Ana Menu
Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Psikoloji
Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları
İçerikler
Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv
Psikoloji Testleri
Eğlence Testleri
Kişilik Testleri
Yazarlar
Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
Anasayfa
Forum
Psikoloji-Terapi
Bulimia ve Anoreksiya
YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Ekim 14, 2008, 07:16:08 pm
Hatunca.NET Forum
Psikoloji-Terapi
Bulimia ve Anoreksiya
(Moderatör:
crea
)
YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« önceki
sonraki »
Sayfa:
1
2
3
4
[
5
]
6
7
Gönderen
Konu: YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR (Okunma Sayısı 22696 defa)
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Aş İle Hissi Karıştırmamak: Duygusal Açlık İle Nasıl Baş Edilir?
«
Yanıtla #60 :
Ocak 14, 2007, 08:45:26 am »
Aş İle Hissi Karıştırmamak:
Duygusal Açlık İle Nasıl Baş Edilir?
Bu dünyaya adım attığımız günden itibaren, yemeği; sevgi, bakım ve şefkatle ilişkilendirmeyi doğal olarak öğreniriz. Bebekliğimizde, annemizin sütüyle beslenirken güven içinde kucaklanmaya ve hafifçe sallanmaya alışırız. Çocukluğumuzda, akıllı uslu olduğumuz için çoğu kez bir yiyecekle ödüllendirilmişizdir. Belki de, fiziksel veya duygusal olarak incindiğimizde en sevdiğimiz yiyecekle avutulmuşuzdur. Yetişkinliğimizde ise, büyük ihtimalle bu kendimizi ödüllendirme sistemini devam ettiririz. Moralimizi yükseltmenin ya da içimizdeki sevgi ihtiyacını doyurmanın garantili yöntemi: Yemek&
Bu şartlar altında, bu kadar çok kişinin fiziksel açlık ile duygusal açlığı karıştırmasına şaşırmamak gerek. Biraz durun ve kendi yeme kalıplarınız hakkında düşünün. Sinirli, huzursuz, sıkıntılı, kızgın, üzgün, yalnız olduğunuzda, hatta bir kutlama yapmak istediğinizde yemek yer misiniz? Bu duygusal yeme seansları sırasında seçilen yiyecekler çoğunlukla yağlı, tuzlu, tatlı ve/veya bol kalorili oluyor.
Bu sağlıksız döngüden nasıl kurtulursunuz? İlk adım, farkındalık. Yeme alışkanlıklarınızın farkında olmak için kullanacağınız en iyi yöntemlerden biri, bir yiyecek günlüğü tutmaktır. Ne zaman ve ne yediğinizin kaydını tutarken, yediğiniz sırada kendinizi duygusal olarak nasıl hissettiğinizi de belirtin. Eğer bir yiyecek günlüğü tutmak size göre değilse, bir şey yemeden önce, nasıl hissettiğinizin farkına varmak için kısa bir süre durup kendinizi değerlendirin. Her iki tekniğin de amacı, duygusal yeme alışkanlıklarınızın farkında olmanızı sağlamak ve duygusal açlığın yapıcı bir şekilde üstesinden gelmenize yardımcı olmaktır.
Duygusal Açlıkla Başa Çıkmak
Bilinçli olarak duygusal açlıkla fiziksel açlığı birbirinden ayırt etmeye başladığınızda, duygularınızla baş etmek için bazı tekniklere ihtiyaç duyacaksınız. Burada bahsedeceğimiz teknikler, profesyonel yardım gerektiren ağır duygusal vakaları konu almıyor. Daha çok, fiziksel olarak aç olmadığınız halde sizi yemeye iten genel duygularla başa çıkmanızda yardımcı olmayı amaçlıyorlar.
" Duygularınızı sınıflandırın. Bir paket cipsin üzerine gözü kapalı atlamak yerine, hissettiklerinizi sınıflandırmak için kendinize biraz zaman ayırın. Bu sayede, aşırı yeme kaynaklı bir suçluluk duygusuna kapılmaksızın duygularınızı düzene sokabilirsiniz. Çoğu zaman, televizyonda ilginç bir şey olmadığı için sıkıldığınızı fark etmeniz, vaktinizi çok daha iyi değerlendireceğiniz başka bir uğraş edinmeniz için yeterlidir.
" Duygularınızla daha sonra yüzleşin. Etrafınızda yiyecek bir şeyler arama sebebinin duygusal açlık olduğunun bir kez farkına vardığınızda, elinizi geri çekin ve duygularınızı kısa bir tatile göndermeye çalışın. Kendinizle bir anlaşma yapın: hemen başka bir şey yapmaya başlayın ve duygusal açlık nedeni olan konu hakkında düşünmeyi, önceden belirleyeceğiniz ileri bir tarihe erteleyin.
" Sevgi egzersizi. Bu, kendinizi sevgiyle doldurmak için tasarlanmış bir egzersiz. Rahat bir yere oturup, dikkatinizi herhangi bir şeye yöneltmeksizin gevşeyin. Gözlerinizi kapayın ve ellerinizi, sanki avuçlarınızı suyla dolduracakmış gibi kucağınızda birleştirin. Yaşamınızdaki, sizi gerçekten çok seven ya da sizin çok sevdiğiniz kişiyi düşünün. Şimdi, bu sevgiyi elle tutulur bir şeymiş gibi gözünüzde canlandırın - avuçlarınızı yavaşça dolduran sevginin yoğunlunu, sıcaklığını ve yumuşaklığını hissedin. Avuçlarınız, artık tutamayacağınız kadar sevgiyle dolduğunda, ellerinizi kalbinize doğru yaklaştırıp derin bir nefes alın. Bu saf, tertemiz sevgiyi sonuna kadar içinize çekin. Ellerinizde tuttuğunuz sevgi kalbinizi doldurup, vücudunuzun her tarafına kalbiniz tarafından pompalanırken, yavaş ve derin nefesler almaya devam edin. Bu sevginin sıcaklığının, varlığınızın her parçası tarafından emildiğini hissedin. Bu duygunun tadını çıkarırken, kendinize şöyle söyleyin: "Sevgi ile doluyum. Ben sevgiyim. Ben değerliyim."
Bu egzersiz kendini vererek yapıldığında, ilk duygusal tepki olarak gözyaşlarının belirmesi beklenmedik bir durum değil. Eğer bu gerçekleşirse, duygusal tepkiniz yüzünden korkmayın veya utanmayın. Gevşemeye devam edin, derin nefes alın ve içinizden yayılan sevgiyi hissedin.
" Gerekiyorsa profesyonel yardım alın. Kendini yeme bozuklukları olarak açığa çıkarabilen bazı ağır duygusal vakalar vardır. Eğer duygusal açlık sorununun kontrolünüz dışına çıktığını hissediyorsanız, profesyonel yardım almaktan çekinmeyin.
Alternatif Faaliyetler
Duygusal açlıkla başa çıkmakta kullanacağınız her yöntem, yeme yerine başka bir faaliyette bulunmayı içeriyor. Yemenin yerine geçecek faaliyetlerin bir listesini yapın ve gerektiğinde bakmak için hazır bulundurun... Mesela buzdolabınıza yapıştırabilirsiniz! Bu faaliyetler, yiyecekle ilişkilendirilmeyecek her şey olabilir. Bir yürüyüşe çıkmak, internette sörf yapmak, sürükleyici bir kitap okumak, bir arkadaşınızla konuşmak gibi eğlenceli bir liste yapabileceğiniz gibi, bulaşıkları yıkamak, çöpü boşaltmak, evi temizlemek gibi bir gereklilikler listesi de yapabilirsiniz. Hangisi kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlıyorsa... İşte birkaç örnek:
Stres: Kendinizi dingin, dinlendirici bir ortamda hayal edin ve yavaş, derin nefesler alıp verin. Yoga ve meditasyon konulu yazılarımız size bunun nasıl yapılacağı hakkında bir fikir verebilir.
Can sıkıntısı: Hemen herkes bu can sıkıcı duyguyu tanır. Hemen listenizden, tercihen fiziksel bir faaliyet seçin!
Yalnızlık: Arkadaşlarınızla veya yakınlarınızla bir araya gelin, telefonda konuşun veya yazışın. Gönüllü çalışmalarda yer alın, bir topluluğa katılın.
Depresyon/Üzüntü: Moralinizi bozan şeyin ne olduğunu belirlemeye çalışın. Bunu tanımlamayı başardığınızda, duygularınızı bir günlük tutarak veya bir arkadaşınızla paylaşarak kelimelere dökün. Eğer baş edemeyeceğiniz kadar büyük bir neden olduğunu hissediyorsanız, profesyonel yardım alın.
Asabiyet: Sinirlenmenize neden olan şeyin kaynağını bulun ve eğer mümkünse onunla yüzleşin. Duygularınızı ve beklentilerinizi dile getirirken iyimser ifadeler kullanmaya çalışın. Gereksiz yere kızgın veya suçlayıcı tavırlar takınmayın.
Öfke: Ortamdan uzaklaşın ve rahatlama teknikleri kullanarak (saymak veya yürümek gibi) kendinizi yatıştırın. Sakinleştikten sonra, sizi kızdıran şeyle olumlu iletişim teknikleri kullanarak yüzleşin.
Huzursuzluk: Huzursuzluğunuzun sebebini saptamaya çalışın. Eğer bunun nedeni içtiğiniz kahve veya yediğiniz herhangi bir şeyse, başka şeyler yiyerek bir fayda sağlanmayacağı açık. Eğer huzursuzluğunuzun fiziksel bir nedeni yoksa, derin nefes alma ve gevşeme egzersizleri yapın.
Yorgunluk: Kısa bir uyku çekin veya hafif egzersizler yapın.
