Hatunca.NET Psikoloji ve Kadin Sitesi
 
 
 

Ana Menu

Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım

Psikoloji

Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları

İçerikler

Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv

Psikoloji Testleri

Eğlence Testleri
Kişilik Testleri

Yazarlar

Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
 
Anasayfa arrow Forum arrow Hatunca.net arrow Kültür-Sanat arrow BEYAZ PERDE
 
 
BEYAZ PERDE
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Ekim 14, 2008, 07:11:10 pm
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt

+  Hatunca.NET Forum
|-+  Hatunca.net
| |-+  Kültür-Sanat (Moderatör: paralelevrenler)
| | |-+  BEYAZ PERDE
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 [2] 3 4 5 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: BEYAZ PERDE  (Okunma Sayısı 13594 defa)
thethis
Ziyaretçi
« Yanıtla #15 : Mart 08, 2006, 12:57:01 pm »

Bense Fikret KUŞKAN hastasıyım.
Canlandırdığı bütün karakterlere daha fazla anlam yüklüyor , çok başarılı .
Ve küçük oyuncu Deniz ,bu kadar doğal oynayabilmesi,bazen oyunculuğun doğuştan olabileceğini gösteriyor.
Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 869



« Yanıtla #16 : Mart 10, 2006, 12:46:21 am »

Biz akşam ve gece seanslarını tercih ediyoruz. Devamlı gittiğim sinemanın makinelerinde teknoloji yenilemesi yapılıyormuş herhalde, bu yüzden akşam seansını geçici süre kaldırdılar. Bu süre içinde kaçırdığım filmlerin dvd sini alacağım artık.

 Babam ve Oğlum 'u izleyemedim ama hakkında çok şey duydum ve ve bir sonuca vardım:
 Yeni nesil Türk filmlerinde  iki çeşit durum ortaya çıktı.: Birincisi, gösterime girdiği ilk 1-2 haftada hasılatın çoğunu elde etmeye yönelik, sansasyonel ünlülerle, promosyon kampanyalarıyla, büyük reklam bütçeleri ve medya desteğiyle sunulan filmler. İkincisi ise daha düşük bütçelerle,  belki daha az promosyonla ve medya desteğiyle halka sunlan nispeten daha mütevazi filmler. Birinci türde, hasılat ve seyirci ile zaman, ters orantılı yürüyor. Yani zaman geçtikçe hasılat ve seyirci sayısında doğal olarak bir azalma başlıyor. Bunlara örnek olarak son zamanlardaki vizontele serileri, kahpe bizans, gora vb.  İkinci türde ise hasılat ve seyirci ile zaman arasında doğru orantı var. Bu filmler çok sansasyonel biçimde gösterime girmediği için ilk haftalarda fazla ilgi olmuyor ancak eğer film gerçekten kaliteli, güzel bir filmse, kulaktan kulağa yayılıyor, medyada haber oluyor ve ilk günlere nazaran seyirci ve hasılatında artış başlıyor.  Babam ve Oğlum' un da böyle bir film olduğu anlaşılmış oldu.
         

   İlhan, Woody Allen'dan bahsetmiş, O'nun için ayrı bir paragraf açalım.
 
   Woody Allen'a karşı özel bir hayranlığım yoktur, ancak seviyorum  ve farklı buluyorum oynadığı karakterleri. Bana göre en önemli farkı, oynadığı karakterlerin hepsinin bir derinliğinin olması.  Woody Allen'ı seyrederken sanki  klasik bir Avrupa filimi seyrediyormuş havasına giriyor insan. Filmlerinde hep,  kişilerin insani yönüne vurgu yapan ya da hayatın anlamını sorgulayan ya da hayatla olan mücadelesinde içine düştüğü trajikomik durumları anlatan karakterlerde oynamıştır. Belki hiçbir zaman bir Jön olamayacak olmasındandı senaryolarda daha çok bu tür rollere uygun bulunması.  O ise üzerine düşeni fazlasıyla yaptı bence ve oynadığı rolerin hakkını verdi. CNBC kanalında  Woody Alan'ın eski filmlerini veriyorlar ara sıra. Rastlarsam seyrediyorum. "Akrebin Laneti" adlı filmini zevkle seyrettim.
                 

