluklarına Dair
«
Yanıtla #92 :
Mayıs 18, 2007, 08:01:31 am »
Yeme Bozukluklarına Dair
Ergenlik döneminde gençler, aileden uzaklaşıp, sosyal ortamlarda bireyselleşme ve ben olma savaşı verirler. Bu savaşta özellikle çeşitli yetenekleri ile ön plana çıkamayan, güvensiz gençlerin ilk sorguladığı konu, beden algılarıdır.
Gençlerde birbirlerini yargılayıcı bir yön vardır ve bu yön birbirlerine özellikle dış görünüşleri ile ilgili olumlu veya olumsuz geri bildirimler sunmalarına neden olur. Ergenlik, hormonal değişimlerin de yaşandığı yıllar olarak karşı cinse ilginin arttığı bir
dönemdir. Karşı cinse kendini beğendirmek, güzel görünmek duygusu artık
ergen için takıntı haline gelebilir.
O, dersine ayırdığı zamanları artık ayna karşısında dış görünüşü ve bakımına aktarmıştır. Bu gibi sebepler ergenin çeşitli yollarla fiziksel görüntüsünü onaylanır hale getirmesine veya getirme çabasına neden olur. Sosyal ve kültürel etmenler de ergenin "sahip olmak istediği beden imajı"nı etkilemektedir. O da televizyon ve medyada gördüğü, sosyal ödüller alan, kişilerin; aktör, aktris veya mankenlerin görünüşüne sahip olmalıdır. Özellikle genç kızlarımız kendi bedenleri ile
ilgili yanlış kanılara ancak ve ancak toplumun onlara gösterdiği çerçevede
bakabilirler.
70'lerde sosyal hayatta ve medyada kadınlara atfedilen güzellik imajlarının zayıflıkla birebir örtüşmesi, tüm dünyada "incecik beden" e sahip olma arzularını artırmıştır. Toplumlarda zayıflama uğruna harcanan çabalar, hatta ölümlere yol açan yeme sorunlarının artması Piskiyatrik tanılar arasına "Yeme Bozuklulukları" adlı ayrı bir kategorinin girmesine yol açmıştır.
Yeme bozukluklarının erken uyarı belirtileri:
- Kilo kaybetme çabası, sıkı diyet uygulama
- Öğün atlama
- Kilo kaybı
- Çeşitli gıdalardan kaçınma: un, süt, tereyağı vs
- Yemekten sonra kusma, pişmanlık
- Arka arkaya ve gizli yapılan egzersizler
- Bağırsak sökücülerin sık kullanımı
- Kiloyu gizlemek için bol giyecekler tercih etme
kadinhayat.com
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
lavinia
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 708
Ynt: YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
«
Yanıtla #93 :
Mayıs 18, 2007, 09:31:04 am »
Sevgili Crea bu yazılar için teşekkür ederim.Emeğine sağlık.Henüz hepsini okuyamadım boş bir zamanımda okuyacağım.Benim kızım da da sanırım bir yeme bozukluğu var.Ne bulursa yiyor.
Daha on yaşında, sanırım yazılarının içinde öğrenmem gereken çok şey var.
Logged
Bildiğini bilenin arkasından gidiniz,
Bildiğini bilmeyeni uyarınız,
Bilmediğini bilene öğretiniz,
Bilmediğini bilmeyenden kaçınız.
(Konfüçyus)
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Ynt: YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
«
Yanıtla #94 :
Mayıs 18, 2007, 10:14:19 am »
Rica ederim lavinia. Henüz 10yaşındayken önlemleri almaya başlarsan ona hissettirmeden, ileride böyle bir problem yaşamaz. Bu hastalıkların tek çözümü iyi bir beslenme alışkanlığı kazanmak, bunu başarmak bir yaştan sonra çok zorlaşabiliyor, ama kızın için bu kadar zor olacağını sanmıyorum. Yalnız bir şey eklemek istiyorum; eğer gerçekten iştah konusunda anormallikler hissediyorsan, önce mutlaka bir hormon testi yaptır, tiroidine de baktır. Hormon problemleri de neden olabiliyor aşırı iştaha, kilo alımına. Bir şey çıkmazsa da, yavaş yavaş beslenme alışkanlığını değiştirecek hamleler yaparsın, bizler de sana yardımcı olabiliriz sanıyorum bu konuda,
Sevgiler
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Anoreksiya Nervoza ve Bulimia Nevroza Psikoterapiden Yararlanır
«
Yanıtla #95 :
Mayıs 22, 2007, 10:32:19 am »
16. 03. 2007
Anoreksiya Nervoza ve Bulimia Nevroza Psikoterapiden Yararlanır
Anorexia Nervosa, özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna rağmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bozukluktur.
Bu hastalık genellikle ergenlik döneminde, nadiren de erişkin çağında
kişinin çok şişmanladığı kanısı ile mübalağalı bir şekilde rejim uygulaması ile başlar, önceleri kontrol edilebilen iştah bir süre sonra yok olur ve zayıflama normal ölçüleri aşar. Çağın hastalığı olarak adlandırılan yeme bozukluğu sendromu olan 'Anorexia Nervosa', sadece genç kızlarda değil, artık erkeklerde de görülüyor. Tedavisi zor olan vakalarda hayati tehlike söz konusudur.
Tanı ölçütleri:
Kişinin normal kilosunu kabul etmemesi
Kilo almaktan ve şişmanlaktan aşırı korku duyma
Beden algısında bozukluk gözlenmesi
En az 3 ay menstürasyon (ay başı kanaması) görmemesi
Tarihte bu tür vakalara rastlanmış ancak hastalık fark edilemeyerek, genellikle dini yüceltmelere gidilerek açıklanmıştır
Bulimiya nervoza veya kısaca bulimiya bir yeme bozukluğudur. Bulimik atak sırasında normal insanlardan fazla yerler. Bu yeme işlemini genellikle yalnız kaldıklarında ve çok hızlı bir şekilde gerçekleştirmeye çalışırlar. Daha sonra yediklerinin kilo almasına neden olmaması için aşağıdakilerden birini kasıtlı ve bilerek yapar:
kusma,
uygun olmayan bir şekilde laksatif, lavman, diüretik veya diğer ilaçların kullanımı,
yoğun egzersiz.