Sevinç ve Kutlama: Elbette ki her fırsatta kutlama yapın! Arkadaşlarınızla bir araya gelin, bir filme gidin, ne zamandır istediğiniz bir şeyi satın alın, dans edin ... Hayal gücünüzü kullanın. Bir kutlama yapmak için mutlaka bir şeyler yemek gerekmez!
www.formdakal.com
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Yeme Bozukluklarında Psikoterapi Uygulamaları
«
Yanıtla #61 :
Ocak 15, 2007, 08:45:58 am »
Yeme Bozukluklarında Psikoterapi Uygulamaları
Son yirmi yıldır psikoterapi alanında en yaygın olarak kullanılan terapi akımlarından biri de bilişsel-davranışçı tedavidir. Teorinin merkezinde kişinin düşüncesinin içeriğinin onun ruh durumunu etkilediği fikri vardır. Duygusal bozukluklar, kişinin hayatı boyunca defalarca içine düştüğü yanlış anlamalarla ilgili olabilmektedir. Psikolojik problemlerin tamamının gizli ve kontrol edilemeyen güçlerden kaynaklandığını düşünmek doğru değildir. Çünkü problemlerin nedenini, hatalı öğrenme, yanlış ve yetersiz bilgiden çıkarılan yanlış sonuçlar gibi sıradan olaylar da etkilemektedir. Durum böyle olduğunda bilişsel terapi, hastayı yanlış düşüncesini düzeltebilmesi için hayatı boyunca kullana geldiği problem çözme tekniklerini kullanmaya teşvik etmektedir. Hastaya problemlerinin hatalı düşünmek ve yanlış kavranmaktan dolayı gerçeğin çarpıtılması ile oluştuğunu göstermektedir. Bu çarpıtmaların temelini, gelişmi boyunca aldığı hatalı öğrenmeler oluşturmaktadır. Tedavinin formülü oldukça basittir: Terapist hastaya bu düşüncelerini tanımasında ve onları daha geçekçi biçimde formülleştirmesinde yardımcı olur.
Obezitenin psikolojik tedavisinde sıkça karşılaşılan blumiya ve tıkınırcasına yeme bozukluğunda bilişsel terapi sıklıkla kullanılmaktadır. Bulimia nervoza yineleyen tıkınırcasına yeme dönemlerinin olduğu, fazla miktarda yemenin durdurulamadığı kilo almaktan sakınmak için kusma, laksatif kullanımı, yemek yememe, egzersiz yapmak gibi uygunsuz dengeleyici davranışlarda tekrar tekrar bulunma belirtilerinin görüldüğü bozukluklardır. Her iki durumda da ağırlıkla ilgili aşırı ilgilenme söz konusudur. Temelde kişiler kendi değerlerini ağırlıkları ve biçimleri açısından değerlendirirler. Ağırlığı kontrol etmeye yönelik çeşitli davranışlar tipiktir. Hastanın diyet girişimleri aşırı yeme dönemleriyle kesintiye uğradığı için zayıflama sağlanamaz. Bilişsel terapi bu problemlerin çözümünü sağlamak için düşünme sistemindeki alışkanlığa dönüşmüş özgün hataları ve çarpıtmaları düzeltmeyi hedeflemektedir. Bulimia ve tıkınırcasına yeme bozukluğundaki temel bilişsel çarpıtmalar şunlardır:
1.Seçici Soyutlama: Ayrıntılara dayanarak sonuç çıkarma ve bu arada göze çarpan ve zıt delilleri görmezden gelme. Örneğin: Kendimi bir türlü kontrol edemiyorum. Dün öğlen arkadaşlarımla yemek yerken bana verilen her şeyi yedim, oysa dikkatli olacağıma dair herkese söz vermiştim. Çok güçsüzüm. Zayıf olursam değerli olurum.
2.Aşırı Genelleme: Bir olaya dayanarak kural geliştirme ve bu kuralı diğer benzer olmayan tüm durumlara uygulama. Örneğin: Karbonhidrat yerken şişmandım, bu nedenle şimdi bunlardan sakınmalıyım ki şişman olmayayım.
3. Büyütme: İstenmeyen sonuçları olan olayların anlamını aşırı büyütme. Örneğin: İki kg almam mahvolmam demektir. Başkaları kilo almama ilişkin yorum yaparlarsa buna dayanamam.
4. Ya Hep ya Hiç Tarzı Düşünme: Olaylar sadece siyah ya da beyaz; doğru ya da yanlış; iyi ya da kötü olabilir. Örneğin: Eğer bir kilo alırsam kilo almaya devam edip onlarca kilo alacağım.
5. Bireyselleştirme ve Kendine Yöneltme: Kişinin olayları kendisine yönelik yorumlaması veya kendisine ilişkin olayların aşırı yorumlanması. Örneğin: Biraz kilo aldım ve eşimin davranışları hemen değişti.
6. Batıl İtikatlı Düşünme: Belli sebeplere dayanan olayların arasında sebep sonuç ilişkisi olduğuna inanma. Örneğin: Bir parça pasta yersem anında midemde yağa dönüşecektir. Bilişsel yaklaşım bu çarpıtmaların farkına varılmasını da içeren terapi uygulamaları ile başarılı sonuçlar almaktadır. Kullanılan terapi uygulamaları şunlardır:
Terapi Uygulamaları
1.Eğitim
2.Kayıt tutma
3.Beslenmenin diyetisyen tarafından düzenlenmesi
4.Yeme davranışını tetikleyen sosyal, psikolojik, fizyolojik ipuçlarının farkına varılması
5.Düşüncelerin yeniden yapılandırılması (bireyin biçimi, ağırlığı ve diğer sorunlarına ilişkin kendi düşüncelerini anlaması sağlanır)
6.Beden imgesine ilişkin olumsuz düşüncelerle mücadele edilmesi
7.Sosyal beceri eğitimi, girişkenlik eğitimi, sorun çözme yöntemleri, gevşeme eğitimi ve egzersiz önerilmesi.
Çözüm Psikolojik Danışmanlık
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Şişmanlığın Oluşumunda Genetik ve Psikolojik Faktörlerin Etkisi
«
Yanıtla #62 :
Ocak 17, 2007, 08:21:04 am »
Şişmanlığın Oluşumunda Genetik ve Psikolojik Faktörlerin Etkisi
Vücut ağırlığının düzenlenmesinde hormonsal ve sinirsel faktörler rol alır. Bu faktörlerin çoğu genetik olarak düzenlenir. Bireyin yeme davranışını belirleyen faktörler, yağ hücrelerinin sayısı ve büyüklüğü, yağın vücudun belirli bölümlerine dağılımı ve bazal metabolizma hızı (BMH) kalıtımla ilintilidir. Şişman anne babanın çocuklarının da şişman olma olasılığı % 80 iken; anne-babanın şişman olmaması durumunda bu oran %10dan azdır.
Genetik faktörler, bireyin enerji kullanımını ve alınan fazla enerjinin depolanmasında vücudun yatkınlığını da etkilemektedir. Bireyler arasında metabolizma hızının farklılık göstermesi, bu hızı etkileyen faktörler arasında genetiğin de yer aldığını göstermektedir. Eğer ailesel olarak düşük BMH ne sahip olma söz konusu ise, bu durum şişmanlığa yatkınlık açısından büyük risk oluşturur.
Özellikle tek yumurta ikizleri üzerinde yapılan çalışmalar genetiğin şişmanlık oluşumundaki etkisini belirginleştirmektedir. Bu konuyla ilgili olarak elde edilen veriler tek yumurta ikizlerinin ağırlık kazanma düzeylerinin, vücut yağ yüzdeleri ve vücut yağ dağılımlarının ayrı ayrı büyütülmüş olsalar bile son derece benzer olduğunu göstermekte ve bunun nedeninin de genetik faktörlerle ilgili olduğu ileri sürülmektedir. Bu ve benzeri çalışmalar şişmanlığın oluşumunda genetiğin önemli bir etken olabileceğini ve dolayısıyla bazı bireylerin de genetik olarak şişmanlığa yatkın olabileceğini işaretlemektedir.
Şişmanlığın oluşumunda etkili olan bir diğer etken bireyin psikolojik durumudur. Şişman bireylerde sıklıkla görülen psikolojik yeme bozuklukları sırasıyla;
- Duygusal duruma bağlı yeme
- Yeme atakları-abartılı yeme
- Gece yeme
şeklinde sıralanabilir. Ayrıca obez bireyler tarafından sıklıkla uygulanan aşırı diyet kısıtlamaları da bir süre sonra yeme bozukluklarına neden olabileceği için potansiyel bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Abartılı yemek yeme şişman bireylerde, normal ağırlıktaki kişilere göre iki kat daha fazla görülmektedir. Özellikle kadınlar arasında çok yaygındır. Abartılı yemek yeme bozukluğu gösteren bireylerde sıklıkla görülen belirtiler aşağıdaki gibi sıralanabilir;
A) Çoğu bireyin aynı sürede yiyebildiği besin miktarına göre çok daha fazla besin tüketme
B) Yeme davranışını kontrol edememe
C) Normalden çok daha hızlı yeme
D) Rahatsızlık hissi oluncaya kadar yemeye devam etme
E) Açlık hissi olmadığı zamanlarda bile aşırı miktarda yeme
F) Ara öğünlerde aşırı besin tüketme
G) Özellikle gergin, yalnız, depresif veya üzgün olunduğunda aşırı miktarda yeme
H) Yenilen besin miktarından utanıldığı için tek başına yeme
I) Her abartılı yemek yeme davranışından sonra suçluluk duyma ve kendini depresif hissetme
Yeme atakları olan şişman bireylerde, bu tür atakları olmayan bireylere göre psikolojik bozukluklar (depresyon, gerginlik, huzursuzluk gibi...) ve kendi bedeninden hoşnut olmama gibi belirtiler daha sık görülür. Bu bireylerde diyet uygulamaları da daha dikkat gerektirir. Çünkü yeme atakları diyetin belirli dönemlerinde ortaya çıkabilir.
