Ana Menu
Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Psikoloji
Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları
İçerikler
Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv
Psikoloji Testleri
Eğlence Testleri
Kişilik Testleri
Yazarlar
Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
Anasayfa
Forum
Hatunca.net
Kültür-Sanat
BEYAZ PERDE
BEYAZ PERDE
Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Ekim 12, 2008, 01:59:57 am
Hatunca.NET Forum
Hatunca.net
Kültür-Sanat
(Moderatör:
paralelevrenler
)
BEYAZ PERDE
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« önceki
sonraki »
Sayfa:
[
1
]
2
3
4
5
Gönderen
Konu: BEYAZ PERDE (Okunma Sayısı 13529 defa)
paralelevrenler
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 869
BEYAZ PERDE
«
:
Şubat 10, 2006, 04:08:44 pm »
En kötü filimler forumunda tartışılan "
akıl oyunları
" ve
forrest gump
"
Akıl oyunları ( a beautiful mind ) Amerikalı ünlü matematikçi John Nash'in hayatını anlatan gerçek bir hikaye. Hatta bir ara Nash tatil için Türkiye'ye de gelmişti ve basının ilgi odağı olmuştu. John Nashin başarısının ve özelliğinin ana noktası, hastalığının farkında olması ve bir şeylerin ters gittiğini kabullenmesiydi. Hem gerçek hayatının hem de filimin anahtar sahnesi olan "karısının desteği " unutulmayacak en önemli sahne çünkü Nash'i, ömrünü akıl hastanesinde geçirmenin eşiğinden kurtarıp nobel ödülü alacak seviyeye gelmesinin tek sebebi o meşhur sahne. Film büyük ihtimalle Kanal D de tekrar verilir, o ana dikkat edin: Nash'ın hastalığı ilerlemiş ve hallüsinasyonlar en üst seviyeye çıkmıştır. Garip davranışlar ve paranoyak haraketler, eşiyle yaptığı aşk evliliğini sarsmaya başlamıştır. Öyle ki, kendisini çok seven eşi artık Nash'in hareketlerinden korkmaya başlamıştır. Nash, eşini korkuttuğunun farkındadır ama elinden bir şey gelmemektedir. Ona zarar vermekten korkan Nah, eşinin kendisinden uzak olmasını istemektedir. Karar verilir. Nash'in doktoru gelip, eşini alıp evden uzaklaştıracaktır, Nash'in tedavisi süresince eşiyle aynı ev paylaşılmayacaktır. Veda sahnesi oldukça hüzünlü. Birbirine aşık iki insan ama Nash çok sevdiği aşkına zarar vermemek için tek başına yaşamak zorunda. Aşıklar sarılıp öpüşürler. Karısının ayakları gitmemektedir, gönlü razı olmamaktadır aşkını yalnız bırakmaya ama buna mecburdur. Doktor vedalaşmanın sona ermesini bekler. Zar zor ayrılırlar. Nash çok sevdiği ve ihtiyaç duyduğu eşine "gitme" demek istemektedir ama diyememektedir. Doktor ve eşi evin merdivenlerinden aşağı inerler. Giderken attıkları her adımın sesi Nash için bir çöküş olmaktadır. Nash sonunun geldiğini ve bu durumu kabullenir bir edayla kafasını öne eğer. Doktorun ve eşinin gidiş sesleri duyulmaktadır. Araba çalışır ve gider. Nash artık amansız hastalığıyla ve bomboş bir evle başbaşadır. Üstelik çok sevdiği eşinden de uzak. Derken bir ses duyar Nash, adım sesleri, kapının önünde biri belirir, kapıya doğru bakar: karşısında eşi durmaktadır. Eşi, her türlü tehlikeyi göze alarak Nash'i bu zor döneminde tek başına bırakmayı reddedmiştir, Doktor tek başına evden ayrılmıştır. Gerçek aşkı kelimelerle anlatmaya kalkmak yerine, bakınız: "Akıl oyuları" Nash ve eşinin buluşma sahnesi.