Tanı ölçütleri:
Yineleyen tıkınırcasına yeme nöbetleri
Yeme kontrolünün kalkması
Kilo almaktan korunmak için kusma nöbetinin gerçekleşmesi
Egzersiz yapma veya yemek yememe gibi çözümlere başvurma
Vücudunun biçimi ve ağırlığından etkilenme
Anoreksiya ve bulimiya nervosa birbirine dönüşebilmektedir. Bir keresinde 29kg.’a düşmüş olmasına rağmen hala şişman ve çirkin olduğunu düşünerek zayıflamaya çalışan bir hanım psikoterapi için bana gelmişti. Onu ilk gördüğümde Afrika’da kıtlık ve açlık çekilen bir bölgeden mi geliyorsunuz diye sormuştum. Çok sayıda fobileri ve ağır obsesif kompülsif nevrozu da olan bu hanımla uzun yıllar çalıştım. Psikoterapiden çok yaralandı ve açlıktan ölmekten kurtuldu. Sürekli kalori heaspları yapıyor, eşi ve çocuklarıyla sofraya oturmuyordu.Zayıflamak için günde saatlerce yürüyor, sadece diyet bisküilerle besleniyordu. Zaman zaman gizli gizli yiyordu. Bulimik ataklar sırasında bir paket margarin yiyip bitiren, bir tepsi baklava yiyen ya da bir tencere makarna yiyen hastalarım olmuştur. Tıkınırcasına yedikten sonra kendilerini kusturan
hastaların vücutlarındaki iyon dengesi bozulduğu için hastane tedavisi gerektiren durumlar ortaya çıkabilmektedir.
1980 öncesinde gelişmiş batı ülkelerinin dışında ya da Avrupa kökenli olmayan kişilerde anoreksiya nervoza ve bulimiya nervoza olguları göreceli olarak nadirdi. Küreselleşmeyle birlikte Avrupa kökenli olamayanlarda da bu hastalıklar hızla artmaya başladı. Batı toplumunun zayıflığa verdiği aşırı değer ve bağlantılı olarak şişmanlığa biçtiği negatif değer bu hastalıkların daha sık görülmesine yol açmıştır.
Dr.Murat Kemaloğlu
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Anoreksiya Nervoza’da geç kalmayın
«
Yanıtla #96 :
Mayıs 29, 2007, 08:53:10 am »
20.11.2006
Anoreksiya Nervoza’da geç kalmayın
- Vücut ağırlığının çok düşük olmasına rağmen (yaşa ve boya göre en az % 15’in altında) kilo alma ve şişmanlama korkusu.
- Tartıyla ve diyetle aşırı ilgili olma. Kendini olduğundan daha şişman olarak görme.
- Yemeklerden sonra kendini zorlayarak kusturma, ishal yapıcı ilaçlar kullanma veya aşırı egzersiz yapma.
- Adet düzensizlikleri, bazen adetten kesilme.
- Ergenlikteki ikincil cinsel organ gelişiminde gecikme (Meme vb).
Toplumda yaşanan ve üzücü sonuçları olan vakaların giderek artmasıyla, yaşanan bu belirtileri artık daha da önemsemek ve geç kalmadan uzmanlardan bilgi almak gerekiyor.
Anoreksiya Nervosa ve Bulimia Nervosa belirtileri, tedavi yolları, alınması gereken önlemler ve yapılması gerekenler ile ilgili International Hospital Psikiyatri Uzmanı Dr. Ali Ayas’ın görüşlerini aldık:
Anoreksiya Nervosa'da en önemli bulgu kilo almaktan aşırı kaçınmadır. Genellikle sanılanın aksine iştah kaybı yoktur.
A.N. genellikle ergenlik döneminde başlar ve çoğunlukla kızlarda görülür. En çok zirve yaptığı yaşlar 14 ve 18'dir. Tüm nüfusun yaklaşık yüz binde 1-8'inde görülmesine rağmen, üst sosyoekonomik düzeydeki genç kızlarda oran % 1'e yükselmektedir. Ne yazık ki her geçen gün görülme sıklığı artmaktadır. Türkiye’de kesin bir istatistik henüz yoktur. Fakat bu alanda önemli araştırmalar halen devam etmektedir.
Dr. Ali Ayas A.N. olan gençlerin ortak özelliklerine bakıldığında; bu gençlerin genelde takıntılı, mükemmeliyetçi, titiz, dürüst, çalışkan, popüler ve başarılı olduğunu belirtiyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:
Hastalığın nedenleri arasında genetik, psikolojik ve toplumsal nedenler olduğu düşünülmektedir. Alım gücünün yüksek ve zayıf olmanın popüler (moda) olduğu toplumlarda sık olmakla birlikte daha yoksul kesimlerde de sıklığı artmaktadır. Eskiden "manken hastalığı" olarak adlandırılırken artık neredeyse tüm toplum katmanlarında görülebilmektedir. Ailelerinde ya da arkadaşları arasında diyet yapan birisinin olması bazen hastalığı tetiklemektedir. Genç kızdaki kalorili besinleri kısıtlama şeklinde masum bir diyet gibi başlayan hastalık gittikçe ciddileşen sürekli bir besin kısıtlaması haline dönüşür. Kilo kaybı oldukça bu kısıtlama artar. Amaç daha da zayıf görünmektir. Çünkü bu kızlar etraflarındakilerin tüm telkinine ve aynada gördüklerinin aksine hala bedenlerini şişman olarak algılamaktadırlar. Bu konuda ikna edilemezler. Zamanla besin kısıtlamasına, aşırı egzersiz bazen de ishal yapıcı ilaçlar kullanma ve kendi kendine kusturma gibi belirtiler eklenir. Ailenin ısrarları sürdükçe onlarla aynı sofraya oturmaktan kaçmaya başlarlar. Ailelerine özellikle annelerine karşı düşmanca davranırlar. İçe kapanır ve sosyal çevrelerini kısıtlarlar. Çoğunlukla depresyona girerler. Bir süre sonra fiziksel ve zihinsel açlık belirtileri başlar ama hastalar bu açlığı inkâr ederler. Genelde "kadınlık rolünü" reddederler. Böylece büyümeyi ve cinsel olgunluğa ermeyi de reddetmiş olurlar. Pek çoğunun erkek arkadaşı yoktur. Cinsel ilişkiye girmekten kaçınırlar.