Psikolojik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan şişmanlık durumlarında uygulanacak diyetler çok dikkatli bir şekilde seçilmelidir. Bireyin beslenme öyküsünün yanı sıra, genel ve yemek yeme anındaki ruhsal durumu mutlaka göz önüne alınmalı, kişiyi daha depresif yapacak diyetlerden kaçınılmalıdır.
Beslenme ve Diyet Uzmanı
Bengül Akgün
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Gençlik Döneminde Yanlış Beslenme Alışkanlıkları
«
Yanıtla #63 :
Ocak 19, 2007, 08:39:49 am »
Gençlik Döneminde Yanlış Beslenme Alışkanlıkları
Ergenlik dönemi fiziksel ve cinsel gelişimin çok hızlı olduğu bir evredir ve bu evrede ergen beden algısı konusunda oldukça hassastır. Bu dönemde;
Ergenlik dönemi fiziksel ve cinsel gelişimin çok hızlı olduğu bir evredir ve bu evrede ergen beden algısı konusunda oldukça hassastır. Bu dönemde;
" Hızla değişen bedenine karşı ergen endişe ve şaşkınlık hisseder.
" Bedenini bütünüyle ya da parça parça çevrenin gözüyle değerlendirir.
" Hayali bir izleyici kitlesinin kendisini izlediği hissine kapılır.
" Çevresinin kendisini anlamadığını sevilmediğini düşünür.
" Bol kalorili fast-food beslenmenin özendirilmesi nedeniyle tercihini bu yönde kullanabilir.
" Güzel olmanın bir deri-bir kemik olmak anlamına geldiği magazin kültürünün etkisiyle kendisini zayıf olmak zorunda hissedebilir.
" Bol kalorili beslenme ve çok zayıf olma arasında bocalayan genç, erken yaşta diyetle tanışabilir.
" Hiç yememe, idrar söktürücüler, kusturucular kullanarak ya da aşırı spor yaparak kilo vermeye çalışabilir.
Ergenlik dönemi fiziksel ve cinsel gelişimin çok hızlı olduğu bir evredir ve bu evrede ergen beden algısı konusunda oldukça hassastır. Bu dönemde;
Güzel ve yakışıklı olmak hemen herkesin isteğidir. Yakışıklı prensin, güzeller güzeliyle buluşmasını anlatan pek çok masal dinlemiş, aynı özellikteki genç erkekle genç kızların başrol aldığı filmler izlemişizdir.
Zayıf olmak, sürekli olarak erişilmesi ya da korunması gereken bir hedef tersi durum ise başarısızlık olarak algılanabilmektedir. Böylesi beklentiler özellikle endüstrileşmiş toplumlarda yeme bozukluklarının sıkça görülmesine neden olabilmektedir.
Yeme Bozuklukları
19.yyda Avrupada görülmeye başlayan yeme bozuklukları,yeme davranışlarında şiddetli bozukluklarla belirlidir(DSM-IV).
Yeme bozuklukları, Anoreksiya ve Bulimia Nevroza olarak iki grupta incelenebilir.
Anoreksiya Nervoza;
" Kişinin yaşı ve boy uzunluğu açısından normal kabul edilen kiloyu kabul etmemesi,
" Normal kilosundan daha zayıf olmasına rağmen kilo almaktan aşırı derecede korkması,
" Vücut ağırlığı ya da biçimini algılama biçiminde bozukluk olması,
" Bayanlarda adet döngüsünde en az üç ardışık periyodun gerçekleşmemesi olarak tanımlanabilir.
Anoreksiya Nervoza Kimlerde Görülür?
" Daha çok kadınlarda
" Ortalama 14-18 yaşlarında
" Yemenin bol olduğu ve çekici olmanın zayıf olmakla bağlantılı kabul edildiği endüstrileşmiş toplumlarda
" Stres verici yaşam olayı sonrası
" Birinci derece akrabalarında anoreksiya nervoza olan bireylerde daha sık görülmektedir.
Anoreksiya Nervozanın Sonuçları Nelerdir?
Zayıf kalabilmek için harcanan çabalar ciddi sorunlara da yol açabilmektedir.Bunlardan bazıları şunlardır;
" Tansiyon düşüklüğü
" Kolesterol yükselmesi
" Kalpte ritm bozukluğu
" Kalp yetmezliği
" Ölüm riski
" Vücutta tüylenme
" Adet görememe, kısırlık
" Kemik erimesi
" Düşük riski
" Bebeklerde gelişim geriliği
" Beyinde sinirlerde kalıcı hasarlar yaşanabilmektedir.
Bulimia Nervoza Nedir?
" Tekrarlayan tıkınırcasına yemek yeme davranışı
" Kilo almamak için isteyerek kusma, dışkılamayı artırıcı, idrar söktürücü kullanma ya da aşırı spor yapma
" En az üç ay süre ile ortalama olarak en az haftada iki kez ortaya çıkması
" Kendini değerlendirirken anlamsız bir biçimde vücudun biçimi ve ağırlığından etkilenmesi durumudur.
Bulimia Nervoza Kimlerde Görülür?
" Endüstrileşmiş toplumlarda
" Daha çok kadınlarda
" Geç ergenlik ve erişkin yaşamda
" Aile içinde bulimia nervozası olma, duygu durum bozukluğu, madde bağımlığı olan bireylerde daha sık görülmektedir.
Bulimia Nervozanın Sonuçları Nelerdir?
" Diş problemleri
" Yemek borusunda fıtıklaşma, yara
" Halsizlik
" Adet düzensizliği
" Mide problemleri
" Kalp ve iskelet sorunları
" Kalınbağırsakta incelme
" Ölüm riski görülebilmektedir.
" Zayıf olmak olabilmek için gösterilen çabalar adeta başarı ile eşanlamlı hale gelebilmektedir. Oysa güzelliği vücut ölçülerine indirgemek büyük haksızlık olur.
Güzelliği, sıcak bir bakışta,
sıcak bir gülüşte,
sıcak bir ilişkide bulmaya çalışmalıyız.
Uzm. Psk. Nurgül Yılmaz
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Anoreksiya Nervoza
«
Yanıtla #64 :
Ocak 21, 2007, 09:06:59 am »
Anoreksiya Nervoza
Tanım: Kelime anlamı iştahsızlıktır, ancak bu hastalık için yanlış kullanımdır çünkü burada iştahsızlık değil kasıtlı kontrollü yememe söz konusudur.
Patolojik biçimde şişmanlık korkusudur, beraberinde beden imgesinde bozulma, bitmeyen bir zayıflama arzusu, biyopsikososyal, davranışsal sorunları içerir.
Sıklık: Tüm yeme bozuklukları için ergenlik ve gençlik döneminde % 4e varan oranlar verilmektedir.
" Ergen kızlarda % 0.5-1, erkeklerde daha az.
" K/E: 10-20/1
" Genç kadınlarda klinik bozukluğu karşılamayan ancak belirtilerin bir kısmını karşılayan oran ise %5lere çıkmaktadır.
" Bulimia (tıkınırcasına yeme): %1-4
" Tüm yeme bozuklukları; E / K: 9 / 1
" Monozigotlarda konkordans: %50
" Dizigotlarda konkordans: %10-14
Etioloji:
Grup A:
" Gıda ile olumsuz duygudurum arasındaki ilişki açıktır. Depresyonda iştah azalıp artmaktadır, anoreksiyadaki olumsuz düşüncelerle de yeme etkilenmektedir.
" Premenstrüel sendrom, mevsimsel affektif bozukluklarda, bazı depresyonlarda karbonhidrat tüketimi artmakta, bu da enerji düzeyini artırmakta ve depresyonu düzeltmektedir. O halde karbonhidratlar MSSde serotonin sentez ve salınımında rol almaktadır.
" İştah, termoregülasyon, nöroendokrin işlev bilindiği gibi hipotalamik kontrol altındadır.
" Merkezi DA reseptörlerinin negatif geri bildirim düzeneğinin bozuk olması da neden olabilir.
" Açlık BOSunda MHPG, HVA, 5-HIAA değişiklikleri genelde görülür.
" Kortizol açlıkta azalır ama anoreksiyada artar, kilo alma ile normale döner.
" Endojen opiatlar açlık duygusunun inkarına neden olabilir. Opiat antagonisleri ile kilo alındığı bulunmuştur.
" Açlık tiroid fonksiyonunu suprese eder.
Grup B:
Psikolojik ve dinamik faktörler
" Kendilik ve otonomi duygusu bu gençlerde gelişmemiştir.
" İkincil seks karakterlerini kazanma çelişkisi.
" Anneden bağımsızlaşma çelişkisi.
" Kontrol koyma obsesyonu. Kendi aç kalırken yakınlarına yedirme kilo aldırma düşüncesi ve buna paralel davranışlar.
" Aile ilişki bozuklukları. Özellikle anne babasına ilişkin olumsuz ve kabul edilemez düşünce ve arzular. Bunu yok etmek için ise onlarla sürekli çekişme, karşı gelme davranışları.
Grup C:
Sosyal Faktörler: Toplumun değer yargıları, beğenileri, arkadaş baskı ve/veya desteği.
Tanı ve Klinik Belirtiler: Başlama 1030 yaşları arasındadır. 13 yaştan sonra gittikçe artan hız vardır. Tepe yaptığı yaş 17-18dir.
Tanı Kriterleri:
1. Kilo ve yaşına göre beklenen en düşük kiloda olmayı reddetme.
Ya da minimal kilosunun %85inin altında olma.
Ya da beklenen sürede beklenen kiloyu alamama.