  "Maç Sayısı" nı da seyretmedim, hakkında çok duymuştum ve Woody Allen'ın yönetecek olmasından dolayı filmin Allen'ın gölgesinde kalacağı tahmin ediliyordu ancak film başarılı bir iş çıkarmış,  Allen'ın gölgesinde kalacağını düşünenleri yanılttı.
« Son Düzenleme: Mart 10, 2006, 12:53:20 am Gönderen: paralelevrenler » Logged
thethis
Ziyaretçi
« Yanıtla #17 : Mart 10, 2006, 06:45:39 pm »

TRT'yi anlayabilmiş değilim .Bu kadar güzel filmleri saat 23:00 'te başlatıyor.
Herhalde reyting kaygısı yok.Dünakşam yine TRT 2 deki filme takılı kaldım , saat 02:00 'ye kadar.
Filmin adı BOLLUK ÜLKESİ, diye verildi.Jenereği göremedim.

İlkbaşını kaçırdım ,anladığım kadarıyla iki kardeş var, birbirlerini pek sevmeyen,anlaşamayan.Kız olan Afrika'ya gönüllü yardım elçisi olarak gitmiş ve bir kızı olmuş.
Film erkek kardeş üzerinde dönüyor.Vietnam savaşına katılmış , psijkolojisi bozuk , kendini ajan sanıyor ve sözüm ona ABD 'yi teröristlere karşı koruyor . Bu 11 Eylü ikiz kulelerin yıkılmasından sonra ABD nin paranoyaklığını anlatıyor bu askerle.Herkesi , özellikle Orta doğulu tipleri izlemeye alıyor , hareketlerinden anlam çıkarıyor.İzlediği otadoğolu öldürülüyor , bunda da Suudi Arabistan ın parmağının olabileceğini düşünüyor .Bu arada kız kardeşi oralarda ölmüş , kızını ona emanet eden mektuplar göndermiş.Sonuç olarak izlediği kişilerden hiçbirşey çıkmıyor,gayet kendi halinde insanlar.
Dayı ve yeğen filmin sonunda konuşuyor:
(Kız da hayalindeki Amerika ile gördüğü Amerika arasında hayal kırıklığı var.)
Kız diyor ki
--- İkiz kuleler yıkıldığında Afrika da herkes alkışladı.
-- Neden ? Alkışlayanlar terörist miydi?
---Hayır,sıradan insanlardı. Sustum Sustum :-XYanlış giden birşeyler var , Amerika dan nefret ediyorlar.
---Ama o kulelerde 3000 kişi hayatını kaybetti.
--- Evet , doğru ama bu ölen kişiler kendi adlarına daha fazla kişinin ölmesini istemezlerdi,diyor kız...

Ne yazık ki ,bu filmi seyretmemiş ya da seyredip anlamamış bir başkanları var.
Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 869



« Yanıtla #18 : Mart 26, 2006, 10:47:08 pm »

The Butterfly Effect :   Salı akşamı televizyonda "Kelebek Etkisi" adında çok farklı bir film yayınlanacak. Bu filmi herkese tavsiye ederim. Yalnız filimi seyretmeden önce, Kelebek Etkisi Teorisi konusunda mutlaka bir ön bilgiye sahip olmanız gerek, ancak bu şekilde filmin özüne ulaşabilirsiniz. Şimdi filmi anlatmak istemem ama kısaca şöyle açıklayayım. Herkesin hayatında keşkeler vardır, geçmişe dönüp değiştirmek istediği olaylar vardır. Acaba gerçekten geçmişe dönüp yaşadığımız olayları değiştirebilseydik, daha sonra herşey bizim istediğimiz gibi mi olurdu, olayların akışını değiştirmek bizi ne kadar mutlu edebilirdi, yoksa herşey daha mı kötü olurdu?

Film salı akşamı KANAL D de verilecek .  Sonundaki stop crying your heart şarkısını dinlemenizi öneririm. Tabi kanal D gıcıklık yapıp kesmezse.
Logged
ligeneli
Ziyaretçi
« Yanıtla #19 : Mart 27, 2006, 12:05:08 am »

bu filmi dvd de izlemiştim.gerçekten çok etkileyice bir film hayata bakış konusunda izlemkede fayda var......modern yaşamın insana kattıklarının yanında alıp götürdüğü şeylerin insan üzerinde ki etkileri.....özellikle çocukların geleceklerini nasıl etkilediğini tam görebiliriz.........bende izlenmesini öneririm.......
hata yapmak bize çok şey öğretir ama o hataların tekrarını yapmamak,en iyisi....onu düzeltsekde beynimizde gerçek yaşamda yaptıklarımızın etkileri devam ediyor.....
Logged
thethis
Ziyaretçi
« Yanıtla #20 : Mart 27, 2006, 11:09:29 pm »

Kelebek Etkisi'ni izlemiştim ben. Ama şu an tek hatırladığım ,çok sıkılıdığım...

