Ana Menu
Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Reklam Ver
Psikoloji
Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları
İçerikler
Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv
Psikoloji Testleri
Eğlence Testleri
Kişilik Testleri
Yazarlar
Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
Anasayfa
Forum
Psikoloji-Terapi
Bulimia ve Anoreksiya
YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Temmuz 19, 2008, 07:27:38 am
Hatunca.NET Forum
Psikoloji-Terapi
Bulimia ve Anoreksiya
(Moderatör:
crea
)
YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« önceki
sonraki »
Sayfa:
1
[
2
]
3
4
5
6
7
Gönderen
Konu: YEME BOZUKLUKLARIYLA İLGİLİ BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR (Okunma Sayısı 20358 defa)
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Blumia Nervosa
«
Yanıtla #15 :
Haziran 22, 2006, 07:44:21 am »
Blumia Nervosa:
Dönem dönem gelen aşırı yemek yeme, kilo alma ve bir yandan da kilo almayı durdurma çabaları ile devam eden bir bozukluktur. Bu hastalar sürekli aşırı yiyen, ileri derecede şişman olan ve şişman kalan insanlardan farklıdır. Hasta aşırı yeme nöbeti başlayınca bütün çabalarına, korkularına, üzüntüsüne rağmen yeme tutkusunu durduramaz. Kilo almayı önlemek için hasta yediklerini kusar, iştah kesici, idrar söktürücü ilaçlar kullanır. Bu kişiler çoğu zaman fazla kiloluda olmayabilir. Ancak yine de kilo aldığından sürekli şikayet eder. Beden ağırlığı, güzellik, çirkinlik konularıyla aşırı derecede meşgul olabilir. Bu kişiler yaşamın önemli bir bölümünü yemek ve yememek arasında bocalayarak geçirir. Yeme tutkusu öyle ağır basar ki, bir yandan gizlice yer, gider çıkarır, yine yerler. Kimi hastalar için yenilen yiyeceğin önemi yoktur, önemli olan tıkınmak türünden tarif edilebilen bir yeme davranışıdır. Kimi hastalarda yemek yeme tutkusu o denli aşırı olabilir ki bulundukları yerde yiyecek, içecek bulamayacaklarından korkabilirler. Anoreksia Nevrozanın bulimik türünde de zaman zaman aşırı yeme ve kilo alma nöbetleri olabilir. Fakat temel rahatsızlık yemeği kısma ve kesme doğrultusundadır. Bulimia Nervozada da kusmalar, zayıflamak için çeşitli ilaçlar kullanılabilir. Fakat temel patoloji daha çok yemeyi durdurmama şeklindedir.
Bulimia Nervoza bütün toplumlarda %1 oranında görülür. Genç kızlarda ve kadınlarda erkeklere oranla 10 kat sık görülür. Bulimikler yeme sorunları nedeniyle utanç duyarlar ve kendilerini suçlarlar. Yeme davranışındaki anormalliği gizlemeye çalışırlar. Yeme atakları genellikle gizli oluşur ve fark edilmez. Başlangıçta olmasa da yeme atağı planlanarak veya planlanmayarak oluşabilir. Hastaların duygu durumunda çökkünlük, kişiler arası ilişkilerdeki çatışmalar, beden ağırlığı ve yiyecekle ilgili duygular bir yeme atağının ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Yeme atağı kişinin duygu durumundaki üzüntülü hali geçici olarak azaltabilir, fakat ardından kişide kendini aşağılayacak derecede bir özeleştiri ve çökkün bir duygu durum ortaya çıkar.
Yeme atağının en temel özelliklerinden biri yeme eylemini kontrol edemeyeceği veya önleyemeyeceği duygusudur. Özellikle hastalığın başlangıcında yeme atakları sırasında kişi sanki çılgın gibidir. Ancak yeme ataklarını kontrol edememe hissi her zaman mutlak olan bir durum değildir. Kişi telefonla konuşurken yeme atağını sürdürebilir, fakat odaya aniden eşi veya bir yakını girdiğinde durduracaktır.
Yeme atakları günün herhangi bir anında oluşabilir. Bununla birlikte bulimiklerde yeme atakları kişilerin akşam eve geldiklerinde daha çok olur. Bazıları ne zaman yemeye başlasalar atak başlar ve bu kişiler tüm yiyeceklerden kaçınarak atakları önlemeye çalışırlar. Bulimik hastalarda spesifik bir tedaviye başlamadan önce genel bir tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Günümüzde bulimia' nın tedavisinde bilişsel -davranışçı- yaklaşımlar kullanılabilmektedir. Tedavide ilaç kullanımı, tedavinin etkinliğini artırabilir.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Ölümüne Zayıflamak / Selva Arslan
«
Yanıtla #16 :
Haziran 22, 2006, 07:46:02 am »
ANOREKSİ NEDİR?
Kişinin, normal vücut ağırlığını, minimum düzeyde de olsun koruyup sürdürmeyi reddetmesi olarak tanımlanan anoreksi hastalığı, vücut şekli ve büyüklüğünü algılayışta ciddi bir hoşnutsuzluk ve kilo almayla ilgili oluşmuş yoğun bir korkunun toplamı olarak özetlenebilir. Genellikle ergenlik çağındaki kızlarda görülen anoreksi yeme bozukluğu hastalığı, ayrıca ergen erkeklerde ve yetişkin kadın- erkeklerde de ortaya çıkmaktadır. Zayıf olmayla ilgili saplantılı takıntılar geliştiren anoreksi sahibi insanlar, aşırı derecede kilo kaybeder ve çok zayıf olmalarına rağmen kendilerini şişman bulurlar. Anoreksi hastalığının temel karakteri olarak saptanan ve davranış değişikliğini de beraberinde getiren kilo kaybı, ilk aşamada yavaş bir süreçte ilerleyen ve normal kiloyu düşüren mükemmel bir diyet şeklinde başlar. Normal kilonun altına inilen sonraki birkaç ayda ise, kilo kaybının aşırılığı endişe yaratan bir boyuta ulaşır.
Kilo verme konusuna tek yönlü sabit bir kararlılık geliştiren genç kızlarla girişilen karşı tartışmalar, genellikle öfke ve hilekarlığın ortaya çıkmasını sonuçlanır. Zıtlaşma, mantıklı karşı saldırılar, kafa tutmalar veya rüşvet verme bile, çok küçük yeme davranışı dışında, bu tutuma sahip genç kızların eğilimini değiştirmekte yetersiz kalacaktır. Zaman içinde durmaksızın devam eden kilo kaybı, ailenin artan yoğun endişesiyle karşılanır. Normal- standart boy uzunluğuna sahip bir genç kız, kilosu 6 stones un altına düştükten sonra, muhtemelen okula devam etmeye muktedir olamayacaktır. Anoreksi hastalığını yaşayan bir kızda görülen kişilik değişimleri, artan ciddiyetlik ve içe kapanıklık olarak kendini göstermeye başlayacaktır. Daha az dışa dönük, daha az sosyal ve daha az eğlenceli hale gelen kişi, genellikle arkadaşlarıyla iletişimini kaybetmeye başlayacak, yemek ve okul dışındaki her şeye karşı etkisini- ilgisini yitirmiş hale gelecektir. Kişinin gittikçe artan saplantı davranışları, özellikle mutfakta temizlik, düzenlilik, yemek zamanıyla ilgili endişeli tavırları şeklinde ortaya çıkabilir. Ailesine güzel yemek yapma çabasının yanı sıra, anoreksi hastalığı olan kişi, ailesine aşırı miktarda yemek yedirme isteğinde ve çabasında olabilir. Kişi her şeyde kendini geri çekecek, kendine olan güvenini yitirmeye başlayacaktır. Hakkını daha az savunan, daha az tartışan ve daha çok diğerlerine bağlı hale gelebilen anoreksi hastası, ayrıca, çevresindeki insanların hayatlarını titiz ve yoğun bir şekilde kontrol etmeye başlayacaktır.
ANOREKSİYE SEBEP OLAN FAKTÖRLER
Anoreksi, sadece yemek ve kiloyla ilgili bir sorun olmanın ötesinde, yemeği yemenin bir şekli veya yaşamın gerginliğini, öfkesini, endişesini azaltmak amacıyla kişinin hayatının daha çok kendi kontrolü altında hissetmesini sağlayan bir çeşit açlıkla mücadele şeklidir. Duygusal sorunlarla başa çıkmak için yemek ve kilo saplantılı bir hayat şekli geliştiren insanların anoreksi hastalığına yol açan eğilimlerini etkileyen faktörler, aşağıdaki gibi başlıklar halinde belirtilebilir:
Biyolojik faktörler : Yapılan son araştırmalar, anoreksi hastalığının oluşumunda etkili ilk faktörler arasında, genetik veya hormonal biyolojik faktörlerin etkisini kesin bir biçimde ortaya çıkarmıştır.
Kültürel faktörler : Amerika örneğinde olduğu gibi, bazı ülkelerde, aşırı zayıflık ideal formu temsil ediyor olabilir. Bu kültürlerin kadınları, kendi güzellik ölçütlerini, aşırı zayıflık standardı üzerinden belirlerler.
Bireysel duygu faktörü : Anoreksisi olan kişi, kendisini kötü hissettiğinden dolayı dış görünüşünden nefret eder. Kendisi hakkında gerçek dışı beklentiler besleyen hasta, bu mükemmeliyetçilik uğruna açlıkla mücadele eder. Sahip olduğu tüm başarılara rağmen, kendini değersiz hisseder ve zayıflaması için üzerinde sosyal bir baskı varmış gibi hissetmeye devam eder.
Stres yaratan olay yada yaşam değişiklikleri faktörü : Yeni bir okula veya işe başlamak yada tecavüz gibi travmatik bir olayı tecrübe etmek, kişiyi anoreksi hastalığının ilk safhasına itebilir.
Aile faktörü : Annesi veya kız kardeşi anoreksi hastalığına sahip kişilerin, bu hastalığı geliştirmeleri daha muhtemeldir. Dış görünüşüne aşırı önem veren, kendisi diyet yapan ve çocuklarının vücutlarını eleştiren anne- babaların çocuklarının anoreksi hastalığına sahip olmaları büyük olasılıktır.
ANOREKSİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?
Kişi, yaşı ve boyuna uygun normal vücut ağırlığını korumayı, sürdürmeyi reddeder.
Ağırlığı %85 veya yaşı ve boyundan gelişimsel olarak beklenenden daha azdır.
Genç kızlar regli olmaya, uygun yaşta başlamazlar. Ergenlik dönemi her iki cinste de gecikir.
Kadınlarda, adet dönemleri sona erer. Erkeklerde, cinsel hormonların seviyesi düşer. Cinsel ister yok olur veya oldukça azalır.
Kişi, kilo kaybının tehlikelerini reddeder.
Yemek yemeyi reddeder.
Aç olduğunu reddeder.
Düzensiz bir adet dönemi yaşar.
El ve ayakları sürekli soğuktur.
Sık sık hasta olur.
Vücudunda ve yüzündeki kıl miktarı artar.
Soğuk ısı derecesine karşı oldukça hassastır.
Kafa derisi incelir ve kafasındaki saçlar dökülebilir.
Cilt kuru hale gelir.
Kişi, kilo verme uğruna aşırı ölçülere, yöntemlere başvurur.
Kusmaya çalışır.
Bağırsak hareketi sağlayan haplar alır.
Diyet hapları alır.
Hiç yemek yemez veya çok sıkı bir diyet uygular.
Çok fazla egzersiz yapar.
Yemekleri tartar ve kalorileri sayar.
Yemek boyunca, tabağındaki yemeği hareket ettirip onunla oynayıp durur; tabağındakini bir türlü yemez.
Kişi, vücudu hakkında çarpıtılmış bir görüntü fikrine sahiptir.
Çok fazla zayıf iken, şişman olduğunu düşünür.
Vücut Görüntüsünü saklamak için bol, sarkık giysiler giyer.
Kilo almaktan çok korkar.
Şişman olma konusunda ürkmüş, dehşete düşmüştür.
Gün boyunca kendini birçok defa tartar.