Ya da beklenen kilosunun en az %15ini kaybetme.
1. Kilosunun altında olduğu halde şiddetli derecede şişmanlama, kilo alma korkusu.
2. Beden biçimleri, görünümleri ile sürekli olumsuz yönde uğraş ve düşünce içinde olma
3. Post menarş kadınlarda üst üste 3 mentrüel siklusun yokluğu.
Belirtiler:
Grup A (Tıbbi belirtiler)
" Kilo kaybı ve buna bağlı sorunlar: hipotermi, ödem, bradikardi, hipotansiyon, lanuga
" Kusmaya bağlı ağız, diş sağlığında bozulma.
" Kusma ve diüretik kullanımına bağlı hipokalemik alkoloz ve diğer sıvı-elektrolit denge bozuklukları.
" Kaşekşi, Kardiyak belirtiler: aritmiler, atrial-ventriküler prematür kontraksiyonlar, ventriküler taşikardi, QT aralığının uzaması, ani ölüm.
" Gastro-intestinal sistem belirtileri: uzamış mide boşalması, şişkinlik, kabızlık, karın ağrısı
" Üreme sistemi : amenore, düşük FSH ve LH
" Dermatolojik: ödem, lanuga.
" Hematolojik: lökopeni.
" Nörolojik: anormal tat duygusu (çinko kaybına bağlı), elektrolit denge bozukluğu şiddetli ise nöbet (seizure), nöropati, yorgonluk ve zihinsel işlevlerde bozulma.
Grup B (Ruhsal belirtiler)
" Depresyon ve distimik bozukluk %50 oranında görülür.
" OKB, kaygı boz., borderline kişilik bozukluğu.
Grup C (Davranışsal-ilişkisel sorunlar)
" Tüm enerjilerini yeme-yememe, egzersiz, tartılma, aynada kontrol etme davranışlarına yatırırlar.
" Okulda ilk başlarda başarılıdırlar, zihinsel fonksiyonları bozulunca başarı düşer.
" Yemek yerken kesip bölerek, tabağı düzenleyerek oyalanır. Yiyecekleri atar, saklar.
" Aşırı egzersiz, laksatif, diüretik kullanımı.
" Yemek tarifleri biriktirme, deneme, yakınlarını yaptıklarını yemeğe zorlama.
" Gizli ve genellikle gece fazla yeme ve arkasından kusma
" Aile ilişkilerinde sürekli inatlaşma, saldırganlık, aile bireylerinin davranışlarını kontrol etlme uğraşıları sergilerler.
" Süreç ilerledikçe izolasyon ve yatağa bağlı hale gelme olasılığı yüksek, ya da tıbbi komplikasyonlardan ölüm riski % 5-18.
Prognozu olumlu kılan etkenler: Açlık hissetmeye başlama, inkarın azalması, kendilik duygusunun yükselmesi, immatüritenin azalması
Prognozu olumsuz kılan etkenler: Bulimianın birlikteliği, diğer psikiyatrik durumların birlikteliği, egzersiz, laksatif kullanımı, aile ilişki sorunlarının varlığı.
Tedavi:
1.Grup:
İlk yapılması gereken hastanın beslenme durumunun restore edilmesidir. Daha sonra tıbbi komplikasyonlar varsa onların ele alınması ya da önlenmesi. Bunun için yatırılması gerekebilir.
2. Grup:
" Psikiyatrik tedavi için yatırılması gerekebilir.
" Genelde % 20 kilo kaybı varsa yatış endikasyonudur.
" %30 ise 2-6 aylık bir süre için yatış yapılabilir.
" Bu grup içindeki tedaviler:
İlaç tedavisi: Ciproheptadin (periactin) kısıtlayıcı tip için uygun
Amitriptilin, klomipramin, SSRI
Psikoterapi: a. Dinamik tx
b. Davranışcı tx
c. Aile tx
(Psikoterapi süreci aydan seneye dek uzayabilir.)
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Zayıflamak Ama Nereye Kadar
«
Yanıtla #65 :
Ocak 23, 2007, 09:07:23 am »
Zayıflamak Ama Nereye Kadar?
Ünlü ressamlar Rubens, Rembrandt ve Breugelin tablolarında, yaşadıkları dönemin estetik değerlerine tanıklık eden dolgun hatlı hanımlar, yirminci yüzyılda estetik ve güzellik arenasındaki yerlerini daha ince hatlı hemcinslerine bıraktılar. Geçirilen iki büyük dünya savaşı, kadınların çalışma hayatında daha aktif yer alması, değişen beslenme ve yaşam
tarzı alışkanlıkları, moda akımları gibi pek çok faktör, bu yeni güzellik kavramının oluşumunu pekiştirdi. Özellikle 1970lerin tarz ikonu haline gelen manken Twiggy ile neredeyse hastalıklı bir zayıflık imgesi kollektif bilinçaltının özenilen hedefine dönüştü. Modanın medya olanakları-nı kullanarak insanlara ve toplumlara yaşam tarzı alışkanlıkları dayatması sonucunda, genç kuşaklar sıfır beden mankenleri sağlıklı, güzel ve mutlu olmanın tek yolu gibi algılamaya başladılar. Ergenlerde, özellikle de genç kızlarda anoreksiya ve blumiya adı verilen, yeme bozukluğu ile karakterize hastalıkların görülme sıklığı her geçen gün biraz daha arttı. İlk kez bu yıl Madrid, Barcelona, Milano ve Edingburghda düzenlenen uluslararası moda gösterilerinde yerel yöneticiler tarafından belli beden ölçüsünün altındaki mankenlerin podyuma çıkmalarının yasaklanmasıyla zayıflık imgesinin toplumsal boyutu bir kez daha gündeme geldi.
Anoreksiya ve Bulimia
Bu iki bozukluk da temelde yemek olgusuna ve zayıf olmaya odaklıdır. Refah düzeyinin yüksek, yemek olanaklarının çeşitli ve bol olduğu, göze hoş görünmenin zayıf bir vücut yapısı ile paralel düşünüldüğü batı toplumlarında, kentsel alanlarda daha çok gözlenmektedir. 12-25 yaş arası genç kızlar, göz önünde olan bazı meslek grupları (mankenler, modeller, sahne sanatçıları, hostesler vb.) özellikle risk altındadır. Bu yeme bozukluklarına sahip bireylerin ailelerinde
depresyon, obezite, alkolizm gibi sorunlara rastlanma olasılığı anlamlı ölçüde yüksektir. Bu durum genetik yatkınlıkla ilgili olabileceği gibi aile içi bireylerde karşılıklı etkileşim yoluyla birbirine benzer davranışların varlığıyla da açıklanabilir. Anoreksiyalı bireyler, vücut ağırlıkları yaşları ve boylarına göre normalden daha düşük olmasına karşın, kilo fazlalıkları olduğunu düşünürler. Bu düşünce hastalarda ölümcül sonuçlara varabilen davranış değişikliklerine yol açar. Hastalar yiyecek alımlarını ciddi oranda kısıtlayarak veya aşırı egzersiz yaparak, vücut ağırlıklarını kontrol altında tutmaya çalışırlar.
Bulimia sorunu olan hastalar ise yediklerini kusarak, müshil ya da lavman kullanarak çıkartırlar. Yedikleri yemek çok bol miktarda olabileceği gibi bir parça şeker gibi az miktarda da olabilir. Bulimialı hastalar yeme dürtülerini kontrol edememekte, yemek yedikten sonra da suçluluk duymaktadırlar. Bulimialı hastaların kiloları normal ya da normale yakın olabilir. Yeme bozukluğu olan hastalar, dönem dönem hem anoreksiyaya, hem de blumiyaya ait davranış özelliklerini sergileyebilirler. Yeme bozukluğu olan hastalarda kilo kaybının yanı sıra başka fiziksel bulgular ve ruhsal davranış değişiklikleri de dikkat çeker. Yorgunluk, baş dönmesi, göz kararması, cilt kuruluğu, tırnaklarda ve saçlarda zayıflık, kırılma, saçlarda dökülme, düşük kan basıncı, sıvı alım azlığına bağlı susuzluk belirtileri, osteoporoz, kadınlarda adet düzensizliği ve adetten kesilme görülebilir. Ayrıca blumiyalı hastalarda kişinin kendi tarafından tetiklenen kronik kusma eylemlerine bağlı olarak ağız boşluğunda deformasyonlar, tükürük bezlerinde genişleme, el parmaklarında diş izleri gibi bulgular gözlenebilir.
Bu hastalıkların psikiyatrik bozukluklar olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Anoreksiyalı hastalarda yemeyi red, açlığı inkâr, aşırı egzersiz daha ön planda iken blumiyalı hastalar yemekle aşırı ilgili olup gizli saklı yemek tüketip kusmak ve suçluluk duyguları ön plandadır. Anoreksiyalı ya da blumiyalı hastalarda duygulanım eksikliği, konsantrasyon güçlüğü gibi şikayetler de tabloya eşlik eder.
Yeme bozukluklarında multidisipliner bir yaklaşım ve psikolojik destek tedavi öncelikli yaklaşım olmalıdır. Anoreksiyanın ölümcül bir hastalık olduğu ve hastaların tedaviden kaçma eğilimi unutulmamalıdır. Aşırı kilo kaybı olan kişilerin hastanede tedavi görmesi, tedaviye hastanın katılımının sağlanması şarttır. Kişinin yeme davranışı üzerine kurulu yanlış düşünce tarzının değiştirilmesine, benlik algısına yönelik olumsuz algısının düzeltilmesine öncelik verilen davranışçı terapiler tedavide tercih edilir. İlaç tedavisinde ise anti-depresanlardan yararlanılır.