"Eğer hastalık tedavi edilmezse kansızlık, vücut sıvı ve elektrolit dengesizlikleri, saç dökülmesi, kemik erimesi, bağırsak tıkanması, kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği ve sonuçta ölüm görülebilir. Unutmayalım ki A.N. psikiyatrinin tek ölümcül hastalığıdır. Bu hastalığa tutulan her 100 hastadan 5’i ne yazık ki kaybedilmektedir."
International Hospital Psikiyatri uzmanı Dr. Ali Ayas diğer bir yeme bozukluğu olan Bulimiya Nevroza ile sözlerine devam ediyor:
Bulimiya Nevroza A.N. gibi özellikle genç kızlarda görülen bir yeme bozukluğudur. A.N.'lı hastaların bir kısmında B.N. belirtileri de bulunmaktadır. B.N. genellikle iki saatten daha kısa süreli önüne geçilemeyen aşırı yeme dürtüsü ve bunun sonucunda tıkınırcasına yeme nöbetleri ile karakterize bir hastalıktır. Bu yeme nöbetini vicdan azabı ile birlikte pişmanlık ve kusma, ishal yapıcı ilaçlar kullanma veya aşırı diyet yapma izler. Bu ataklar haftada en az iki kez tekrar eder. Bu hastalar da A.N. hastaları gibi beden görünümleriyle aşırı ilgilidirler ancak onlardan farklı olarak beden görünümlerini yanlış algılamamaktadırlar. Tedavi konusunda daha kolay ikna edilebilirler. Tedaviye ve hekimlerine karşı daha uyumludurlar. Bu yüzden B.N.'da tedavi şansı daha yüksek, ölüm oranları daha düşüktür. B.N. hastaları genellikle tıkınma ve kusma nöbetlerini çevrelerinden saklamaya çalışırlar. Kusmaya bağlı diş çürükleri, yemek borusu yaralanmaları ve ülserler, kan biyokimyasındaki tehlikeli bozukluklar, işaret parmaklarının tırnağında şekil değişiklikleri sık görülür. B.N.'da uzun süreli tedavide başarı şansı % 75’tir.
Tedavisi nasıldır?
Kişilerin özellikle A.N. hastalarının kendi kendine tedavisi mümkün değildir. Çünkü kişi kendi bedenini bizim dışardan gördüğümüz şekilde algılamamaktadır. Dolayısıyla ortada ona göre tedavi edilecek bir durum yoktur. Öncelikle hastalığı konusunda onu ikna etmek gerekir. Burada en önemli rol aileye düşmektedir. Çünkü erken tanı, tedaviyi olumlu etkilemekte belki de olası bir ölümden genci korumaktadır. Aile özellikle aşırı diyet yapan, belirgin kilo kaybı olan, bedeninin görünümü ve kilosuyla ilgili uğraşlara aşırı zaman ayıran çocuğunu dikkatle izlemeli bu hastalıklardan şüpheleniyorsa mutlaka bir psikiyatristten destek almalıdır. Yemek yeme konusundaki ısrarcılık genellikle geri tepecektir. Tedavide hem fiziksel sorunlarla hem de ruhsal sorunlarla uğraşılır. Gerekirse (kilonun normalin % 80 altında olduğu durumlar gibi) hastaneye yatırılır. Burada psikiyatrist, diyetisyen, iç hastalıkları uzmanı ve kadın doğum uzmanından oluşan bir ekiple hasta tedavi edilir. Diyeti düzenlenir, depresyonu tedavi edilir, beslenme alışkanlıkları davranışçı terapi yöntemleriyle normalleştirilir. Psikoterapi sürecinde altta yatan psikolojik sorunlar adım adım çözülmeye çalışılır. 18 yaş altındakilerde aile terapisi daha uygun bir seçenektir. Tedavi reddi karşısında bıkkınlık bazen de kızgınlık yaşayan aileye başa çıkma yöntemleri öğretilir. Ailenin ısrarcı olmadan destek olup anlamaya ve sabretmeye dönük davranışları desteklenir. Gencin yanında kilo alma gibi konuları konuşmamaları öğütlenir. Çünkü bu hastalar yemeyle ilgili ısrarları bir saldırı gibi algılamaktadırlar.
Unutmamalıyız ki A.N. ve B.N. oldukça uzun süren, inatçı ve zor tedavi edilen hastalıklardır. Tedavideki gerilemeler, tedavi reddi veya tekrar tedavi olma isteği, bu hastalıkların normal seyrinin parçalarıdır. Umutsuzluğa kapılmadan tedavi ekibiyle beraber davranarak hastalığın iyileşmesi için çaba göstermek en akıllıca yol olacaktır.
Dr. Ali Ayas
International Hospital
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
mavihayat
Öğretmen
Offline
Mesaj Sayısı: 112
Şişmanlama Fobisi Anoreksiya Yapıyor
«
Yanıtla #97 :
Haziran 23, 2007, 02:31:06 pm »
Şişmanlama Fobisi Anoreksiya Yapıyor ...