Kişi, farklı şekilde hareket etmeye başlar.
her zaman kilo ve yemekten bahseder.
Başkalarının karşısında bir şey yemez.
Aksi ve bunalımlı davranır.
Sosyalleşmez.
Anoreksik insanlar, aslında her zaman açtırlar ve bunu hissederler. Aşlık hissi onlara, kendi hayatlarını ve vücutlarını kontrol edebilme duygusu sağlar. Bu da, bir şeyde iyi olduklarını- kilo vermede- hissetmelerini sağlar. Şiddetli anoreksiye sahip insanlar, açlıktan ölme risk noktasında olabilirler.
KİMLERİN ANOREKSİ HASTALIĞI VARDIR VE İSTATİSTİKLER
Anoreksi hastalığı genellikle ergenliğin orta yaş dönemlerinde başlar. 16- 18 yaş arası her 100 kişiden birinin anoreksisi vardır ve anoreksi, kızlar arasında çok daha yaygındır. Erkeklerin ergenlik dönemi gelişimlerinin kızlarınkinden farklı olmasına bağlı olarak ve vücutla ilgili endişe yoğunluklarının, çoğunlukla aşırı diyete yol açacak derecede olmadığından, erkeklerde anoreksi hastalığına nadiren rastlanır. Anoreksi vakalarının %90 'ını kadınlar oluştururken, yaklaşık % 10 unu ise erkekler oluşturur.
Anoreksi oranları, yüksek sosyal- ekonomik statüye sahip bütün gelişmiş ülkelerde benzer şekildedir. Yemeğin bol miktarda bulunduğu endüstrileşmiş toplumlarda, yaygın anoreksi oranlarının ötesinde, zayıflık kadının çekiciliğinin bir ölçüsüdür. Anoreksi hastalığıyla birlikte gelen ölüm oranı ise oldukça yüksektir: hastaların % 6- 20 si sonunda hastalığa yenik düşmektedir. Ölüm genellikle, açlıktan ölüme yada intihara ikincildir.
ANOREKSİ TEDAVİSİ
Anoreksi hastalığının tedavisinin zor olmasının sebebi, hastaların kendilerinde hastalık olarak niteleyebilecekleri yanlış hiçbir şeyin olmadığına inanmalarından kaynaklanmaktadır.anoreksinin erken aşamalarındaki hastalar (6 aydan az yada çok az kilo kaybı yaşayanlar), hastaneye yatmadan başarılı bir şekilde tedavilerini sürdürebilirler. Fakat, sonuç veren, başarılı bir tedavi için hastalar değişmeyi istemelidirler ve tedaviye aile ve arkadaşları yanında katılmalıdırlar.
Daha ciddi anoreksi sahibi insanların, hastanelerin anoreksi ve bulimi özel ünitelerinde bakıma ihtiyaçları vardır. Tedavi, hastanın yeme alışkanlıklarını değiştirmekten fazlasını içerir. Anoreksi hastalarının, yeme problemlerine neden olan duygularını değiştirme çalışmalarını sürdürebilmek için, bir yıl yada daha fazla süre için danışma hizmeti almaları gerekmektedir. Bu duyguları kiloları, aile problemleri, kendini beğenme sorunları ile ilgili olabilir. Bazı anoreksi hastaları, kendilerini daha az depresyonda hissetmelerini sağlayacak ilaçlarla tedavi edilir. Bu ilaçlar doktorun reçetesiyle alınır ve uzman bir danışman eşliğinde kullanılır.
Zihin sağlığı uzmanları, insanların yeme bozukluğu hastalığını tedavi etmek için, çeşitli beceri yeteneklerine sahip olmaları gerekmektedir. Bir doktor, hastalığın ve hastalıkla birlikte ortaya çıkan fiziksel sorunların teşhisinde yardımcı olur. Anoreksi hastalığında, bulimide de olduğu gibi, kişinin kendi kendine yardım yöntemleri oldukça faydalı olabilir. Eğer bu metot işe yaramazsa, sağlık uzmanları hastaya psikoterapi tedavisi almayı önerebilir. Bir kişinin tehlike miktarında kilo kaybı söz konusu ise, ilk asım, kişinin yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan kilo miktarını geri kazanmasını sağlamakla atılacaktır. Bazı kişilerin hastane kaydında bulunarak tedavi edilmeleri gerekir iken, tedavinin erken aşamalarında hastayı destekleyici hemşire bakımı da ayrıca önemli rol oynar. Hastalığın şiddetli evresinde ise, zihin sağlığı ekiplerinin, hastalığın niçin geliştiği ve kişinin hastalığı yenmesinde nasıl yardım edileceği noktalarını saptamalarında, psikolojik ve psikoterapik becerilerin oldukça gereklidir.
Anoreksi konuşma tedavisine hastanın kendisi ve ara sıra diğer aile bireyleri de dahil edilir. Tedavinin uzun vadedeki amacı, " kişinin tavır, davranış, düşünme şeklini değiştirmesinde bir savunma olarak algıladığı anoreksi hastalığı olmadan, hayatın zorluklarıyla başa çıkmaya muktedir olmasına yardımcı olmak"dır.
AİLE VE ARKADAŞ YARDIMI
Aile ve arkadaşların, anoreksi sahibi yakınlarına yardım etmek için yapabilecekleri en önemli şey, onları sevmektir. Anoreksisi olan insanlar hastalıklarıyla kendilerini emniyet, güven ve rahatlık duyguları içinde hissederler. En büyük korkuları kilo almak olduğundan, kilo almak kontrolü kaybetmek gibi gözükür. Sorunları olduğunu inkar edebilirler. Anoreksi hastaları yemekten ve kilo almaktan sakınmak için hastalıktan umut kesercesine yalvaracak ve yalan söyleyecektir. Aile ve arkadaşları, anoreksi hastası yakınlarının ricalarıne teslim olmamalıdırlar.
TOPLUM NE YAPABİLİR?
Toplum olarak, hastalığın altında yatan sebepleri ve sıkıntının temelini anlamak için daha çok çaba göstermeliyiz. Ergenleri ve genç insanları hedef kitlesi gören sağlık promosyon kampanyaları geliştirip, özellikle gençlere bu bilgilere erişimi sağlayacak imkanlar sunmalıyız. Büyümeyle veya şişman olmayla ilgili korku duygularını yenmek için bilgi sunumu oldukça faydalı olacaktır. Ortaokullara daha fazla destek önerilip, endişeli gençlere arkadaş danışma servisleri sağlanıp organizasyonun boyutu daha da genişletilmelidir.
ANOREKSİDE, KÖTÜYE GİTMEYİ ÖNLEME
Kulağa basit gelebilir, ama doğru olan şu ki: hiç kimse diyet yapmasaydı, anoreksi diye bir hastalık olmazdı. Diyet yerine, vücudunuzun normal gelişimi ve sağlığı için gerekli tüm besinleri sağlayan bir yemek planı hazırlayın. Sağlıklı kiloya erişmek için çalışmak istiyorsanız, yağlı ve şekerli yiyecek ve arıtılmış karbonhidrat alımını kısıtlayın (tamamen alımını kesip yok etmeden). güçlü kemik, sağlıklı kas ve organlarınızın varlığını sürdürmek için, bol miktarda tahıl, hububat, meyve, sebze ve yeterli ölçüde süt ve protein yiyecekleri tüketin. Ayrıca, haftada 3- 5 gün, 30- 60 dakika kadar egzersiz veya fiziksel aktivitede bulunun. Bir koç veya eğitmen gözetimi dışında, daha sert bir alıştırma metodu aşırı olacaktır.
Kendinizi, "şişman olmanın" baskısı altında ezilmeye başladığınız hissettiğiniz zaman, görünüşünüz üzerine düşünür taşınmak yerine, daha zayıf olsaydınız, hayatınızın nasıl daha iyi olabileceği sorusunu kendinize sorun. Şuanda sahip olamadığınız neye sahip olurdunuz? Arkadaşlar? Kendine güven? Aşk? Kontrol? Başkalarının beğenisi? Kabullenişi? Başarı ve statü?
Daha sonra, sağlıksız bir şekilde zayıf olmanın size bunların hiçbirini getirmeyeceğinin farkına varın; bu şekilde bir zayıflık, daha fazla kilo kaybında sürekli desteklenmek zorunda olan, ancak kırılgan, aldatıcı bir başarıyı beraberinde getirebilir. Önceki paragrafta listesi yapılan bütün maddeler, sağlıklı insanın mantıklı hedefleridir; ama, bunları çalışarak başarmak, direk kilo vererek başarılı olmaya çalışmaktan çok daha etkilidir. Kilo kaybetmek mutluluk getirseydi, açlıktan kıvranan III. Dünya çocukları haz içinde mutluluktan kendilerinden geçmiş olurlardı. Bu çocuklar mutsuz ve bunalımda; tıpkı anoreksi hastalığı sahibi insanlar gibi.
Vücudunuzun şeklinin, bir bakıma genlerle saptandığı gerçeğini kabul edin. Hiçbir zaman, tamamen düz bir göbeğe sahip olamayacağınızı kabul edin. Çok zayıf bile olsanız, iç organlarınız ve mekanizmanız, karnınıza belirgin bir yuvarlaklık verecektir, özellikle yemekten sonra. Bu oldukça normal bir durumdur; özellikle, ailenizdeki insanların yağ birikimi vücudun orta bölümünde yoğunlaşıyor ise.
Eğer kendinizi eski sağlıksız alışkanlıklara doğru kayıyor hissederseniz, terapistinizi arayın ve bir randevu alın. Danışmanınıza geri dönmek, hiçbir şekilde "başarısızlığa uğradınız" demek değildir. Danışmanınız, sadece iyileşme planınızı değerlendirerek, iyileşme tonunuzu yeniden hatırlamanız sağlayacaktır.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Blumia Hatırası..
«
Yanıtla #17 :
Haziran 23, 2006, 09:56:26 pm »
Bana blumia hatırası bazı kronik hastalıklarımla ilgili bir şeyler de yaziym çünkü bu hastalık boyunca bunlarla karşılaşma ihtimali epey yüksek! Bu tarz bir şeylerden şüphelenirseniz önleminizi alırsınız. Ama siz benim gibi doktor doktor gezmeye gerek kalmadan kurtulacaksınız; olsun yine de yaziym:
(Bu hastalığın tek bir faydası oldu, o da; istesem de istemesem de, o karın ağrılarını çekmemek için aşağıda yazılan şekilde (oldukça sağlıklı) beslenmek zorunda olmamdı. Ve artık bu alışkanlık halini aldı. Ne diyim, her işte bir hayır vardır..)
SPASTİK KOLON (HUZURSUZ BAĞIRSAK SENDROMU) (İBS):
Fonksiyonel bir bozukluktur. Kalıcı hasar bırakmaz , kanama ya da kansere yol açmaz.
Hafiften ağıra değişen şekillerde karşımıza çıkabilir.
Toplumda çok yaygındır. Her beş kişiden birinde bulunabilir.
20 li yaşlarda başlar.
Kadınlarda erkeklere nazaran sık görülür.
Duygusal olarak hassas, gergin , küçük şeyleri bile kafasına takan , dert edinen , sinirli , idari görevleri nedeniyle yoğun sorumluluk ve baskı altındaki kişilerde görülme sıklığı yüksektir
Belirtiler:
Karın ağrısı, karında rahatsızlık hissi
Kabızlık
İshal
Ani tuvalete gitme ihtiyacı
Dışkılamadan sonra rahatlayamama
Pis kokulu , yapışkan , sümüksü akıntı ihtiva eden gaita
Aşırı gaz
Teşhis:
Teşhis için hasta ile görüşme ve muayene yeterlidir. Ancak , bazı durumlarda benzer hastalıkları ayırt edebilmek için doktor , bazı kan ve gaita testleri ile endoskopi veya film isteyebilir.
Tedavi:
Diyet düzenlemesi
Kişinin allerjik / intolerant olduğu gıdalardan kaçınması
Psikolojik stresin kontrolü
Hastanın durumu hakkında bilgilendirilmesi ; kuşku ve endişelerinin giderilmesi
İlaç tedavisi
Spastik Kolon Hastaları İçin Öğütler:
Besinleri iyice çiğneyiniz
Telaşlı ve acele beslenmekten kaçının.