Günümüzde obezitenin zararları sürekli vurgulanıp, insanların zayıflamaya yönelmesi gerektiği vurgulanırken, bazı insanların zayıflamak için midelerine kelepçe taktırmak dahil her yolu denemesi ve sıfır bedene inmeye çalışması bir çelişki gibi görülse de, beslenme bozukluklarının her türünün insan sağlığı için ne kadar büyük bir sorun olduğu daha iyi anlaşıl- maktadır. Bu tip hastalıklar göstermektedir ki, çocukluktan itibaren sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılması toplum sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Ergenlik ve Diyet
«
Yanıtla #66 :
Ocak 25, 2007, 01:53:53 pm »
Ergenlik ve Diyet
Ergenlik yaşındaki gençler, çevrenin etkisiyle kendi vücutları konusunda yanlış inanışlara kapılabiliyorlar. Sonuçta, ciddi sağlık problemleri ortaya çıkabiliyor. Ergenlik çağındaki çocuklar kendi iç dünyalarında yaşadıkları sıkıntılardan başka, dışarıdan ve çevrelerinden gelen etkilerle de yanlış yönlendirilebiliyorlar.
Kendisine henüz bir hedef koyamamış ya da geleceği ile ilgili sağlıklı plan yapamamış genç, çok çeşitli etkenler karşısında bocalayarak bunalıma girebiliyor. Özellikle bu yaşlarda meydana gelen fiziksel değişimler, gençlerin kendi vücutlarıyla sorun yaşamalarına neden oluyor. Arkadaşlarının ya da basın-yayın organlarının etkisiyle kendi vücudunu beğenmeyen genç, başta diyet olmak üzere birçok yola başvuruyor ve zaman zaman ciddi sağlık sorunlarıyla da karşılaşabiliyor.
Çevreden gelen psikolojik etkiler gençleri olumsuz etkiliyor. Anne ve babaların bu yanlış yönlendirmeler konusunda çok dikkatli ve uyanık olmaları gerekiyor.
Günümüz toplumunda çocuklar ve ergenler, tüketime dayalı birçok sektörün hedef kitlesidir. Doğal olarak, hem gıda hem de güzellik endüstrisi bütün pazarlama olanaklarını bu gruplar için kullanmaktadır. Bir yandan bol kalorili popüler fast-food zincirleri beslenme alışkanlıklarında dengesizliğe yol açmakta, diğer yandan ise kitle iletişim araçlarının güzelliği santimlik ölçülere indirgeyen anlayışı, sürekli olarak gençliği baskı altında bırakmaktadır. Bir de bunların üzerine ergenin kendi bedeni ile uğraşma merakı eklendiğinde, neredeyse aç kalma sayılabilecek diyetlerin ergen kültürünün bir parçası haline gelmesi daha kolay anlaşılabilir.
Bu noktada anne-babalar ve hatta ergenlerin kendileri için en büyük sorun, masum bir zayıflama ve güzelleşme merakı ile yeme bozuklukları arasında ayrım yapabilmektir. Zira, yeme bozuklukları en sık ergenlik döneminde görülür ve büyük çoğunluğunda ilk problem, aşırı bir diyet gayretidir. Bu durum yeme bozukluklarına dönüştüğünde ise, yoğun aç kalma ve diyet gayretinin de ötesinde, davranışlarla ilgili ve vücudu doğrudan etkileyen birçok sorun kendisini gösterir.
Yeme bozukluğuna bağlı olarak gelişen, temelde bireyin beden imgesini yanlış değerlendirdiği, buna bağlı olarak kendisini şişman algıladığı, yemek yemeyi reddettiği ve bu nedenle aşırı kilo kaybına uğradığı durumlarda gençlerde şişmanlık yanılsamasını görülür. Bunun yanında gençlerde dürtülerini kontrol edemedikleri noktada bol kalorili gıdaların abartılı tüketildiği dönemleri, sonradan pişmanlık duygusu içinde yoğun zayıflama gayreti izler.
Yanlış beslenme ergen kızlarda erkeklere göre daha sık görülür. Vücut şekli ve ağırlığı ile ilgili aşırı uğraş vardır, vücut görünümü ve ağırlığını sürekli kontrol etmeye yönelik neredeyse aç kalma noktasına varan diyet programları, kendisini kusturma, aşırı spor yapma, idrar söktürücü ve müshiller kullanılması gibi yöntemler sıkça gözlenebilir. Sürekli olarak açlık duyusunu kontrol etme ve aç kalma sonucu yiyeceklerle ya da yemeklerle yoğun uğraş; gencin başka alanlara odaklanmasını güçleştirir, sinirli ve çökkün olmasına yol açabilir. Zamanla bedensel problemler de başlar, kızlarda adet düzeni bozulur, kalori eksikliği sonucu aşırı zayıflama, enerji kaybı görülebilir.
Ergenlerdeki sorun nasıl anlaşılır diyorsanız: Yoğun bir zayıflama merakı olan ergenin yeme bozukluğu yaşayıp yaşamadığına, elbette ki klinik koşullarda ve ilgili uzmanlarca karar verilmelidir. Ancak bu dönemde gençler bu konuda eğer bir saplantılıysa ki genellikle saplantılıdır- dirençlidirler, ebeveynleri ile aşırı çatışma yaşayabilirler. Anne-babalar çocuklarındaki bazı fiziksel ve ruhsal değişimleri gözlemleyerek, soruna henüz başında iken müdahale etme şansını yakalayabilirler. Bu yüzden çocuklarımızı sürekli izleyerek, onlara belli etmesek de kontrolümüzü azaltmamamız gerekiyor. Tabii, bunu yaparken onları sıkmak da yanlış bir tutumdur. Ama öncelikli dikkat etmemiz gereken noktaları sıralayacak olursak:
Ï İdeal vücut ağırlığının yüzde 85'inin de altına inilmesi
Ï Öğünleri azaltma dışında kendi kendisini kusturma veya idrar söktürücü ve müshil kullanma, yoğun egzersizler denenmesi
Ï Sürekli olarak beden imajı ile uğraşma, beslenmeye ilişkin gerçek dışı yargılar geliştirme
Ï Bunlara ilaveten kaygı artışı, dürtüsellik, sinirlilik, vb. pek çok davranış problemi ortaya çıkması
Ï Ara dönemlerde aşırı yeme atakları veya kilo alma dönemleri.
Ergenlik çağındaki çocuklar kendi vücutlarındaki değişimlere daha fazla meraklı oldukları için beslenme alışkanlıkları da kontrolden çıkıyor. Kimisi çok zayıf olduğunu düşünüp fazla yiyor, kimisi ise kendisini şişman zannedip aç kalmaya başlıyor. Bunu aklınızdan çıkarmayın ve lütfen gençlere bu durumlarda da gereken desteği verin. Bu dönemlerde ortaya çıkan beslenme bozukluklarının getirdiği hastalıklarla ilerleyen yaşlarda baş etmek çok daha zor olacaktır.
Hümeyra Ertok
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Anoreksiya
«
Yanıtla #67 :
Ocak 26, 2007, 07:50:55 am »
Anoreksiya
Normal vücut ağırlığımız vücut kitle indeksiyle hesaplanıyor. Kilo bölü boyun metre cinsinden karesi. Elde edilecek rakamın bir normal sınırı vardır. O sınırın yüzde 85 ve daha altına düşüldüğünde anoreksiya tanısı için kriterlerden birisi yerine gelmiş demektir. Bu günümüzün moda ifadesiyle sıfır beden olma haline tekabül eder.
Sıfır beden olduğunuz halde kendinizi hala şişman hissediyorsanız vücut imajınız bozuk demektir. Ki bu da ikinci kriterdir.
Bir kriter daha vardır. Amenore. En az üç ardışık âdetin olmaması.
Aneroksiya sanayileşmiş ülkelerde diğerlerine oranla daha sık ortaya çıkmaktadır. Bir araştırmada Almanya gibi sanayileşmiş bir ülkeye göç eden Türk ve Yunanlılarda ülkelerinde kalanlara göre anoreksiyaya rastlama olasılığı çok yüksek bulunmuştur. Bunun yorumunda moda faktörünün etkisi üzerinde durulmaktadır. O ülkelerde genç kızların yüzde birinde bu hastalığa rastlanmaktadır. Moda faktörünün etkisini gösteren bir ipucu da hastalığın tarihçesinde gizlidir.
Anoreksiyanın göze çarpacak düzeye çıktığı yıllar birinci dünya savaşından sonralarına denk düşer. Büyük savaş öncesinde hafif etine dolgun olmak moda iken sonraları modeller zayıflamaya başlamıştır.
Anoreksiya için sosyal faktörlerden başka psikolojik ve biyolojik faktörler de rol oynamaktadır.
Empatik olmayan, çocuğunun duygularını okuyamayan annelere karşı bir protesto olabilir. Benim hastalarımdan edindiğim izlenime göre çocukların yeme alışkanlıklarına fazla müdahale eden ebeveynlere karşı bir tepkisellik de burada önemli rol oynamaktadır.
Beyin kimyaları incelendiğinde anorektiklerin norepinefrin ve serotonin adı verilen kimyasallarında etkinlik azalması saptanmıştır. Genetik faktörlerin rolü üzerinde de durulmaktadır. Burada bir soru akla gelmektedir. Madem genetikti neden birinci dünya savaşından önce genler rolünü oynamıyordu? Bence anoreksiyada saptanan genetik anormallikler hastalığın sebebi değil sonucu olarak ortaya çıkmaktaydı. Bu fikrimi dile getirdiğimde sevgili meslektaşım iç hastalıkları profesörü Dr. Aykut Çelik bana katıldığını söyledi ve şu ilginç bilgiyi verdi. Kuşların gagaları yedikleri yemin özelliklerine göre şekil almaktaydı.
Yüzde 7 ölümle sonuçlanan bu ciddi hastalığın hiç bir şekilde gözden kaçırmaya gelir tarafı yoktur.