18/06/2007
Günümüzde güzellik anlayışının çok zayıf olmakla ilişkilendirilmesi, özellikle de genç kadınların bilinçsizce diyet yapmalarına ve son 20 yılda sıklığı artan “anoreksiya nevroza” hastalığına yol açıyor. Acıbadem Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülay Hamzaoğlu, genellikle vücutlarını beğenmeyen mükemmeliyetçi kişilerin bu hastalığa yakalandıklarını söyledi. Psikiyatri Uzmanı Dr. Bekir Tasalı da, bu hastalığın psikiyatrik bir bozukluk olduğunu, temelinde fiziksel görüntüyü beğenmeme ve şişmanlama korkusunun yattığını belirtti.
Hastalığın bale, modellik, güreş, jimnastik, buz pateni, jokey, kros koşucuları gibi dış görüntünün önemli olduğu meslek gruplarında daha fazla görüldüğünü belirten Dr. Bekir Tasalı, araştırmalara göre anoreksiya nevrozanın çift yumurta ikizlerinde yüzde 15-20 oranında görüldüğünü söyledi. Hastalığın başlıca bulguları arasında bir deri bir kemik kalacak derecede zayıflamak, şişmanlama korkusuyla yemekten kaçınma, düşük kalorili yiyecekler tüketme, yediklerini bilinçli olarak çıkarma, az kalori alıp fazla hareket etme, iştah kesici, idrar söktürücü kullanıp kilo almamaya çalışma eğilimi yer alıyor. Ağır kilo kaybı olmayan hastaların ayaktan tedavi edilebileceğini belirten Dr. Tasalı, şöyle konuştu: “Hasta yüzde 30’dan fazla kilo kaybediyorsa hastanede yatarak tedavi uygulamak gerekiyor. Hastalığın kronik seyirli olduğunu biliyoruz. İyileşme ve tekrarlama dönemleri sıkça görülüyor. Ayaktan tedavi olabilecek vakalarda sonuç yüz güldürücü oluyor. Yalnız hastaneye yatırılarak tedavi olan vakalarda yüzde 40 tam iyileşme, yüzde 30 ise kısmen iyileşme görülüyor.”
Mükemmeliyetçilik tetikliyor
Anoreksiya hastaları, çok şişmanladıklarını düşünerek abartılı rejimler uyguluyorlar. Bir süre sonra iştah yok oluyor ve vücudu çökerten bir zayıflama sürecine giriliyor. Hastaların çoğunun ergenlik çağında olduğuna dikkati çeken Hamzaoğlu, “Ergenlik çağında olmak bu hastalığın temel nedenlerinden sadece biridir. Şişmanlık, sosyo kültürel baskılar, vücut hoşnutsuzluğu, diyet yapma, mükemmeliyetçilik ve genetik etkiler de bu hastalığı tetikliyor. Özellikle vücut hoşnutsuzluğu yeme bozukluklarında en önemli risk faktörlerinden” dedi. Hastalığın en önemli belirtileri arasında, kilo ve iştah kaybı, zayıf olunmasına rağmen kilo almaktan korkmak, bedenle ilgili algının bozulması, üst üste en az 3 kez adet görmeme geliyor.
Tedavide 6 uzman çalışıyor
Hastaların sağlığını bozacak derecede bozulan kilo dengelerinin normal seviyeye getirilmesinde, 6 ayrı uzmanlık dalından hekimin işbirliği içinde tedaviyi gerçekleştirmesi gerekiyor. Psikiyatri, pediatri, gastroenteroloji, jinekoloji, endokrinoloji, beslenme ve diyet uzmanı birlikte çalışıyor. Hastalık belirtileri ortaya çıkar çıkmaz hasta ve ailesinin psikolojik tedaviye başlaması gerekiyor. Eğer ilerlediyse psikiyatrik tedavi zorunlu oluyor. Tedavide öncelikli amaç, hastanın yaşamını tehdit eden kilo kaybının düzeltilmesi. Daha sonra hastanın sürekli kilosuyla uğraşmasının önlenerek yeniden kendine güvenmesi için çalışılıyor. Son aşamada ise ilerlemiş durumdaki fiziksel ve psikiyatrik olguların düzeltilmesi geliyor.
İyileşme 1-5 yıl sürüyor
Hastaların çoğunluğunda iyileşme sürecinin 1-5 yıl sürdüğünü belirten Beslenme Uzmanı Gülay Hamzaoğlu, hastanın önce kendine, sonra da tedavi ekibine inanması gerektiğini belirtti. Hamzaoğlu, hastanın şişmanlamayacağına inandığı bir beslenme programı uygulamasının önemine işaret ederek, “Tedaviye başlarken, günlük enerji alımı 1000 -1600 kalori olmalı, yavaş yavaş günlük harcanan enerjiye göre, 2600-3700 kaloriye kadar artırılmalıdır. Hastalara günlük vitamin ve mineral takviyesi yapılarak, posa içeren besinler önerilmelidir” diye konuştu. Bu hastalığın tedavisinde ağızdan beslenmenin yeterli olduğunu belirten Hamzaoğlu, gerek duyulduğunda özel bileşimli karışımlarla klinikte damar yolu ile beslenmenin yapılabileceğini söyledi. Hamzaoğlu yaşamı tehlikeye düşürecek elektrolit dengesizliği ( sodyum, klorür, potasyum ve kalsiyum gibi iyonların vücutta normal değerden az veya fazla olması), sıvı dengesizliği, kalp yetersizliği ve aşırı ishal gibi durumlar olmadıkça söz konusu özel beslenme yöntemlerine gerek duyulmadığını da vurguladı.
ww.acibadem.com.tr
Logged
gokche18
Ziyaretçi
Ynt: YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
«
Yanıtla #98 :
Haziran 24, 2007, 09:57:02 am »
güsel paylaşım demek tedavi 1-1.5 yıl sürüo benm koruma progrmamım 54 kilo olmama rağmen 2000 sonraları 2600-3700 olcak denio ii bare hayatım boyunca böle yaşaycam zannediodum...