Bu amansız yolda beraber yürürler ve engelleri aşarlar. Şizofreni ağır ve zorlu bir hastalıktır. Nash'in gördüğü hayaller tam olarak geçmez ama en az seviyeye iner, daha doğrusu Nash bunların birer hayal olduğunu bilir. Aldığı Nobel ödülü ise işin sadece ekstrasıdır bana göre. Daha önemlisi; aşk galip gelmiştir.
----------------
Forrest Gump
Elbetteki saçma sahnelerle dolu ama çoğu kişi bu saçma sahnelere takılıp ince mesajlar verilen bu güzel filme haksızlık ediyor bana göre. Asıl olay buzdağının arkasını görebilmekte. Bir çok saçmalık ya da komedi bombardımanın aralarına serpiştrilmiş "anne fedakarlığını" ve "aşktan vazgeçmeme" konularını nasıl gözden kaçırırız? Ayrıca kimse sorgulamadı mı bu filmi seyrederken "deliler gerçekten deli midir" diye... daha ne olsun?
Anne fedakarlığının böylesi: Forrest zeka seviyesi düşük bir oğlan çocuğudur. Ama çok düşük değil, sanıyorum IQ olarak normalden bir kaç puan düşük.Annesi O'nu sevgiyle ve fedakarlıklarla tek başına büyütmektedir, kocası ölmüştür. Forrest, bu ufak zeka farkı yüzünden okullara kabul edilmemektedir ama anne yüreği ya bu, okul müdürlerine dil dökerek bu ufak farkın sorun teşkil etmeyeceğine, Forrest'in diğerlerinden aşağı kalmaması için herşeyi yapacağına ve O'nu özel olarak eğiteceğine dair diller dökmektedir.. ama bu çabaları sonuçsuz kalmaktadır.. Forrestin hayatta annesinden başka kimsesi yoktur ve annesinin başına bir şey geldiği takdirde Forrest bu zavallı haliyle hayatta yapayalnız kalacaktır, bu yüzden annesi O'nun eğitimine çok önem vermektedir. Yine dil döktüğü bir okul müdüründen olumsuz yanıt alır ama müdür anneyi gözüne kestirmiştir. Tahmin edeceğiniz ahlaksız teklif gelir ve bunun karşılığında oğlunu okula kabul edebileceğini ima eder. Anne ne yapar sizce?
Gece vaktidir... Forrest, evlerinin bahçesinde oturup müdürün evlerinden çıkmasını beklemektedir. Müdür çıkar gider. Annenin yüzünde, oğlunu normal çocukların gittiği bir okula kaydettirmeyi başarabilmenin getirdiği bir menuniyet, az önce yaşadığı iğrençlik umurunda değil... çok mutlu.. oğlunu yatırır ve üzerini örter... Var mı bu sahneyi gözleri dolmadan izleyebilecek bir babayiğit?
Bu arada Forrest çocukluk aşkı ve aynı yerde büyümüş olan kıza aşıktır, Kızda buna aşıktır ama zaman geçer büyürler, kız çok güzel bir kız olur ve beraberlikleri imkansız bir hal alır, ve bakın bakalım zeka seviyesi düşük Forrest'in aşkını yaşayış biçimine.
------------------------------------------------
Son dönem gösterime giren, üç korku filminden ayrıntılar:
LANETLİ EV
,
TESTERE 2
,
ŞEYTAN ÇARPMASI
Korku furyasından arda kalanlar:
Lanetli ev:
Her ne kadar klasik amerikan korku filmi gibi olacağını zannetsem de, beklediğimden daha iyi çıktı... Filmlerin sonunu önceden tahmin edebilme gibi çok sinir bozucu bir yeteneğim olmasına rağmen, filmin finalini önceden bilemedim.... ve sürükleyici bir öykü vardı.
Testere2:
Konusu çok güzel, çok orjinaldi ama içerdiği aşırı şiddettten dolayı zevk alamadım.. Bence bir korku filminde ne kadar az şiddet ve kan varsa kalite o kadar yüksek oluyor.. istisnalar var tabi.. Testere 2 filminde insanın tüylerini diken diken edecek siddet sahneleri var.. Ama finali harikaydı, herhalde kimse tahmin edemezdi dedektifin oğluna yardım eden kızın, oyunu hazırlayan adamın iş birlikçisi olduğunu.. final güzeldi..
