Hatunca.NET Psikoloji ve Kadin Sitesi
 
 
 

Ana Menu

Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Reklam Ver

Psikoloji

Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları

İçerikler

Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv

Psikoloji Testleri

Eğlence Testleri
Kişilik Testleri

Yazarlar

Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
 
Anasayfa arrow Forum arrow Psikoloji-Terapi arrow Bulimia ve Anoreksiya arrow YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
 
 
YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Ağustos 29, 2008, 10:36:05 pm
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt

+  Hatunca.NET Forum
|-+  Psikoloji-Terapi
| |-+  Bulimia ve Anoreksiya (Moderatör: crea)
| | |-+  YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 7 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR  (Okunma Sayısı 21310 defa)
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #45 : Aralık 28, 2006, 09:04:03 am »

Yeme Bozuklukları


Acıbadem Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülay Hamzaoğlu, "Yeme bozuklukları, genelde kronikleşen ve ciddi komplikasyonlara neden olan, sadece kuvvet kaybı, konsantrasyon kaybı ve kariyer kaybıyla değil, ölümle bile sonuçlanabilen son derece ciddi hastalıklardır" dedi.

Bu hastalıkları, anoreksiya nervoza, blumiya nervoza, tıkınırcasına yeme bozukluğu ve başka türlü tanımlanamayan yeme bozuklukları olarak 4 ana gruba ayıran Hamzaoğlu, cinsiyetlerin toplumsal var oluşlarının tanımlanmasında kadın için "güzellik", erkek içinse "akıl ve güç" kavramlarının ağır bastığını belirterek: "Dolayısıyla modern toplumlarda bir kadının değerinin, daima genç, ince ve çekici kalmasına bağlı olduğu sürekli olarak vurgulanıyor. Bu toplumsal baskılar, aile, arkadaşlar ve özellikle medya aracılığıyla daha da artarak yeme probleminin gelişimini tetikleyen en önemli sebeplerin başında geliyor" diye konuştu.


Anoreksiya Nervoza

Uzman Gülay Hamzaoğlu, anoreksiya nervozanın sosyal, psikolojik, kültürel ve fizyolojik açıdan pek çok yönü olan oldukça karmaşık bir yeme bozukluğu olduğunu belirterek, batı toplumlarındaki genç kadınların yaklaşık olarak yüzde 0,5inde görülen anoreksiya nervozanın, Türkiye'de en sık 1218 yaş arası genç kızlarda ve kadınlarda görüldüğünü vurguladı. Anoreksiya nervozanın en önemli belirtilerinin başında ağırlık kaybı, adet görememe ve iştah kaybı geldiğini söyleyen Hamzaoğlu, anoreksiya nervozanın farklı tanımlarının yapıldığını ifade ederken bu tanımları şöyle özetledi: "Kişinin kendisinin yarattığı açlık ve şiddetli zayıflık isteğini bir haz olarak duyması, beden ve fonksiyonları üzerinde kontrol sağlamak için çılgınca bir şişmanlama korkusu, zayıflık isteğiyle aşırı uğraşma en bilinen tanımlamalardır.".

Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülay Hamzaoğlu, anoreksiya nervozanın belirtilerinin başında, vücut ağırlığını, yaşa ve boya göre normal sınırlarda tutmayı reddetme geldiğini belirterek, "Zayıf olunmasına rağmen kilo almaktan veya şişmanlamaktan aşırı korkma, beden algı bozukluğu ve art arda en az 3 kez adet görmemek bu hastalığın diğer belirtileri" dedi. Sözlerini sürdüren Hamzaoğlu, ayrıca bu hastalarda, bağırsak çalıştırıcı ve idrar söktürücünün yanlış ve kötü kullanımının da gözlemlendiğini belirterek, anoreksiya nervozalı hastaların yaklaşık olarak yüzde 30-40'ının tam olarak iyileşirken, yaklaşık yüzde 20 ile 30'unda hastalığın kronikleştiğini ifade etti. Geri kalan 3'te 1'lik kısmınsa hastalığın tedavisinden sonra yeniden ortaya çıktığını sözlerine ekleyen Hamzaoğlu, "Kronikleşme, 4 yıl boyunca ideal standart ağırlığın yüzde 15 altında olma, besin kısıtlaması ve amenorenin sürmesi olarak tanımlanıyor" diye konuştu.

Uzman Gülay Hamzaoğlu, her yıl tedavi edilen 200 hastadan 1'inin açlık komplikasyonları ya da intihar yüzünden öldüğüne dikkat çekerek anoreksiya nervozalı hastaların, ölüm oranının yüzde 5 ile10 arasında değiştiğini kaydetti. 15-25 yaş arası genç hastalardaysa bu oranın yüzde 20'ye kadar yükseldiğini ifade eden Hamzaoğlu, yapılan ilginç araştırmalara da değinerek, "Normal aile modeliyle anorektik ailede gözlenen patolojiler, kıyaslanmış ve anorektik aile tiplemesi ortaya çıkarılmış. Bu araştırmaya göre, anorektik aileler, aşırı korumacı, aşırı ilgili, kuralcı, sert ve çatışmadan kaçınan aileler. Ebeveynler arasındaki tartışmalara tanık olma, anne baskınlığı, ailede gizli ittifakların olması ve ebeveynlerin başarı odaklı olmaları da anorektik aile tiplemesinin diğer özellikleri olarak belirlenmiştir" şeklinde konuştu.


Tedavinin Amacı

Tedavinin en büyük amacını, hastanın yaşamını tehdit eden kilo kaybının düzeltilmesi olarak açıklayan Hamzaoğlu, daha sonra hastanın kilosuyla aşırı uğraşını en aza indirgenmeye çalışılarak kişinin kendine güveninin oluşturulması sağlandığını, son aşamadaysa fiziksel ve psikiyatrik komplikasyonların düzeltildiğini söyledi.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Petek Arı Turacı ise tedavinin başarısı için hastanın tedavi ekibine inanması, şişmanlamayacağına inandığı bir rejimi uygulaması, tedavide amacın, yalnız kilo almak olduğu hissine kapılmaması gerektiğini belirterek, "Anoreksiyalı hastalarının yaklaşık yüzde 50'si başarılı olarak tedavi ediliyor. Olması gereken ağırlığın yüzde 25 ya da 30'unun altında olan kişilere, hastanede daha kapsamlı tedavi programları yapılması gerekiyor. Anoreksiya nervozalı hastaların çoğunluğunda iyileşme süreci 1 ile 5 yıl arasında değişiyor" dedi.

Tedaviyi beslenme / Diyet, danışmanlık / psikoterapi ve psikofarmokoterapi olarak 3 ana başlıkta toplayan Turacı, tedaviyi şöyle anlattı:

"Diyet tedavisi, hastanın besinlere karşı olan fikir ve düşüncelerini değiştirmeyi amaçlıyor. Kilo artışı için gerekli olan pozitif enerji dengesi, kalori alımını artırmakla mümkün. Ancak kalori alımı yavaş yavaş artırılmalı. Yaşamı tehlikeye düşürecek elektrolit ve sıvı dengesizliği, kalp yetersizliği ya da aşırı ishal gibi durumlar olmadıkça özel beslenme (tüple veya damardan beslenme) yöntemlerine başvurulmuyor. Psikoterapiyse hastanın anormal düşünceleri ve davranışları kabul etmesine, kilo ve yeme hakkındaki aşırı düşüncelerini değerlendirmesine yardımcı oluyor. Aile terapisi, hastalık teşhisi erken konulan genç hastalarda daha etkili oluyor. Anoreksiya nervozanın tedavisinde kullanılan en yaygın ilaç grubu antidepresanlar".


Blumiya Nervoza

Uzman Petek Arı Turacı, blumiya nervozayıysa, tekrarlayan aşırı yemek yeme, kilo alma ve bir yandan da kiloyu durdurma çabalarıyla tanımlanan bir yeme bozukluğu hastalığı olarak açıkladı. Turacı, "Tıpkı anorektiklerdeki gibi bu tipte de beden ağırlığı, güzellik ve çirkinlikle aşırı uğraş söz konusu" dedi. Başlangıç yaşınınsa anoreksiya nervozaya göre biraz daha geç olduğunu söyleyen Turacı, Blumiya nervozanın bütün toplumlarda yaklaşık yüzde 1 oranında görülürken, genç kadınlarda erkeklerden 10 kat daha sık görüldüğünü ifade ederek hastalığın belirtilerini şöyle özetledi:

"Bu tip hastalar, tekrarlayan tıkanırcasına yeme davranışı gösterir. Tıkanırcasına yeme atağı sırasında kontrol hissinin kaybı, yani yemeyi durduramama hissi veya ne kadar yediğini kontrol edememe hissi ortaya çıkar. Kilo artışını önlemek için tekrarlanan, kendini kusturma, laksatif, diüretik, lavman veya diğer ilaçların kötüye kullanımı, açlık ya da aşırı egzersiz gibi uygunsuz davranışlar da Blumiya nervozanın belirtileri arasındadır. Blumiya nervoza tanısı koyabilmemiz için tıkanırcasına yeme ya da kilo artışını önlemek için tekrarlanan uygunsuz davranışların ortalama olarak 3 ayda en az haftada 2 kez olması gerekiyor. Blumiya nervozanın iki tipi bulunuyor. Birinde tıkanırcasına yeme sonrasında hasta düzenli olarak kendini kusturur veya laksatif, diüretik, lavman gibi ilaçlar kullanır. Diğerindeyse açlık veya aşırı egzersiz gibi uygunsuz davranışlarda bulunur".

Uzmanlara göre, anoreksiya nervoza, blumiya nervozadan daha şiddetli sonuçlar doğuruyor ve çok daha ciddi tıbbi risklere sahip. İkisinin beraber görüldüğü tipse en fazla riske sahip grup olarak tanımlanıyor.

Turacı, blumik hastaların yaşının genelde daha büyük olması sebebiyle, tedavisinde bireysel eğitimin ön planda tutulduğunu, hastanın ailesiyle birlikte kalıyor olması durumunda, ailesinin de eğitime alınması gerektiğini belirterek, beslenme tedavisinin amacını, hastaların iyi beslenmenin ilkelerini, besin gereksinimlerini ve aşırı yemeyle diyet arasındaki ilişkiyi anlamalarını sağlamak olarak açıkladı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Petek Arı Turacı, "Hastanın beden ağırlığı ve besinlere karşı tepkisi öğrenildikten sonra diyeti düzenleniyor. Bulimik hastaların beslenme tedavisi de anoreksiyaya benzer kurallar içeriyor. Bulimiya nervozanın tedavisinde en çok kullanılan yöntem, bilişsel- davranışçı terapidir. Bu terapi yöntemi, hastanın blumik ataklar öncesinde ve sırasındaki düşüncelerini, hissettiklerini ve sonuçlarını, tıkınırcasına yeme ve çıkarma olaylarını nasıl yatıştıracağını, duygularını nasıl kontrol edeceğini anlamasına olanak sağlıyor. Terapi sayesinde tıkanırcasına yeme ve kusma dürtülerine karşı davranış teknikleri geliştiren hasta, bu düşünceleri ve hisleri bozmak için blumik yeme örneğine alternatifler geliştiriyor. Hastanın yediklerinin farkına varması, normal yeme düzeninin sağlanması ve son olarak da hastalığın yeniden ortaya çıkmasının önlenmesi tedavinin başlıca amaçlarıdır" şeklinde konuştu.