Logged
gokche18
Ziyaretçi
Stres ve Beslenme
«
Yanıtla #99 :
Haziran 29, 2007, 10:54:19 pm »
Stres ve Beslenme
Çağımızın önemli hastalıklarından biri olarak görülen stres; sıkıntı, zorlanma, dayanma gücünün azalması olarak tanımlanmaktadır. Özellikle de endüstriyel toplumlarda yaşayan insanlar kentleşme ve buna bağlı olarak kalabalıklaşma, gürültünün artması, hızla zorlaşan yaşam şartları, trafik sorunu ve benzeri durumlarla sıklıkla karşılaşmaktadır.
Çalışma hayatı ve özellikle bazı meslek grupları ( öğretmen, polis, sekreter, gazeteci vb. ) strese daha yatkındırlar. Modern çağın hastalığı olarak bilinen stres karşısında bedenin stresin 3 aşamasında tepki gösterdiği kanıtlanmıştır. Bunlar; alarm, direnç ve tükenme aşamalarıdır. Alarm aşamasında stres yaratıcı faktörler fark edilmekte ve biyokimyasal tepkiler harekete geçirilmektedir. Beden kendini korumaya hazırlamaktadır. Stres yaratıcı faktörler ortadan kalkmayıp etkisini sürdürmeye devam ettiğinde ise beden tükenme aşamasına gelmektedir.
Stresin olağan dışı sürelerde devam etmesi halinde bedende sistematik yıpranmalara neden olmaktadır. Stresli bir yaşam insanın duygusal gerginlik hissetmesine, toplumla bütünleşmeme ve uyumsuz kişilik sergilemesine neden olmaktadır.
Stresin tırmanma sürecini gösteren belirtiler:
* Sürekli telaş içinde olmak
* Espri anlayışını yitirmek
* Karar almada ve bu karara bağlı kalmada güçlük çekmek
* Giderek sabırsızlanmak
* Unutkanlık
* Gerilim
* Alınganlık, kolay incinebilirlik
* Sürekli kusur bulma ve başkalarını azarlama
* Değersizlik, yetersizlik, terkedilmişlik duyguları
* Sigara ve içki eğiliminde artma
* Aşırı hayal kurma
* Sağlığa aşırı ilgi
* Uyku bozukluğu
Bedendeki Değişimler ise:
Göz bebekleri büyür, tükürük miktarı artar, kalp atışları sıklaşır, şiddetlenir, mide asidi artar, solunum derinleşir, ter bezleri faaliyeti artar, kan basıncı yükselir, tüm duyu organları hassaslaşır.
Stres yaşayan kişi bıkkın, isteksiz, bitkin ve uyumsuz davranışlar gösterebilir. Ilımlı bir stresin varlığında iş başarımının en yüksek az ya da çok yoğun bir stresin varlığında ise iş başarımının en düşük düzeyde olduğu saptanmıştır.
Olumsuzluklarla başa çıkma yöntemleri:
Kimyasal madde bağımlılığı
Aşırı yemek yeme ve kilo alma
Çok fazla TV izleme
Çaresizlik hissi
Aşırı para harcama
Duygusal patlama
Stresle etkin bir şekilde baş edebilmede beş bileşen vardır:
Zihni yatıştıracak ve olumlu zihinsel tutumu destekleyecek teknikler.
Yaşam tarzı unsurları
Vücudu beslemeye ve fizyolojik süreçte desteklemeye yönelik sağlıklı bir diyet
Egzersiz ve düzenli spor
Vücudu özellikle de böbrek üstü bezlerini bir bütün olarak ele alacak ilave destekler.
Zihni ve Vücudu Yatıştırmak İçin Diyafram Nefesi Şart!
Stresi hafifletmede zihni ve vücudu yatıştırmayı öğrenmek son derece önemlidir. Vücudu bu amaçla gevşetmek çok büyük önem kazanır. Kişiler sadece uyuyarak, TV seyrederek veya kitap okuyarak ta gevşetebilirler. Gevşeme yanıtı deyimi 1970lerin başında Harvard Üniversitesi profesörlerinden kardiyolog Dr. Herbert Benson tarafından stresle baş edebilmede fizyolojik bir yanıt olarak ortaya atılmıştır.
Gevşeme de denetim parasempatik sinir sisteminde olmaktadır. Parasempatik sinir sistemi; sindirim, soluk alma gibi birçok vücut işlevinin yanı sıra dinlenme, gevşeme, görsel canlandırma, meditasyon ve uyku sırasında kalp atım hızını da denetlemektedir. Sempatik sinir sistemi bizi anlık tehlikelere karşı vücudu korumak üzere tasarlanmışken, parasempatik sinir sistemi vücudun onarımı, bakımı ve yeniden yapılandırılması için çalışmaktadır.
Vücudu gevşetmenin en kolay tekniklerinden birisi de stresi azaltıp enerjiyi arttıran diyaframdan nefes alıp verme yöntemidir. Diyafram nefesi ile beyindeki gevşeme merkezi harekete geçer ve kişinin fizyolojisi değişmektedir.
Yaşam Tarzı Unsurlarına Dikkat!
Kişinin stres düzeyini belirleyen en önemli unsur yaşam tarzıdır. Ele alınması gereken en önemli unsur ise bu noktada zaman yönetimi ve ilişkiler olmaktadır.
Belki de insan için en büyük stres kaynağı zamandır. Genelde insanlar asla yeterli zaman bulamamaktan yakınırlar ve stres altına girilme durumu hemen kendini gösterir.
Zaman yönetimi konusunda yapılabilecek en önemli hususlar:
Önceliklerinizi belirleyin. Bir gün içerisinde yapabileceklerinizin kısıtlı olduğunun farkına varın ve sizin için neyin önemli olduğuna karar verin ve ona hedeflenin.
Zor işlere öncelik verin. Enerji düzeyiniz yüksekken en önemli işlerinizi tamamlayın. Sıradan ve gündelik işlerinizi günün sonuna bırakmaya çalışın.