Hatta bu testere filmindeki mesaj da çok tartışılmıştır çünkü filmden etkilenen bir çok kişi tıpkı filmdeki ölmek üzere olan kahramanın yaptığı gibi çılgınca planlara girişmişler, hatta bunu felsefe haline getiren tarikatlar bile kurmuşlar..
Şeytan çarpması:
Bunu hepsinden ayrı ele almak gerek.. Genelde korku filmleri bir kurgudan ibarettir.. Yani filim esnasında ne kadar gerilsek de bu adrenalin yükselmesinden sadece zevk alırım ben , korkmam. . Kötü ruh olgusu insanlık tarihi boyunca irdelenmiş tartışılmış ve merak edilen bir olgudur.. Gizemlidir çünkü ayrıntılarıyla bilmiyoruz, bilmediğimiz için korkuyoruz.. Öncelikle bütün insanlığın merekına hitap eden bu tarz filmlerin, belli bir dinin veya mezhebin propagandası haline dönüştürülmesi keyfimi kaçırıyor. Bu herşeyden önce diğer dinlere ve mezheplere saygısızlık.. Ben kötü ruh olgusuna ait bir şey seyrederken katolik mezhebinin gözüme sokulmasını istemiyorum.. Hiç bir mezhebin reklamının yapılmasını istemiyorum.. çünkü o zaman kimseyi tatmin etmek mümkün olmaz.. Mesela ben de bir müslüman olarak isterim ki; kötü ruh kızın bedeninden Kurandan bir ayet okunarak çıkarılsın.. bir protestan da ister ki; kötü ruhun kızın bedeninden çıkarılması için rahipten değil, Tanrıdan yardım istensin.. Bir başkası başka türlü ister.. Elbette şeytan filmi çekiliyorsa kıyısından köşesinden din dokunacak bu işe ama dünyada milyarlarca insan yaşıyor.. Herkesin merakını tatmin etmeye çalışan bir şey olsun, sadece bir kısım topluluğa yönelik bir şey değil.. çünkü kötü ruh olgusu bir kısım topluluğun değil, tüm insanlığın merakı..
Gelelim filme; açıkcası arkadaşlarla filme gitmeden önce, hikayenin gerçek bir olaya dayandığını bilmiyorduk. Filmin başında olayın gerçek bir hikayeden alındığının anlatılmasından sonra sinemadaki herkes birbirinin suratına baktı.. Diyeceğim o ki; zaten korkmaya hazır olanlar için daha baştan 1-0 yenik başlayacakları bir film.. Bu sefer ki efektler çok iyiydi ve insanı geren bir film yapmış Joniler.. Gerçekten insanın sinirlerini bozan bir film... mesela ilk şeytan filminde efektler çok abartıldığı için inandırıcılık konusunda sorun yaşamıştı bana göre, en azından ben çok etkilenmedim ama Şeytan Çarpmasında hiç abartılı bir şey yoktu, kızın makyajını o kadar iyi yapmışlar ve o kızda o kadar güzel oynamış ki, o kız filim çekimleri bittikten sonra belli bir süre kendine gelememitir, kendisinden korkmuştur muhtemelen.. Bu filmi seyredip o gece yatağına yatıp mışıl mışıl uyuyan kaç kız vardır dünyada acaba? Filmin gerçektende gerçek bir hikayeye dayanıp dayanmadığını bilemem ama gerçek olsa da olmasa da sinir bozucuydu ve kızların daha çok etkileneceği bir konusu vardı...
«
Son Düzenleme: Temmuz 11, 2006, 02:02:43 am Gönderen: paralelevrenler
»
Logged
zübeyir
Ziyaretçi
Ynt: Beyaz Perde-Tiyatro-Sergi
«
Yanıtla #1 :
Şubat 14, 2006, 05:26:49 pm »
paralel abi filim eleştirmenimisin mübarek
güzel eleştirmissin ama eksik elestirmissin. şeytan filimine bende gittim çok korkunçtu.