Başka Türlü Tanımlanamayan Yeme Bozuklukları

Uzman Turacı, bu kategorideki hastaların, anoreksiya nervoza ve bulimiya nervozanın tüm teşhis belirtilerini göstermediğini, fakat önemli yeme tutum ve davranış bozukluğuna sahip olduklarını söyledi. Bu grubun, anoreksiya veya blumiya nervozaya göre daha az ciddi bir sendrom olarak görüldüğünü belirten Turacı, her üç hastalıkta da, vücut hoşnutsuzluğunun derecesi ve diğer zihinsel semptomlar arasında benzerlikler bulunduğunu, bazı araştırmaların 'başka türlü tanımlanamayan yeme bozukluğu' sonrasında anoreksiya nervoza ve bulimiya nervozanın geliştiğini gösterdiğini vurgulayarak bu kategorideki hastaların yaşadıklarını şöyle anlattı:

"Bu tip hastaların önemli kilo kaybına rağmen kilosu normal sınırlar içerisindedir. Kadınların adet dönemleri düzenlidir. Tıkanırcasına yeme gibi davranışlar haftada ikiden az veya üç aylık sürelerden daha azdır. Normal vücut ağırlığındaki bir kişi, az miktarlarda yedikten sonra düzenli olarak uygunsuz davranışlar yapar. Örneğin 2 bisküvi yedikten sonra kendini kusturur. Büyük miktardaki besinleri yutmadan tekrar tekrar çiğneme ve tükürme davranışı gösterir".

Tıkanırcasına yeme bozukluğunuysa, belli bir zaman süreci içinde hastalarda kontrol hissinin yitirilerek aşırı miktarda gıda alımı olarak tanımlayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Petek Arı Turacı, bu hastaların aşırı yeme sonrasında kendini kusturma gibi kilo almayı engelleyici bir çıkarma işleminde bulunmadıklarını, blumik kişilere nazaran obez veya obez olmaya yatkın bireyler olduklarını belirterek, hastalığın en büyük belirtisinin tekrarlayıcı tıkınırcasına yeme atakları olduğunu söyledi. "Atak esnasında hastada kontrol hissi kaybolur" diyen Turacı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Olağandan daha hızlı yemek, rahatsız olana kadar yemek, aç olunmamasına rağmen aşırı miktarda yemek, çok aşırı yemek yediği için yalnız yemek yemeyi tercih etmek, aşırı yemek yendikten sonra suçluluk hissi duymak tıkanırcasına yeme bozukluğunun belirtileri arasında yer alır. Ataklar 6 aylık bir süre zarfında ortalama haftada 2 gün görülür".

Uzman Turacı, tıkanırcasına yeme bozukluğuna benzeyen başka bir yeme bozukluğunu da gece yeme sendromu olarak adlandırdı. Belirtileri arasında, sabahları iştahsızlık akşamları, bilhassa akşam yemeğinden sonra aşırı miktarda yemek yeme ve uyku sorunları yaşamanın yer aldığını söyleyen Petek Arı Turacı, "Günlük total kalorinin en az yüzde 50'si akşam yemeğinden sonra alınıyor. Sendromun oluşumunda akşam anksiyetesinin payı büyük. Bu hastalarda gece süresince melatonin ve leptin düzeylerindeki artış düşerken, gün içindeki kortizol seviyeleri yükseliyor. Gece yeme sendromu daha çok obez kişilerde görülüyor" dedi.


Neden Oluşuyor?

Şişmanlık, sosyokültürel baskılar, vücut hoşnutsuzluğu, diyet yapma, mükemmeliyetçilik, ergenlik dönemi ve genetik etkileri, yeme bozukluklarının başlıca oluşum nedenleri olarak sıralayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülay Hamzaoğlu, "Vücut hoşnutsuzluğu, yeme bozukluklarında en önemli risk faktörlerinden birisi. Vücut hoşnutsuzluğu ve kilo kaygısı, kişiyi diyet yapmaya yönelttiği için blumik semptomları artırıyor. Diyet yapmak, tıkanırcasına yeme ve blumiya başlama riskini artırıyor. Diyet kurallarını bozma aşırı yemeyle sonuçlanıyor" diye konuştu.

Ergenlik döneminde genç kızlardaki yağ dokusunun artması ve erken adet görme gibi faktörlerin de vücut hoşnutsuzluğu ve dolayısıyla yeme patolojisi gelişmesini sağlayabildiğine dikkat çeken Hamzaoğlu, toplumdaki bazı grupların yeme bozukluğu gelişmesine daha yatkın olduğunu belirterek bunu örnekle açıkladı:

"Örneğin dansçılar, modeller gibi işleri dolayısıyla zayıf olması gereken kişiler, psikiyatrik bozukluğu olanlar, ailelerinde depresyon, yeme bozukluğu ya da alkolizm görülenlerde yeme bozukluğu hastalıkları daha yüksek oranda görülüyor. Araştırmalar, blumiklerde alkol, sigara, kafein ve ilaç kullanımının normalden daha fazla olduğunu gösteriyor. Hatta alkoliklerle blumikler arasında geçişten söz etmek mümkün".
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #46 : Aralık 29, 2006, 05:03:49 pm »

Aynaya 'küs olmak' kadar 'çok bakmak' da hastalık belirtisi

Uzmanlar dergilerde, televizyonlarda görülen kusursuz bedenlerin özellikle ergenlik ve gençlik çağındaki kişilerde psikiyatrik sorunlar yarattığını söylüyor. Halk arasında 'ayna hastalığı' olarak bilinen 'dismorfofobi'ye yakalananlar, dış görünümleriyle ilgili takıntılara kapılıyor
Aynaya 'küs olmak' kadar 'çok bakmak' da hastalık belirtisi
Uzmanlar dergilerde, televizyonlarda görülen kusursuz bedenlerin özellikle ergenlik ve gençlik çağındaki kişilerde psikiyatrik sorunlar yarattığını söylüyor. Halk arasında 'ayna hastalığı' olarak bilinen 'dismorfofobi'ye yakalananlar, dış görünümleriyle ilgili takıntılara kapılıyor.
Modern psikiyatri artık aşk acısı çekenleri, aynaya bir türlü bakamayanları, seks yapmadan duramayanları tedaviye alıyor. Takıntılar hayatınızı etkilemeye başladıysa, işin uzmanı doktorlar bunlardan kurtulma yöntemlerini gösteriyor.


"Dismorfofobi Nedir?

       Bu hastalık 100 yıldan beri tanınmaktadır. Tanım olarak, kişinin fizik görünüşündeki gerçek fakat önemsiz bir kusur ile ileri derecede meşgul olmasıdır. Örnek olarak, burnun uzun yassı veya eğri olması, saçların çok seyrek, kıvırcık, göğüslerin çok büyük, sarkık veya küçük olması gibi bir kusurla, kişinin sürekli uğraşmasıdır. Bu kişiler huzursuzluk duydukları bu duruma karşı kaygı da duyar. Diğer kişiler bu kusur veya kusurların hiç önemi olmadığını söyleseler de, kişi takıntısından vazgeçmez. Psikiyatride 'vücut dismorfik bozukluğu'na (VDB) giren bu durum bir çeşit anksiyete bozukluğudur. Bu bozukluk olanlarda nasıl göründüklerine dair bilişsel çarpıklıklar vardır. Bu kişilerde var olan kusur hakkında çarpıtılmış bir algılama oluşmakta, bu durum sonunda takıntıya dönüşmektedir. VBD sosyal yaşam ve diğer alanlarda kişinin hayatında önemli sıkıntı ve gerilemelere yol açmaktadır.


"Hastalığın Ortaya Çıkış Nedenleri Nelerdir?

       Bu durum genellikle ergenlik ve gençlik yaşlarında ortaya çıkar. Kişilik gelişiminin ve özgüvenin tam oturmadığı, kişiliğini arama yerleştirme dönemlerine denk düşmektedir. Gençler, dış görünüş, kilo ve fiziksel bir kusur üzerinde çok dururlar. Orta sınıf ailelerde yetişen gençlerde sıklıkla görülür. Güzellik arayışları, bir ünlüye benzeme isteği, o kişilerin bazı fiziksel özelliklerine aşırı hayranlıklar, arkadaşlar arasındaki örseleyici etkileşimler, alaycı tutumlar genci fiziksel görünümünü incelemeye yöneltebilir.


Güvensizlerin Hastalığı

"Bu hastaların kişilik portresi nasıldır?

Genellikle takıntılı, titiz, kendi bedenlerini sürekli inceleyen, güvensiz, karamsar ve çeşitli ruhsal çatışmalar içinde olan kişilerdir.


"Vücut dismorfik bozukluğunun belirtileri nelerdir ve en çok hangi organlarda görülür?

Bu durum kişide, aynaya çok bakmak veya reddederek hiç bakmamak şeklinde görülebilir. Eğer ayna ile çok meşgul ise iki-üç ayna yardımı ile sürekli olarak sorunlu bölgeyi inceler. Kusurlu bulduğu yeri kamufle etmek için büyük bir çaba içine girer. Makyaj, şapka, eldiven, peruk kullanır. Kusurlu bulduğu beden kısmını başkalarınınki ile mukayese eder. Bu kişiler, dermatoloji, cerrahi veya plastik cerrahi gibi bölümlerden devamlı yardım talep eder. Bu uzmanlar kişiyi psikiyatra gönderdiklerinde, bu öneriyi reddeder veya doktor değiştirirler. Kendilerini diğer kişilerin yanında mahcup, ezik ve güvensiz hissederler. En çok şikâyet edilen organlar saç, cilt, burun, meme, kalça, baldır ve penistir.


"Hastanın insan ilişkileri nasıl olur?

Çekingen ve izole olarak yaşamayı tercih ettiklerinden, insan ilişkilerinde başarılı oldukları söylenemez. Bu durum karşı cins ilişkileri için de geçerli olacaktır.


"Uç vakalar nelerdir?