Toplantılarınızın süresini asgari süreye indirin. Zamanını öğle yemeği önce ya da iş çıkışı öncesine göre planlayın. Bu şekilde daha kısa süreceklerdir.
İşlerinizi ertelemeyin. Mantıkdışı bir son teslim tarihine yetiştirilen işlerin genelde baştan yapılması gerekir. Bu da o ilk iş ilk seferinde doğru yapılsa yaratacağı stresten daha fazlasını yaratır.
Mükemmeliyetçi olmayın. Mükemmele zaten asla ulaşılamaz. Mantıklı kararlaştırılan bir zaman diliminde elinizden gelenin en iyisini yapın ve bir sonraki işi elinize alın.
Çoğu insan açısından insanlar arası ilişkiler de önemli bir stres kaynağıdır. İlişkiler üç ana kategoride incelenebilir. Evlilik, aile ve iştir. Bir ilişkinin niteliği son tahlilde iletişimin niteliği demektir. Etkin biçimde iletişim kurmayı öğrenmek, stres ve insan ilişkilerden doğan çalışmaları azaltmada büyük önem taşır.
İlişkinin türüne bakılmaksızın etkin bir iletişim için:
Başarılı bir iletişimin ilk anahtarı iyi bir dinleyici olmayı öğrenin. İletişim kurduğunuz kişinin duygu ve düşüncelerini sizinle kesintisiz paylaşmasına izin verin.
Aktif bir dinleyici olun. Bunun anlamı karşınızdakinin anlattıklarına gerçekten ilgi göstermektir. Daha fazla bilgi ve açıklama edinmek için sorular sorun; anlamlı sorular iletişim yollarını açar.
Başkasının lafını kesmeye çalışın. Nazik olur ve diğerlerinin konuşmasına izin verirseniz çok kaba olan kişiler hariç herkes nazikçe size yanıt verecektir.
Uzun sessizliklerden çekinmeyin. İnsanlar arasındaki iletişimde sözcüklerden daha fazlasına yer vardır; sessizlik sırasında da pek çok şey anlatılabilir. Rahatlayın. Bazı insanların düşüncelerini toparlamak ve kendilerini güvende hissetmek için iletişim sırasında sessizliğe gereksinimi vardır.
Egzersiz ve Spor Yapma
Egzersizin vücut üzerindeki anlık etkisi strese yol açmaktır. Ancak düzenli bir egzersiz programıyla vücut bu duruma uyum gösterir. Egzersiz ve spor kapsamlı bir stres programının ve sağlıklı olmanın en önemli unsurlarındandır. Düzenli egzersiz yapan kişiler her zaman yorgunluk ve depresyondan daha az şikâyet ederler. Gerginlik, depresyon, yetersizlik duygusu ve endişeler düzenli egzersizle azalır. Tek başına egzersizin ruhsal durum ve stresli yaşam olaylarıyla başa çıkma üzerinde çok büyük etkisi vardır.
Sağlıklı Beslenme
Stresle baş edebilmek için beslenme çok önemlidir. Stresin kaynağı ister fiziksel ister duygusal olsun vücut adrenalin salgılayarak reaksiyon vermektedir. Stresin besin ögeleri gereksinimine etkisi tam olarak bilinememekle birlikte metabolizmada bazı değişiklikler olmaktadır.
İmmün sistemin baskılanması sonucunda enfeksiyon ve hastalıklara yakalanma sıklığı artmaktadır. Adrenalin oluşumu için C vitaminine gerek duyulmaktadır. Uzun süreli streslerde artan adrenalin düzeyine bağlı olarak daha fazla C vitamini tüketilmelidir. İnsan organizması gereksinimini C vitaminden zengin portakal, kivi, biber, patates, brokoli gibi yiyeceklerden karşılamaktadır. C vitamini yetersizliği, makrofajların aktivitesini azaltarak, bakteri ve virüslerin saldırıya geçmesine neden olmaktadır. Havuç, koyu yeşil yapraklı sebzeler, sarı- turuncu meyvelerde bulunana beta karotenin de immün sistemi olumlu etkilediği bilinmektedir.
Yine bağışıklı sistemini desteklemede koyu yeşil yapraklı sebzelerde bulunan folik asit, deniz ürünleri, kırmızı et ve tohumlarda bulunan çinko da vücuda yarar sağlamaktadır.
Stres altında olan organizmanın protein gereksinimi artar. Dolayısı ile yumurta, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri sıklıkla tüketilmelidir.
Stres ya da anksiyeteden şikayet eden kişilerin bazı önemli beslenme kurallarına uyarak vücut biyokimyasını desteklemeleri gerekir. Yapılan araştırmalara göre de zararlı stres ile zararsız stres arasındaki fark kişinin vücut sistemlerinin gücünden kaynaklanır. Burada önemli olan alınan enerjinin kalitesi olmaktadır. Örneğin Amerikalıların beslenme alışkanlıkları incelendiğinde çoğu insanın stres, anksiyete ve yorgunluktan şikâyetçi olmasına şaşırmamak gerekir. Çoğu Amerikalı gerektiği gibi yüksek nitelikli besinlerle beslenmez. Hayati önem taşıyan besin maddeleri ile besleneceklerine çoğu Amerikalı kalori, şeker, yağ ve kolesterol bakımından zengin rafine gıdalarla beslenir. Bu nedenle rafine gıdalardan uzak kaliteli beslenmek gerekir.
Ayrıca bireylerin tükettikleri kafein miktarına dikkat etmesi gerekir. Çok düşük miktarda kafein bile örneğin kafeinsiz kahvedeki miktarlar; depresyon, anksiyete, huzursuzluk, sık tekrarlayan baş ağrıları, kalp çarpıntısı ve uykusuzluk gibi belirtilerle seyreden durumları oluşturabilir. Kronik kafein tüketimi zihinsel ve fiziksel uyarıcı olması nedeniyle hem anksiyeteye hem de depresyona yol açmaktadır. Bu nedenle de günlük kafein tüketimini en fazla 2 fincan kahve içerek sınırlandırmak gerekmektedir.