Samanlık sahnesini neden yazmadın? vallahi ben sinemadan çıkacaktımda kapı kapalıysa geri döndüğümde yerimi bulamam diye kaçamadım
1hafta gece 3 e kadar uyuyamadım.
ben aşk filimlerini daha çok severim. :-*Kasımda aşk başkadır. charliz teroon la bay matrixin oynadığı
Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 869
Ynt: Beyaz Perde-Tiyatro-Sergi
«
Yanıtla #2 :
Şubat 17, 2006, 05:06:11 pm »
Filim eleştirmeni değilim "mübarek".. ama olmayı çok isterdim.
"Şeytan" filimi konusunda ayrıntıya girmedim çünkü korku filimlerinin konularından çok fazla etkilenen insanlar var, onları korkutmanın bir anlamı yok. Ama şöyle bir uyarı yapmam gerek: korku filimlerin konularından çok fazla etkilenen insanlar Şeytan çarpması ( The exorcism of Emily Rose ) filimini seyretmesinler..
"Kasımda Aşk başkadır" ( sweet November ) 2000 li yılların başında gösterime girmişti. Keanu Reeves ve Charlize Theron un oynadığı filim vasat bir amerikan aşk filimi ama çok kötü değil bana göre.. Ölmek üzere olan bir kadının sevdiği adama acı çektirmemek için Ondan uzaklaşmaya çalışmasını konu ediyor.. yanlış hatırlamıyorumdur umarım.
Logged
thethis
Ziyaretçi
Ynt: Beyaz Perde-Tiyatro-Sergi
«
Yanıtla #3 :
Şubat 17, 2006, 05:10:13 pm »
En son CengizHan'ı izledim,çok sıradandı.Ama TV de dizi halinde gösterilen Cengizhan değilmiş.CengizHan Türk mü Moğol mu olduğu takıntısına saplandım,çözmeye çalışıyorum.
Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 869
Ynt: Beyaz Perde-Tiyatro-Sergi
«
Yanıtla #4 :
Şubat 17, 2006, 05:25:11 pm »
Ben de bunların dizilerini takip etmeye çalıştım ama dizileri takip edemiyorum ben, bu yüzden filimlerini tercih ederim..
«
Son Düzenleme: Şubat 17, 2006, 05:42:44 pm Gönderen: paralelevrenler
»
Logged
thethis
Ziyaretçi
Ynt: Beyaz Perde-Tiyatro-Sergi
«
Yanıtla #5 :
Şubat 23, 2006, 10:53:01 pm »
Arkadaşlar,
Bu gece 23:00 civarı TRT 2 de " GEL ve Gör "adlı film oynayacak.Benim çok etkilendiğim bir filmdi.Umarım aynı tadı tekrar alırım .Merak edenler bakabilir.
Logged
thethis
Ziyaretçi
Ynt: Beyaz Perde-Tiyatro-Sergi
«
Yanıtla #6 :
Şubat 24, 2006, 02:03:53 am »
Filmin başlarında şüpheye düştüm , benim gördüğüm film bu muydu diye?...
Çok ağır bir tempoda yüreğimi daraltarak ilerledi.Çoğu sahneleri unutmuşum ve tekrar aynı tadı verdi bana.
Buna "tat" demek de bir tuhaf ama çocuğun ifadesi ve film sonunda yüzünde acılardan oluşan kırışıklıklar ,çok etkiliydi.Ve de son sahnede , Hitler'in tüm resimlerine ateş etmesi ama çocuk resmine(annesinin kucağında), ateş edememesi, çok şey anlatıyordu.
Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 869
Ynt: Beyaz Perde-Tiyatro-Sergi
«
Yanıtla #7 :
Şubat 24, 2006, 04:12:57 am »
Evet, harika bir filimdi, sayende gerçek bir savaş filimi seyrettim. Ama önce TRT nin yaptığı bir absürdlükten başlayacağım. Bir filimde alt yazı tek dilde verilir. Aynı anda hem ingilizce hem türkçe alt yazı diye bir şey olabilir mi? İngilizce cümleyi okurken üzerine türkçe cümle biniyor, hadi türkçeyi okuyum diyorum, ingilizce cümle biniyor.Konuşmalar rusça. Yani demişler ki; ne türkçe bilenler, ne ingilizce bilenler ne de rusca bilenler filimden zevk alamasın. Rusca bilenlerin alt yazıya ihtiyacı yok ama ekranın yarısını türkçe ingilizce cümleler kaplıyordu.
"Gel ve Gör" : Bir kere amerikan harici bir yapıt olduğu hemen anlaşılıyor. Amerikalılar gerçek hayatlarında da rahat insanlardır ve hayal aleminde gezerler. Bu özellikleri filimlerine de yansır. Romantik, bilim kurgu, gerilim, polisiye her türünde az çok görürüz bu yaratıcılığı. Bunun çok kötü olduğunu düşünemem çünkü ortaya çok iyi amerikan filimleri de çıkıyor. Ancak bu hayalcilik savaş filimlerinde söz konusu olduğu zaman işte orada sorun var. Bizler savaş filimlerini genelde amerikan aksiyonu, teknolojik görüntü efektleri ve amerikan propagandası şeklinde seyrederiz. Bu da bize savaşın gerçek yüzünü ne kadar yansıtabilir? ya da amaç savaşın gerçek yüzünü yansıtmak mıdır, yoksa amerikan bayrağını bilinçaltlara kazımak mıdır, onlar ayrı mesele ama mesela bizler tarih kitaplarında da herhangi bir savaşı okurken; şu devlet şu devlete saldırdı, şu yendi şu antlaşmalar yapıldı şeklinde yüzeysel bilgiler okuruz. Savaşla ilgili ne kadar belgeseller de yapılsa, ne kadar hikayeler de anlatılsa, savaşın gerçek yüzünü ve dehşetini sadece ve sadece o savaşı yaşayanlar hissedebilir. Savaş anındaki insanların, özellikle çocukların psikolojisi ve savaşın insanları ne hale getirdiğini, okuyarak ya da seyrederek anlayabileceğimizi sanmıyorum. Bundan yola çıkarak Gel ve Gör filimi savaşın dehşetini anlatmaya en yakın filimdi. Savaşın dehşetini silahlarla, bombalarla ve bayraklarla anlatmaya çalışmaktan çok, insanların yüz ifadeleriyle anlatan bir filimdi.
Amerikan savaş filimlerinden de savaşın dehşetini anlatmaya en yakın iki filimden biri; Polonyalı bir piyanistin alman işgaliyle yaşadığı dehşet yıllarını konu alan Piyanist (the pianist) ki bu filimin yönetmeninin Rus asıllı Roman Polanski olduğunu hatırlatıyorum. Yani Rusların (doğuluların) savaşa bakış açısıyla, batılıların savaşa bakış açısı filimlerinden hemen farkedilebilir. Rusların savaş filimlerinde savaşın rezaleti, berbat birşey olduğu anlatılırken, Batılıların ( amerika - avrupa sineması ) savaş filimlerinde kahramanlık öyküleri anlatılır ve savaşa bir aksiyon olarak bakılır.. Piyanist filimi 55. Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye Ödülünü kazanmıştı.
Bir diğeri, Normandiya çıkarmasını ve bir amerikan askerini kurtarma operasyonunu konu alan Er Ryan'ı Kurtarmak (Saving private ryan). Yukarıda bahsettiğim gibi batılıların savaş filimlerinde kahramanlığın ve aksiyonun anlatıldığına dair en iyi kanıt bu filim. Milliyetçi mesajları görmezden gelip sadece savaş sahnelerine odaklanabilirsen, iyi filim. Mesela batı sinemasının olaylara bakış açısına iyi örneklerden biri de "Pearl Harbor" ve "Titanik" filimleridir. Daha sonra değiniriz.