Anlamsız gelmişti galiba.Kelebek Etkisi Teorisinden bahsedersen biraz , yarın akşam tekrar bir bakarım ...
Kaçırdığım ya da anlamadığım neydi acaba? Masum
« Son Düzenleme: Mart 27, 2006, 11:30:35 pm Gönderen: thetis » Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 869



« Yanıtla #21 : Mart 28, 2006, 04:02:57 am »

bu filmi dvd de izlemiştim.

Evet, İlk defa seyredilecek filmleri kesinlikle sinemada ya da dvd de seyretmek gerek. Özel kanallar maalesef  insana film seyretme zevkini yaşatmıyorlar.  Aslında onun da bir çaresi var, ne olduğunu sonra yazarım.



Kelebek Etkisi Teorisinden bahsedersen biraz , yarın akşam tekrar bir bakarım ...
Kaçırdığım ya da anlamadığım neydi acaba? Masum

Tamam biraz bahsedelim. Eksiksiz bilimsel açıklamasını internetten bulabilir herkes ama şimdi aklımda kaldığı kadarıyla biraz sözedeyim kelebek etkisi teorisinden:  Hangi yıllarda olduğunu hatırlayamayacağım, sanırım 60 'lı yıllarda  bir bilim adamı ortaya koyuyor bunu ve tüm bilim çevrelerince tespitleri yapılıp onaylanıyor bu görüş.  Teoriye göre, dünyanın bir ucundaki bir kelebeğin kanat çırpışıyla yarattığı hava akımı veya kozmik hareketlilik, dünyanın öbür ucundaki bir yerde fırtınalara sebep olabiliyor. Bu ve buna benzer olayların simülasyon araştırmalarında ise gerçektende,  ilk bakışta birbirleriyle alaka içinde olma olasılığı "sıfır" olan değişkenler birbirlerinden etkileniyorlar.  Bu, işin doğa kısmı. Bir de bunun insan hayatının gidişatıyla ilgili kısmı var. Bizim gözümüze ayrıntı ve önemsiz gibi görünen olayların, aslında hayatımızda ne büyük değişiklikler yaptığını, aslında ne yaparsak yapalım, gözden kaçırdığımız en ufak bir ayrıntının olayların akışını nasıl değiştirdiğini anlatan bir teori.   İşte bu film, bu teoriyi esas alarak bir hikaye anlatmış.  Tabi tam olarak bu şekilde mi anlatılmış yoksa farklı mı? onun yorumunu da filmi bir kez daha seyrettikten sonra yapalım.
Logged
thethis
Ziyaretçi
« Yanıtla #22 : Mart 28, 2006, 12:21:20 pm »

Alıntı
Teoriye göre, dünyanın bir ucundaki bir kelebeğin kanat çırpışıyla yarattığı hava akımı veya kozmik hareketlilik, dünyanın öbür ucundaki bir yerde fırtınalara sebep olabiliyor
.

Dünyanın bir ucundaki küçük bir serçenin ya da kartalın kanat çırpışında, meydana gelen hava akımı,öbür tarafı nasıl etkiliyormuş?Düşünmesi bile korkunç... Şaşırmış Şaşırmış Şaşırmış
Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 869



« Yanıtla #23 : Nisan 19, 2006, 07:38:55 pm »

Evet gerçekten insanın düşünce sınırlarını zorluyor. Biraz geç olduğunun farkındayım. Dağ başından sınırlı süreliğine merkeze indiğimden yeterli zamanım yok.  Geri döndüğümde filmden ve teoriden bahsedeceğim. Yakında.....
Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 869



« Yanıtla #24 : Mayıs 14, 2006, 02:58:57 am »

Bu filme dikkatleri çekmemdeki amacım kelebek etkisi teorisini işleyen tek film olmasıydı. Fazla irdeleyemiyorum çünkü bu konuyu işleyen başka film yok, bu yüzden daha iyisi yapılana kadar en iyisi bu.