Aşırı yemeyin. Midenizi tıka basa doldurmayın.
Öğünleriniz için gıda kombinasyonlarını , bilinçli ve duyarlı bir biçimde belirleyin.
Yemek sırasında çok fazla sıvı almayın.
Muharriş (tahriş edici) gıdaları tüketmemeye çalışın.(Asitli , baharatlı , kızartma vb)
Spastik kolon belirtilerini tetikleyen gıdalar , bireysel farklılıklar gösterebilir. Dikkatli bir gözlem ile dokunan besin türlerini belirleyin ve uzak durun.
Akşam yemeğini yatmadan en az 3-4 saat önce yeyin.
Bir sonraki öğünü yemeden , önceki öğünü sindirmiş olmalısınız. Sadece yemek saatiniz geldiği için acıkmadan sofraya oturmayın. Doymadan kalkın.
· Yürüyüş ya da hafif bir egzersiz programı barsak tembelliğinden muzdarip olanlar için harika bir çözüm olabilir.
· Gazlı içecekler , soda ve sakız çiğnemekten kaçınınız. Özellikle şişkinlikten şikayetçiyseniz.
· Kabuklu pirinç ve kepekli buğday ürünlerini tüketmek rafine undan yapılmış gıdaları tüketmekten daha sağlıklıdır. Sadece barsaklarımıza gereken posayı sağladığı için değil , aynı zamanda vitamin mineral içeriği daha zengin olduğundan.
· Sebze ve meyveleri soyarak , doğrayarak , çekirdeklerini ayırarak ve pişirerek tüketin.
· İyi pişirilmiş sebzeler , makarna ile birlikte servis edilirse dengeli ve hazmı kolay bir gıda olur.
· Kabaklı pide , havuçlu kek , sebzeli makarna veya pilav gibi kombinasyonlar yapmaya çalışın.
· Mercimek iyi pişirilmiş , süzülmüş olmak kaydıyla çorba olarak tüketilebilir. Fasulye de benzer şekilde işleme tabi tutulmalıdır. Tedricen baklagillere tolerans artabilir. Vücut baklagilleri sindirecek enzimleri zamanla üretecektir.
· Yağlar , kırmızı et , süt ve süt ürünleri , yumurta sarısı , kızarmış gıdalar spastik kolon hastalarına dokunabilir.
· Sebze meyveleri , soyarak , doğrayarak , çekirdeklerini ayırarak ve pişirerek tüketin.
· Yasaklama ve mahrumiyet değil , yerine koyma tekniğini tercih edin. Süt ürünleri yerine soya ve pirinç sütü , çikolata yerine kakaolu kek gibi&
Şikayetlerin azdığı günler neredeyse su içseniz dokunduğu günlerdir. Peki bu atak sırasında nasıl beslenmelisiniz?
GÜVENLİ GIDALAR:
Beyaz ekmek
Haşlanmış patates
Yağsız pirinç pilavı ya da çorbası
Makarna , erişte
Bolca sıcak nane , rezene , papatya , tarçın , anason çayı
Yulaf ezmesi
Arpa
Soya
Mısır unu
Havuç
Tatlı patates
Pancar
Kabak
Mantar
Kestane
Avokado
Muz
Elma püresi
Kabuksuz armut
Kabuksuz şeftali
Mango
Papaya (hazımsızlık ve gaza da iyi gelir
YOLCULUK VE TATİLLERDE SPASTİK KOLON ATAKLARINDAN KORUNMA
Beslenme ve barsak alışkanlıklarımızın değişmesi nedeniyle yolculuklar ve tatiller IBS için risklidir. Sağlığınız için gerekli önlemleri siz almalısınız. Seyahat şirketleri ya da restoranlar değil. O halde tedbir olarak yanınıza solubl lif içeren müstahzarları , bitki çaylarınızı yanınıza almakla işe başlayabilirsiniz. Tabii gittiğiniz yerdeki gıda seçenekleri içinde uygun kombinasyonu yapmak da sizin önceliğiniz olmalı. Diyete dair önlemleri egzersiz ile desteklemelisiniz. Sabah aerobik gibi hafif egzersizler , akşam yürüyüş barsaklarınızın yeni ortam ve şartlara uyumunu kolaylaştırabilir.
Uykunuza dikkat edin. Mümkünse biraz daha erken yatın . Hatta arada öğle uykusu gibi şekerlemeler yapın. Sabah yürüyüşe çıkabilirseniz çıkın.
VİTAMİN VE MİNERAL TAKVİYESİ GEREKLİ Mİ?
Vitamin ve mineral içeren ilaçların mide-barsak sisteminde rahatsızlık yapabilmesi mümkündür. Bilhassa renk ve tad verici katkı maddeleri spastik kolonlu hastalarda sorun oluşturabilir. Mümkün olduğunca katkı maddesi içermeyen , toz ya da sıvı biçimdeki vitamin ve mineraller tercih edilmelidir. Ayrıca tek doz değilde üçe bölünmüş şekilde alınması , yemekle beraber alınması mide-barsaklara etkileri azalttığı gibi biyoyararlanımı da arttırır.
C vitamininin özellikle asit doğası nedeniyle gaz yapıcı , karın ağrısı ve ishal yapıcı etkileri vardır. 2 gr/g den fazla alınmamalıdır.
Kalsiyum kabız yapıcı , magnesium ise ishal yapıcı etkileri olan minerallerdir. Calsiyum carbonate içeren preparatlar magnesiumdan fakirdir , ishal eğilimli spastik kolonda tercih edilebilir. Magnesium içeren Calcium citrate ise kabız eğilimli spastik kolonda ilk tercih olabilir. Günde 500 mg dan fazla kalsiyum emilemez.
Demir içeren kan yapıcı ilaçlar mide ve barsaklar için tahriş edici ve ayrıca kabız yapıcıdır. Demir kalsiyum emilimini engeller . Bu ikisi ayrı öğünlerde alınmalıdır.
En iyisi demir emilimini kolaylaştıran vitamin C ile demiri bir öğünde ; calsiyum-magnesium ve vitamin D kombinasyonunu bir diğer öğünde almaktır.
Mümkün olduğunca çeşitli taze sebze ve meyveler ile tahıl tüketmeye çalışılmalıdır. Özellikle atak zamanı tıbbi bir zorunluluk olmadıkça vitamin mineral takviyesi yapılmamalıdır. Spastik kolon semptomları geriledikten sonra yukarıda izah edilen tavsiyelere uyularak alınabilir
KAHVE VE ÇAY
Kafeinsiz kahve de aynı derecede sakıncalıdır. Kahve içmeye alışkın iseniz birden bırakmak , baş ağrısı gibi yoksunluk belirtileri ortaya çıkacaktır. Azaltarak kesmek daha uygun bir yol olabilir. Yerine koyulabilecek uygun başka bir seçenek mevcutsa bu değerlendirilmelidir. Örneğin kavrulmuş soyadan , kavrulmuş meyve kuruyemiş ile tatlandırılmış alternatif kahve türleri denenebilir. Ya da tamamen farklı bir tad olarak mide ve barsaklarınızla dost , nane , rezene , anason , tarçın , papatya gibi bitki çaylarını kullanabilirsiniz.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Gastrit ve Ülser
«
Yanıtla #18 :
Haziran 23, 2006, 09:58:43 pm »
Hastaların genel olarak midede ekşime, yanma ve ağrı şikayetleri ile tarif ettikleri gastrit, mide iltihabı ile eş anlamlı kullanılan bir terimdir. Gastrit, midenin en iç tabakasında teşkil eden mide mukozasının iltihabi bir reaksiyonudur. Mide mukozasında çok zaman bölgesel veya yaygın bir kızarıklık şeklinde görülür. Çok sık rastlanılan gastritin kadın ve erkeklerde görülme oranı hemen hemen eşittir.
Gastritin,Nedenleri
Çok çeşitli nedenler sonucu ortaya çıkan gastrit, beslenme alışkanlıkları da dahil olmak üzere alkol, sigara, çeşitli ilaçlar, vs.. etkenlerle ortaya çıktığı gibi Helicobacter Pylori adı verilen bakteri ve stres sonucu da ortaya çıkmaktadır. Alkol ve kötü beslenme alışkanlıkları direkt olarak mide mukozasını tahriş ederek gastrite neden olabilir. Stres ve nikotin de mide siniri olan Vagus'un uyarılması sonucu fazla asit salgılanmasıyla gastrite neden olur. Son yıllarda ise gastrit ve mide ülserinin nedeni olduğu iddia edilen Helicobacter Pylori adı verilen bir bakteri tesbit edilmiştir. Gastrit şikayeti olan hastaların % 60'ında bu bakteri tespit edilmiştir.
Stres ve beslenme alışkanlıkları ile yakın ilişkili olduğu kabul edilen ülserlerin, son yıllarda Helikobakter pilori (Helicobacter pylori) adı verilen bir mikrop (bakteri) tarafından meydana getirildiği ve antibiyotik tedavisi ile bu hastalığın tedavi edilebileceği üzerinde yoğunlaşılmıştır. Ancak yapılan çalışmalar ve alınan sonuçlar bu bakterinin çevremizde çok yaygın olarak bulunduğunu ve tedavi edilse bile çok kısa sürede tekrar vücuda girdiğini göstermiştir. Sonuçta tek başına bu bakterinin ülser nedeni olmadığı kabul edilmektedir.
Ülserler genelde duodenumun (ince bağırsağın ilk bölümü) başlangıcında, midenin çıkışında gelişirler. Midede daha nadiren gelişmektedirler. Her iki durumda da ülser gelişen bölümdeki dokular, mide asidine karşı duyarlı hale gelirler. Kesin tanı endoskopik inceleme (gastroskopi) ile konur. Ülserler kendiliğinden kaybolabilir ve tekrar gelişebilir. Aktif durumda olduklarında, yemek yemekle kaybolan ağrılara neden olurlar. Ağrının yanı sıra ağızda ekşime, yanma gibi hoş olmayan şikayetlere de neden olabilirler.
Klasik tedavide bir çok ilaç kullanılmaktadır: antasitler, yüzeyi kaplayıp koruyan ilaçlar, spazm gidericiler ve en sık olarak da midenin asit üretimini engeleyen ilaçlar.
Aşağıdaki öneriler ülserli hastaların tedavilerine yardımcı olarak kullanılabilir:
- Kafeinli veya kafeinsiz her türlü kahveden ve tüm kafein içeren besinlerden uzak durun. Alkol, sigara kullanmayın.
- Aspirin ve benzeri ilaçlardan ve non-steroidal anti-inflamatuvar ilaçlardan (naproksen içerenler, diklofenak içerenler gibi) uzak durun. Ağrı kesici olarak asetaminofen (acetaminophen) grubu ilaç kullanın.
- Çay yerine nane çayı için.
- Size süt içmeniz önerilse de kesinlikle içmeyin, çünkü süt mide asit salgısını arttırır.
- Daha sık ancak daha az yemek yiyin. Uzun süre midenizin boş kalmamasına dikkat edin.
- Sarısabır (Aloe vera) suyu içebilirsiniz. Bu ülserin iyileşmesine katkıda bulunur. Ancak yüksek dozda kullanıldığında ishale neden olur. Bu nedenle her yemekten sonra 1 çorba kaşığı alınabilir.
- Bal, ülser tedavisinde kullanılabilen en etkin ilaç ve yiyeceklerden birisidir. Her yemekten sonra 1 çorba kaşığı çiçek balı yendiğinde ve buna 6 ay süresince devam edildiğinde hastaların %96'sında nedbe dokusu bırakmadan tam bir iyileşme olduğu gözlenmiştir. Ayrıca tedaviye başladıktan bir kaç gün sonra hazımsızlık, ağrı ve yanma - ekşime gibi şikayetler ortadan kalkmaktadır.