24 Şubat tarihinde de Tv 8 de Jodie Foster'in oynadığı "mesaj" adlı filim var. Filimde Jodie Foster hiçbir dine ve Allaha inanmayan bir bilim kadınını oynuyor. Ancak yaşadığı bir tecrübe bütün hayatını değiştirir.
Logged
thethis
Ziyaretçi
Ynt: Beyaz Perde-Tiyatro-Sergi
«
Yanıtla #8 :
Şubat 24, 2006, 11:52:18 am »
Yazdıklarında haklısın.Amerikan sinemalarında illaki bir kilise sahnesi ve dalgalanan bir Amerikan bayrağı görünür,ne olursa olsun .alakasız bir filmde dahi karşılaşabilirsiniz.
Dediğin gibi bu filmde başrol oyuncusu flash bir isim değil,hiçbir oyuncu tanıdık değil.
Er Ryan 'ı Kurtarmak 'ta Tom Hanks vardı.Afganistan 'da Slvester vardı.
Filmin önemli bir özelliği kendi propagandalarını yapmadan , bayraklarını göstermeden ,tüm söylenen çirkin laflara (kışkırtıcı) bile cevap vermeden, insanca bir görüntü aktarması...
Çocukluğunu yaşayamayan bir çocuk varken ortada, Almam komutan affedilmeyi ve torunlarınla bir yaşam sürmeyi talep ediyordu.
Çocuğun bakışı nasıldı?
Tek kelimesiz yüzünde herşeyi ne düşündüğünü okuyabildik,hiçbir süsleme ,aksiyon olmadan.
Dünya insanı olabilmek önemli olan .Senin devletin , benim dinim, benim ırkım kompleksinden kurtarırsa insanlar birgün kendini,gerçek barışa ulaşabilir.
Yine son sahnede çocuğun resme attığı kurşunlarda ,eski filmler geriye sarıyordu yani keşke olmasaydı , yaşanmasaydı dercesine.Ve yönetmen(zaten kendisi de böyle bir savaşın içinde yeralmış ve gördüklerimin hepsini çekersem....(hatırlayamadım ama çok anlamlı bir laftı ,hatırlıyorsan tamamlar mısın)Ve yönetmen ,bu sondaki sahnelerle yaşanmışlıkları ya da yaşanacak olanları geri almaya ya da önlemeye çalışmış.
Filmin başında ortalıkta dolanan bir leylek vardı hani çocuk yürürken yumurtalara basmıştı,içinde yavrular olan ve leylek onları mı arıyordu?
Ölen bir inek ve vurularak düşen bir at bunlar detay görünen ama farkında olmadan etki bırakan sahnelerdi.
«
Son Düzenleme: Şubat 24, 2006, 11:54:40 am Gönderen: thetis
»
Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 869
Ynt: Beyaz Perde-Tiyatro-Sergi
«
Yanıtla #9 :
Şubat 25, 2006, 06:18:51 pm »
Bak Tom Hanks demişsin, unuttuğum birşey aklıma geldi. İlk başta Forrest Gump ile Akıl Oyunları hakkında yorum yapmıştım ama bu filimleri sürükleyen oyunculardan bahsetmemişim. Hemen kısaca yazayım: Forrest'ı oynayan Tom Hanks, Akıl oyunlarında ise ünlü matematikçiyi canlandıran Russell Crowe. İkisinin de performansları filimlere damgasını vurmuştu.
O sahneyi hatırlayamadım. Bir ara telefonla konuşuyordum, sanırım o sırada kaçırdım. Çocuk yumurtalara bastı ve kız yumurtaların başında ağlamaya başlamıştı ya.. daha sonra da kız oğlana " çocuk sahibi olmak istiyorum" demişti. Ben o cümleyi duyunca kızın içindeki annelik içgüdüsünü leyleğin yumurtalarını gözetleyerek tatmin ettiğini sandım. Yani o yuvayı kızın yaptığını, oğlan üzerine basınca onca emeklerinin boşa gittiğini düşünerek ağladığını sandım. Sonra oğlan da ağlamaya başladı ya.. ağlaması ne kadar da gerçekti.