Vücut dismorfik bozukluğu vakaları, aşırı takıntılı ve sıkıntılı olup, sürekli aynı düşüncenin etrafında dönerler. Depresyonlar, obsesyonlar veya kilo ile ilgili takıntıları olursa yeme bozuklukları ile birlikte görülebilir. Hipokondriazis, paranoya beden imajı bozuklukları ile karışabilir. İleri vakalarda paranoyadan ayırmak güç olur. İntihar düşüncelerine rastlanabilir.


"Kimlerde daha sık görülür?

Son çalışmalarda kadınlarda ve erkeklerde görülme oranı eşit bulunmuştur. Genç, çalışmayan ve hiç evlenmemiş kişilerde daha sık görülür.


"Reklamlar bu hastalığı tetikler mi?

Televizyon ve basında haber olarak manken ve ünlü kişilerin yaptırdıkları estetik ameliyatlar, reklam sektöründe kusursuz güzellik kavramının öne çıkarılıp kullanılması, bütün dünyadaki artistler, mankenler hakkında sürekli bilgi verilmesi ve onlara özenme, onlara benzeme isteği ve çabaları bir ölçüde güzellikle ilgili hoş çabalar olabilir. Bunun sonucunda bazı kişilerde incelik, saç modeli, burun, yüz şekli gibi takıntılar ön plana çıkar. İzledikleri, onu kendisinde daha çok kusur aramaya yöneltebilir. Ancak, bizim konumuz olan vücut dismorfik bozukluğu'nda (VDB), hastalık söz konusudur, özenme ve taklit etmeden daha ileri ve ciddi bir durumdur.


Sadece İlaç Yeterli Değil

"VDB psikolojik mi, hormonel mi?

Bu hastalığın beyindeki kimyasal ve genetik bozuklukla ilgili olduğunu söyleyen görüşler vardır. Kanımca, ailelerinde depresif, obsesif, paranoid kişilerin ve anksiyete bozukluklarının varlığı, böyle düşüncelerin ve hastalığın gelişmesine uygun ortam yaratmaktadır.


"Tedavi şekli nasıldır?

Vücut dismorfik bozukluğu'nun tedavisinde ana yaklaşım, psikoterapi ve ilaç tedavisidir. Tek başına ilaç tedavisi bu hastalığı iyi etmemektedir. İlaçlar kişiyi daha yumuşak başlı kılıp takıntılardan uzaklaştırırken, kişinin terapiye yatkınlığını ve işbirliğini artırır. Bu ilaçlar sayesinde bedensel takıntılar, gerilim, anksiyete ve depresyon belirtileri ortadan kaybolurken, kişinin düşüncelerini daha gerçekçi ve kontrollü kılar. Bazı ileri vakalarda bu ilaçların hayat kurtarıcı yardımları da olur. Bu vakalar takıntılarının yoğunluğuna bağlı olarak derin bir elem ve acı içindedir ve intihara kadar gidebilen girişimleri olabilir. İlaçlardan ve terapiden yararlanırlar. Bu konuda uzmanlaşmış kişilerce uygulanan 'davranış tedavileri' de yararlı olabilir.


"Beğenilmeyen organların ameliyatla düzeltilmesi, bu hastalıkta bir çözüm mü?

Gerçekten düzeltilmesi gereken bir kusurun varlığında dermatolojik, ortopedik veya estetik cerrahi girişimler yararlı olabilir. Bununla beraber, ameliyat bu kişilerin zihinlerine yerleşmiş olan kalıcı beden imajı kusurunu ortadan kaldıramamakta, ameliyat sonrasında beklediğini bulamama, mutsuzluk, ağır depresyon, sosyal izolasyon, içe kapanma veya doktorlara yönelik paranoid düşünceler gelişebilmektedir.


"Dismorfofobi Neden Ortaya Çıkıyor?

* Kültür düzeyi
* Beyindeki kimyasal veya genetik bozukluk
* Cinsel sorunlar
* Çevrenin güzellik anlayışı
* Sosyal etkileşim


"Neye Yol Açıyor?

* Depresyon
* Anksiyete
* Obsesif kompülsif bozukluk
* İlişkilerde tatminsizlik
* Özgüven eksikliği
* Yeme bozukluğu


"Hastaların Tipik Davranışları Neler?

* Kişi en sık saç, cilt, burun, meme, kalça ve baldırlarından rahatsızlık duyuyor.

* Zamanının büyük çoğunluğunu, ayna karşısında, kusurlu bulduğu bölgeyi inceleyerek geçiriyor. Bazıları ise, ayna gibi yansıtıcı yüzeylerden kaçınıyor.

* Kusurlu bulduğu bölgeyi makyaj, şapka, eldiven ve peruk gibi malzemelerle kamufle etmeye çalışıyor.

* Sık sık nasıl göründüğünü soruyor.

* Sosyal gerekliliklerden kaçıyor.

* Kusurlu bulduğu bölgesini başkalarıyla mukayese ediyor.

* Bedensel kusuruna çözüm bulmak için sık sık dermatologlara, estetik ve plastik cerrahi uzmanlarına başvuruyor .

* Başvurduğu uzmanlar tarafından psikiyatriste yönlendirildiğinde, ruhsal sorunu olduğunu reddediyor veya doktor değiştiriyor.

* Kendisini diğer insanların yanında mahcup, ezik ve güvensiz hissediyor.


İdeal Ölçü İsteği Psikolojiyi Bozuyor

"Her ikisinde de bedensel takıntılar varolduğuna göre, 'anoreksiya' ile 'dismorfofobik bozukluk' arasında ortak veya farklı taraflar var mıdır?

Psikiyatrik sınıflandırmada bu iki hastalık farklı başlıklar altındadır; 'dismorfofobi' somatoform, 'anoreksiya' ise yeme bozuklukları grubundadır. Kanımca, her ikisinin de kaynağı içselleştirilmiş beden imajındaki bozukluktur. Bu bozukluk dismorfofobi'de bedenin sınırlı bir bölgesini, anoreksiya'da ise ideal ölçülerle kıyaslanarak bedenin tümünü hedef alır. Dismorfofobi 120 yıl önce Morselli tarafından bir ruhsal hastalık olarak tanımlandığında, insanlar biçimsiz ellerini eldivenle, çarpık bacaklarını uzun etekle gizleyebiliyor, kalın bellerini korseyle daraltabiliyor, fakat yüzlerindeki kusurları maskeleyemiyorlardı. Bu nedenle, takıntılar ağız, burun, kaş, göz, saç, cilt gibi yüze ait bir bölge ile ilgili oluyordu. Anoreksiya'nın ruhsal bir hastalık olarak tanımlandığı yıllarda ise, özellikle 'kadın bedeni' bütünü ile görünüme açılırken, 'ideal beden imajı' da her Batılı kadının kafasında yer almaya başlamıştır.Önümüzdeki yıllarda, farmako-psikoterapiler ve estetik - rekonstrüktif cerrahi imkânları herkes için kolay ulaşılabilir olduğunda, Çarpık veya böyle olduğu zannedilen burunlar, sarkık yanaklar, memeler gibi sınırlı ve bölgesel kusur takıntıları giderek azalacaktır. Fakat normal sınırlar içindeki genetik beden yapısını aklı ile kabulleneceğine sadece açlıkla değiştirmeye kalkışan anoreksiya'lıların sayıları korkarım giderek artacaktır.


www.thehealthnews.org
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #47 : Aralık 30, 2006, 08:02:33 am »

Şişmanlığın Psikolojik Sonuçları


Çocuk ve Ergenlerdeki Obezitenin Psikososyal Yönleri


Obezite vücutta yağ dokusunun aşırı birikimi sonucu ortaya çıkan, sosyal, psikolojik ve medikal komplikasyonları olabilen önemli bir sağlık sorunudur. Çocukluk ve ergenlik döneminde sık görülen bu sorunun son yıllarda hem gelişmiş hem de gelişmekte ülkelerdeki yaygınlığının giderek arttığı saptanmıştır. Kilolu çocukların normal kilodaki çocuklara göre erişkin yaşamda obez olma risklerinin daha yüksek bulunduğu, bu çocukların büyük bölümünde bebeklik döneminde de obez oldukları ve % 60- 80 inin erişkinlik döneminde de obezitelerinin devam ettiği ileri sürülmüştür. Benzer şekilde obez kadınların % 30 unun obez erkeklerin ise % 10 unun ergenlik döneminde de obez oldukları gözlenmiştir.

Obezite yaygınlığı açısından en önemli değişkenlerin yaş, cinsiyet, ırk olduğu bilinmekle birlikte sosyokültürel düzey, ailede obez bireylerin varlığı, beslenme alışkanlıkları ( bebeğin beslenme şekli, ailenin beslenme durumu, öğünlerin düzeni ) fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam tarzının da etkenler olduğu saptanmıştır. Gelişmiş ülkelerde yaşayan düşük sosyoekonomik düzeydeki kadınlarda obezite görülme oranı, yüksek sosyoekonomik düzeydeki kadınlara göre 6 kat daha yüksek bulunmuştur. Gelişmekte olan ülkelerde ise yüksek sosyoekonomik düzeydeki ailelerde obeziteye daha sık rastlanmıştır.

Obezite etiyolojisinde genetik etkenlerin rolü olduğu ikizlerle ve evlat edinilmiş çocuklarla yapılan çalışmalar ile gösterilmiştir. Hem anne hem de babası obez olan çocuklarda obezite görülme sıklığı % 80 olarak bulunmuştur. Ancak pozitif aile öyküsünün yalnız genetik etkenler ile açıklanması doğru olmayabilir. Bugüne kadar obeziteden sorumlu bir gen ya da özel bir genetik belirleyici tanımlanmamıştır.
Cushing sendromu, hipotiroidi, hipotalamik disfonksiyon gibi endokrin hastalıkları ya da bazı genetik sendromlar obezite oluşumuna neden olabilirler. Ancak bu organik hastalıkların obezite oluş nedenleri arasında ilk sırada olmadıkları, beslenme şeklinin ve çevresel etkenlerin nedensel açıdan daha etkili olduğu ileri sürülmüştür. Örneğin süt çocukluğu döneminde anne sütü ile beslenme yerine yapay beslenmenin obezite riskini arttırdığına ilişkin çalışmalar vardır.

Organik nedenler bir kenara bırakılırsa aşırı yemek yemenin birçok nedeni olabileceği görülebilir. Obezite oluşumunda psikolojik etkenlerin yanı sıra çevresel ve kültürel etkenlerin de katkısı olduğu düşünülmektedir. Örneğin bazı çocuklar gerginliklerini azaltmak için aşırı derecede yemek yiyebilirler. Bu çocuklarda yemek hafifi bir depresyon ya da can sıkıntısına tepki olarak ortaya çıkabilir. Uyaran açısından yoksunluk çekilen dönemlerde de aşırı yeme davranışına rastlanabilir. Bazı ergenler ise cinsel ilişkiden ve bu olasılığı gündeme getirebilecek sosyal konumlardan kaçınmak için obez hale gelebilirler. Obez hastalar duygulanım bozukluğu olan hastalar olarak da ele alınabilirler. Çünkü psikolojik sorunlar ya da anksiyete ile baş edebilmek için aşırı yeme davranışını öğrenmişlerdir. Yine de obezitenin çoğunlukla genetik bir yatkınlığın ve ailenin yeme alışkanlıklarının sonucu olarak ortaya çıktığı göz ardı edilmemelidir.