 Benim  filmden çıkardığım sonuç: Eğer geçmişte pişmanlık duyduğumuz veya değiştirmek istediğimiz bir şeyi değiştirme şansımız olsaydı, o değişikliğe uğramış halimiz şu anki halimizden daha iyi olmazdı. Daha çok yorum yapılabilir bu konular hakkında.

 Bu filmi amerikan - gençlik havasında değilde, daha bilimkurgu dram türünde çekselerdi daha iyi olurdu bana göre. Bu mükemmel konu biraz güme gitmiş. Filmin final sahnesi de oldukça hüzünlüydü. Geçmişine dönüp kız arkasdaşının çocukluğuna gidip ve onun gelecekteki iyiliği için  ona " benden uzak dur, sakın yanıma gelme" demesi,  kızın o hali ve uzaklaşması oldukça hüzünlüydü. Kelebek Etkisi teorisini iyi anlatmış. 15 yıl önce kıza söylediği " sakın yanıma gelme" cümlesini, dünyanın bir tarafındaki bir kelebeğin  kanat çırpışı olarak alırsak, 15 yıl sonunda oğlanla kızın birbirini hiç tanımayan iki yabancı haline gelmesini de, dünyanın öbür ucunda çıkan fırtınalara benzetebiliriz.

  Kehanetim tuttu, şarkıyı kestiler. İlk dinlediğimde daha farklı gelmişti bu şarkı bana. Aslında önemli olan şarkının melodisi değil, sözleri.   Sonuç olarak; oğlan, kız arkadaşının ölümünü kabullenemeyip geçmişe gidip olayların akışını defalarca değiştirdi ama ortaya çıkan her alternatif yaşam,  ya kendisini ya da çevresindekileri daha da mutsuz etti. Filmin sonunda birbirini hiç tanımayan iki insan haline gelen oğlanla kızın birbirlerine bakışı nasıldı ama...  Filmin konusuyla şarkının sözleri tam isabet. 


OASIS  -  kalpten ağlamayı bırak

dayan.. bekle.. korkma
olup geçenleri asla değiştiremeyeceksin
gülümse.. parla.. korkma
kaderin seni sıcak tutar

tüm yıldızların ışıkları sönüp gittiği için
endişe etmemeye çalış, onları birgün yine göreceksin
ihtiyacın olanı al ve yoluna devam et
ve kalbinin haykırışını durdur.

kalk hadi.. neden korkuyorsun
olup bitenleri asla değiştiremeyeceksin.



 OASIS -  stop crying your heart out

Hold up... hold on... don't be scared
You'll never change what's been and gone
May your smile... Shine on... Don't be scared
Your destiny may keep you varm.

Cos all of the stars are fading away
Just try not to worry you'll see them some day
Take what you need and be on your way
And stop crying your heart out

Get up... Come on... why you scared
You'll never change what been and gone






Bu arada, çok az kişide olan, Oasis'in 500 bin kişiyle aynı anda söylediği "wonderwall" şarkısının  canlı performansını sayfama yüklediğimde dinleme şansınız olur. Göz kırpan
« Son Düzenleme: Mayıs 14, 2006, 03:00:45 am Gönderen: paralelevrenler » Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 869



« Yanıtla #25 : Mayıs 26, 2006, 03:08:08 am »

Son Durak 3 ( Final Destination)        : İki gün içerisinde

 Da Vinci Şİfresi ( The Da Vinci Code)  : Yakında
Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 869



« Yanıtla #26 : Mayıs 28, 2006, 02:09:50 am »

Nisan ayında Ali Poyrazoğlu'nun "Ben Ekiden Küçüktüm" adlı oyununa gitmiştim ama burada bahsetmeyi unuttum. Utandım  Zaten Ali Poyrazoğlu hakkında atıp tutacak değilim. Sadece "mükemmel" diyebilirim kendisi için. Bu arada burayı sadece "beyaz perde" olarak kullanmak daha iyi olacak ama isteyen diğer gösteri sanatlarından da sözedebilir tabi.

 
  Son Durak 3  Son Durak ilk gösterime girdiğinde konusunun orjinalliği farklılığı nedeniyle  tüm dünyada çok büyük ilgi görmüştü.  Sanırım 2000 ylılında gösterime girmişti ve ilk izlediğimde ben de çok hoşlanmıştım. Sinemadan çıkınca insan bir süre paranoya olmaktan kurtulamıyor. Daha sonraki serilerinde ise artık alıştığımız için ilk filmdeki gibi etkilenmedik, ilk filmi izleyenler daha iyi anlayacaklardır.