Ben aslında ilk başlarda Brooke Shields'in oynadığı "Mavi Göl" (The Blue Lagoon ) adlı film gibi olacağını sandım. Mavi Gölde de ergenliğe gelmiş iki çocuğun vahşi doğada ve zor koşullar içinde cinselliklerini keşfedişlerini anlatıyordu. Gel ve Görde de savaş koşullarında yani yine çok zor doğa şartlarında iki ergenin hikayesi şeklinde geçecekmiş gibi başladı. Bataklık sahnesi çok iyiydi, nasıl çıktılar oradan şaşırdım.
TRT deki Denizler İmparatorluğu ve Cengiz Han'ı seyrettim. İkisi de çok farklı: yani otomobiller, binalar, karmaşa yok; gelenekler, adetler, kurallar ve disiplin var. Cengiz Han dizisi biraz daha bizi anlattığı için hoşuma gitti ancak çok bölüm kaçırdım galiba, bu yüzden olayları çözemedim
Logged
thethis
Ziyaretçi
Ynt: Beyaz Perde-Tiyatro-Sergi
«
Yanıtla #10 :
Şubat 26, 2006, 11:12:12 pm »
Film yönetmenleri konusunda bilgin varsa ve paylaşırsan iyi olur.
"Gel ve Gör" ün yönetmeni toplam beş film çekmiş, ilerki günlerde RASPUTİN oynayacak aynı yönetmene ait.Adını yine unuttum Klovski gibi birşey.
Bense o sahnede "leylek orda niye gezinip duruyor "diye düşündüm sonra aklıma , çocuğun yumurtalara basışı geldi , yavrularını arıyordu.
Bataklık sahnesi ilginçti de, niye girdiler o bataklığa?Çocuk ailesini arıyordu , zorzar karşıya geçtiler,eee n'oldu? Oradan tuhaf bir adam geldi kızı bataklıktan çekti.O sahnelerde resmen başım ağrıdı ,anlamak için çok uğraştım herhalde.
TRT 2 deki kadın sunucu , ne yazık ki kötü.Programı zor idare ediyor.
"Denizler İmparatorluğu"nu anlamamışsındır başından izlemediğin için .Ben o diziye tesadüfen denk gelmiştim ,ilk bölümleriymiş,o yüzden kaçırmıyorum.
Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 869
Ynt: Beyaz Perde-Tiyatro-Sergi
«
Yanıtla #11 :
Şubat 28, 2006, 02:10:45 am »
Sinema tarihi okumadığım için filim yönetmenlerini ayrıntılı olarak bilmiyorum ama yüzeysel olarak çoğu yönetmeni bilirim.
Gel ve Gör filminin yönetmeni Rus Elem Klimov. Ben de yeni öğrendim, daha önce duymamıştım. Rasputin'in belgeselini mi çekmiş filimini mi acaba?
Aslında bu filim hakkındaki en iyi yorumu bir otorite yapmış, demiş ki: "muhteşem bir filim, tam bir başyapıt ama ben sevmedim"
bana göre de çok iyi filimdi ama sanırım filimin kusuru fazla gerçek olmasıydı belkide. Bu filimde insan filime konsantre olmakta zorlanıyor, yani filim insanı çekmiyor çünkü filim gibi değil, herşey o kadar gerçek ki, sanki biri oğlanın hayatına girmiş ve gizli kamerayla olayları çekmiş gibi, yani hayatın süregelen sıkıcılığı aynen filimde de var. Oysa filimlerde seyirciyi koltuğa bağlamak için iyi bir kurguya ihtiyaç var. Bu filimde yönetmenin "aman ben insanları koltuğa bağlayayım, kimse ekranın başından kalkamasın" gibi bir düşüncesi olmamış, gerçek hayatın tüm olağan akışını olduğu gibi filime aktarmaya çalışmış.
Alıntı
TRT 2 deki kadın sunucu , ne yazık ki kötü.Programı zor idare ediyor.