Yeme bozukluklarıyla ilgili epidemiyolojik çalışmalar patolojik yeme davranışının daha çok batı toplumlarında rastlandığını, sosyokültürel etkenlerin ve zayıflık konusundaki toplumsal baskıların yeme bozuklukları gelişmesine yatkınlık sağladığını bildirmektedir. Psikiyatride obezite yeme bozukluğu olarak ele alınmasa da yeme bozuklukları ile birlikte görülebilir. Yaygın olarak kullanılan sınıflama sistemlerinde yeme bozuklukları bölümünde özgül olarak belirlenmiş olan aneroksiya nevroza ve bulimia nevroza vardır. Kilo almanın bu yeme bozukluklarıyla doğrudan ilişkili olduğunu gösteren bir veri olmamasına karşın obezitenin, anoreksiya nervoza ve blumiya nervoza için risk etkenleri arasında olabileceği bildirilmiştir.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #48 : Aralık 31, 2006, 08:13:16 am »

Yeme bozuklukları: Anoreksiya ve Blumiya

Son yıllarda giderek artan yeme bozuklukları, toplumun büyük bir kısmını tehdit etmekte; bu durum, kadınlar arasında fiziksel görüntüye verilen aşırı önemden kaynaklanmaktadır. Yeme bozukluklarının görülme yaşı 5'e kadar düşmekte ve çocukların yüzde 8014'üncü sınıfa gelmeden önce bu tür diyetlere başlamaktadırlar.

Memorial Hastanesi Psikoloji Bölümü'nden Uzman Psikolog Aslıhan Tokgöz Tozlu, özellikle kadın sağlığını olumsuz etkileyen yeme bozukluklarının nedenleri ve tedavi yollarına ilişkin bilgi verdi.

Yeme bozuklukları başlıca iki grup halinde incelenebilir: Anoreksiya Nervoza ve Blumiya Nervoza.

Anoreksiya Nervoza hastalarında ne gibi belirtiler ve rahatsızlıklar görülür?

* Anoreksiya hastaları normal kabul edilen kilosunu şişmanlık olarak algılar. Anoreksik kadın kendini tanımladığında şişman olarak tanımlar ama gerçekte tehlikeli derecede zayıftır. Kilo almaktan aşırı derecede korkar. Bu yüzden normal kilosundan daha zayıf (sınır % 17.5) olmasına karşın aşırı derecede diyet yapar ve kendisini açlığa mahkum eder.
* Kendini değerlendirirken kilosunu ya da vücut şeklini ölçüt olarak alır. Kilosu ve vücut ölçüleriyle meşguldür.
* Anoreksiya kişilerde kalp hastalıklarına, aşırı derecede tansiyon düşüklüğüne, kolesterol yükselmesine neden olur. Kalpte ritim düzensizlikleri ve kalp yetmezliği aşırı boyutlara vardığında ölüme neden olabilir. Anoreksiya hastalarında stres hormonlarındaki artış; östrojen hormonunun azalması ve adet görememe, kısırlık, osteoporoz (kemik erimesi) gibi rahatsızlıklara neden olur. Hamilelikte düşük riski ve bebeklerde gelişme geriliği gibi risklerle karşılaşılır. Anoreksiya uzun süre devam ettiğinde beyinde ve sinir sisteminin diğer kısımlarında kalıcı hasarlara neden olabilir.
* Anoreksiya ile birlikte "patlayıncaya dek" yeme ya da kendini kusturma ya da idrar söktürücüler ile yediklerini çıkarma davranışı görülebilir.

Anoreksiyaya yakalanma ve ölüm riski nedir?

Bir kişinin yaşamı boyunca anoreksiya olma riski % l'dir. Riskin düşük olması yanıltıcı olmamalıdır; çünkü genç kızlarda diyabet ile karşılaştırıldığında 10 kat daha fazla, astım ile karşılaştırıldığında ise daha az görülmekte ama anoreksiyada ölüm oranı her ikisinden de fazla olmaktadır. Anoreksiyadan ölüm riski % 4-20 arasındadır. Her 10 anoreksik kişiden biri açlıktan ya da anoreksiyanm başka fiziksel etkilerinden dolayı hayatını kaybetmektedir. Anoreksiya ruhsal hastalıklar içinde ölüm oranı en yüksek hastalıktır.

Anoreksiya hangi yaşlarda ortaya çıkar?
Anoreksiya 1519 yaşlarında başlar. Daha erken ya da geç yaşlarda da ortaya çıkabilir. Anoreksiya kadın hastaların kızlarında da genellikle görülür.
Diğer bir yeme bozukluğu hastalığı olan blumiyanın belirtileri nelerdir?

* Krizler halinde tekrarlayan aşırı ölçüde, adeta patlayıncaya dek yemek yeme nöbetleri ve devamında suçlulukla utanç duygusunun yaşandığı bir bozukluktur.
* Kişi belirli bir süre içinde, benzer durumdaki pek çok kişinin yiyebileceği besin miktarının çok daha fazlasının tüketir.
* Bu durum yaşanırken yemek yeme üzerine kişide kontrol kaybı hissi olur (yemeği sonlandıramayacağı, miktarında aşırıya kaçıp kontrol sağlayamayacağı hissi yaşar).
* Kişi kilo almamak için isteyerek kusma, dışkılamayı artırıcı ya da idrar söktürücü kullanma ve aşırı spor yaparak kalori kaybetme eylemlerine yönelir.

Blumiya tanısı nasıl konur?
Blumiya Nervosa tanısı konulması için kişinin tıkınırcasına yemek yeme ve uygun olmayan çıkartma davranışlarını en az 3 ay süre ile haftada en az 2 kez tekrarlamış olması gerekmektedir.
Hangi yaşlarda ortaya çıkar ve hasta için ölüm riski oluşturur mu?

Blumiya genellikle 15 yaş ile yetişkinlik dönemi arasında ortaya çıkar. İleriki yaşlarda çok fazla rastlanmaz. Kişinin hayatı boyunca blumiya olma riski % 2'dir. Blumik olan kişiler normal kiloda oldukları sürece hayatı tehdit edici sonuçların ortaya çıkma riski düşüktür. Blumik yeme bozukluğunda, aşırı kusmaya bağlı olarak diş problemleri, yemek borusunda fıtıklaşma ve yara, su tutulması ve vücutta ödemlere sık rastlanır. Yine aşırı kusmaya bağlı olarak sıvı ve elektrolit kayıpları, halsizlik, mide problemleri, aşırı ishale bağlı olarak kalın bağırsağın son kısmında incelme sık görülür.
Yeme bozuklukları neden kadınlarda daha fazla görülür?

Normal kilosunun yüzde 1520 altında, zayıf ve uzun kadın tipi; TV, magazin programları ve filmlerde ön plana çıkarılan en gözde imaj. Sürekli verilen ince olma mesajı, bir kadın ve genç kızların fiziksel görünümlerini sorun yapmalarına neden olmaktadır. Standartlara ulaşamayan kadınlar zayıflık, utanç ve suçluluk hissetmektedirler. Atlanta'da 60.000 kişiyle yapılan bir araştırma sonucunda, kadınların kendilerini şişman hissetme oranı (% 38) erkeklerinkine (% 24) oranla yine daha fazladır. Çünkü fiziksel zayıflığın önemi her gün, her yerde vurgulanmaktadır.
Yeme bozukluklarının duygularla ilişkisi nedir?

Özgüveni az olan kadınlar anoreksiya riskini daha fazla taşımaktadırlar. Bu kadınlar genelde fiziksel imajlarını olumsuz algılamakta ve zayıflığın, inceliğin benlik değerlerini artıracağına inanmaktadırlar. Depresyon yine yeme bozuklukları ile bağlantılıdır. Yeme bozukluğu olan kişilerin % 40 - 80'inde depresyon görülmektedir. Depresyon ile blumiya arasındaki bağ daha güçlüdür. Kadınların % 80'i sabahları uyandığında görüntülerinden dolayı kendilerini depresif hissetmektedirler. Olumsuz duygular insanda yeme davranışlarını tetiklemektedir. Aynı zamanda fiziksel görünüşünden memnun olmayan kişiler depresif duygular yaşamaktadırlar.


Memorial Hastanesi
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #49 : Ocak 01, 2007, 02:28:46 pm »

Sağlıklı Yemek Yeme Takıntısı


Yeme bozukluğuna işaret eden, obezite (aşırı şişmanlık), bulimiya (aşırı yeme hastalığı), anoreksiya nervoza (yememe hastalığı) gibi pek çok sorun varken, 'Ortoreksiya', sağlıklı yemek yeme takıntısı da artık literatüre eklendi.

Gerek güzellik kavramının ''zayıf kadın-atletik erkek'' kalıbına sıkıştırılması, gerekse diyet kavramının ''sağlıklı beslenme davranışı'' gibi algılanması insanlarda çeşit çeşit yeme bozukluğu yarattı.

Günümüzde bir tarafta vitamin açısından fakir, yağ açısından zengin fast-food tipi beslenme ile aşırı şişmanlamaya (obeziteye) doğru giden bir bozukluk var; öteki tarafta zayıf kalmak için şekersiz, tuzsuz ve yağsız yiyeceklere endeksli bir yaşam. Oysa ikisi de "sağlıklı" değil.


Ortorektik misiniz?

Bu sorulara ''evet'' cevabı veriyorsanız, ortoreksiya belirtisi gösteriyorsunuz anlamına geliyor.

1 Yarının yemeğini bugünden planlıyor musunuz?
2 Yemeğin sağlıklı olması sizin için lezzetli olmasından daha mı önemli?
3 Steril yiyecekler yedikçe sağlığınızın bozulduğunu hiç farkettiğiniz oldu mu?
4 Dün yaptığınız diyet bugün size yetersiz mi geliyor?
5 Sağlıklı beslenmeyenleri küçümsediğiniz oluyor mu?

Bu, özellikle büyük kentlerde yaşayan ''beden imgesi'' ağırlıklı düşünen takıntılı kişilerin hastalığıdır. Her besinin aşırı sağlıklı olması insanı tek boyutlu beslenmeye kadar götürebiliyor. İşin bir de kişiyi anoreksiyaya itecek boyutu da var. Aşırı derecede takıntı yapmak yerine dengeli beslenme konusunda bilinçli olmak gerekir. Çünkü beslenme, gıdalarla yapılan ve takıntı boyutuna varmayan, özenle yapılması gereken bir eylemdir.