 Son Durak serilerinin türü: gerilim. Bir takım insanlar, diğer insanlardan farklı olarak bazı özel ön sezilere sahipler. Bunlar, olacak kötü olayları sezebiliyorlar. fakat sezmeden de öte, bunu bizat beyinlerinde yaşıyorlar. Ancak önlerindeki tek engel, olacak olan bu kötü olayları millete inandırmak değil, aynı zamanda bir insan gibi hareket eden ölümün bir sonraki hamlesini çözebilmek. 

 Özel önsezilere sahip bu insanlar, bir kazayı veya bir felaketi önleyince, o felakette ölmesi gereken diğer insanlar kurtuluyor. Ve olay da bundan sonra başlıyor. Ölüm enerjisi, normal zamanında ölmemiş bu insanların peşine düşüyor. Ölüm, bilinçli bir enerji gibi hareket ediyor. Kazadan veya felaketten kurtulan kurbanlarına çeşitli tuzaklar hazırlıyor. Bu tuzakları seyrederken aslında ne kadar tehlikelerle dolu bir ortamda yaşadığımızı hissettiriyor izleyiciye. Dikkatimizi çekmeyen ufak bir ihmalkarlıktan sonu ölümle biten bir ağ kuruyor ölüm enerjisi.  Filmin kahramanları bu enerjiyi durdurmak için çeşitli ip uçlarını çözmek zorundalar.
 
 3. filmde, ön sezilere sahip bir kızın, lunaparkta az sonra binecekleri trenin hidroliklerindeki arızayı sezmesiyle olaylar başlıyor. Hayalinde, hız trenine binen kendisi de dahil bir çok arkadaşının kazada öldüğünü görüyor. Sonra, tren tam kalkmak üzereyken, bazı arkadaşlarını trenden indirmeyi başarıyor.. bazıları ise çeşitli tesadüfler sonucunda trenden iniyor. Kalan yolcularıyla hareket eden tren raylardan çıkıp aşağı düşüyor ve trendekiler ölüyor. Fakat ölüm enerjisi, trenden inip kurtulanların peşini bırakmıyor.. Kahramanlar, ipuçları çözüp enerjiyi atlatabilecekler mi? Seytertmeyenler için daha fazla ayrıntıya girmiyorum.
 
 Bence filmin konusu çok garip. Ana hatlarıyla  kurgu ama ... filmi seyrederken kader olgusunu da sorguluyorsunuz.. fikirler ediniyorsunuz.   Bana göre Son Durak 3 mükemmel bir gerilim filmi değil, ama esrarengiz olayları sevenler için iyi bir seçim.

Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 869



« Yanıtla #27 : Temmuz 11, 2006, 01:54:03 am »

Da vinci şifresini yorumlayacaktım, vazgeçtim. O'nu başkaları yorumlasın. Ben girersem zor çıkarım. Onun yerine   The Omen'i yorumlayacağım.
 
The omen'in  fragmanını Son Durak filmine gittiğimizde görmüştük. Yaklaşık 1 dk lık fragman, insanı ürperten bir şeydi. Bir filmin fragmanı, o filmin yarısıdır diye bir söz duymuştum. Eminim dünyada da milyonlarca kişi sırf bu kısa görüntünün hatrına seyretmiştir bu filmi.
 