Günümüzde tedavi edilebilen bir hastalık olarak kabul edilmektedir.
Sağlıklı beslenmeye dikkat ederek ama modanın esiri olmaksızın yediklerinizden tat almanızı dilerim.
Prof. Dr. Kemal Arıkan
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Yeme Bozukluğunuzun Nedeni Dismorfofobi Olabilir mi?
«
Yanıtla #68 :
Ocak 29, 2007, 02:07:39 pm »
Formsante Dergisi
Dismorfofobik Olabilir misiniz?
İnsanın kendine ilişkin takıntıları deyip geçtiğimiz şey, aslında bir hastalık.
Formsante bu ay ilginç bir konuya yer vermiş: Dismorfofobi. Dergi, Dismorfofobi'nin ciddi bir hastalık olduğunu söylüyor: "Burnunuza estetik yaptırdınız, ama bu kez de bacaklarınızı beğenmemeye başladınız. Basenlerdeki yağları da aldırdınız ancak şimdi de yüzünüzdeki kırışıklıklar canınızı sıkmaya başladı. Aman, dikkat!" .
Kendinizi beğeniyor musunuz? Mutlaka yüzünüzde ve vücudunuzda hoşlanmadığınız bir taraf vardır. Ancak uzmanlar, ipin ucunu kaçırdığınız takdirde psikolojik, hatta psikiyatrik bazı bozukluklarla tanışma riskine dikkat çekiyor. İşte dismorfofobi de bunlardan biri ve belki de en eskisi. Hatta kişinin kariyerini, özel hayatını ve sosyal ilişkilerini ciddi anlamda zedeleyen bir hastalıktır.
Dismorfofobi, psikiyatri literatüründe "Beden Dismorfik Bozukluğu (BDD)" olarak yer alıyor. Bilimsel tanımı ise şöyle: ‘‘Kişinin görünümündeki gerçek olmayan, imgesel bir kusur ile uğraşıp durması.’’ Bunun yanı sıra kişi, hafif, önemsiz bir kusuru olsa bile duyduğu kaygıyla sorunu aşırı büyütebiliyor.
Burun Takıntısı
Dismorfofobi, adından anlaşılabileceğinin aksine aslında korku veya kaçınma gibi fobik belirtiler içermeyen bir rahatsızlık. Uzmanlar, dismorfofobinin yanlışlıkla "fobi" şeklinde adlandırıldığını ifade ediyor. Bazı kişilik bozukluklarında görülebilecği gibi tek başına da görülen bu hastalık -tek başına görüldüğü takdirde- "Vücut Dismorfik Bozukluğu" olarak tanımlanıyor.
Dismorfofobi, majör depresif bozukluk, obsesif-kompulsif bozukluk, yeme bozuklukları veya sosyal fobiyle beraber de görülebiliyor. Dismorfofobi, en sık yüzdeki kusurlarından (en çok burun), saç, göğüs, genital organlar veya vücudun tamamından duyulan hoşnutsuzluktan dolayı ortaya çıkıyor. Kişi, zamanının büyük çoğunluğunu ayna karşısında kendini inceleyerek geçiriyor. Ve tabii sıklıkla başkalarına nasıl göründüğünü soruyor. Buna karşılık bazı vakalar ise ayna gibi yansıtıcı yüzeylerden ölesiye kaçıyor, rahatsız olduğu bölgeyi makyaj veya giysiyle kamufle etmeye çalışıyor.
20’li Yaşlara Dikkat
Konuyla ilgili yapılan çalışmaların sonuçlarına göre dismorfofobi kadın ve erkekte eşit oranda görülüyor. Rahatsızlığın tanısı, ilk olarak ortalama 30 yaş civarında konuyor. Uzmanlar, vakaların büyük çoğunluğunu çalışmayan ve hiç evlenmemiş kişilerin oluşturduğunu söylüyor. Bu bozukluğa sahip kişiler, ilk belirtilerini tipik olarak ergenlik veya erken erişkinlik evresinde veriyorlar. Vücut Dismorfik Bozukluğu, hafif olarak çocukluk, ergenlik veya 20'li yaşlarda kendini gösteriyor. Genellikle orta sınıf ailelerden gelen vakaların, ancak çok küçük bir oranına bu teşhis konabiliyor. Çünkü bu kişiler genel olarak direkt psikiyatriste başvurmuyorlar, plastik cerrahiye başvuruyorlar.
Böylelikle belki de asıl rahatsızlıklarını (DD) hiç öğrenemiyorlar ve hastalık ilerliyor.
Dismorfofobiye sahip kişiler, sıklıkla dermatoloji (cilt hastalıkları) ve plastik cerrahi kliniklerine başvuruyorlar. Çünkü kişi, yüzündeki akne, yara izi veya burun şeklinin güzelliğine gölge düşürdüğüne kayıtsız şartsız inanıyor. Tabii kendisini bu duruma müdahale etmek zorunda hissederek dermatologların plastik cerrahların kapılarını aşındırıyor.
Tedavisi Güç
Psikiyatri uzmanlarının verdiği bilgilere bakılırsa, Vücut Dismorfik Bozukluğu olan bir kişi, rinoplasti (burun estetik ameliyatı) mammoplasti (göğüs büyütme veya küçültme), yüzdeki kırışıklıkların, şişkinlik veya gerdanındaki sarkıklıkların düzeltilmesini isteyebiliyor. Ancak işin ilginç tarafı, kişi ameliyattan sonra bile genel olarak rahatlayamıyor. Hatta uzun süreli takip çalışmalarına göre, cerrahi tedaviden sonra ileri evrede sıklıkla daha şiddetli psikolojik sorunlar kendini gösterebiliyor.
Vücut Dismorfik Bozukluğu sırasında, kişinin kaygısı zaman içinde artıp azalabiliyor, ama eğer tedaviyle müdahale edilmezse genel olarak kronik bir şekilde seyrediyor. Tedavi aşamasında antidepresan ve antipsikotik ilaçlarla psikoterapi uygulanıyor. Ancak tedavinin ne kadar süreceği konusunda akademik platformdaki tartışmalar devam ediyor.
Psikiyatristlere göre, dismorfofobi pençesindeki kişi, ancak rahatsız olduğu bölgeleri düzelttirdiği zaman mutlu olacağını zannediyor. Dolayısıyla rahatsızlık tekrarlayabiliyor veya tedaviye direnç gösterebiliyor.
Dismorfofobinin sebepleri:
Cinsel sorunlar
Duygusal çatışmalar
Ailelerdeki stereotipik güzellik anlayışı
Kültür düzeyi
Sosyal etkileşim
Hastalığın sonuçları
Vakaların yüzde 90'ı hayatı boyunca ağır depresif atak yaşıyor,
Yüzde 70'i anksiyete bozukluğunu gösteriyor,
Yüzde 30'u herhangi bir psikolojik bozuklukla karşı karşıya,
Yeme bozukluğu görülüyor,
Üçte biri alay edileceği korkusuyla eve kapanıyor,
Beşte biri ise intihar teşebbüsünde bulunuyor.
Kendinizi test edin
Bu soruları kendinize sorarak BDD'ye ne kadar yatkın olduğunuzu ölçebilirsiniz. Eğer yanıtlarınız, çoğunlukla soruları onaylar tarzdaysa bir uzmana başvurmanızda fayda var.
Yüzünüzün veya vücudunuzun herhangi bir bölgesi için endişe, mutsuzluk duyuyor musunuz?
Cevabınız 'evet' ise bu bölgenin veya bölgelerin ne kadar kötü olduğuna inanıyorsunuz?
Söz konusu bölge için kaygılanmaya ne kadar zaman ayırıyorsunuz? Sürekli aklınızda mı?
Bu sorundan kurtulmak için veya bu sorunu saklamak için bir girişiminiz oldu mu?
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Öldürücü Diyetler
«
Yanıtla #69 :
Ocak 30, 2007, 08:03:38 am »
Öldürücü Diyetler
Bilinçli diyet yapmak koşuluyla fazla birkaç kilonun verilmesi sağlık için gerekliyken, bilinçsizce yapılan diyetlerle zayıflamak birtakım hastalıklara sebep olabiliyor. Bu hastalıklardan en önemlisi ise Anoreksiya ve Bulimiya Nervoza. 'Yeme Bozuklukları' altında incelenen Anoreksiya veya Bulimiya Nervoza'da söz konusu olan; zayıf olma isteğinin bir saplantıya dönüşerek yemek yemenin ya tamamıyla reddi ya da abartılı miktarlarda yenilip daha sonra yiyeceğin kusulması. Temelde psikolojik kökenli olan bu hastalıklar daha çok ergenlik çağındaki genç kızlarda görülüp psikolog, psikiyatr, psikolojik danışman ve beslenme uzmanından oluşan bir ekip kontrolünde tedavi edilmeye çalışıyorlar.
Tedavide amaç, hastanın ruh durumuyla yemek yeme olayını ayırt etmesini sağlamak.
Şok Diyetler Tehlikeli
Yiyeceklerin hem cinsleri, hem de miktarları son derece kısıtlı olan şok diyetler kişiyi, Anoreksiya Nevroza'ya götürür. Beslenme yetersizliğine bağlı şikâyetler kişide ancak ikinci ayın sonunda çıkmaya başlar. Bu şikâyetler, tırnaklarda kırılma, uyku hali, halsizlik ve bitkinlik olmakla beraber, bunun Anoreksiya'ya dönüşmesi vücudun yemek almamasına bağlıdır.