Yüksek miktarda alkol alımı böbreküstü bezlerinin salgısını arttırır ve vücut işlevlerini bozmaktadır. Özellikle sinir sisteminde 0.05g/dl düzey alınan alkol bile etkisini gösterebilir. Yapılan çalışmalarda alkol alımı sonrasında almayanlara göre anksiyetenin daha fazla görüldüğünü göstermiştir. Sıklığına ve miktarına dikkat ederek alkol miktarı ayarlanmalıdır.
Rafine karbonhidratların kan şekeri kontrolünde oldukça önemli işlevi olmaktadır. Bireylerin kan şekeri seviyelerindeki düşüklük yani hipoglisemi durumu zihinsel işlevlerin zayıflamasına sebep olmaktadır. Depresyondaki kişilerle yapılan pek çok araştırmada da bu kişilerde hipoglisemiye rastlamıştır. Bu nedenle rafine şeker tüketimini mümkün olduğunca azaltarak kompleks karbonhidratlardan zengin beslenmek gerekmektedir. Bunu da beslenmenize kuru baklagilleri, sebzeleri, meyveleri ve karışık tahıllı besinleri beslenmenize koyarak sağlamanız mümkündür.
Yemekler her zaman rahatlatıcı bir ortamda yenilmelidir. Yemek yenilen ortamın ferah, rahatlatıcı ve hijyen açısından güvenilir olması daha rahat ve huzurlu yemek yemeğe olanak sağlar. Ayrıca yemeği hızlı ve büyük lokmalarla yemek yemek sindirimi de olumsuz etkileyerek stres yaratabilir. Bu nedenle yavaş yavaş ve huzurlu bir şekilde yemeği daha keyifli bir ihtiyaç haline dönüştürmek gerekmektedir.
Logged
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Ergenlerde Yeme Bozukluğu
«
Yanıtla #100 :
Şubat 03, 2008, 12:43:59 pm »
Ergenlerde Yeme Bozukluğu
Çocuğunuz büyüyüp de ergenliğe girerken hem fiziksel hem de ruhsal pek çok değişiklikten geçer. Bütün bunların arasında bazen neyin beklenen olduğunu, neye dikkat edilmesi gerektiğini ayırt etmek oldukça zor olabilir. Günümüzde oldukça yaygınlaşmakta olan ergenlik sorunlarından birisi dış görünüm, kilo ve yeme konusundaki takıntılardır. Peki ama zaten vücutta meydana gelen doğal gelişimin yarattığı endişeleri, hormonal değişikliklerin meydana getirdiği duygusal dalgalanmaları, güvensizlikleri nasıl bir yeme bozukluğunun ilk işaretlerinden ayıracaksınız? Bu elbette ki kolay değil. Ancak konu hakkında bilgi sahibi olmak en azından gözünüzü açık tutmanızı sağlayabilir ve “kırmızı bayrakları” farketmenize yardımcı olabilir.
Ergenlerin dış görüntüleriyle gittikçe daha çok ilgilenmeye başlamaları, ayna karşısında daha çok vakit geçirmeleri, kendileriyle ilgili beğenmedikleri özelliklerini fazlaca büyütmeleri (“burnum çok büyük ve herkes bana bakınca bunu farkediyor” veya “bu sivilceyle oraya gidemem ki çok çirkin görünüyorum” gibi), zaman zaman kendilerine güvensiz olmaları, başkalarına özenmeleri ve başkaları gibi olmak istemeleri beklenen durumlardır. Ancak ergenliğin aynı zamanda erişkinlik hayatlarını etkileyecek olan bir benlik algısının, kendine güvenin ve kişiliğin oturduğu süreç olduğu da unutulmamalıdır. Her ne kadar ergenlikte arkadaşlar ailenin önüne geçiyor ve aile ergenin hayatındaki önemini kaybediyor gibi gözükse de bu aslında ailenin hala ergeni önemli ölçüde etkilediği gerçeğini kaybetmez. Bireyin kendine olan güvenini dış görünümüne dayandırmamasını sağlamasındaki birincil rol aileye, ebeveynlere aittir. Hassas bir anda anne veya babadan gelen bir yorum ergende ciddi yaralara yol açabilir.
Eğer çocuğunuz kilosu konusunda gittikçe daha çok konuşmaya, düşünmeye, meşgul olmaya başlamışsa, ayna karşısından sıklıkla “göbeğim/kalçam vs ne kadar çok çıkıyor, bacaklarım çok kalın” gibi yorumlarla ayrılıyor ve bu durum onu fazlasıyla rahatsız ve mutsuz ediyorsa, bu mutsuzluğunu yenmek için yaşına uygunsuz, sağlıksız diyetler yapmaya çalışıyorsa, bazı besin gruplarını beslenmesinden tamamen çıkarıyorsa (örneğin hiç yağsız yemek, karbonhidrat hiç tüketmemek gibi), kendini aç bırakıp sonra yeme atakları oluyorsa, belli bir beden veya kiloyu takıntı haline getirmişse ve o beden veya kiloya gelmeden kendini mutlu hissedemeyeceğini dile getiriyorsa, kısa sürede aniden çok kilo vermişse, alış verişe gittiğinizde istediği beden kota giremediği için veya denediği bir kıyafetin istediği gibi iyi durmadığını düşündüğü için sinirleniyor ve göz yaşlarına boğuluyorsa, kendini kilosu yüzünden yeterince iyi, yeterince hoş, yeterince sevilebilir bulmuyorsa, ancak ideal kilosuna ulaşınca hayatında her şeyin istediği gibi olacağını düşünüyorsa, eğer kendinizi sık sık evde bu konuları konuşur ve çocuğunuzu ikna etmeye çalışır buluyorsanız....ve buna benzeri örnekler evinizde sık yaşanıyorsa lütfen bir uzmana danışın.