- Stres ve sıkıntıdan uzak bir hayat yaşamaya çalışın.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
DUYGUSAL YEME - Dr. Ümit Özcan
«
Yanıtla #19 :
Temmuz 08, 2006, 01:31:14 pm »
DUYGUSAL YEME
Duygusal yeme "açlıktan çok duygulara yanıt olarak" fazla miktarda besin tüketmeye verilen isimdir. Bu besinler genellikle abur-cubur ya da rahatlama hissi veren yiyecekler olarak adlandırılan grupta yer alırlar. Uzmanlar fazla yemenin yaklaşık %75'inin duygulardan kaynaklandığını belirtmektedirler. Birçoğumuz beslenmenin en azından kısa dönemde mutluluk verdiğini öğrenmişizdir. Sonuç olarak duygusal problemleri iyileştirmek için yemeğe yöneliriz. Yemek, bizi duygusal streslerimizi çözecek becerileri edinmekten alıkoyan kötü bir alışkanlık haline dönüşür.
Depresyon, can sıkıntısı, yalnızlık, kronik öfke, kaygı, engellenmişlik, stres, kişilerarası ilişkilerde problemler ve benlik değerinde azalma fazla yeme ve istenmeyen kilo artışı ile sonuçlanabilir.
Yeme davranışımızı neyin tetiklediğini betimleyerek Duygusal problemlerimizi halletmek için daha uygun teknikler kullanarak yeme ve kilo almayı denklemin dışında bırakabiliriz.
Yemek yemeyi tetikleyen şeyleri nasıl ayırt edebilirim?
Yemek yememizi tetikleyen durum ve duygular 5 ana bölümde toplanır:
Sosyal: Etrafta başka kişiler varken yeme.
Örneğin, fazla yeme diğer kişilerin dolduruşu ile olabilir; birlikteliği sağlamak için olabilir; tartışma nedeniyle olabilir; ya da etrafta başka kişiler varken uyumsuzluk duygusu ile olabilir.
Duygusal: Sıkıntı, stres, yorgunluk, gerilim, depresyon, öfke, kaygı ya da yalnızlık durumunda boşluğu doldurmak için tepki olarak yeme
Durumsal: Fırsat olduğu için yeme.Örneğin, restoranda, yiyecek reklamlarını görerek, pastanenin önünden geçerken.Yeme aynı zamanda televizyon, film, maç izleme gibi belli aktivitelerle de ilişkili olabilir.
Düşünceler: Kendinize verdiğiniz değerin azalması ya da yemek için bahaneler oluşturulması. Örneğin, iradenin zayıf olması.
Fizyolojik: fiziksel nedenlerle yemek. Örneğin öğün atlamak nedeniyle acıkmak ya da baş ağrısı gibi ağrıları iyileştirmek için yemek.
Aşırı yemenizi tetikleyenin ne olduğunu anlamak için bir yeme günlüğü tutun ve ne zaman ve ne yediğinizi, stres kaynaklarınızı, yerkenki düşüncelerinizi yazın. Aşırı yeme davranışınızın kalıplarını süratle tespit edeceksiniz.
Bu alışkanlığımdan nasıl kurtulabilirim?
Yeme davranışını tetikleyen şeyleri bulmak ilk basamaktır. Bununla birlikte yeme davranışını değiştirmek için yeterli değildir. Genellikle, bir davranış patternini tespit ettiğinizde belli duygulara ya da durumlara karşı yeme bir davranış kalıbı şeklinde yerleşmiştir ve bu alışkanlığı kırmanız gerekir.
Yemeğe karşı alternatifler geliştirmek ikinci basamaktır. Bir tetikleyici sonrasında yemeğe ulaşmak için harekete geçtiğinizde aşağıdaki aktivitelerden birini yapmayı deneyiniz.
TV izleyin,
İyi bir kitap ya da dergi okuyun ya da müzik dinleyin,
Yürüyüşe çıkın ya da koşun,
Küvette banyo yapın,
Derin nefes alma egzersizi yapın,
İskambil ya da aile oyunları oynayın,
Bir arkadaşınızla konuşun,
Ev, çamaşır ya da bahçe işi yapın,
Arabayı yıkayın,
Mektup yazın,
Ya da yeme isteği geçinceye kadar zevk alabileceğiniz başka bir aktivite yapın.
Eğer kendimi oyalama çabam beni yemekten alıkoymazsa ne olacak?
Bazen kendinizi basitçe yemekten uzaklaştırmak ve farklı alışkanlıklar edinmek fazla yemeye neden olan duygusal stresle baş etmek için yeterli olmaz. Duygusal stresle daha iyi baş etmek için aşağıdakileri deneyiniz;
Gevşeme egzersizleri
Meditasyon
Bireysel ya da grup terapi
Bu teknikler altta yatan duygusal problemi ortaya çıkartır ve esas problemle daha etkin ve sağlıklı bir şekilde baş etmenizi sağlar. Bu tekniklerle ilgili daha fazla bilgi için uzman bir doktorla görüşmenizi öneririm.
Uygun teknikleri uygulamayı öğrendikçe ve aşırı yemeyi azalttıkça kendinizi ödüllendirmeyi unutmayın. Desteklenen davranışları tekrarlama eğiliminde olduğumuz için beslenme konusundaki hedeflerinizi tutturunca kendinizi şımartın. İstediğiniz o bluzu alın, hayal ettiğiniz o seyahate gidin ya da masaj yaptırın ki yeni alışkanlıklarınız yerleşsin.
Cleveland Clinic Department of Nutritional Therapy'den çeviren Dr. Ümit Özcan
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
DUYGUSAL YEME NASIL DURDURULUR?
«
Yanıtla #20 :
Temmuz 08, 2006, 01:34:47 pm »
DUYGUSAL YEME NASIL DURDURULUR?
Duygusal olarak en zayıf olunan anlarda çoğu insan bilinçli ya da bilinçsiz bir biçimde rahatlamak için yiyeceklere yönelir. Ama duygusal yeme; yani stres, öfke, kaygı, sıkıntı, üzüntü ve yalnızlık gibi olumsuz duyguları yumuşatmak ya da bastırmak için yemek yemek, kilo verme çabanızı sabote edecektir...
Majör yaşam olayları örneğin; işsiz kalma, sağlık problemleri, boşanma veya yoğun ve stresli bir iş günü, kötü hava ve yaşam rutinindeki değişiklikler gibi günlük problemler fazla yemeye yol açan duyguları tetikleyebilir. NEDEN OLUMSUZ DUYGULAR FAZLA YEMEYE YOL AÇAR? Bazı yiyeceklerin bağımlılık yapma özelliği vardır. Örneğin, çikolata gibi lezzetli yiyecekler yediğimizde bedenimiz mutluluk opiatları yani hormonları salgılar. Bu ödül belirli duygularla belirli yiyeceklerin eşleşmesine neden olur. Yiyecekler aynı zamanda dikkatimizin dağılmasına yardım eder. Eğer gelecekteki bir olayı düşünüp endişeleniyorsanız ya da daha önce olmuş bir durumu tekrar sıkıntıyla hatırlıyorsanız sizi rahatlatan yiyecekleri yiyerek dikkatinizi bu konulardan uzaklaştırabilirsiniz. Fakat bu sadece geçici bir çözümdür. Maalesef yiyeceklerle işiniz bittiğinde endişeleriniz fazla yemenin verdiği suçluluk duygusunun eklenmesiyle katlanarak geri dönecektir. Yeme alışkanlıklarınızın kontrolünü nasıl tekrar kazanabilirsiniz? Duygusal yeme probleminizi durdurmak için aşağıdaki önerileri deneyebilirsiniz:
- Gerçek açlık duygusunu tanımayı öğrenin. Açlığınız fiziksel mi yoksa duygusal mı? Sadece bir kaç saat önce yediyseniz ve midenizde bir guruldama yoksa muhtemelen gerçekten aç değilsinizdir. Kazınma duygusunun geçmesi için kendinize bir kaç dakika verin.
Farkı nasıl ayırt edebiliriz?:
1.Duygusal açlık aniden gelir, fiziksel açlık aşamalı olarak gelişir.
2.Aç mideye bağlı olan boşluk doldurmak için yapılan yemek eylemi belirli yiyeceklere yönelir örneğin; pizza, çikolata. Aç olduğunuz için yediğinizde seçenekler daha fazladır.
3.Duygusal açlık hemen tatmin edilmesi gereken bir şeydir fakat fiziksel açlık bekleyebilir. 4.Mideniz dolu olduğu halde duygusal bir ihtiyacınızı karşılamak için yiyorsanız büyük ihtimalle yemeye devam edersiniz. Ama aç olduğunuz için yiyorsanız doyduğunuzda duracaksınızdır. 5.Duygusal yeme arkasında suçluluk duygularını bırakır fakat fiziksel açlık bunu size yapmayacaktır.
- Sizi nelerin tetiklediğini bilin. Önümüzdeki bir kaç gün, ne yediğinizi, ne kadar yediğinizi, yerken ne hissettiğinizi ve ne kadar aç olduğunuzu yazın. Zamanla, olumsuz yeme alışkanlıklarınızı ortaya çıkaran durumları görebilir ve bunları tetikleyen şeylerden uzaklaşabilirsiniz.
- Rahatlamak için başka bir yere bakın. Bir çikolata paketini açmak yerine, yürüyüş yapın, müzik dinleyin, bir arkadaşınızı arayın. Çevrenize bu durumu anlatın ve bu konuda yardım isteyin.
- Sağlıksız yiyecekleri etrafınızda bulundurmayın. Yüksek kalorili yiyeceklerin kötüye kullanımından kaçınmak için evde bulundurmamaya dikkat edin. Kendinizi aç veya üzgün hissediyorsanız alışverişe çıkmayın.
- Sağlıklı yiyecekler atıştırın. Eğer öğünler arasında bir şeyler yemeye ihtiyaç duyuyorsanız taze meyve veya yağsız mısır gibi yiyecekler tercih edin.
- Dengeli bir beslenme programı oluşturun. Enerji ihtiyacınızı karşılayacak miktarda kalori almıyorsanız duygusal yemeye eğiliminiz artacaktır. Düzenli aralıklarla yemeye çalışın. Temel besin gruplarından olan yiyecek seçimlerini öğünlerinizde bulundurmaya çalışın. Temel besinleri tercih ederseniz kendinizi daha uzun süre tok hissedersiniz.
- Düzenli egzersiz yapın ve dinlenmeyi unutmayın.Bedeniniz dinlemiş ve zinde olursa ruh halinizi daha fazla kontrol edebilir ve stresle daha etkili bir şekilde başa çıkabilirsiniz. Eğer duygusal yeme problemi yaşarsanız kendinizi affedin ve ertesi gün taze bir başlangıç yapın. Deneyimlerinizden bir şeyler öğrenmeye çalışın ve gelecekte karşılaşabileceğiniz durumlar için bir plan yapın. Yeme alışkanlıklarınızda yapmayı başardığınız pozitif değişimlere odaklanmayı unutmayın.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Yeme Bozukluklarında Genetik Etkenler
«
Yanıtla #21 :
Ekim 02, 2006, 06:15:13 pm »
Biraz uzun ve sık sık terimler kullanılmış ama okumanızı tavsiye ederim.
YEME BOZUKLUKLARINDA GENETİK ETKENLER
Görülme sıklığı ve tedavi güçlükleri nedeniyle Amerika ve Avrupa ülkelerinde giderek artan bir ilgi odağı olan yeme bozukluklarının etyolojisi henüz belirsizliğini korumaktadır. Önceki yıllarda önplanda olan psikodinamik ve sosyo-kültürel hipotezlerin yanısıra, son dönemlerde biyolojik etkenlerin de rolünü destekleyen bir çok çalışma vardır. Genetik etkenler ise yaklaşık yüz yıldan beri araştırılmakta olup, bu konudaki araştırmalar, aile ve ikiz çalışmaları ile yeme bozukluklarında önemli görülen komorbidite durumlarını konu almaktadır. Bu yazıda, anoreksiya ve bulimiya nervozanın genetik yönünü inceleyen çalışmalar gözden geçirilmiştir.