 Sadece senaryodan bahsetmekle bu filmi yorumlayamayız. Önce "The omen" olgusunu incelemek gerek.  The omen'in anlamı şeytanın oğlu. Bu flilm 70'li yıllarda çekilmiş ilk olarak. Bu ise, o filmin hollywood versiyonu. 70'li yıllarda bu filmi seyredenler, eski çekilen the omenin yeni çekilenden daha ürkütücü olduğunu söylüyorlar. Varsa eğer orjinalini seyredenler, alalım yorumları. Filmin konusu aslında çoğunlukla hristiyan aleminde, ve diğer dinlerin de bazı kesimlerince benimsenen bir inanışa dayanıyor. İnanışa göre, dünya çeşitli kritik döngülerden geçiyor. Herşeyin sonu olduğu gibi dünyanın da bir sonu var. Dünyanın sonunun (kıyamet) gelişinin ise çeşitli dinlerde bazı alametleri vardır. Bu alametlerin çoğu dinden dine farklılık göstermez, aynıdır. Bir iki tane de farklı kıyamet alametleri vardır dinlerin kendi inanışlarına göre. Mesela bazı yorumcular, Kuran'da kıyamet alametlerinden biri olarak, insanları canice öldüren ve bir türlü durdurulamayan bir yaratıktan bahsederler.  The omen filminde bu yaratığın kim olduğuna dair bir sürprüz var.. filmi anlatırken yazacağım. İnanışlara göre, kıyamet çeşitli olayların meydana gelmesiyle yaklaşmaktadır. Bunlar filmde de aynı şekilde gösterilmiş. Değişen iklim ve buna bağlı olarak oluşan doğa felaketleri, seller, depremler, hortumlar kasırgalar, tsunamiler ve ölen milyonlarca kişi. Bir türlü azalmayan, daha da fazla artan savaşlar, devamlı birbirlerini  öldüren insanlar; (filmde İsrail- Filistin savaşından görüntüler veriyor. Ayrıca tsunami felaketinden de görüntüler veriyor ). Kıyametin alametlerinden biri olarak inanılan ve bu fimin de konusunu oluşturan şeytanın bir insan bedeninde bedenlenmesi konu alınıyor. Bu tarih çok öncelerden beri bilinen bir tarihti. Hatta bizim güncel olarak içinde bulunduğumuz tarih. 06.06.2006. Çeşitli inanışlara, şifrecilere, kahinlere ve dinlere göre, dünyanın son virajı olan kıyamet döngüsü 6 haziran 2006 olarak gösterildi yıllarca.  Yaklaşık bu tarihlerde veya bu zaman diliminde ( çünkü tarihi hiç bir kesim net olarak veremiyor)  şeytanın yeni doğan bir insan bedeninde bedenleneceğine, politikada söz sahibi olup kitlelere hükmedeceğine, insanlar arasında kin ve nefret yayacağına, savaşlar çıkaracağına, ve tüm kötü ruh ordularıyla insan ruhunu esir almak için hücum edeceğine inanılıyor. Bu noktada hemen bununla ilgili güncel bir örnek de verelim. Mesela internetin keşfedilmesi, yayılması da , kıyamet alameti ve şeytanın bir oyunu olarak gösteriliyor bir çok inanışa göre. Bilindiği üzere internetin anahtar simgesi "www" dan oluşan üç harftir. Bu "w" harfi  tam olarak ne olduğunu hatırlayamadığım bir simgesel alfabede "6" rakamına denk geliyor. Üç tane "w" ise üç tane "6" anlamına geliyor. Yani  haziranın 6'sı, Aylardan 6. ay, Yıllardan 2006 oluyor ve  bu ürkütücü sonuç ortaya çıkıyor. 666 : Bu rakam uğursuz rakam olarak kabul ediliyor. Kimilerine göre tesadüf, kimilerine göre gerçek, bana göre ise soru işareti.. çünkü bu konuda kesin bir kanaat edinecek kadar araştırma yapmadım.

Filme geçmeden önce filmin vizyona giriş hikayesini de anlatmak gerek. Daha ürkütücü olması için bu film tüm dünyada 06.06.2006 tarihinde vizyona girecekti. Yalnız bir çok yerde aksilikler çıktı ve o tarihte vizyona giremedi. Türkiye'de ne olduğunu sanırım  herkes hatırlıyor. Haziranın başında Atatürk Hava Limanının kargo bölümünde büyük bir yangın çıktı ve yangın çok zor söndürülebildi." İyi de filmin giriş tarihiyle ne alaksı var" diyeceksiniz. 06.06. 2006 tarihinde gösterime girmesi planlanan  filmelerin bantları, Atatürk hava limanındaki kargo bölünde bulunuyordu ve filmler yandı.  Bazı insanlar bu olayı, tıpkı "büyü" filminin galasında çıkan yangına benzettiler. Film, tasarlandığı gibi 6 haziranda gösterime giremedi herhalde.. yani yetişemedi.
 