Etiket Tutkunları

Bunu ne obezite (aşırı şişmanlık), ne bulimia (aşırı yeme hastalığı), ne de anoreksiya nervoza ile (yememe hastalığı) karıştırmamak gerekiyor. Adı Orthorexia Nervosa. ''Ortho'' Yunanca'da 'doğru' ve 'normal' anlamına geliyor. Yani doğru yemek de bir takıntıya dönüşebilir ve bu durum da psikolojik olarak bireylerde sorun yaratabilir.

Amerikan Diyetisyenler Derneği'nin son yayınlarında bu sorunun10 yıl içinde yaygınlaşacağı söylenmektedir.

Yeme bozukluğu fazla yeme ve devamlı rejim yapma takıntısı şeklinde olduğu gibi kişinin her yediğinin sağlıklı olup olmadığını kontrol etme takıntısı şeklinde de kendini gösterir. Bu kişiler için yiyeceklerin saf, katkısız ve işlenmemiş olması oldukça önemlidir. Bu yüzden çoğu sebze ve meyveyi çiğ yerler. Çoğu da vejetaryendir. Kendi bildiklerinin tek doğru olduğuna inanıp kafalarının dikine giderler. Bir gün gelir yaşamları bir kısır döngünün içine girer: Bir sonraki öğünü planlamak, sağlıklı yiyecek satan marketleri dolaşmak, yemek hazırlamak ve yemek. Bu nedenle sağlıklı tercihlere yönelmek alışkanlık haline gelmeli, hiçbir şeyde aşırıya kaçılmamalıdır.

İngiltere'deki Beslenme Bozuklukları Derneği (EDA)'ne göre ise ortoreksiya gelecek yıllarda insanlığı tehdit edecektir. Çünkü saplantı halinde sağlıklı gıdalara bağımlılık geliştiren kişilerin diyet yapan bir insandan farkı yoktur. Bu kişiler yediklerinin içinde zararlı bir madde bulma korkusundan çok seçici davranırlar. İlerlemiş vakalar tıpkı anoreksiya nervoza hastaları gibi hızla kilo kaybederler. Zararlı maddeye karşı duyulan derin korku yüzünden öyle çok yiyecekten vazgeçerler ki sonunda bir iki tür yiyeceğe kalırlar. Bu da oldukça sağlıksız bir durumdur.

Yeterli ve Dengeli beslenmek bu noktada oldukça önemlidir. Diyet yapabilirsiniz ama dozunu kaçırmayın. Tadınızı kaçıracak zorlamalarla kendinizi bunalıma sokmayın. Yemek kişinin kendini cezalandırması veya toplumdan soyutlamasına bir gerekçe olmamalı. Bu nedenle sağlıklı beslenme takıntı haline gelip, sizi yiyeceklerden soğutmamalı, psikolojinizde bozukluk yaratmamalıdır.


Taylan Kümeli
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #50 : Ocak 02, 2007, 09:11:23 am »

Beslenme Bozuklukları


Yeme Davranışı:
İnsanlar, acıktıkları zaman gereksinim duydukları kadar yerler. Genelde üç öğün veya dört öğün yemek yenir ve kişinin yaptığı işlerle
doğru orantılı olan belli miktar kalori gereksinimini  karşılanır.
 
Yeme alışkanlıkları insandan insana değişmektedir:
"          Günlük öğünlerde az yiyen ancak gün içinde zaman zaman atıştıranlar,
"          Yemek, yaşamlarının en önemli olayı olanlar,
"          Sorunlarının üstesinden gelemediklerinde çok fazla yemek yeme veya yemek yememe ile kendilerini ifade edenler.
 
Araştırmalar; çocukluğunda güven duygusundan yoksun kalan kişilerin, daha sonraki evrelerde bu güven duygusunu, yeme davranışını denetim altına alarak sağlamaya çalıştığını göstermiştir. Ayrıca, kalıtımsal yatkınlığın da inkar edilmemesi gerektiği ve medyanında önemli bir kültür etkisi oluşturduğu ortaya konulmuştur. Medya, oyuncak sanayi ve benzeri pek çok yolla, çok küçük yaştaki çocuklara, ideal beden imajları sunarak, topluma diyet yapmayı, sosyal bir beklenti olarak zorla benimsetmeye çalışmaktadır.


Yeme Davranışı Bozuklukları:
Psikolojik sorunları, sıkıntıları aşırı yemek yeme ile gidermeye çalışmak  obezite denilen yeme davranışı bozukluğunu ortaya çıkarmaktadır. Yemeği reddetme şeklinde kendisini gösteren davranışa ise anoreksiya nervoza (iştah kaybı) denmektedir. Bunun daha farklı bir şekli ise, bulimia nervoza adını almaktadır. Gerek gıdayı reddetme şeklinde ortaya çıkan anoreksiya nervoza, gerekse aşırı yeme şeklinde ortaya çıkan obesite gibi, yeme bozuklukları; aile içi şiddet, boşanmış anne babalar, taciz, okul sorunları, iş sorunları ve benzeri, psikolojik, sosyolojik ve biyolojik nedenlerden kaynaklanabilmektedir. Bazen, yeme bozukluğu olan kişilerin küçük yaşlarda tacize uğradığı düşünülmektedir. Kişi yemek yemekle sanki bedeninin gelişmesini durdurmak ister, bazen de tam tersine ideal bedene sahip olacağını zanneder.


ANOREKSİYA NERVOZA:

Bazı insanlar, kilo almaktan aşırı korkarlar, yemek yemeyi yaşamlarında, kendi denetimleri altında tutabilecekleri tek olay olarak görürler. Onlar için yemek yememek ve kilo verebilmek kendilerini güvende hissetmelerinin tek yoludur. Anoraksiyalı insanların; açlıktan ölmemekle, kilo almak arasında bir seçim yapmak gibi bir ikilem yaşadıkları görülmektedir. Gittikçe, daha az yiyerek ve daha fazla eksersiz yaparak kişi güç kaybeder, yorgun ve zayıf düşer. Dikkatini toplamakta zorlanır ve depresyona girer. Çünkü aslında, Anoreksiya nervoza, bir şekilde kendini açlığa tutsak etmekdir.
 
Anoreksiya Nervoza Belirtileri:
"       Aşırı kilo kaybı, kişinin ağırlığının olması gereken kilonun %15 altında olmasıdır.
"      Acımasızca kilo almamaya çalışmak, tüm yüksek kalorili yiyecekleri reddetmek, hasta oluncaya kadar egzersiz yapmak veya iştah kesici yahut barsakları aşırı çalıştırıcı ilaçlar almak,
"      Aşırı zayıf olduğu halde şişman olduğuna inanmak,
"      Kadınlarda ve genç kızlarda bazen aylık rahatsızlıklarının aksaması, özellikle gelişme çağındaki genç kızlarda, göğüslerin gelişememesi,
"      Erkeklerde, cinsel ilginin kaybedilmesi, iktidarasızlık, gelişme çağında ise, cinsel organlarının yeterince gelişememesi olarak görülmektedir.
 

BULİMİA NERVOZA:

Anoreksiya Nervozanın bir başka boyutu da, Bulimiadır. Bulimialıların tipik davranışlarının başında, yedikten sonra kendisini kusturmak gelir. Bu davranışın yan etkileri; dişlerin hasar görmesi, ağızda yaralar açılması, nefesin kötü kokması, kaslarda zayıflık hatta sara hamleleri ve kalp sorunları olabilmektedir.
Bulimialıların kilolardan kurtulmak için başvurdukları bir başka yanlış yöntem de, laksatif veya diüretik ilaçlar kullanmaktır. Aslında sık tuvalete çıkmakla, alınan kalorilerden kurtulunmaz, beden aksine, potasyum, sodyum gibi, kasları güçlü tutan minarelleri kaybeder. Diüretik ilaçlarla çok idrara çıkmak sadece bedende su kaybına neden olmaktadır. Bu da çok kısa bir süre için kişinin kendisini aldatmasından başka bir şey değildir.
 
Bulimia Nervozanın belirtileri:
"      Devamlı yiyecek düşünme, devamlı canının yemek çekmesi, çok miktarda yemeği çok kısa bir sürede yemek,
"      Şişman olduğunu inkar etmek,
"     Zaman zaman kilo vermek için bir süre hiçbirşey yememek veya yemekleri yeterince hazmetmeyi önleyecek ilaçlar almak, kendisini hasta edecek rejimler yapmak.
 

OBEZİTE:

Obesite, bir beslenme bozukluğu sonucu, olunması gereken beden ağırlığının % 20 fazla olması ile ortaya çıkmaktadır.
 
Toplumdan topluma, kültür farklılıklarına bağlı olarak, yeme alışkanlıkları ve normal beden ağırlığı anlayışı değişir. Batı toplumlarda fazla kilolu olarak kabul edilen ölçüler, bazı toplumlarda normal hatta ideal olabilmektedir. Geleneksel Havvai kültüründe şişman kadının çok cazip bulunması, veya bir dirhem et, bin ayıp örter anlayışı gibi&
 
Biyolojik, sosyal ve psikolojik nedenleri ne olursa olsun obesite bir sağlık sorunudur ve üstesinden gelinmesi gerekir. Bu konuda bir uzmana başvurmak ve uzman kontrolünde kilo vermek en sağlıklı seçenektir.
 
Yeme Bozukluklarında Yakınlar ve Dostlara Nasıl Yardımcı Olabilirler?
 
Bazen bir yakınınızın devamlı kilo kaybettiğini veya kilo aldığını ve gittikçe daha mutsuz olduğunu gözleyip, ona yemesi veya yememesi için yardım etmeye çalıştığınızda size kızdığını ve sizden uzaklaştığını görebilirsiniz.
 
Yakınlar ve dostlar, yeme bozukluğu olan kişiye, duygularını ifade edebilme ve kendileri ile konuşma olanağı  vererek  yardımcı olabilirler.
 
Belki de onların yeme davranışlarını değiştirmelerini istemek yerine, kendi duygularınızı ifade etmeniz ve onları bir uzmana yöneltmeniz daha doğru olacaktır.


Doğu Akdeniz Üniversitesi
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #51 : Ocak 03, 2007, 08:04:05 am »

Yeme Bozukluğu Nedir, Etkileri Nelerdir, Nasıl Başa Çıkılır?