Tarihsel gelişim sürecine bakıldığında yaklaşık 400 yıl önce tanımlanmış olan yeme bozuklukları, özellikle Avrupa ve ABD'de son yıllarda klinisyen ve araştırmacıların ilgi odağı olmuştur. Tüm bu çalışmalara karşın, yeme bozukluklarının etiyolojisi henüz belirsizliğini korumakta olup, araştırmalar genetik ve biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin göreceli etkileşimi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Öne sürülen etiyolojik modellerin hiçbiri diğerlerini dışlayamamakta ve tek bir etyolojik model üzerinden yürütülen tedavi yöntemlerinin başarıyla sonuçlanması da, hastalığın etolojisini göstermekten çok, yalnızca modele destek olabilmektedir. Bu konuda öne sürülen biyolojik görüşler dışında disfonksiyonel biliş modeli, sosyokültürel ya da psikodinamik etkenlerin rolünü vurgulayan modeller, aile etkileşimi ve interpersoneletkenler, travma modeli, bağımlılık modeli, yeme bozukluklarının diğer majör psikiyatrik hastalıklarla ilişkisini vurgulayan modeller gibi çeşitli modellerin olması da bu konudaki etyolojik karmaşanın boyutlarını göstermektedir. Son yıllarda ise bu hastalıkların genetik bileşenleri dikkat çekmeye başlamıştır. Aile ve genetik çalışmaları, önceleri kalıtımsal bir hastalık olarak tanınmayan yeme bozukluklarına yatkınlıkta, genetik etkenlerin rolünü vurgulamaktadır. Ayrıca, özellikle restriktif (kısıtlayıcı) alttipi olmak üzere, klinik fenotiplerinin tutarlı biçimde tanımlanabilmeleri de yeme bozukluklarını diğer birçok psikopatoloji gibi genetik çalışmalara uygun kılmaktadır. Ancak, kültürel etkenlerinde kilo ve görünüm üzerindeki etkili olması ve yemebozukluklarının ağır formlarının görece az görülmesi; genetik, biyolojik ve çevresel etkenlerin risk ve patogenez üzerine önemli bir katkısı olduğunu düşündürmektedir.
A.Aile Çalışmaları: Yeme bozukluklarında genetik çalışmalar yaklaşık olarak yüz yıldan beri yürütülmekte olup, belirgin metodolojik eksiklikler içeren ilk çalışmalardan sonra, bu konudaki ilk sistematik araştırma Gershon ve arkadaşlarından gelmiştir. Gershon, anoreksiklerinbirinci derece akrabalarında %2.0 oranında anoreksi-ya nervoza, %4.4 oranında ise bulimia nervoza bildirmiştir. Aynı araştırmada kullanılan kontrol grubunda ise bu oranlar sırasıyla %0 ve %1.3 olarak bu-lunmuştur. Hudson ise bulimiklerin birinci derece akrabalarında %1.7 oranında bulimiya nervoza bildirmiştir. Bu oran genel popülasyonda %1-2 olarak verilen prevalanstan farklı değildir. Ancak bu çalışmada, ailelerde anoreksiya nervoza ve bulimiya nervoza öyküsü birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan %3.4lük oran genel popülasyondan farklıdır. Bu çalışmanın metodolojik kısıtlılığı ailede hastalık öyküsünün tamamen hastaların verdiği bilgilerle sınırlı kalmasıdır. Hudson'dan farklı olarak Kassett, bulimiklerinbirinci derece yakınlarında kontrol grubuna oranla üç kat fazla bulimiya bildirmiştir (%9.6 ve %3.5). Aynı çalışmada, yine bulimik hastaların ailelerinde %2.2sıklıkla anoreksiya nervoza saptanırken, kontrol grubunda bu oran sıfırdır. Bu konuda yapılan en kapsamlı çalışmalardan biri olarak kabul edilen benzer bir çalışmada, Strober ve arkadaşlarının bildirdikleri sonuçlar, Gershon'un sonuçlarıyla çelişmektedir. Strober bu çalışmasında anoreksiklerin birinci derece yakınlarında %4.1 oranında anoreksiya nervoza saptarken, kontrol grubunda bu oran sıfırdır. Aynı çalışmada anoreksiklerin birinci derece akrabalarında %2.6 bulimiya nervoza tespit edilmiş olup, bu oran genel popülasyondan farklı değildir. Lilenfeld ve ark. ise (1998), gerek anoreksiya gerekse bulimiya nervozalı hastaların ailelerinde her iki bozukluğun arttığına dair bir bulgu gösteremezken, tüm yeme bozukluklarını (anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve başka türlü tanımlanamayan yemebozuklukları) birlikte değerlendirdiklerinde anoreksiklerin akrabalarında %11.8, bulimiklerin akrabalarında ise %19.8 oranında yeme bozukluğu bulmuşlardır. Bu çalışmanın önemi, hem çalışmaya dahiledilen birinci derece akraba sayısının yüksek olması, hem de bu aile bireylerinin doğrudan görüşme ile değerlendirilmesidir. Gerek anoreksiya gerekse bulimiya nervozalı kişilerin ailelerinde her iki bozukluğun da görülebilmesi, bu iki bozukluk için ortak geçiş gösteren yatkınlık olduğunu düşündürmektedir. Ancak bu görüşü desteklemeyen aile çalışmaları da vardır. Logue (1989), ailelerde anoreksiya nervoza ve bulimiya nervoza oranını %0 olarak bildirmiştir. Ancak bu çalışmadaki hasta sayısının düşük olması sonucun geçerliliğini tartışılır kılmaktadır. Görüldüğü gibi rakamlar farklılık gösterse de genelde çalışmalar, yeme bozukluklarında ailesel bir yatkınlığa işaret etmektedir. Yine anoreksiya nervozave bulimiya nervoza arasındaki gerçek ilişki bilinmemekte ancak çapraz geçiş göstermeleri, ortak etyolojik etkenleri düşündürmektedir.
B. İkiz ÇalışmalarıYeme bozukluklarında yapılan ilk ikiz çalışmasında, anoreksiya nervozanın tek (%56) ve çift yumurta ikizlerindeki (%7) konkordans hızları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bildirilmiştir. Bu sonuç, genetik etkenlerin anoreksiya nervoza etiyolojisinde, çevresel etkenlerden daha önemli olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Yine benzer bir başka çalışmada, restriktif tip anoreksiya nervoza için tek yumurta ikizlerinde %66, çift yumurta ikizlerinde ise%0 konkordans hızı bildirilmekte ve ikiz çiftleri arasındaki benzerliğin tek yumurta ikizlerinde daha belirgin olduğu ileri sürülmektedir. İlginç olarak aynı çalışmada bulimiya nervoza için tek (%35) ve çiftyumurta (%29) ikizlerinde saptanan konkordans hızları birbirlerine yakın bulunmuş ve bu sonuçlar anoreksiya nervoza ve bulimiya nervozanın farklı hastalıklar olduğu ve bulimiya nervozada çevresel etkenlerin daha önemli olabileceği şeklinde yorumlanmıştır. Bu sonuçların aksine, 1990 yılında yapılan bir başka çalışmada bulimiya nervozanın tek yumurta ikizlerindeki konkordans hızının (%83), çift yumurta ikizlerinden (%27) yüksek bulunması yine genetik etyolojiyi destekliyor görünmekle birlikte, bu ça-lışmanın küçük bir örneklem grubuyla yürütülmüş olması sonuçların gerçerliliğinin sorgulanmasına yolaçmaktadır. Örneklem büyüklüğü dışında, kullanılan tanı ölçütleri de çalışma sonuçlarını etkilemektedir. Yine ikizlerle yapılan epidemiyolojik bir çalışmada,i kizlerden birinde anoreksiya nervoza olması durumunda, diğer ikizde yine anoreksiya nervoza görülme riski kullanılan tanı ölçütlerine göre 5-50 kat, bulimiya nervoza görülme riski ise 2.6 kat artmaktadır.Aynı toplum çalışmasında bulimiya nervoza için kon-kordans hızı tek yumurta ikizlerinde %23-26, çift yumurta ikizlerinde ise %9-16 olarak verilmektedirve ikizlerden birinde bulimiya nervoza olması durumunda diğerinde anoreksiya nervoza gelişme riski8.2 olarak bulunmuştur. Bulimiya nervozada çevresel etkenlerin daha önemli olduğunu gösteren önceki çalışmalardan farklı olarak bu sonuçlar, her iki bozuklukta da genetik etkenlerin önemli olması dışında bunların paylaşıldığını da düşündürmektedir.
C. Yeme Bozukluklarında Komorbidite ve Aile Çalışmaları:Yeme bozukluklarının diğer psikopatolojilerle birlikte bulunabileceği son yıllarda dikkati çeken bir konudur. En çok çalışılan konular olan depresyon, madde kullanım bozuklukları, anksiyete bozuklukları, obsesif-kompulsif bozukluk ve kişilik bozukluklarıdır. Malnutrisyon ve patolojik yeme alışkanlıkları bu durumu etkileyebilmekte ancak bazı hastalarda diğer psikiyatrik belirti ya da sendromların kilo kaybından önce başlaması ya da kilonun normale dönmesinden sonra da devam etmesi bu durumların yeme alışkanlıklarının basit bir komplikasyonu olmadıklarını düşündürmektedir.
a. Duygudurum Bozuklukları: Anoreksik hastaların birinci derece yakınlarında unipolar depresyon görülme riski değişik çalışmalarda %6.5-20.4; bipolar bozukluk görülme riski ise%0-8.3 arasında verilmektedir. Yine bulimiya nervozalı hastaların birinci derece akrabalarında unipolar ve bipolar bozukluk görülme riski sırasıyla %10.5-37.1 ve %0.6-5.9 olarak gözlenmektedir. Genel olarak yeme bozukluğu olan hastaların yakınlarında duygudurum bozukluğu görülme riski, yeme bozukluğu olmayanlara göre 2-4.2 katartmaktadır. Yeme bozukluklarında depresif belirtilerin sık görülmesi ve tedavide tercih edilen ilaçların daha çok antidepresanlar olması dışında hastaların ailelerinde duygudurum bozukluğu görülme riskinin yüksekliği de her iki bozukluk arasındaki ilişkiyi destekliyor görünmektedir. Öte yandan, yalnızca komorbid duygudurum bozukluğu gösteren anoreksiklerin ailelerinde anlamlı duygudurum bozukluğu olduğu, duygudurum bozukluğu olmayan anoreksiklerin ailelerinde ise yeme bozukluğunun genel toplumdan daha fazla olmadığını ileri sürülmektedir. Bu görüşün aksine, eşlik eden duygudurum bozukluğundan bağımsız olarak,yeme bozukluklarının birinci derece akrabalarındayüksek oranda duygudurum bozukluğu olduğu da ileri sürülmektedir. Bu görüşe göre yeme bozuklukları, duygudurum bozukluklarının bir varyantıdır. Yeme bozuklukları ile duygudurum bozuklukluk-arının birlikte görülme riskinin yüksek olduğu kabul edilmekle birlikte, ailelerde duygudurum bozukluğu görülme sıklığı ile ilgili yapılan bu çalışmaların sonuçları halen genelleşmiş bir sonuca götürmekten uzaktır. Yeme bozuklukları ile duygudurum bozuklukları arasındaki ilişki için öne sürülen hipotezler şunlardır:
1. Depresyon yeme bozukluğuna ikincil olarakgelişir. Yakın zamana kadar üzerinde en çok görüşbirliğine varılan hipotezdir. Anoreksiyada psikofizyo-lojik bozukluklara, bulimiyada ise kontrol yitimine bağlı olarak depresyon görülür.
2. Yeme bozuklukları, duygudurum bozukluklarının bir varyantı olabilir. Son yıllarda geçerlik kazanmış olan bu görüşe göre birincil olan duygulanım bozukluklarıdır.