Yeme bozuklukları henüz oluşup kemikleşmeden önce, özellikle ergenlik yıllarında yakalanabilir ve çok daha kolay baş edilebilir. Ayrıca bu dönemde ailenin nasıl davranması gerektiğini bilmesi de önemlidir. Örneğin bir anne iyi niyetle çocuğuna destek olmaya çalışırken ona farkında olmadan aslında haklı olduğu ve zayıflarsa daha çok sevileceği mesajını veriyor olabilir. Çünkü ailenin bir konudaki iyi niyetli desteği genelde ergen tarafından demek ki onlar da kilo vermem gerektiğini düşünüyorlar, böyle çirkin olduğumu düşünüyorlar gibi algılanabilir.
Ne yazık ki özellikle medyanın etkisiyle günümüzde gençler güzellik kavramını zayıflıkla ölçerek yetişmekteler. Kendini iyi ve güzel hissedebilmek için 34 veya 36 beden olması gerektiğini düşünen genç kızların sayısı gittikçe artmakta. Elbette ki herkes zayıflamayı isteyebilir, önemli olan bununla ilişkilendirilen beklentilerin gerçekçi olması (hayatındaki herşeyin kilo verince düzeleceğini düşünmemek gibi), eğer istenen kilonun üstünde olunursa bunun dünyanın sonu olmaması, bu uğurda sağlıksız alışkanlıklar edinilmemesi, ve en önemlisi kendine olan güvenin kilo vermeye doğrudan bağlantılandırılmamasıdır.
Dilara Koçak
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Erkeklerde Yeme Bozuklukları
«
Yanıtla #101 :
Nisan 21, 2008, 02:11:24 am »
ERKEKLERDE YEME BOZUKLUKLARI
Erkeklerde yemek yeme bozuklukları kadınlara göre daha ağır sonuçlar doğurabilir. Genelde yetişme çağındaki genç bayanlarda daha çok rastlanan yeme bozukluklarının yetişkin erkeklerde de görülme oranı günümüzde oldukça hızlı bir artış göstermekte.
Son yapılan araştırma sonuçları erkeklerde görülen anoreksia bulimia adlı yeme bozukluğu hastalığının, erkeklerin kemik yoğunluğuna daha çok zarar verdiğini gösteriyor. Hastalık genel olarak abur cubura fazla düşkün olan kişilerde görülür. Kişinin kendi kendine kusma isteğini artırmasıyla oluşan bir hastalıktır. Anoreksia bulimia bir davranış bozukluğu hastalığı olarak da algılanabilir. Bu kişilerin tek sığınağı ellerindeki abur cuburdur. Tedavi olarak tercih edilen yol ilaç tedavisi ve psikolojik yaklaşımdır. Bulimia hastalığına yakalanan kişiler bu hastalığı saklarlar ve aldıkları kiloları kullandıkları ishal yapıcı , vücudun su kaybetmesini sağlayan, ya da zayıflatıcı adı altında satılan haplardan kullanarak kilolardan kurtulmayı düşünürler. Bu haplar çoğu zaman kişinin sağlığını olumsuz yönde etkiler.
Erkeklerde görülen anoreksia bulimia Iowa üniversitesinin araştırma sonuçlarına göre erkelerin kadınlara oranla kemik yoğunluğunu oldukça hızlı azalttığını ve erkeklerin kadınlara göre yakalanma oranı da 1/6 ile 1/10 arasında değişebildiğini açıklıyorlar.
Arnold Anderson’ ın Lancent Medical Journal’de yayınlanan araştırmasında kemiklerdeki mineral eksikliğine sahip 380 kişide yeme bozukluğu olup olmadığı incelenmiştir. 1991 ve 2000 yılları arasında yapılan araştırmada kemik yoğunluğu azalmış hastaların %14’ ünün yeme bozukluğuna yakalanmış erkek hastaları kapsadığı ortaya çıkmıştır.
Bu araştırmada yapılan araştırmada üç değişik yeme bozukluğu hastalığı üzerinde durulmuştur:
Anoreksia nevrosa
Binge/purge anoreksia nevrosa
Bulimia nevrosa
Bu üç hastalığa yakalanan erkeklerin- özellikle binge purge anoreksia nevrosa da- kemik yoğunluğunun daha çok azaldığı zaman içinde kemiklerde daha çok zayıflama görüldüğü ortaya çıkmıştır.
Yine çok şaşırtıcı bir sonuç ise erkeklerde yeme bozukluğu sonucu erkeklik hormonu olan testesteron hormanunun kanda düşük çıkmasıdır.
Müge Pilavcılar
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
Sayfa:
1
2
3
4
5
6
[
7
]
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
Hatunca Yönetim
-----------------------------
=> Hatunca Yönetim
-----------------------------
Hatunca.net
-----------------------------
=> Günlük
=> Hatunca.net Yazılar
=> Kişisel Gelişim
=> Kişisel Gelişim ve Seminer Duyuruları
=> Yardım Merkezleri
=> Aile, Evlilik ve Çocuklar
=> İnsan İlişkileri
=> Kadınlar ve Erkekler
=> Dertler ve İtiraflar
=> Düşünüyorum
=> Kültür-Sanat
=> Kitap
=> Bilim ve Araştırma
-----------------------------
Psikoloji-Terapi
-----------------------------
=> Dr. Meltem Kavcar Sırmalı'ya Sorun
=> Kişilik Bozuklukları
=> Çocuk Psikolojisi
=> Bulimia ve Anoreksiya
=> Tecavüz, Şiddet ve Cinsellik
=> Madde bağımlılığı
=> Fobiler, Anksiyete, Panik Attak
=> Stres, Depresyon, Kayıp
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Powered by SMF 1.1.1
|
SMF © 2006, Simple Machines LLC
Bu Sayfa 7.562 Saniyede 18 Sorgu ile Oluşturuldu
Yükleniyor...