Yeme bozukluğu, kökeni duygusal sorunlara dayanan yeme davranışlarındaki bozukluktur. Yeme bozukluğundan yakınan kişiler yemekle ilgili saplantılara sahiptirler. Bu kişilerde; beden imajları ve kiloları, gün içerisinde ne yedikleri, ne kadar yedikleri, aldıkları besinlerin kalori değerleri gibi konular düşünce sistemlerinin önemli bir kısmını kaplar. Genelde 12-35 yaş arasında kadınlarda daha sık görülen yeme bozukluğu son yıllarda erkeklerde de çoğalmaya başlamıştır. Yeme bozukluğu Anoreksiya Nervoza (aşırı zayıflık), Blumiya Nervoza (aşırı yeme ve kusma) ve Obeziteye (aşırı kilo) sebep olan tepkisel yemek yeme bozukluğu olarak sınıflandırılır.

Anoreksiya ve Blumiyadan yakınan kişiler, mükemmelliyetçi bir kişilik yapısına sahip olup, kendilerini aşırı derecede yargılarlar. Ne kadar zayıf olurlarsa olsunlar, kendilerini şişman hissederler. Yeme bozukluğu bazen farklı psikolojik rahatsızlıklarla aynı anda ortaya çıkabilir; kişilik bozukluğu, saplantılar, panik bozuklukları, madde bağımlılığı, depresyon gibi.

Yeme bozukluğu çok ciddi bir psikolojik rahatsızlıktır ve tedavi edilmezse çok ciddi psikolojik ve bedensel sorunlara sebep olabilir.


Anoreksiya Nervoza (Aşırı Zayıflık)

Eğer bir kişi olması gereken normal kilonun en az %15 kadar altındaysa anoreksia nervoza teşhisi konabilir. Anoreksiya nervoza olan kişiler normal kilolarında kalamazalar, çünkü yeterli derecede yemez, fazla egzersiz yapar, kimi zaman ise yediklerini kusma veya laksatif (bağırsak çalıştırıcı) ilaç kullanarak vücutlarından atmaya çalışırlar. Anoreksyia Nervoza çeşitli bedensel ve psikolojik sorunlara sebep olabilir. Örneğin: menstrual period düzensizlikleri, kalsiyum eksikliğine bağlı rahatsızlıklar, deride kuruma ve sararma, ellerde ve ayaklarda üşüme hissi, kalp ritmi ve bağırsak düzensizlikleri, kansızlık, kan basıncının ve nefes ritminin düşük olması, kaslarda güçsüzlük, ağrı ve yorgunluk, sosyal ortamdan uzaklaşma, depresif ruh hali...

Blumiya Nevroza (Aşırı Yeme ve Kusma)

Blumiya Nevroza olan kişiler devamlı diyet ve egzersiz yapmalarına rağmen normal kilonun altında, normal kiloda, fazla kilolu, hatta obez bile olabilirler. Normal kilonun altında bile olsalar hiçbir zaman bir anoreksiya nevroza görüntüsü olmaz. Blumiya Nervozalı bir kişi kısa bir zaman dilimi içerisinde, yarım saat ile 2 saat arası, binlerce kalorilik besin tüketip bunu kusma veya laksatif ilaç kullanımı ile vücudundan atmaya çalışır. Yemek yediği sırada kendisini kontrolden çıkmış gibi hisseder ve bu yemek yeme krizlerini herkesten gizli tutar. Genelde yeme, kusma veya laksatif ilaç kullanımı kişiden kişiye haftada birkaç kezle, günde birkaç kez olmak üzere değişiklik gösterir. Blumiya Nervozaya bağlı bedensel ve psikolojik sorunlar gelişebilir: kronikleşmiş boğaz ağrısı, tükürük bezlerinde, boyunda ve yüzde şişkinlik, dişlerde çürüme, mide ve bağırsak hastalıkları, kusmadan kaynaklanan potasyum dengesizliğine bağlı kalp krizi riski, kaslarda yorgunluk ve kramplar, ruh halinde dalgalanmalar, depresif ruh hali...

Tepkisel Yemek Yeme Bozukluğu

Tepkisel yeme bozukluğu olan kişiler kısa zaman diliminde çok fazla besin tüketirler. Kendilerini yemek yerken kontrolden çıkmış gibi hissederler. Bulimia Nervozadan farklı olarak kişi aşırı yeme krizlerinin arkasından kusma veya laksatif ilaç kullanımı ile kilolarını kontrol etme yoluna başvurmaz. Tepkisel yemek yeme bozukluğu obezite, hipertansiyon, diyabet, kalp ve damar rahatsızlıkları ve depresyona yol açabilir.

Yeme Bozukluğu Tedavisi

Yeme bozukluğu tedavisinde ilk adım düzenli psikoterapi yardımı ile kişinin yeme bozukluğu altında yatan duygusal sorunun bulunması, bu sorunun çözümüne yönelik çalışılmasıdır. Sağlıksız yeme davranışının tedavisinde diyetisyen ve psikoterapist iş birliği sağlanır. Kronik yeme bozukluğu vakalarında gelişen fizyolojik sorunlara müdahale açısından ise hekim kontrolü de işbirliğinin bir parçası olur.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #52 : Ocak 04, 2007, 08:41:33 am »

Gece Yemesi Sendromu


Gece yemesi sendromu yeme bozukluklarının en gencidir. İlk kez 1955 yılında sabahları tokluk hissi, aksam hiperfajisi yani günlük kalori tüketiminin yarısından fazlasının tüketimi ve uykusuzluk üçlemesinden oluşan bir sendrom olarak tarif edilmiştir. Geçmişten günümüze doğru yapılan araştırmalarla tanım ve tedavide gelişmeler kaydedilmiştir. Gece yeme sendromunun görülme sıklığı kilo ile birlikte artış göstermektedir.

Gece yemesi bozukluğunun tipik karakteristik özellikleri vardır; Bunlar:

-Genellikle sabah kahvaltısında iştah yoktur ve açlık hissedilmez. Uyandıktan saatler sonra ilk öğün yenilir.

-Akşam yemeğinden sonra günlük kalori ihtiyacının %50'sinden fazlası tüketilir. Gece uyanılır ve bilinçsiz biçimde mutfağa gidilerek atıştırma yapılır.

-Bu durum iki aydan fazla haftada en az üç gece sürer ve sık uyanmalar sırasında yüksek kalorili atıştırmalar yapılır.

-Gece yemelerine gerginlik, kaygı ve suçluluk hisleri eşlik eder.

-Gece yemesi sendromu strese bir yanıt olarak düşünülmektedir ve genellikle depresyonla birlikte görülür. Özellikle akşam saatlerinde bireyler gergin, ajite ve sinirli hissederler.

-Uykuya dalmakta veya sürdürmekte zorluk çekerler.

-Tercih edilen atıştırmalar karbonhidrat ve şeker ağırlıklıdır.

-Bu tip bir yeme davranışı kişiye suçluluk ve utanç duygusu yaşatır.

Gece yemesi sendromu henüz resmi olarak bir yeme bozukluğu olarak tanımlanmamıştır. Altında yatan nedenler araştırılmaya çalışılmaktadır ve tedavi planları hali hazırda geliştirilmektedir. Gece yemesi sendromunun biyolojik, genetik ve duygusal faktörlerin bir kombinasyonu olduğu düşünülmektedir.

Bir teoriye göre bu problemi yaşayan kimseler tanımlanmış ya da gizli bir stresin etkisindedir. Gece yemesi sendromunun stres ile ilişkili olduğunu doğrular bir şekilde başka çalışmalar da gece yemesi olanların, kortizol düzeyinin yüksek olduğunu göstermiştir. Bu teoriye göre gece oluşan yeme atakları bu hormonun üretimi yavaşlatmak için bedenin yaptığı bir savunmadır. Bu açıklama kabul veya ret edilmeden önce stresin gece yemesi sendromunu tetiklediği ve stres azaltma programının bu kişilere yardım ettiği göz önünde tutulmalıdır.

Araştırmalar ayrıca gece yemesi olanların yiyecek seçimlerin de odaklanmıştır. Ağırlıklı tercih beyindeki iyi hissetmeyi sağlayan kimyasalların arttıran karbonhidrat yönündedir. Bu seçim bedenin bilinçsiz bir kendi kendini tedavi etme yöntemi olarak düşünülmektedir.

Gece yemesi sendromu probleminiz varsa, ilk olarak bir sağlık uzmanına başvurarak detaylı bir inceleme yaptırmalısınız. Ayrıca yeme bozuklukları ile çalışan bir psikolog ve günlük kalori tüketiminizi düzenlemek için diyetisyen yardımı almalısınız


The Health News
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #53 : Ocak 05, 2007, 08:38:11 am »

Anoreksiya Nervoza


Anoreksiya Nervoza, diyetle zihnin sürekli meşgul olmasıyla, aşırı kilo kaybı ile ve kişinin zayıfladığını far edememesiyle karakterize olan bir durumdur.
Hastaların %95'i kadındır ve 100 ergen kızdan 1'i bu hastalıktan muzdariptir. Bozukluk en çok, yüksek sosyal sınıftan gelen ergen kadınlarda görülür. Bu kişiler genelde düşük özsaygı, kişisel yetersizlik hissi içindedirler. İçsel durumlarına ve duygularına karşı güvensizdirler. Hastalar, kendileri için olağan sayılan en az kiloda olmaktan bile rahatsızlık duyarlar. Beklenen kilonun çok altında olmalarına rağmen kilo almaktan ve şişman biri olmaktan aşırı derecede korkarlar. Vücut ağırlıklarını ya da biçimlerini algılamaları oldukça çarpıktır; çok düşük kiloda olduklarını şiddetle inkar ederler.

Anoreksiya Nervoza sadece biyolojik faktörlerle meydana gelen bir bozukluk gibi görünmemektedir. 1900'lü yılların başlarında, anoreksiyanın hipofiz bezi bozukluğunun bir ürünü olduğuna inanılıyordu. Bugün, anoreksiya hastalarında görülen hastalığın inkarı, beden imgesindeki bozulmalar, döngüsel diyetler gibi özelliklerin hipofiz bezi bozukluklarında yer almadığı bilinmektedir. Beynin yeme davranışlarını düzenlenmesinde çok önemli bir rol oynayan hipotalamusun da hastalığın üzerindeki olası etkileri araştırılmıştır. Hipotalamik düzensizlikler anoreksik hastalarda gözlenmektedir, ancak bu düzensizlikler, yeme bozukluğunun nedeninden çok, sonucu olma olasılığının daha yüksek olduğunu düşündürmektedir.
Hastalık genelde ergenlik döneminde başlar. Hastaların aileleri onların önüne yüksek standartlar koymuşlardır. Onlar da her zaman doğru olanı yapmaya çalışmışlar ve mükemmel bir çocuk olmaya güdülenmişlerdir. Aileler, çocuklarının bağımsızlık kazanma isteklerine karşı güçlü bir direnç göstermişlerdir. Çocuklarına karşı aşırı koruyucu ve düşkündürler. Son derece katı ve sorunların çözümünde başarısızdırlar. Çocuklar, bağımsız bir yetişkin olmakta güçlük çekmişlerdir. Aileleri aşırı koruyucu oldukları için, etkili değildirler ve yetersizlik duyguları içindedirler. Anoreksiklerde tek bir kişilik olmadığı görülse de, onlar genelde aşırı itaatkar, duygusal açıdan tutuk, kompülsif ve bağımlıdırlar.