3. Yeme bozuklukları biyolojik, psikolojik, ailesel ve sosyokültürel etkenlerin etkisiyle biçimlenen ortak son yoldur ve altgruplarından bazılarının altta yatan duygudurum bozukluklarından etkilenmeleri söz ko-nusudur. Çok yönelimli bu modele göre "depresif yatkınlığın" başka birçok etki ile yeme bozukluğunayol açtığı ya da depresyonun doğrudan yeme bozukluğunu presipite ettiği ileri sürülmektedir.
b. Madde Kullanım Bozuklukları: İlk olarak Russell'ın bulimiya nervozayı tanımlamasından beri, bulimiklerde alkol, sigara, kafein ve ilaç kullanımının normal kontrollere ve diğer klinik popülasyonlara göre fazla olduğu bilinmektedir. Son yıllarda yeme bozuklukları ile alkol bağımlılığı arasındaki ilişkiyi araştıran çok sayıda çalışma yayınlanmıştır. Bulik, gerek buli-miklerde alkol ve ilaç kötü kullanımının sık olması, gerekse bulimiklerin birinci ve ikinci derece akrabalarında alkol bağımlılığının sık görülmesinden yola çıkarak, bu kişilerde bağımlılık için genetik bir yatkın-lığın olduğunu ve bu yatkınlığın biyolojik etkenler (kadınlarda alkole toleransın düşük olması gibi) veçevresel değişkenler ile biçimlenerek erkeklerde alkolbağımlılığı, kadınlarda ise toplum tarafından kabuledilebilir olan yeme bozukluğuna yol açtığını önesürmektedir. Bu görüşü destekleyen Petersson da hem alkolün hem de yemenin anksiyeteylebaşa çıkma amacıyla kullanıldığını ve cinsiyete göredağılımının toplum kurallarına göre belirlendiğini savunur. Hatta alkolikler ile bulimikler arasında,"symptom substitution" olarak isimlendirilen, belirtiler arası geçişten sözedilmektedir. Özellikle bulimik tip anoreksiya nervoza ve bulimiya nervozaile madde kullanım bozukluklarını ilişkilendiren buçalışmalar nedeniyle, komorbidite araştırmalarında anoreksiya ve bulimiya nervoza ayrı değerlendirmek gerekmektedir. Yeme ve madde kullanım bozukluklarının ortakbir genetik etkenin farklı fenotipik görünümleri olduğu hipotezini araştıran çalışma sayısı fazla değildir. Bu çalışmalar, yalnızca komorbid madde kullanım bozukluğu gösteren bulimiklerin ailelerindemadde kullanım bozukluğu sıklığının arttığını göstermektedir. Yine ailelerinde madde kullanımbozukluğu olan bulimiklerde, aile öyküsü olmayanla-ra göre daha fazla eş zamanlı madde kullanım bozukluğu görülmektedir. Benzer şekilde, alkol bağımlılarının ailelerinde yeme bozukluğunun kontrolgruplarına göre daha fazla görülmediği de bildiril-mektedir. Bu bulgular, yeme bozuklukları ve alkol bağımlılığı arasında güçü bir genetik ilişki olmadığını düşündürmektedir. Aile çalışmalarında eldeedilen bu sonuç ikiz çalışmaları ile de desteklenmekte ve kadınlarda alkol bağımlılığına yatkınlıktarol oynayan genetik etkenlerin, bulimiya gelişiminietkilemediği ileri sürülmektedir.
c. Anksiyete Bozuklukları: Anksiyete bozuklukları ve yeme bozukluklarının komorbiditesi son yıllarda çalışılan bir konudur. Bulimiklerin % 56sında en az bir anksiyete bozukluğuolduğu bildirilmiştir. En sık konulan tanılar sos-yal fobi, agorafobi, basit fobi ve obsesif kompulsifbozukluklardır. Özellikle sosyal fobi ve agorafobi,anoreksiklerden çok bulimiklerde görülmektedir. Buhastalardaki kilo ve yeme ile aşırı uğraşların obsesyo-nel nitelikte olduğu ileri sürülerek yeme bozuklukla-rına "modern obsesif kompulsif sendrom" adı vermeeğilimi de vardır. Obsesif-kompulsif bozukluk dışında, anksiyete bozuklukları ile yeme bozuklukları arasındaki genetikilişki çok incelenmemiştir. Anoreksiklerin akrabaların-da obsesif-kompulsif bozukluk görülme riski değişikçalışmalarda %11 ve %4.1, bulimiklerin akrabaların-da ise %3 olarak verilmektedir. Ancak depres-yon ve madde kullanım bozukluklarında olduğu gi-bi, yalnızca obsesif-kompulsif bozukluğu olan yemebozukluklarının akrabalarında yine obsesif-kompulsif bozukluk görülme riskinin yüksek olması da benzer şekilde her iki bozukluğun birbirinden ayrı gene-tik geçiş gösterdiğini ortaya koymaktadır. Diğer anksiyete bozukluklarını araştıran çalışmalarda, bulimikler ile restriktif tip anoreksiklerin akra-balarında yaşam boyu en az bir anksiyete bozukluğugörülme riski yaklaşık %50dir. Yaygın anksiyete bozukluğu için, anoreksiya nervozada risk oranı 3.1, bulimiya nervozada ise 2.3tür. Her iki bozukluğun ortak genetik geçiş gösterip göstermedikleri isehenüz bilinmemektedir.Sosyal fobi, panik bozukluğu ve post-travmatikstres bozukluğunun da yeme bozukluğu olanların ailelerinde sık görüldüğüne dair öncül veriler olmaklabirlikte henüz yeterli değildir.
d. Kişilik Bozuklukları: Yeme ve kişilik bozuklukları arasındaki ilişki yıllardan beri araştırılan bir konu olmuştur. Ancak yeme ve kişilik bozukluklarındaki ailesel geçişi araştıran çalışma sayısı fazla değildir. Metodolojik, kavramsal ve psikometrik ölçümzorluklarına rağmen anoreksik ve bulimik hastalardaen az bir kişilik bozukluğu ya da kişilik özelliği bulunma olasılığı yüksektir. Bu da belirli kişilik bozuklukları ya da özelliklerinin yeme bozukluklarında risketkenleri olabileceğini düşündürmektedir. En sık görülen kişilik özellikleri rijidite, obsesif kaygı, emosyonel kısıtlılık, Cloninger sistemine göre yenilik arayışının az, zarardan kaçınmanın ve ödül bağımlılığının yüksek oluşudur ve daha çok restriktif tip anoreksiya nervozada görülür. İlginç olarak komorbid obsesif kişilik bozukluğu görülmesinden bağımsız olarak, restriktif tip anoreksik hastaların 1. derece akrabalarında yaşam boyuobsesif kişilik bozukluğu görülme riski yüksek, bulimik ya da normal kontrol grubunda ise bu oran düşük bulunmuştur. Bu nedenle obsesif kişilik bozukluğunun anoreksik hastalara özgü olduğu verestriktif tip anoreksiya nervoza için ailesel yatkınlık etkeni olduğu ileri sürülmektedir. Yani restriktif tip anoreksiya nervoza ile obsesif kişilik bozukluğununaynı genotipin farklı fenotipik görünümlerinden oluşan bir eksen teşkil ettikleri kabul edilmektedir.cİmpulsivite ve affektif instabilite ile karakterize olan küme B kişilik bozuklukları ise anoreksiklerden çok bulimiklerde görülmektedir ve borderline kişilik bozukluğunun bulimik hastalarda alkol bağımlılığı komorbiditesini belirleyen en önemli değişken olduğu bulgulanmıştır. Anoreksikler ve normal kontrol grubunda %3 iken, bu hastaların ailelerinde küme B kişilik bozukluğu görülme riski %12 olup, daha çok komorbid madde bağımlılığı gösteren bulimiklerin ailelerinde ortaya çıkmaktadır. Bu sonuçlar, bulimiklerde impulsivitenin madde bağımlılığı gelişimini etkileyen en önemli özellik olduğu şeklinde yo-rumlanmıştır. Sonuçta madde bağımlılığı ve diğer impulsif davranışları içeren "multi-impulsif bulimiya" için impulsivite, ailesel risk etkeni olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmalar, genetik ve çevresel etkenlerin yeme bozuklukları üzerindeki kesin etkisini göstermekten uzaktır. Ancak aile ve ikiz çalışmalarından elde edilen sonuçlar yeme bozukluklarında ailesel bir yatkınlık olduğuna işaret etmekte ve her ikisi arasında çapraz geçiş görülebilmesi nedeniyle de ortak etiyolojik etkenler olabileceğini düşündürmektedir. Komorbidite çalışmalarında ise obsesif kişilik bozukluğunun restriktif tip anoreksiya nervoza; impulsivitenin ise madde bağımlılığı ile birlikte görülen bulimiya nervoza için ailesel yatkınlık etkeni olabileceğine dair veriler vardır.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Çocuk ve Ergenlerde Yeme Bozuklukları
«
Yanıtla #22 :
Ekim 02, 2006, 08:14:15 pm »
Bu yazıda da tıbbi açıdan yeme bozuklukları çok detaylı bir şekilde- belirtileri, sonuçları, tedaviye başlamadan önce yapılması gereken testler vs.- incelenmiş.
Yeme bozuklukları ergenlerde özellikle kızlarda yaygın kronik hastalıklardandır. Yaygınlık kızlarda anoreksiya nevroza (AN) için %0.5-3.7, bulimia nevroza (BN) için %1.1-4.2 arasında değişmektedir (PoVers ve Santana 2002). Eğer kısmi semptomları taşıyanlar düşünüldüğünde oran daha yüksek olmaktadır. Bu bozukluklar hem fiziksel hem de psikiyatrik olarak potansiyel lethalite taşırlar. Yeme bozuklukları biyopsikososyal bozukluklardır. Yaklaşım ve tedavilere multidisipliner yaklaşımlar gerektirmektedir.
Batı toplumlarında yiyeceklere, vücut kilo kontrolüne ve fiziksel görünüşe aşırı ve yaygın odaklanma bütün yaş gruplarında bu bozuklukların yaygınlığını etkilemektedir. Yeme bozuklukları özellikle kızlarda, gelişimsel güçlüklerin ifadesi için yaygın bir yoldur (özellikle geçiş evrelerinde). Yeme ve kilo kontrolü üzerine yönelme öncesinde, çekirdek gelişimsel problemlere odaklaşma tedavide başarı olasılığını artıracaktır.
DSM-IV TRda yeme bozuklukları başlığı altında anoreksiya nevroza, bulimia nevroza ve başka türlü adlandırılamayan yeme bozukluğu (burada binge eating disorder-tıkanırcasına yeme bozukluğu da yer alır) yer alır. Bozukluk tanısı koyarken, bireye özgü yeme stilinden ayırt etmede güçlükler olur. İnsanların yeme stilleri genetik ve çevresel faktörlerden etkilenir. Yeme stilinin problem oluşunun karar verilmesi için klinik yargıya ihtiyaç vardır.
Yeme bozuklukları kronik egosintonik hastalıklardır. Genellikle yiyecekler ve kendi vücut imajı hakkında çarpık düşüncelere sahiptirler. ANda yaş ve boyu için normal olan kilosunu devam ettirmede sorun vardır. Fiziksel bulgulara yoğun düzeyde kilo alma veya şişmanlama korkuları eşlik eder, bazen de kilosu veya vücut şekli algısında bozukluklar bulunur. Bazı çocuk ve ergenlerde emosyonel nedenlerden ötürü gıdadan kaçınma ve kilo kaybı tarzında bir sendrom olabilir, ancak burada vücut imajı ile ilgili kaygılar ve obsesyonlar yoktur. Bu durum food avodiance emotional disorder olarak adlandırılır Bu terim İngilterede daha popülerdir) (Lask ve Bryant-Waugh 2000). Bulimia nevroza tıkanırcasına yemenin tekrarlayıcı ataklarını takiben kompensatuvar davranışların (örneğin; kusma, laksatif kullanımı, aşırı egzersiz veya gıda kısıtlamasının) söz konusu olduğu kronik bir bozukluktur.
Bu kişilerde de kilo alma veya şişmanlama veya vücut görünüşünde bozulma ile ilgili yoğun korkular mevcuttur.