Film için özet düşüncemi baştan söylemiştim. Herkesin olduğu gibi benim de en beğendiğim yanı fragmanı oldu. Çok büyük hayalkırıklığı yaşamadım ama beklediğim kadar da iyi değildi Aslında iyi başladı. Kıyamet alametlerini gösteriyordu. Hele şeytanın bedenleneceği zamanın göstergesi olan kuyruklu yıldızın dünyaya teğet geçme sahnesi etkileyiciydi. Bu sahneler muhteşem müziklerle desteklenmiş ve iyi film olacağa benziyordu. Ancak dakikalar ilerledikçe klasik korku film efektlerie girildi.. Filmde iyi gitmeyen bazı şeyler vardı. Mesela Mia Farrow. Bu kadın dünya tatlısı bir oyuncudur, kalkıpta bu kadına şeytanın hizmetkarı rolü verilince, insanlar dumura uğruyor tabi. Ayrıca şeytan olarak seçilen çocuğun suratı hiç ürkütücü değildi. Arabanın içinde giderken çocuğun  annesine bir saldırış sahnesi vardı ki, gülmemek elde değildi. (ben gülmedim ama gülenleri de ayıplayamadım) Elbette konusu itibariyle korkutucu bir filmdi, korku sahneleri de vardı.. yalnız bu sahnelerin bazıları,  yüksek sesle insanları koltuklarından zıplatma esasına göre hazırlanmıştı ki.. ben de dahil bir çok kişi artık bu sahneleri yutmuyor. Çocuğun suratı bir şeytan rolü için fazla güzeldi. Bunun dışında müzikler çok iyiydi. Ve filmin sonundaki sürprüz sahne: şaşırdım nasıl engellenmedi bu film diye. Küçük şeytan filmin sonunda kimin elini tutuyor dersiniz: Amerkan başkanı George Bush'un. Yani filmde, kıyamet alameti olarak kabul edilen ve insanları birbirine düşürüp savaşlar çıkaracak olan yaratık olarak Bush gösteriliyor.
 
Hollywood'da son zamanlarda gördüğüm bir hata; çok iyi konuları o kadar iyi olmayan filmlerle harcıyorlar. Bu noktada, kötü ruh serileriyle ilgili hakkını en fazla veren ve en gerçeğe yakın film benim için hala "şeytan çarpması"  orjinal adıyla "the exorcism of  Emiliy Rose".  Aslında The Omen de gerçekçi sahnelerle başladı ama sonunu getirmedi.

Bu filmle ilgili başka insanların da yorumlarını okumak isteyenlere:  http://www.beyazperde.com/filmyorumlari/2961 
genel bilgiler için: http://www.beyazperde.com/film/2961

 
Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 869



« Yanıtla #28 : Temmuz 16, 2006, 03:34:30 am »

"the omen" in fragmanından bahsetmiştim

   http://www.youtube.com/watch?v=MvjZ8iOV9dM&mode=related&search=the%20omen%20%20trailer

   
  Bu arada,  Kelebek etkisini kaçıranlar için Kanal D yeniden veriyor. İmkanı olan videosunu seyretsin. Televizyonda seyredilecek bir film değil.
Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 869



« Yanıtla #29 : Ağustos 22, 2006, 04:40:51 am »

Karayip Korsanları "ölü adamın sandığı" ( Pirates of the Caribbean "deadman's chest)  bence iyi bir filmdi. Devamı gelecek çünkü filmin sonundan bu anlaşıldı. Hem macera hem fantastik bazen de komedi unsurlarını içeren film bana göre iyi bir iş çıkarmış.  Olaylar arasındaki bağlantılar biraz karmaşık belki biraz gereksiz ayrıntılara girmişler ama bunun yanında zekice hazırlanmış ayrıntılar da vardı.  Görüntü efektleri iyiydi.

Filmin afişlerinde +13 yaş sınırı vardı ama maaşallah sinemaya çoluk çocuk gelmiş millet, bebeklerin zırıltısı içinde film seyrettik. O annelerin gözlerine +13 yaş sınırı olan afişleri sokmak geldi içimden.  Neden çocuklar vardı diye garipsemeyin, çünkü Türkçe dublajlısına gitmek zorunda kaldık.  Üzgün Orjinalinde yer bulamadık  Dil çıkaran

diğer yorumlar: http://www.beyazperde.com/filmyorumlari/2048



Logged
Sayfa: 1 [2] 3 4 5 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.1 | SMF © 2006, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 4.323 Saniyede 17 Sorgu ile Oluşturuldu