Çevre ve kültür de bu hastalığın gelişiminde önemli bir rol oynar. Kültür, kadınların önüne "ideal bir beden şekli" koyar. İdeal beden ölçüleri, "başarı", "güzellik", "saygınlık" gibi anlamlar kazanır. Oysa kadının beden ağırlığı, sağlık ve beslenme koşulları geliştikçe artmaktadır. Dolayısıyla ideal beden şekli ile kadınların gerçek görünümü arasında ciddi bir çatışma başlar. Sosyokültürel baskıların sonucunda, kişi acımasızca diyete başlar. Daha önce saydığımız faktörlerle birleşince bu tür bir diyet, Anoreksiya Nervoza'nın ortaya çıkmasına yol açabilir.

Hastada aşırı kilo kaybının ve intihar düşüncelerinin olduğu, hastanın hastalığını inkar ettiği ve daha önceki yatısız terapinin etkisiz olduğu durumlarda, tedavideki ilk adım hastayı hastaneye yatırmak olacaktır. Psikolojik tedaviye başlamadan önce hastanın kilosunu yeniden düzenlemek gerekir. Hasta ile "bir hedef kilo" belirlenir. Bu hedef genelde belirli bir yaşa ve boya özgü ortalama kilonun % 90'ıdır. Bu aşamada hasta ile tam bir dayanışma içinde olunur ve hastanın kaygılarına duyarlı olmaya dikkat edilir. Bilişsel-davranışçı terapi ve psikodinamik tekniklerin birleşimi ile yürütülen terapide, hastanın davranışsal ve duygusal sorunları birlikte ele alınır.

Hastanın kilosu normal bir düzeye getirildikten sonra bile, yeme ve beden şekline yönelik işlevsel olmayan tutumlar devam eder. Hasta tedaviye direnç gösterse de, hasta ile terapist arasında kurulacak olan güvenli bir ilişkide, hasta düşünce ve inançlarının farkına varmayı öğrenir, işlevsel olmayan inançları ile uyumsuzlukları arasındaki bağlantıyı keşfetmeye başlar. Bu inançların doğruluğunu terapistinin yardımı ile inceler ve işlevsel olmayan inançlarını daha gerçekçi olanlarla değiştirme gücünü kendinde bulur. Hastalar artık kişilikleri daha güçlü, kendine güvenen ve başkaları tarafından anlaşılabildiğini düşünen sağlıklı bireyler olarak yaşamlarına devam ederler.


Psk. Emir Erdoğan
« Son Düzenleme: Ocak 05, 2007, 09:11:35 am Gönderen: crea » Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #54 : Ocak 08, 2007, 08:18:33 am »

Blumiya Nervoza: Durdurulamayan İştah


Blumiya Nervoza iki yeme bozukluğundan biridir. Diğer yeme bozukluğu, Anoreksiya Nervozadır. Anoreksiya Nervoza, çok az miktarda yiyecek alımı ve aşırı kilo kaybının olduğu bir bozukluktur. Bu hastalar yoğun bir şişmanlama korkusu içindedirler. Blumiya Nervozada ise hastalar, ardışık tıkınma dönemleri yaşarlar ve kilo alımlarını engellemek için kusma gibi telafi edici davranışlar gösterirler.
 
Blumikler genellikle yüksek kalorili ve kolay hazmedilebilen yiyecekler yerler. Tıkınmalarını sıklıkla gizlice yaparlar. Çok hızlı bir şekilde yerler, yemeğin tadından dolayı doyum almazlar. Kendilerini doldurduklarını hissettikleri için doyum aldıklarını söylerler. Açlıklarını bastırmak için yemezler. Kendilerini tamamen dolu hissedene kadar, daha fazla yiyemeyecekleri son sınıra kadar yemeye devam ederler. Aşırı kilolu olmaktan korkarlar ve kilo almamak için en basit yolun kendilerini kusturmak olduğunu düşünürler. Parmaklarını boğazlarına götürerek, laksatif kullanarak yediklerini çıkaranlar vardır. Böylece tıkınmaya son verirler ya da bir sonraki yemeğe yer açmış olurlar. Tıkanırcasına yemelerini, karın ağrılarının şiddetlenmesi veya uyuya kalmaları da sonlandırabilir. Öğünlerini genelde kusarak yedikleri için, vücutları, ihtiyaç duyduğu besinlerin çok az bir miktarını alabilir. Blumiya, ciddi fiziksel komplikasyonlara neden olabilir. Blumiklerin üst sindirim sistemleri mide asitlerine maruz kaldığından, sıkça mide ağrısı çekerler. Yinelenen kusmalar potasyum tükenmesi neden olabilir ve bu durum epilepsiye yol açabilir. İdrar yolları enfeksiyonu ve böbrek yetmezliği de oluşabilir. Adet düzensizlikleri görülebilir.
 
Blumiklerin kilo alma kaygıları dalgalanmalar göstermektedir. Az miktarda yiyeceğin bile kendilerini şişmanlatacağına inanırlar. Kusmaksızın düzenli öğünler yiyememelerinin nedeni, yoğun bir şişmanlık korkusu yaşamalarıdır. Düzenli öğünlerin onları şişmanlatacağına dair mantık dışı inançları vardır. Tıkınırcasına yemelerinin anormal olduğunu bilirler ama kendilerini kontrol edemediklerini söylerler. Bu nedenle suçluluk duyarlar. Özsaygıları düşer, bu da depresyona girmelerine neden olur.
 
Blumiya Nervoza temelde gizli bir sorundur. Bu nedenle yaygınlığı tam olarak bilinememektedir. Kadınlarda daha yaygındır. Bozukluk, genelde yeni yetmelik döneminin sonuna doğru başlar. Blumiklerin ana babalarının ve birinci derecede yakın akrabalarının genellikle alkolik ya da depresif oldukları bilinir. Bir blumiğin annesi aşırı koruyucu ve kollayıcı olabilir. Aşırı şişmanlığından dolayı diyete girip kilo veren, ancak bu kiloları tekrar alan bir anne de blumiklerin öyküsünde sıkça rastlanır.
 
Psikanalitik açıklamalar, yeme bozukluklarının genellikle seksten korkan ve seksi sembol olarak yemeyle eşleştiren kişilerde meydana geldiğini öne sürerler. Buna göre anoreksi, sembolik olarak gebelikten kaçınmadır. Tıkınma ise, bastırılmış cinsel dürtüler kontrol edilemez hale gelince ortaya çıkmaktadır.
 
Alternatif açıklamalara göre tıkınma, yoğun bir şişmanlama korkusu ile başlayan bir olaylar zincirinden kaynaklanır. Şişmanlama korkusu, kişinin gerçek vücut ölçüsünü fazlaymış gibi algılaması ve zayıflığa yönelik toplumsal baskılar, ciddi bir diyet kısıtlamasına yol açar. Kişi strese girdiğinde tıkınırcasına yemeye başlar. Tıkınma, stresle başa çıkma yolu olarak benimsenmiş olabilir. Ayrıca tıkınırcasına yemek, haz veren etkinliklerden mahrum bir yaşamın boşluklarını doldurmaktadır. Duygusal uyarılmanın, diyet yapan insanların yeme davranışını arttırdığı ise zaten bilinen bir olgudur.
 
Blumikler biyolojik ve psikolojik tedavide başarı göstermişlerdir. Trisiklik antidepresanlar bir ölçüde etkili olsa da, istenmeyen yan etkileri bu ilaçların bırakılmasına neden olmuştur. Daha fazla umut vadeden bir diğer antidepresan ise, daha az yan etkiye sahip Fluoxetinedir. Bilişsel Davranışçı Terapilerle, hastanın yeme ve kilo almaya dair mantık dışı inançlarını değiştirmeye yönelik çalışmalarda bulunulur. Blumiğin, şişmanlık korkusundan dolayı, kusmaksızın düzenli öğünler yemeye dair mantık dışı inancı üzerinde durulur. Hasta, terapistinin yardımı ile bu inancını değiştirerek, makul yemenin kendisine kilo aldırmayacağını kabul eder. Tıkınmasına yol açan otomatik olaylar zincirini kırmak için çalışmalar yapılabilir. Örneğin kişi, bir süpermarket ya da lokanta önünden geçerken bir şeyler almadan yoluna devam etmekte zorlanıyorsa, yeni rotalar belirlenebilir. Hastanın yıpranan özsaygısı, sosyal çevresinin getireceği cesaretlendirici destekle artırılabilir. Hasta, kendisi için baskı yaratabilecek durumları tanımak üzere eğitilebilir. Sorunlu yaşam durumlarında, kötü duygu durumlarında gerekli olan birtakım beceriler kendisine verilebilir.
 
Bir yeme bozukluğu olan Blumiya Nervozanın prognozuna (gidişine) dair bilgilerimiz sınırlıdır. Blumik hastalarla yapılan çalışmalarda, bozukluğun süresinin ortalama olarak 5-6 yıl olması, hastalığın kronik bir gidişatı olduğunu gösterir. Hastalığın yeniden başlaması, genellikle, yaşam stresleri ve eski alışkanlıklara devam etmeye yönelik sosyal baskılarla başlar. Kişiye bu nüksetmenin muhtemel olduğunun, bunun tedavinin başarısız olması anlamına gelmediğinin açıklanması önemlidir. Bozukluğun tedavisi çok kolay olmasa da, tedaviden başarılı sonuçlar alan hastaların sayısı oldukça fazladır.

Psk. Emir Erdoğan
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #55 : Ocak 09, 2007, 08:51:13 am »

Gençlerde Yeme Bozuklukları


Zayıflama Gayreti

Gençlik yaşındaki gençler, çevrenin etkisiyle kendi vücutları konusunda yanlış yönlendiriliyor. Sonuçta, ciddi sağlık problemleri ortaya çıkabiliyor
Gençlik çağındaki çocuklar kendi iç dünyalarında yaşadıkları sıkıntılardan başka, dışarıdan ve çevrelerinden gelen etkilerle de yanlış yönlendirilebiliyorlar.
"Günümüzde çocuklar ve ergenler, tüketime dayalı birçok sektörün hedef kitlesi haline gelmiştir."
Kendisine henüz bir hedef koyamamış ya da geleceği ile ilgili sağlıklı plan yapamamış genç, çok çeşitli etkenler karşısında bocalayarak bunalıma girebiliyor.
Özellikle bu yaşlarda meydana gelen fiziksel değişimler, gençlerin kendi vücutlarıyla sorun yaşamalarına neden oluyor. Arkadaşlarının ya da basın yayın organlarının etkisiyle kendi vücudunu beğenmeyen genç, başta diyet olmak üzere birçok yola başvuruyor ve zaman zaman ciddi sağlık sorunlarıyla da karşılaşabiliyor.