Yeme bozukluklarının beslenme bozukluklarından ayırt edici tanısı yapılmalıdır. Beslenme bozuklukları daha çok bebek ve küçük çocukları etkiler ki; büyüme ve gelişmede yetersizliklere neden olabilen çeşitli organik ve nonorganik nedenleri olabilir. Yeme paternlerinin çeşitli varyasyonları ileriki yaşlara da taşınabilir. Yiyecek reddi küçük çocuklarda yaygın bir belirti olup bazen ileriki yaşlara kadar sürer. Yiyecek reddinin birçok farklı nedeni olabilir. Yiyecekte seçicilik; tercih edilen gıda sayısında sınırlılık ve sınırlı gıda alımı söz konusudur. Ebeveyn çocuğun tercihi dışındaki gıdaları da ısrarla sunar, fakat büyük bir dirençle karşılaşır.Bozuk ebeveyn-çocuk ilişkileri sıklıkla kendini beslenme ve yeme bozuklukları olarak gösterebilir. Seçici ve kısıtlı yeme paternleri ebeveyne başkaldırı olarak ortaya çıkabilir.
Kısıtlı yeme (restrained) yiyeceklerin tiplerinin ve miktarının amaçlı (sağlıkla ilgili düşünceler veya kilo alma korkusu) ayarlandığı kontrollü tipidir. Perhiz (Dieting) de kısıtlanmış yemenin bir şekli olup; kilo kaybı amaçlı daha az miktarda ve daha az kalorili yiyecekleri tercih tarzındadır. Çoğu çocuk ve ergen; arkadaş, aile ve toplum etkisi nedeniyle; yiyecekleri kısıtlama veya perhize zorunlu kalabilir. Bu etmenler AN ve BN ile de ilişkili olabilir. Burada perhizin ötesinde sağlıksız kilo kontrolü davranışları olur. Bu davranışlar; kusma, öğün atlamaları takiben tıkanırcasına yeme, aşırı sigara içme, zayıflama hapları veya laksatifler alma şeklindedir.
Obesite (şişmanlık) enerji tüketiminin çok üzerinde enerji alımı dengesizliği olup, yağ kitlesinde artış görülür. Fizyolojik tanımı yeme bozukluğu olarak ifade edilmez. Daha çok genetik ve çevresel aktörler üzerinde durulmaktadır. Emosyonel yeme; üzüntü, mutluluk, kızgınlık veya yalnızlık gibi psikolojik durumlara tepki olarak, aç olmamasına rağmen yemedir. Kompulsif aşırı yeme daha ileri kilo alımına yol açacak düzeyde aşırı yeme söz konusudur. Bu durum BN veya tıkanırcasına yeme bozukluğuna neden olur (Binge eating disorder). Tıkanırcasına yeme bozukluğunda zorunlu çıkarma olmaksızın kompulsif aşırı yeme olur. Emosyonel yeme ve kompulsif aşırı yeme önceki psikolojik travma veya diğer psikiyatrik bozuklukların bir bulgusu olarak ortaya çıkabilir.
Ergenlerde yeme problemleri; primer veya bir psikiyatrik bozukluğa sekonder olarak ortaya çıkabilir. Kilo ve iştah kaybı major depresif bozukluğun yaygın bir bulgusudur. Anksiyete durumlarında da iştah azalabilir. Bazı çocuklarda gıdanın takılması sonrasında yutma korkusu ve yemekten kaçınma gelişebilir (fagofobi). Postravmatik streste de ardısra emosyonel yeme veya kompulsif aşırı yeme oluşabilir. Ruminasyon sendromu; mide içeriğinin rejurite edilip tekrar yutulması tarzında olur, bebeklik ve sonrasında oluşabilir. Ruminasyon sendromu BN ile birlikte görülebilir.
Birçok çocuk ve ergen belirli zaman dilimlerinde kısa süreli AN (örneğin gıda reddi ve perhiz) ve BN (örn, aşırı yeme ve kusma)nin bazı semptomlarını gösterebilir. Klinisyen, bu semptomların ne kadar süreğen ve ısrarcı olduğu belirlemelidir. Çoğu hasta parsiyel sendromlar veya yeme bozukluğu (adlandırılmayan tip) olarak gözükebilir. BU tür hastaların uygun tedavi planından sonra takibi gereklidir.
Normal yemeyi tanımlamak güç olmasına karşın; tedavi amaçları için gereklidir. Normal yiyenler çoğunlukla açlık ve tokluğu kılavuz alırlar, normal aralıklarla (örneğin günde 2 veya3 yeme veya atıştırma), genellikle sağlıklı gıdaları tercih ederler. Fakat gıda seçiminde katı veya anksiyöz değildir. Tek başına veya toplulukla yemek yerler ve onların gıda seçimlerine ve tarzlarına müdahale eden yoktur. Yemelerinin nedeni enerji ihtiyacı ve zevk almaktır.
Çocuk ve Ergenlerde Yeme Bozukluklarının Nedenleri
Yeme bozukluklarında tek neden yoktur, etyoloji ile ilgili araştırmalar devam etmektedir. Sosyal, çevresel, psikolojik ve biyolojik etmenlerin karmaşık etkileşimi nedeniyle biyopsikososyal model önerilmektedir. Yeme bozukluğundaki altyapıdaki etmenler, rsik etmenleri, presipite edici etmenler ve sürdürücü etmenlerin belirlenmesi tedaviyi şekillendirmede önemlidir.
Temel faktörler (background factors) yeme bozukluğu gelişiminde katkıda bulunan fakat etyolojik olmayan etmenlerdir. Yeme bozuklukları kültürel etmenlerle de ilişkide gözlenmektedir. Belirli kültürel özellikler önem taşımaktadır. Bu kültürlerde üç özellik dikkati çekmektedir:
1-Yiyecek boldur. Yiyecek bol ise, böyle bir ortam kilo alımı için müsaitlik oluşturur ve zayıflığı başarmak için kontrollü olmak gerekir.
2- Zayıf oluş arzulanır, istenen bir vücut fiziğidir.
3-Başarıya yönelik güçlü yönelim vardır.
Bu üç özellik orta ve üst sosyoekonomik düzeydeki toplumlarda daha sıktır. İdealize edilmiş ince vücut görünüşü Batı toplumlarında daha büyük oranlara ulaşmaktadır. İdealize edilmiş ince vücut imajı üzerine medyanın da etkileri vardır. Gerçektende birçok televizyon, sinema, magazin ve İnternet yayınları ince vücut imajlarına yönelik olup, gençlerin potansiyel rol modeli aldığı aktör ve modeller benzer şekillerde sunulmaktadır. Kanıt olmamasına karşın, idealize edilmiş ince beden ile ilgili imajların sık yayınlanmasının insanlarda kendi vücudu ile hoşnutsuzluğa yol açtığı ileri sürülmektedir.
Diğer bir temel faktör arkadaş etkisidir. Arkadaşların kendi aralarında (bir insanın görünüşünü diğeriyle kıyaslama tarzında) beden tiplerine yönelik tutumları ve ifadeleri (şişman görünümlü kişiler hakkında alaycı ifadeler) çocuk ve ergeni etkilemektedir. Belirli toplum ve okullarda bu daha belirgin yaşanır.
Diğer temel bir faktör kız cinsiyetidir. Kadın ve kızlar, erkeklere oranla ince beden konusunda kültürel yargılardan daha çok etkilenirler. Bu kızlardaki beden hoşnutsuzluğunun daha sık oluşunun kanıtıdır.
Beden (vücut) hoşnutsuzluğu temel bir faktör olup, yeme bozukluğunun oluştuğu bölge ve kültürlerde yaygındır. Çoğu ergende, kızlarda erkelerden daha sık olmak üzere; global benlik saygısı, beden algısı (self esteem) ile ilişkilidir. Çalışmalarda beden hoşnutsuzluğuna tepki olarak oluşan sağlıksız kilo kontrol davranışları bildirilmektedir. Bu davranışlar; belirli aralıklarla aç kalma, aşırı yeme, kusma, laksatif kullanımı, zayıflatıcı haplar kullanma ve sigara içmedir. Vejetaryanlık yemeyi kontrolde yardımcı olarak kullanılmaktadır. Sağlıksız kilo kontrolü denemeleri ergenin sağlığını riske sokmaktadır.
Temel Faktörler Risk Faktörleriyle Etkileşerek Yeme Bozukluklarının
Gelişimi İçin Ortam Oluştururlar
Risk faktörleri bireysel ve ailesel olarak gruplandırılabilir. Bireysel risk faktörleri; biyolojik ve genetik yatkınlıklar, kişilik ve psikiyatrik özelliklerdir. İkiz ve aile çalışmaları yeme bozukluğunun genetik geçişi ile ilgili bazı kanıtlar sunmaktadır. Genetik çalışmalar gözden geçirildiğinde genetik geçiş AN ve BN için %50 ile %80 arsında değişmektedir.
AN olan bireyler obsesyonel ve mükemmeliyetçi olmaya eğilimlidir, olumsuz kendini değerlendirme ve güç duygularını tanımlamada zorluklar gösterirler. Sonuçlar mükemmel olmadığında, kendi kontrolleri altında olmasa bile, kendilerini suçlamaya eğilimlidirler. BN olan kızlar ve kadınların ise impulsif, kendini eleştirici ve kişiler arası ilişkilerle bağlantılı olarak disforik duygulanımları olduğu ileri sürülmektedir (Stein ve ark. 2002).
Yeme bozukluklu çocuk ve ergenlerin çoğu diğer bir psikiyatrik bozukluk için ilave tanı alırlar.
Yeme bozukluklarıyla ilişkili belirli aile özellikleri tanımlanmaktadır. Ancak bu durum yeme sorunu nedeniyle sekonder olarak gelişmiş de olabilir. Yeme reddine bağlı olarak aile hostil ve müdahaleci bir görünüme bürünebilir.
Presipite Edici Faktörler: Gelişimsel Krizin Tetiklenmesi
Ergenlik, kimlik oluşumu ve otonominin sorgulandığı bir dönem olarak tetikleyici olmaktadır. Ayrıca ergenlik döneminde, birey vücuduyla daha ilgili olmakta ve kaygılar taşımaktadır.
Yaşam olayları diğer bir tetikleyici faktör olarak ortaya çıkabilir. Taşınma, okul değişimi, aile üyesinin veya sevdiği hayvanın ölümü, anne-baba boşanması, yakın bir arkadaşıyla kavga etme veya arkadaşları içinde gülünç duruma düşme stresli yaşam olayları olarak gözlenebilir.
Sürdürücü Etmenler
Tabi ki diğer risk etmenleri ve kişilik özellikleri hastalığın ısrarcı devam etmesinin nedeni olabilmektedir. Ancak, en önemli sürdürücü olan biyolojiktir. Devam eden kalori defisitlerine veya sık aralıklı kendini aç bırakma periyotlarına yanıt olarak; karakteristik psikolojik değişiklikler oluşur. Deneysel olgularda ve obezite nedeniyle perhiz uygulayanlarda, süregen kalori malnutrisyonu; gıdalara ilgili obsesyonlara, gıdalarla ilişkili ruminasyonlara ve duygudurum değişikliklerine yol açar.
Diğer sürdürücü faktör, sürdürülen perhize ailenin tepkisidir. Yiyecek reddi güçlü bir emosyonel semptomdur, çünkü ebeveynliğin çekirdek yeterliliğine meydan okumadır. Çocuğu besleme güçlükleri nedeniyle anne babalar kendi kendilerinden şüphe duyarlar. Büyük olasılıkla yeme bozukluğunu sürdürücü veya kötüleştirici tavırlar sergilerler. Çoğu anne baba aşırı duygusal olur, bazen kızgın, sıklıkla korkulu, bazen de deprese olurlar. Bu tür tepkiler çocukla sağlıksız ilgilenmeye yol açar.
Bazı anne babalar farkında olmaksızın çocuklarıyla aynı fikirleri paylaşarak anorektik kimliğin gelişmesine müsaade edebilirler; diyet yiyecekleri alarak veya onları zayıf gösterecek giyecekler alarak vs.
Yeme Bozukluğu Olan Çocuk ve Ergenlerin Başlangıç Değerlendirilmesi ve Bakımı
Tarama
Yeme bozukluğunun ve risk faktörlerinin taranması önemlidir, çünkü yaygın hastalıklardır ve erken müdahalenin yeme bozukluk döngüsünün değiştirmesi olasıdır. Tarama süreci içinde aşağıdaki sorular sorulmalıdır:
Yeme Bozukluklarına Yönelik Tarama Soruları:
- Bugünlerde perhiz yapıyor musun? Sık sık perhiz yapar mısın?