Vücudun yemek almamasıyla birlikte vücutta karbonhidrat ve yağ metabolizması da bozulur. Anoreksiya tedavisinde ilk aşama hastanın kaybettiği kilonun belirlenerek buna göre diyetin hazırlanması. Kaybedilen kilonun oranı, Anoreksiya Nervoza'nın derecesini gösteriyor. Tedavide dikkat edilmesi gereken unsurlar şunlar:
- Yiyecek miktarlarının hastaya azar azar verilmesi. 300–400 kalorilik diyet yeterlidir.
- Diyetin kapsamında bol sıvı (çorba, ayran) bulunması.
- Öğünler sık aralıklarla düzenlemelidir.
- Vücut direncini arttırmak için bazı minareller ilaç olarak verilir.
- Uyku düzeni yerinde olmalıdır.
- Bağırsak hareketlerine dikkat edilmelidir.
- Hasta aşırı yorgunluk ve stresten uzak kalmalı. Adale-kas ağrılarını ortadan kaldırmak amacıyla günde en az 20 dk. düz yol yürümelidir.
- Haftada bir doktoru ile görüşmelidir.
- Hastanın her hafta tartılması, diyetini uygulaması gerekir.
- Hastanın iyileşme durumuna göre diyet yenilenmelidir.
Anoreksiyanın düzelme oranı hastanın yaşına ve Anoreksiya'nın derecesine bağlıdır. Bulimia Nervoza tedavisi Anoreksiya Nervoza'ya oranla daha kısa sürede olur. Yağsız ve katı gıdalarla Blumik hastalarda görülen mide bulantısı ve kusma önlenmeye çalışılır.
Hastalığın Sebepleri
- Bireysel: Kişi cinsel kazanmak istemiyor. Bunu da aşırı zayıflayarak sağlamaya çalışılıyor. Algılama sorunu var.
- Ailevi: Aileye bağlı kalıtımsal yatkınlık olabilir.
- Kültürel Etmenler: İçinde bulunduğu çevrede zayıflığın moda olması bireyi zayıflama tutkusuna itebilir.
İştahı olsa da kendini bilinçli olarak yemek yemekten uzak tutan anoreksik hastaların tedavisi çok sınırlıdır. Anoreksiya ve Bulimia Nervoza tedavilerinde hastaya yaklaşırken hastanın kişisel problemleriyle yemek yeme olayını birbirinden ayırması sağlanır. Psikolog, psikiyatr artı diyetisyen işbirliğiyle gerçekleştirilen tedavide amacımız, hastanın olması gereken kilo kontrolünü sağlayarak, hastaya belirli bir yemek yeme davranışı ve alışkanlığı kazandırıp; kusmayı ve laksatif kullanımını engellemektir. Anoreksiya hastalarını başlangıçta beslemek zordur. Beslenme işlemi serum ya da sıvı solüsyon verilerek yapılır. Bulimia Nervoza'da ise tedavinin ilk aşaması, kişinin kusma alışkanlığını engellemek ve Anoreksia Nervoza'da olduğu gibi içinde bulunulan ruh durumuyla yemek yeme olayını bağdaştırmamasını sağlamaktır. Bulimia hastaları vücutta rahatlamaya sebep olan karbonhidratlı besinleri daha çok tüketme eğilimindedirler. Hastanın ağırlık kaybının yüzde 30'a varması halinde hastaneye yatırılması gerekir. Sürekli kontrolle kusmaması sağlanıp; et, süt, ekmek, sebze ve meyve değişimlerinden oluşan kişinin metabolizmasına uygun diyetler verilir.
Dr. Sumru Özbay
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Yeme Bozuklukları
«
Yanıtla #70 :
Şubat 01, 2007, 02:15:05 pm »
Yeme Bozuklukları
Yeme davranışında önemli bozuklukların görüldüğü ruhsal bozukluklar bu başlık altında ele alınır.
Anoreksiya Nervoza
Çoğunlukla ciddi beslenme bozukluğu ile sonuçlanan, beden imajı bozukluğu ve kendine ciddi diyet sınırlaması ile belirli, önemli bir hastalıktır. Bu hastaların % 5-18’inin ölümle sonuçlandığı görülmüştür. Kilo, normalin çok altına düştüğü halde, kişi bunu yeterli görmez. Ergen genç kızlarda yaygınlığı %0,5-1’dir. Genellikle 13–20 taşları arasında başlar. Başlangıç, sıklıkla stresli yaşam olayları ile birliktedir. Kadınlarda 10–20 kat fazla görülür. Özellikle gelişmiş ülkelerde, baletlik, balerinlik gibi incelik gerektiren mesleklerde yaygındır.
Tek yumurta ikizlerinde eş hastalanma oranı, çift yumurta ikizlerinden yüksektir. Ailelerinde, daha çok depresyon, alkol bağımlılığı ve yeme bozuklukları bulunduğu görülmüştür. Ergenlikte, bağımsızlık ve toplumsal veya cinsel işlevsellik isteme reaksiyonu olarak ortaya çıktığı düşünülür. Toplumun zayıf görünüme önem vermesi hastalığı geliştirebilmektedir. 1960’larda, inceliği ile öne çıkan manken Twigy’nin ünlenmesi sonrası arttığı gözlenmiştir; adeta zayıflık moda olmuştur. Hamilelik korkusu ve bastırılmış cinsel ve saldırganlık dürtüleri, hastalığın oluşumunda rol oynayabilir. Üçte bir kadarı kronikleşir.
Bulimia Nervoza
Ara sıra gelen, kontrol edilemeyen, kompulsif, hızlı ve kısa sürede inanılmaz ölçüde fazla yeme halidir. Ardından genellikle kendi kendilerini kustururlar. İshal yapıcı, idrar söktürücü ilaçlar alırlar; kilo vermek için aşırı egzersizlere başvururlar. Genç kadınlarda yaygınlığı %1-3’tür. Genellikle 16–18 yaşlarında başlar. Kadınlarda 10 kat fazla görülür. Metabolizma ile ilgili çalışmalar, azalmış norepinefrin ve serotonin aktivite ve dönüşümü bulunduğunu ortaya koymuştur. Kusan bazı bulimia’lı hastalarda plazma düzeyi yüksek bulunmuştur. Bu hastaların ailelerinde, daha fazla depresyon ve obezite (aşırı şişmanlık) olduğu görülmüştür. Toplumun inceliği ödüllendirmesine bir tepki olabilir. Bu hastalar perfeksiyonist (mükemmeliyetçi) olmaya eğilimlidir. Aile çekişmeleri, itilme ve ihmal ortaya çıkışta etkili olabilir. Hastalar, okul sonrası ailelerini bırakmaktan korkabilir. Anksiyete ve depresif belirtiler sık görülür; intihar bir risktir. Alkol kötüye kullanımı vardır. Üçte bir kadarı, yiyecek için hırsızlığa başvurabilir.
Psikodinamik açıdan, cinsel ve saldırganlık fantezileri, kişi tarafından kabul edilemez ve sembolik olarak aşırı yeme ile ifade edilir. Genellikle kronik seyirlidir.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Bebeklerde ve Küçük Çocuklarda Yeme Bozuklukları
«
Yanıtla #71 :
Şubat 04, 2007, 03:00:55 pm »
Bebeklerde ve Küçük Çocuklarda Yeme Bozuklukları
Annelerin en çok yakındıkları şeylerin başında, bebekliklerinden itibaren çocukların yemek yememeleri gelir. Çoğu kez doktora geldiklerinde şikâyetlere bununla başlarlar. Yapılan ölçümlerde ise genellikle bebeklerin boy ve kiloları yaşlarına uygun bulunur. Buna rağmen annelerin endişesi geçmez ve yediği miktarın az olduğunu, bu normalliğin kendi çabası ile olduğunu, o zorla yedirdiği için beslendiğini, yoksa sorun olduğunu söylerler. Oysa çocuğun kendi yemek yemeğe pek fırsatı olmamıştır. Devamlı oyunla, masalla, TV ile onu yedirmeye uğraşan, yemediği zaman çok üzülen bir bakıcısı vardır. Artık yemek yemek karın doyurmak için bir işlem değil, büyüklerle bir çeşit ilişki biçimi olmuştur. İsteklerini yaptırmanın, üzmenin, sevindirmenin tek yolu vardır: Yemek. Peki, yanlış nerede? Bebek doğduktan sonra doğal olarak acıkırlar. Acıkan bebek huzursuz olur. Karnı doyunca ise rahatlar. Böylece de normal beslenme düzeni oluşur. Anneler bu durumu fark eder ve bebeğin davranış ve çıkardığı seslerden acıktığını anlar ve giderir. Bazen anneler telaşlı olurlar. Bebeğin verdiği sinyalleri ayırt edemezler. Her ağladığında acıktığını düşünerek beslemeye çalışırlar. Ya da bebeğin doyduğunu fark etmeyerek, kaldığı endişesi ile devamlı yedirmeye uğraşırlar. Bebeğin gereksinim duyduğundan çok, kendisinin yeterli bulduğu miktar önemlidir. Kısacası bebeğin normal beslenme sürecini sürdürebilmesinin temel koşullarının başında, doğru besin seçimi ve annenin davranışları gelir. Yemeğin miktarı kadar çocuğa sunuluş şekli de önemlidir. Yemek yemek bir iştir ve elinizde tabak, kaşık çocuğun peşinde dolaşarak, tepside TV karşısında, masallarla kandırıp açtırdığınız ağza bir kaşık sokarak olmaz. Belki çocuğunuzu yedirmiş olabilirsiniz ama beslemiş olmazsınız.
Beslenme Sorunları
Çocuğa ilişkin beslenme sorunlarının temelinde bir kaç durum vardır. Bunlardan ilki çocuğa ilişkin tıbbi sorunlardır. Yemek borusu, sindirim sistemi sorunları olabilir. Bu durumlar tıp tarafından tedavi edilebilen durumlardır. Bir başka sorun ise besin seçiminde yapılan yanlışlıklardır ki, kolayca çözümlenebilir. Ama son sorun olan beslenmeye ilişkin uygun olmayan tutumlar hem daha sık görülen, hem de daha zor değiştirilebilen sorunlardır. Beslenme sorunlarının sonuçlarının yetersiz beslenme, şişmanlık gibi önemli sonuçları olduğu düşünülünce önemi daha iyi anlaşılır.