Uyarılar...

Memory Center'ın Uzman Çocuk Psikologu Hande Sinirlioğlu da bu konulara dikkat çekerek, anne ve babaları uyarıyor. Çevreden gelen psikolojik etkilerin çocukları olumsuz yönlendirdiğini belirten Hande Sinirlioğlu, anne ve babaların bu yanlış yönlendirmeler konusunda çok dikkatli ve uyanık olmaları gerektiğini belirtiyor. Hande Sinirlioğlu, gençlerdeki değişimlerle ilgili şu bilgileri vererek anne-babaları uyarıyor:
Günümüz toplumunda çocuklar ve ergenler, tüketime dayalı birçok sektörün hedef kitlesidir. Doğal olarak, hem gıda hem de güzellik endüstrisi bütün pazarlama olanaklarını bu gruplar için kullanmaktadır. Bir yandan marka haline gelmiş bol kalorili popüler fast-food zincirleri beslenme alışkanlıklarında dengesizliğe yol açmakta, diğer yandan ise kitle iletişim araçlarının güzelliği santimlik ölçülere indirgeyen anlayışı, sürekli olarak gençliği baskı altında bırakmaktadır.
Bir de bunların üzerine gencin kendi bedeni ile uğraşma merakı eklendiğinde, neredeyse aç kalma sayılabilecek diyetlerin ergen kültürünün bir parçası haline gelmesi daha kolay anlaşılabilir.


Güzelleşmek Uğruna

"Çevreden gelen birçok etken ergenin kendi vücudu ile uğraşma merakıyla birleşince ortaya aç kalma sayılan diyetler çıkıyor."
Bu noktada anne-babalar ve hatta ergenlerin kendileri için en büyük sorun, masum bir zayıflama (güzelleşme) merakı ile yeme bozuklukları arasında ayrım yapabilmektir. Zira, anoreksia nervoza ve bulimia nervoza olarak bilinen yeme bozuklukları en sık ergenlik döneminde görülür ve büyük çoğunluğunda ilk problem, aşırı bir diyet gayretidir. Klinik tablo anoreksia nervoza ve bulimia nervoza olarak tanımlanan yeme bozukluklarına dönüştüğünde ise, yoğun aç kalma ve diyet gayretinin de ötesinde, davranışlarla ilgili ve vücudu doğrudan etkileyen birçok sorun kendisini gösterir.


Şişmanlık Yanılsaması

Anoreksiya nervosa ve blumiya nervoza, temelde bireyin beden imgesini yanlış değerlendirdiği, buna bağlı olarak kendisini şişman algıladığı, yemek yemeyi reddettiği ve bu nedenle aşırı kilo kaybına uğradığı durumlardır. Ancak; bulimia hastalarında; anoreksia hastalarında pek rastlanmayan dürtüsel kaynaklı abartılı iştah ve tıkanırcasına yeme atakları gözlenir.


Dengesiz Yemek

Yani dürtülerini kontrol edemedikleri noktada bol kalorili gıdaların abartılı tüketildiği dönemleri, sonradan pişmanlık duygusu içinde yoğun zayıflama gayreti izler. Bu nedenle, anoreksikler kliniğe her zaman çok zayıf başvururlar, oysa bulimikler, bu atakların varlığı nedeniyle yalnızca zayıf görünümde değil, bazen normal kiloda ve hatta kilolu dahi karşımıza çıkabilirler. Ancak, bunlarda da kilo verme ve kilo alma dönemleri birbirini izleyebilir.


Kızlar Daha Meraklı

Ergen kızlarda erkeklere göre daha sık görülür. Vücut şekli ve ağırlığı ile ilgili aşırı uğraş vardır, vücut görünümü ve ağırlığını sürekli kontrol etmeye yönelik neredeyse aç kalma noktasına varan diyet programları, kendisini kusturma, aşırı spor yapma, idrar söktürücü ve müshiller kullanılması gibi yöntemler sıkça gözlenebilir. Sürekli olarak açlık duyusunu kontrol etme ve aç kalma sonucu yiyeceklerle ya da yemeklerle yoğun uğraş; kişinin başka alanlara odaklanmasını güçleştirir, sinirli ve çökkün olmasına yol açabilir, zamanla bedensel problemler de başlar, kızlarda adet düzeni bozulur, kalori eksikliği sonucu aşırı zayıflama, enerji kaybı görülebilir.


Gençlerdeki Sorun Nasıl Anlaşılır?

Yoğun bir zayıflama merakı olan ergenin yeme bozukluğu yaşayıp yaşamadığına, elbette ki klinik koşullarda ve ilgili uzmanlarca karar verilmelidir. Bulimikler bazen kendiliklerinden tedavi yardımı arayabilirler ancak anoreksikler daha dirençlidirler, ebeveynleri ile aşırı çatışma yaşayabilirler. Bu nedenle tedaviye başvuru için ergenin yakın çevresinin işbirliği gerekebilir ve bazı durumlar uyarıcı olmalıdır. Anne-babalar çocuklarındaki bazı fiziksel ve ruhsal değişimleri gözlemleyerek, soruna henüz başında iken müdahale etme şansını yakalayabilirler. Bu yüzden çocuklarımızı sürekli izleyerek, onlara belli etmesek de kontrolümüzü azaltmamamız gerekiyor. Tabii, bunu yaparken onları sıkmak da yanlış bir tutum.

İşte bazı belirtiler:
Ï İdeal vücut ağırlığının yüzde 85'inin de altına inilmesi
Ï Öğünleri azaltma dışında kendi kendisini kusturma veya idrar söktürücü ve müshil kullanma, yoğun egzersizler denenmesi
Ï Sürekli olarak beden imajı ile uğraşma, beslenmeye ilişkin gerçek dışı yargılar geliştirme
Ï Bunlara ilaveten kaygı artışı, dürtüsellik, sinirlilik, vb. pek çok davranış problemi ortaya çıkması
Ï Ara dönemlerde aşırı yeme atakları veya kilo alma dönemleri (bulimia nervoza için)


Tedavisi Var mıdır?

Yeme bozukluklarının tedavileri zordur. Hastanın beslenme imajındaki bozulma ile başa çıkmaya yönelik psikoterapi, aile içi dinamiklerin hedeflendiği aile terapisi, beslenme alışkanlıkların yeniden yapılanması amacı ile diyetisyen desteğini içeren çok disiplinli bir yaklaşım gerekir. Hastanın aile ve yakın çevresinin bu problemlerle başa çıkmakta yaşadığı yoğun güçlükler ve hastada bozuk beslenme sonucu ortaya çıkan fiziksel sorunlar kimi zaman yatarak tedaviyi dahi gerektirebilir.


Kontrolden Çıkıyor

Ergenlik çağındaki çocuklar kendi vücutlarındaki değişimlere daha fazla meraklı oldukları için beslenme alışkanlıkları da kontrolden çıkıyor. Kimisi çok zayıf olduğunu düşünüp fazla yiyor, kimisi ise kendisini şişman zannedip aç kalmaya başlıyor.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #56 : Ocak 10, 2007, 09:45:42 am »

10.02.2006

Çok Yemek Yedikten Sonra Pişmanlık Duyup Kusuyor musunuz


     Blumiya Nervoza aşırı yemek yeme ve diyet dönemlerinin iç içe olduğu bir yeme bozukluğudur. Blumiya; Yunan dilinde öküz gibi acıkmak deyimi karşılığında kullanılmaktadır. Bu hastalık olağan dışı miktarlarda yemek tüketimi dönemlerini izleyen bilinçli dışa atım yöntemlerini de içermektedir. Kilo alımını engellemeye yönelik kullanılan bu yöntemler genellikle; çıkartma (kusma), oruç tutma, aşırı egzersiz uygulama veya laksatif (ishal yapıcı) ilaç kullanımından oluşur. Bu hastalıkta yemek yeme dönemleri normal bir insanda olduğundan farklıdır. Burada ki yemek yeme atakları yayınlarda;2 saatten daha az bir sürede pek çok insanın aynı koşullarda yiyebilecekleri miktardan daha fazla yemek tüketimi olarak tanımlamaktadır. Bu yemek yeme nöbetleri, kişi yorgun düşünceye veya aşırı yemekten dolayı bir rahatsızlık duyuncaya(mide ağrısı, bulantı gibi) kadar devam eder. Bu kişiler ilginç olarak normal kilodadırlar. Çok kilolu ya da çok zayıf bir halde değildirler. Zevk yemeleri tipik olarak gizlilik içinde olur; genellikle bir stres faktörü tetikleyicidir(sinirlenme, huzursuzluk vb.), ve olumsuz duygulanımları harekete geçirir; yalnızlık, sosyal ortamlarda yeme veya kilo alımı konusunda endişelenme gibi. Bu zevke dayalı yemek yeme, kişinin rahatsızlık hissedeceği zamana kadar devam eder. Bu süre içinde kişi yeme davranışı ve tüketilen yemeğin miktarı üzerindeki kontrolünü kaybeder Bu sürede tercih edilen yemekler genelde dondurma, çikolata, pasta gibi çabuk yenebilen ve kalorili yiyeceklerdir. Bu tipteki hastalar, bu yemek yeme atakları sırasında bir insanın tüm günde alması gereken kaloriyi bir anda almaktadırlar. Bir anda 20004000 kalori arası kalori almaktadırlar. Hatta bir oturuşta 500020000 kalori alan hastalar olduğunu psikiyatrik yayınlar belirtmektedir. Hastalar genellikle tıkanırcasına yeme davranışlarından utanç duyarlar ve bunu saklama çabasındadırlar. Hastalar çoğunlukla tıkanırcasına yemek yeme atakları sırasında kontrolü yitirdiklerinden yakınırlar. Tıkanırcasına yeme dönemleri, pişmanlık duygusu içinde iğrenme, tiksinme, huzursuzluk, kilo alma korkusu ve dışa atım çabası(kusma) izler. Blumiya hastaları dışa atımı genellikle parmak yardımı ile kusarak yaparlar. Mide bulantısı ve kusma, zamanla blumiya hastalarında irade ile gerçekleşebilmekte ve parmak, çatal vb. gibi maddelere gereksinimleri dahi kalmamaktadır. Laksatif (ishal yapıcı ilaçlar) ve diüretik(idrar söktürücü ilaçlar) kötüye kullanımı, yoğun egzersiz programı veya oruç tutma gibi diğer kiloyu korum