- Vücut ağırlığından (kilondan) memnun musun? Değişmesini istiyor musun?
- Yiyecekler ve yiyecek seçimi hakkında ne düşünüyorsun? Keşke bunlar hakkında daha düşünsem aklınızdan geçer mi?
- Sıklıkla yapmayı arzulamadığınız fakat kilonuzu kontrol etmek için yaptığınız şeyler var mıdır?
- Yeme tarzınızı kontrol etmek istiyor musunuz? Yeme alışkanlığınızı biliyor musunuz?
Anne-Babalara Yönelik Tarama Soruları:
· Çocuğunuzun yeme alışkanlığında herhangi bir değişiklik var mı?
· Çocuğunuz kilosuyla aşırı ilgili mi?
· Çocuğunuz kilosunu kontrol altında tutmak için; perhiz yapma, sık sık tartılma veya aşırı egzersiz yapma gibi davranışlar sergiler mi?
· Çocuğunuz eskiye oranla daha az yiyor veya yemeklerde daha mı seçici?
Problem Olguların Değerlendirilmesi
Ebeveynler olası yeme bozukluğu olan çocuğunu tıbbi değerlendirme için hekime getirirler. Ergenler genellikle yeme bozuklukları için anne babalarından yardım istemezler. Çünkü ergenler bu konuda bir sorun olduğu konusunda anne babayla aynı görüşte değildirler. Anne baba değerlendirme için getirdiklerinde; hasta düşünce, duygu ve davranışlarını açıklama yönünde işbirliğine açık olabilir veya inkar edebilir veya kızgın olabilir.
Değerlendirme 4 temel sorunun cevabı aranır:
1. Semptom ve belirtileri izah eden biyo-organik hastalık var mı?
2. Semptom ve bulguların psikososyal bir açıklaması var mı? (yeme bozukluğu? Major depresyon? Başka?)
3. Eğer psikososyal bir açıklaması varsa (örn. Yeme bozukluğu) ne tip ve hangi düzeyde müdahale gerektirir?
4. Tıbbi komplikasyonlar için ne tip ve ne düzeyde tıbbi bakım gereklidir? Stabilizasyon için hemen hospitalizasyon gerekli mi yoksa ayaktan takip etmek yeterli mi?
Kilo kaybı genellikle ana kaygıdır. Kilo kaybına neden olabilecek organik hastalıklara yönelik sorgulama ve fizik muayene yapılması gereklidir. Hekim, kilo kaybına neden olabilecek olası organik nedenleri dikkatlice değerlendirilmelidir. Çocuk ve ergenlerde kilo kaybına neden olabilecek nedenler aşağıda sıralanmıştır:
Kilo Kaybının Tıbbi Nedenleri
Azalmış Alım
Peptik ülser, özafagial hastalıklar
Malignansi
Kronik İnflamatuvar hasatalıklar
Bozulmuş Absorbsiyon
İnce barsak hastalıkları
Artmış Besin Kaybı
Persisten daire
Persisten kusma
Diabetes mellitus
Aşırı Enerji Gereksinimi
Hipertiroidi
Ateş
Malignansi
Parazitik enfeksiyonlar
Kolestasis veya pankreatik yetmezlik
Yeme bozukluklarında hastanın veya ebeveynin öyküde tanımladığı birçok davranışsal belirti vardır. Aşağıdaki tabloda olan belirtiler organik hastalıktan ziyade yeme bozukluğunu düşündüren belirtilerdir.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Ynt: BİLGİLENDİRİCİ YAZILAR
«
Yanıtla #23 :
Ekim 02, 2006, 08:16:49 pm »
Çocuk ve Ergenlerde Yeme Bozuklukları- devam
Yeme Bozukluğu Öyküsü, Davranışsal Semptomlar
Besinler, kalori, kilo, yağ oranı ve perhiz ile aşırı iştigal etme
Kilo konusuna aşırı ilgi ve kaygı
Kilolu olmadığında bile perhiz
Kilolu olmasa bile şişman hissetme
Yemekten aşırı suçluluk veya utanma hissetme
Açlığı inkar
Normal miktarda yemiş olsa bile aşırı şişmiş hissetme
Aşırı egzersiz yapma
Sık sık tartılma veya vücut oranlarını ölçme
Yeme ritüelleri ve tuhaf yemeyle ilgili davranışlar
Gıda biriktirme veya atma
Başkaları birlikte ile yemekten kaçınma
Sekretif yeme
Yemeklerden sonra banyoya sık gitme
Kusma, laksatifler, egzersiz veya gıda kısıtlama yoluyla kilo kontrolünü sağlama
Sosyal ortamlardan çekilme
İrritabilite veya Duygudurum dalgalanmaları
Sıklıkla duygudurum kaymaları
Aşırı düzeyde kendini eleştirme
Arkadaşlardan kaçınma
Önceki hoşlandığı etkinlikleri yapmama
İmpulsif davranışların diğer tiplerini gösterme
Tıbbi öyküde yeme bozukluğuna eşlik edebilecek en önemli fiziksel semptomlarda gözden geçirilmelidir. Hastalar bazen bu semptomları inkar edebilir veya önemsizmiş gibi davranabilirler. Sık fiziksel semptomlar aşağıda gözlenmektedir.
Yeme bozukluğu Öyküsü, Fiziksel Semptomlar
Kilo kaybı ve kiloda sık dalgalanmalar
Amenore veya oligomenore
Bayılacakmış durumu
Letarji, güçsüzlük
Deri kuruluğu
Ekstremite uçları mavimsi veya solukluk
Saç kaybı
Konstipasyon
Ödem
Aile öyküsünde tam değerlendirme gereklidir. Yeme bozukluğu olan hastaların aile ve yakın akrabalarında yeme bozukluğu, madde kötüye kullanımı veya Duygudurum bozuklukları çok sık olması nedeniyle buna yönelik sorgulanma yapılmalıdır. Gıdalar ve kilo alımı konusunda ailenin kısıtlayıcı veya kontrol edici davranışları da yaygındır.
Fizik muayene; olası organik nedenleri ve yeme bozuklukların komplikasyonlarını araştırmaya yönelik olmalıdır Aşağıda tabloda yeme bozukluklarında fizik muayenedeki ayrıntılar görülmektedir.
Yeme Bozukluklarında Fizik Muayene:
Ortostatikler dahil nabız ve kan basıncı (bradikardi, kalori malnutrisyonunda ve dehidratasyonda ortostatik değişiklikler)
Vücut ısısı (kalorik malnutrisyonda hipotermi)
Beden Ağırlığı
Beden Kitle İndeksi
Fundoskopi (intrakranial kitleleri ekarte etmek için) ve görme alanı muayenesi (hipotalamik lezyonları ekarte etmek için)
Parotis bezi (kronik kusmada büyür)
Diş (Kronik kusmada diş minesinde erozyon)
Ergenlerde Seksiüel Olgunlaşmanın Derecelendirilmesi (Taner Evresi) (Malnutrisyona bağlı pubertal gecikmeler)
Kardivasküler muayene
Abdominal kitleler
Ekstremiteler, sıcaklık, ödem (kalori malnutisryonunda soğuk eller, ayaklar ve akrosiyanoz)
Labortauvar incelemeleri olası organik hastalıkları ve komplikasyonları araştırmaya yönelik olmalıdır. Kaolrik malnutrisyon, ANda yaygın bir durum olup, başlangıç laboratuar test sonuçları genellikle normaldir. Ancak zamanla anormallikler başlar. BN olan hatsallar ciddi ve kronik hale gelmeden genellikle elektrolitler normal düzeyde çıkar. Eğer hastaya testlerin sonuçlarının normal olduğu söylenirse, inkarını güçlendirebilir. Doğru yaklaşım şöyle olmalıdır yapılan testler anormallik göstermiyor fakat yeme bozukluğu devam ettikçe tekrarlanması gerekir, fiziksel muyane ile saptanan malnutrisyonu laboratuar teyit etmeyebilir, bu sorun olmadığını göstermez. Semptomlar kronik ise, minör anormallikler sergileyebilirler. Kalori malnutrisyonunda nötropeni, anemi ve tiroid işlev anormalliklerinin hafif anormallikleri gözlenebilir. Bunlar kilo aldırmanın ötesinde farklı tedavi genellikle gerektirmezler.
Yeme Bozukluklarında Başlangıç Laboratuar Değerlendirmesi
Tam Kan Sayımı (Anemi ve nötropeniyi ekarte etmek için)
Biyokimya profili (elektrolitler, magnezyum, fosfor, transaminazlar, albumin, protein, BUN/kreatinin)
Tiroid İşlev testleri (düşük T3, Ötrioid sick sendromu)
EKG-aritmi, QTc anormallikleri
Akut faz reaktanları (Eğer tanı açık değilse ESR, CRP)
Yeme Bozukluğunda Anormal Olabilecek Laboratuar Testleri
FSH/LH, Östrodiol (Düşük değerlerde)
Gonadotropinler (Düşük değerlerde)
Kortizol düzeyleri (Yüksek değerlerde)
Serum Karoten (Yüksek düzeylerde)
Serum lipidleri, kolesterol (Yüksek değerlerde)
Mide boşalma çalışmaları (Normalden daha yüksek)
Kemik yoğunluk çalışmaları (Ostopeniyi gösterebilir)
Beyin görüntüleme (Azalmış beyin kitlesi)
Ekokardiyografi (azalmış kalp kitlesi ve azalmış kardiak output)
Pelvik ultrasound (Ovarian küçülme ve foliküler kistlerin azlığının görülmesi)
Devam eden süreçte aşağıdaki laboratuar testler istenir:
Yeme Bozukluğu Olan Hastayı İzlemede Faydalı Olan Laboratuar ve Radyolojik Testler
Tam kan sayımı
Serum elektrolitleri
İdrar elektrolitleri (Düşük klor kusmaya işaret edebilir)
Amilaz izoenzimleri (Yüksek tükürük izoenzimi kusmaya işaret edebilir)
Beslenme indikatörleri (örn. Albumin)
Böbrek işlevleri
Gayta guaiac
Fenolftalein için gayta incelemesi
Kilo iyileşmesi olduğu halde amonere devam ederse, tiroid, prolaktin, LH ve Fsh bakılması
Kemik densitometrisi (osteopeni, osteoporoz)
Yeme Bozukluklarının Tıbbi Komplikasyonları:
Yeme bozukluklarının çeşitli tıbbi komplikasyonları olabilir. her biri aşağıda tanımlanmıştır:
Yeme Bozukluklarında Tıbbi Sorunlar
Akut problemler
Sıvı ve elektrolit ve asit-baz dengesi anormallikleri
Kardiyak ritm bozuklukları
Gastroinestinal semptomlar
Gecikmiş gastrik boşalma
Konstipasyon
İrritabl kolon semptomları
Özafagial hastalık (Özafajit, rüptur)
Kronik Problemler
Büyüme geriliği
Pubertenin duraklaması
Amenore, oligomenore
Pik kemik kitlesinin kazanılmasında bozulma
Serebral atrofi
Kronik renal tubuler bozukluklar
Kronik yeme bozukluğunda potansiyel irreversibl problemler
Büyüme geriliği
Anormal pubertal durumlar
Kemik kitlesini kazanmada sorunlar
Üreme kapasitesinde anormallikler
Serebral atrofi
Kronik renal tubuler hastalıklar
Ani ölüm
Özafagial, gastrik rüptur
Ventriküler aritmi (hipokalemi, uzun QT intervali ve torsades de points)
Tekrar beslenme hipofostatemisi, konjestif kalp yetmezliği
Yeme Bozukluğunun En Yaygın Semptomlarının Komplikasyonları:
Uzamış veya Aralıklı Gıda Kısıtlamalarının Komplikasyonları
Azalmış istirahat enerji tüketim semptom ve bulguları
(hipotermi, hipotansiyon, ortostatik kan basıncı değişimleri)
Amenore,