Doğru Beslemek İçin Ne Yapmalı
1-Bebek, çocuk kim olursa olsun acıktığında beslenmelidir.
2-Yemek yenilirken ilgiyi dağıtacak konuşma, gürültü, oyun, TV gibi şeylerden kaçınılmalıdır. 3-Bebekken besinlere dokunmasına izin verip, en kısa sürede kaşık tutmayı göstererek kendini beslemesine izin verilmelidir.
4-Ağzını açtırmak, kandırarak ağzına yemek koymak yanlıştır.
5-Yemeğini hızla yemesi için uyarılarda bulunulmamalıdır.
6-Herkes gibi çocuklarda midelerinin alabileceği kadar yiyebilirler. Amaç doymaktır. Annelerin akıllarına koydukları miktarı tüketmeleri için zorlanmamalıdırlar.
7-Dengeli beslenmesine çalışılmalı ama besin seçimlerine de saygılı olunmalıdır. Beslenmenin tüm sorumluluğu ailelerin değildir. Çocuğun bu sorumluluğu paylaşmasına izin vermek gerekir. İzin verilmelidir ki çocuk da yemeğin onun için gerekli olduğu anlayabilsin. Düzenli beslenme için öğünlerin düzenlenmesi, öğün aralarında atıştırmaların engellenmesi, öğünlerde ise seçim ve miktarda çocuğa hak tanınması gereklidir. Bunlar yapılmazsa çocukla aile arasında yanlış bir ilişki kurma biçimi oluşur ve bu sadece beslenmeyle sınırlı kalmayıp, tüm alanlara yansır. Çocuğu yemek yediğinde ödüllendirmek, yemediğinde cezalandırmak yanlış bir tutumdur.
Yanlış Beslenme Nasıl Önlenir
Daha gebelik döneminden başlayarak anne babaların düzenli beslenme konusunda bilgi alması gerekir. Önemli olan aile ile çocuk arasında iyi ve doğru bir beslenme ilişkisi kurmaktır. Bu ilişkinin kurulabilmesi için, öncelikle annenin bebekten gelen işaretleri doğru yorumlayabilmesi gerekir. Bebeğin hızına uymak, onun beslenme düzeni sağlayabilmesi için bebeği desteklemek, doyduğunu belirttiği zaman beslenmeyi durdurabilmek şarttır. Bebeğinizin beslenmesine aşırı kaygı ve titizlik göstermek, beklenenin tersi sonuçlar yaratacaktır. Unutmayın bebeğinizle kuracağınız bağlanma ve onun sağlıklı gelişimi için uygun beslenme düzeni sağlamanız önemlidir. Doyması gereken bebeğinizin, çocuğunuzun karnıdır. Sizin kafanızda tasarladığınız "gerekli miktar" doğru olmayabilir. Aşırı beslenme, beslenme yetersizliği ya da bozuk beslenme şekli sonrasında hem sizin hem de çocuğunuz için başka sorunlara yol açabilir.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Obezite ve Psikiyatri
«
Yanıtla #72 :
Şubat 05, 2007, 02:46:25 pm »
Obezite ve Psikiyatri
Prof. Dr. Arif Verimli’ye göre, psikiyatrik hastanın klinik muayenesinde “görsel değerlendirme” en önemli yeri tutuyor. Çünkü psikiyatr, henüz hastasıyla konuşmaya başlamadan önce, hastasının yürüyüşünü, el-kol hareketlerini, adımlarını, kafasını hareket ettirmesini, hastanın giysilerini, kişisel temizliğini, fiziksel görünümünü gözden geçirir. Buralardaki herhangi bir anormallik daha ilk anda bir hastalık için çağrışım yapabilir.
Görsel değerlendirmede en önemli verilerden biri de hastanın görünümü ve genel sağlık durumudur (Kaplan H., Sadock B., New York University School of Medicine,1995) Ve obezite ne yazık ki, psikolojik faktörler ve psikiyatrik hastalıklarla ilişkili olabilir. Bu sebeple hastalık teşhisinde “Obezite” önemli bir ipucu veriyor. Obezite ilgili son araştırmalar, bu sorunun insan psikolojisi üzerindeki rolü ve tedavisinde psikiyatrik yardımın önemine değiniyor. Obetize tedavisine başlamadan önce “Kişi ne için yer?” sorusuna cevap aranması ve kişinin psikolojik testlerden geçirilmesi yeni uygulamalardan biri.
Obeziteye sebep olan psikolojik faktörler ve psikiyatrik hastalıklar
Stres, Gerilim, Huzursuzluk, Kaygı, Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Depresyon, Alkol kullanımı, Amfetamin ve Türevlerinin Kullanımı, Kişilik Bozuklukları, Yeme Bozuklukları (Anoreksiya Nervoza, Bulimia Nervoza), Duygudurum Bozuklukları (Depresyon; Majör Depresyon, Distimi) Aleksitimi, Psikotik Bozukluklar, Aile içi İletişimsizlik ve Evlilik Sorunları… gibi sıralanabilir.
Obezitenin sebep olduğu psikiyatrik hastalıklar
Prof. Dr. Arif Verimli bu konuda şunları söylüyor: “Obezite yaşam kalitesini oldukça düşüren bir hastalıktır. Yapılan çalışmalar obezitesiyle barışık olan çok az oranda kişinin varlığını ortaya koymaktadır. Obeziteli hastaların genellikle kendilerine güvenleri düşüktür. Obeziteli hastalara uygulanan “Yaşam Kalitesi Ölçeği” “Vücut Algısı Ölçeği” ve “Benlik Saygısı Ölçekleri”nde Obeziteli hastaların genelinin Yaşam kalitelerini düşük buldukları, Vücutlarını beğenmedikleri ve değiştirmek için çaba sarfettikleri, Benlik saygılarının genel popülâsyona göre daha düşük olduğu görülmüştür (Sertöz Ö., Mete H.,Ege Klinik Psikofarmakoloji Bülteni,2005)
Bununla birlikte Obezitenin yol açtığı Psikiyatrik hastalıklar da bulunmaktadır. Bunlar arasında Uyku Bozuklukları (Uyku Apne Bozukluğu), Cinsel isteksizlik ve Cinsel İşlev Bozuklukları, Kronik Stres, Depresyon, Orthoreksiya Nervoza, İlişki ve Evlilik sorunları, Madde kötüye kullanımı, İntihar Davranışı, Somatoform Bozukluklar (Konversiyon/Histeri) sayılabilir.
Obezite tedavisinde psikiyatrinin yeri
Bir psikiyatrist, obezite tedavi ekibinin önemli bir elemanıdır. Çünkü konuşmanın başında söylediğimiz “Kişi ne için yer” sorusuna en doğru yanıtı verecek kişi O’dur. Eğer yeme davranışının altındaki psikolojik dinamikler doğru tespit edilir ve hekimler arasında doğru konsülte edilirse tedavi daha başarılı sonuçlar verecektir. Yapılan bir araştırma (Sertöz Ö., Mete H.,Ege Klinik Psikofarmakoloji Bülteni,2005) özellikle “Bilişsel Psikoterapi”nin obezite tedavisinde çok önemli bir yeri olduğunu kanıtlamıştır. “
Füsun Saka
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Yeme Bozuklukları
«
Yanıtla #73 :
Şubat 06, 2007, 02:18:50 pm »
Yeme Bozuklukları
Yeme bozuklukları kendini Anoreksiya Nervoza ve Bulimia Nervoza olmak üzere iki türde gösterir.
Anoreksiya Nervoza
Boyuna, cinsiyetine, yaşına uygun vücut ağırlığı olmasına karşın kilo almaktan, beden ölçülerinin bozulmasından endişe duyma, korkuya kapılma durumudur.Aileyle olan çatışmalar, çevreyle ilişkilerde aksama, zayıf görünme isteği, saplantılı ve takıntılı kişilik yapısı hastalığı ortaya çıkaran etkenlerdir.
Belirtiler:
• Gerçeğe uymayan şişmanlama korkusu
• Aşırı rejim ve egzersiz yapmak
• Önemli ölçüde kilo kaybetmek veya büyüme devresinde kilo alamamak
• Normal bir vücut kilosunu korumayı reddetmek
• Adetten kesilme
• Kaloriler ve yemekle gereğinden çok ilgilenmek
• Hastanın aşırı biçimde yemesi, kusarak geri çıkarması
Hastalığın nedeni olarak açlık merkezinin duyarsızlaşması sonucu açlık duygusunun ortadan kalkması, hipofiz bezi ve böbreküstü bezinden salgılanan hormonların eksikliği öne sürülmüştür.
Bulimia Nervoza
Bu bozukluk en çok gençlik döneminin sonlarında ve yetişkinlik döneminin başlangıcındaki kadınlarda görülür. Anoreksiya nervozadan farklı olarak, atıştırıp boşaltan hasta genellikle yemek yiyişlerinin anormal olduğunu anlar ve atıştırınca depresif olurlar. Aşırı miktarda yemeği kısa zamanda yemekle ilgilidir. Oburca atıştırmak dolgunluk hissi gelene veya karın ağrısı duyulana kadar sürer. Hasta kilo almaktan korktuğu için kendi kendini kusturmaya ve aşırı dozda laksatif (müshil) almaya başlar.
Tedavi:
Bulimia genellikle davranış düzeltici teknikler ve psikoterapi, bazen de antidepresanlarla tedavi edilir.
Sağlıklı Yaşam TTN
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.