TRT deki kadın sunucu evlere şenlikti.. fazla bakamadım ama iki üç dk bakmam bile yetti yani, hatta bir ara konuk adam, sunucunun cümlesini tamamladı, hani normalde sunucular konukların hatalarını düzeltir ya.., burada resmen bir komedi yaşandı, adam kadının cümlesini tamamladı, ben de afalladım, dedim "acaba sunucu bu adam mı" diye. TRT bir zamanlar spiker, sunucu yetiştiren bir kurumdu, bugün özel kanallardaki iyi sunucuların çoğu TRT den yetişmedir. Şimdiki hale bak, ama TRT de daha buna gelinceye kadar ne skandallar dönüyor !!! Kış olimpiyatlarını bile canlı vermiyor, üstelik ilk defa buz pateninde yarışan Tuğba'ya rağmen
Logged
paralelevrenler
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 869
Ynt: Beyaz Perde-Tiyatro-Sergi
«
Yanıtla #12 :
Mart 06, 2006, 01:11:53 am »
"Babam ve Oğlum" SİYAD Türk sineamsı ödüllerinde 6 dalda ödül almış.
en iyi film
en iyi yönetmen
en iyi senaryo
en iyi kadın oyuncu
en iyi erkek oyuncu
en iyi yardımcı kadın oyuncu
ben bu filmi seyredememiştim, seyredenler varsa bahsetsinler.
Logged
thethis
Ziyaretçi
Ynt: Beyaz Perde-Tiyatro-Sergi
«
Yanıtla #13 :
Mart 08, 2006, 12:22:51 am »
Nasıl seyredemedin bu filmi ?!
Çok yazık !...
Sitede çoğu kişi seyretmiştir diye düşünüyorum ve bu film konusunda daha önce konuştuğumuzu hatırlıyorum.
Ödülleri haketmiş.
Logged
iilhan
Ziyaretçi
Ynt: Beyaz Perde-Tiyatro-Sergi
«
Yanıtla #14 :
Mart 08, 2006, 12:46:10 pm »
Babam ve oğlum çok etkileyici bir film.. öykü çok tanıdık ama yönetmen ve oyuncular harika bir iş çıkarmış.. Sadece Çetin Tekindor'u izlemek bile büyük keyif..
Ben en son "maç sayısı "na gittim.
İnsafsız bir kadercilik eleştirisi , şans-kader ikilemi sorgulaması.. öyküdeki ayrıntılar,görüntüler,başrol oyuncuları müzik harika..
Woody Allen'in dehasına bir kez daha hayran kaldım...
Filmden çıktığımda dudaklarımdan şu sözler döküldü "herkes kendi sırlarıyla yaşar,gerçek sırrını da sadece kendisi bilir.."
Woody Allen hayranlarına ve hayranı olmayanlarına şiddetle tavsiye ediyorum.
Logged
Sayfa:
[
1
]
2
3
4
5
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
Hatunca Yönetim
-----------------------------
=> Hatunca Yönetim
-----------------------------
Hatunca.net
-----------------------------
=> Günlük
=> Hatunca.net Yazılar
=> Kişisel Gelişim
=> Kişisel Gelişim ve Seminer Duyuruları
=> Yardım Merkezleri
=> Aile, Evlilik ve Çocuklar
=> İnsan İlişkileri
=> Kadınlar ve Erkekler
=> Dertler ve İtiraflar
=> Düşünüyorum
=> Kültür-Sanat
=> Kitap
=> Bilim ve Araştırma
-----------------------------
Psikoloji-Terapi
-----------------------------
=> Dr. Meltem Kavcar Sırmalı'ya Sorun
=> Kişilik Bozuklukları
=> Çocuk Psikolojisi
=> Bulimia ve Anoreksiya
=> Tecavüz, Şiddet ve Cinsellik
=> Madde bağımlılığı
=> Fobiler, Anksiyete, Panik Attak
=> Stres, Depresyon, Kayıp
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Powered by SMF 1.1.1
|
SMF © 2006, Simple Machines LLC
Bu Sayfa 2.373 Saniyede 17 Sorgu ile Oluşturuldu
Yükleniyor...