Hatunca.NET Psikoloji ve Kadin Sitesi
 
 
 

Ana Menu

Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Reklam Ver

Psikoloji

Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları

İçerikler

Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv

Psikoloji Testleri

Eğlence Testleri
Kişilik Testleri

Yazarlar

Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
 
Anasayfa arrow Forum arrow Hatunca.net arrow Kişisel Gelişim arrow Kişisel Gelişim mi? Kişiliği Geliştirmek mi?
 
 
Kişisel Gelişim mi? Kişiliği Geliştirmek mi?
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Ağustos 30, 2008, 09:08:01 am
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt

+  Hatunca.NET Forum
|-+  Hatunca.net
| |-+  Kişisel Gelişim
| | |-+  Kişisel Gelişim mi? Kişiliği Geliştirmek mi?
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 [2] 3 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Kişisel Gelişim mi? Kişiliği Geliştirmek mi?  (Okunma Sayısı 2540 defa)
karamyas
Ziyaretçi
« Yanıtla #15 : Ekim 24, 2007, 03:10:01 pm »


İşte Kişisel Gelişim süreci insanın kim olduğunu öğrenmesine giden yol. İnsan sadece beyninin ona söylediği şeylere inanıyor. İnsan beyninin söylediği her şeyi doğru kabul etmek yerine duygularını da işin içine katarak kendini tanımaya çalışmalı bence. Ama bu sürece katılmayanları da kendini anlamaya çalışmayanları da çok iyi anlamak gerekir. Kişisel gelişim sürecinden insanların uzak durmalarının başlıca sebeplerinden biri içlerinde bulacakları varlığın kötü olduğuna ilişkin korkularıdır çoğunlukla. Halbuki bu koca bir yalandır. Hepimizin içinde harikulade bir varlık var. Dilerim hepimiz kabuklarımızdan sıyrılmayı başabiliriz.
kesinlikle haklısınız sayın illüzyon hanım...Fikirleriniz ve aydınlatıcı davranışlarınız benim kişisel gelişimimde büyük rol oynadı...İçimdeki çok harikulade olmasa da güzel olan varlığı hatırlamamı sağladı... Gelişim gelişme isteğimizin olması sayesinde olgunlaşıyor...
Logged
illüzyon
Profesör
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 374


« Yanıtla #16 : Ekim 24, 2007, 03:23:29 pm »

Kendini keşif yolculuğu insanı her zaman şaşırtır. İlk başlarda acı veren duygusal kalıplar bir süre sonra kendisini meraka, bir bir süre sonra da coşkuya bırakır. Yolculuğa hoşgeldiniz karamyas. Kendinizi benim gözümle görebilemenizi isterim. Kendinizden içinizdeki o muhteşem varlığın orada olmadığından kuşkulandığınız zaman tekrar hatırlatmak için burada olacağım  Göz kırpan
Logged

Ve de Öyledir...
illüzyon
Profesör
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 374


« Yanıtla #17 : Ekim 25, 2007, 11:15:42 am »

Bence ego ile BEN kavramini iyi ayristirmak lazim. Egolarimizin bizi ittigi davranislar BEN kavraminin varligini güclendirmez. Egoizm hayata bir bakis acisidir. hayati kendisi etrafinda dönen bir bütün olarak görmek ister. Herseyin önün kontrolunde onun istedigi kosullarda olmasini ister. Neden ?
Cünkü bunun varligi için en güzel yasam kosulu oldugunu düsündügü için. Simdi egolari yüksek olan bir insan bir paylasimci insana diyebilir "Ya sen baskalariyla ugrasacagina kendi zevklerine bak" ama egoist bir insanin anlamadigi sey zaten paylasimci insanin yaptigi bu paylasim onun kendi varliginada deger kattigidir ama bu degerin meyvesi sürec içinde ortaya çikiyor.

Bence de ego ve BEN kavramlarını birbirnden ayırmak lazım. Farz edelim ki çok susamışsınız. Su içmek istiyorsunuz. Kaynağa ulaştınız: tabi ki ilk önce kendi susuzluğunuzu giderecek ve önce ben diyeceksiniz. Buraya kadar BEN ve ego hemfikir davranır. Suyu içtiniz ancak daha sonra susuz kalacağınız korkusuyla kaynağın başında oturuyor ve kimseye su vermiyorsunuz. İşte şimdi egonuz devrede. Suyu içtiniz. Hatta bir yöntem buldunuz suyu dağıtmak için. Kaynağın başında oturuyorsunuz ve suyu daha etkili dağıtmanın yollarını buldunuz. Hem siz susuz kalmıyorsunuz hem de çevrenizde daha çok sayıda insan sudan faydalanıyor. Unutmayalım ki kendi berdağımızı doldurmadan diğerlerine su veremeyiz. Bu yüzden önce kendi bardağımızı dolduracağız. Bardağımızı neden doldurmak istediğimizin cevabı ise bizim egolarımızla mı yoksa önce ben duygusuyla mı hareket ettiğimizi belirleyecektir.
Logged

Ve de Öyledir...
ihsansari
Öğretmen
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 222



« Yanıtla #18 : Ekim 25, 2007, 11:53:37 am »

Aslinda dogruyu söylemek gerekirse kafamda egoizmin tanimi var ama egonun tam anlamiyla tanimi yok. Söyle diyelim ego insanin kendi yasamina önem vermesidir. Bir bardak su var. Iki kisisiniz, ya ikiniz yari susuz kalacaksiniz yada bir kisi tam susuzlugunu geçirecek. Sanirimki egomuz, mantigi bir kenara birakalim, eger bu karsindaki insan sizin için bir sey ifade etmiyorsa, ne kisisel anlamda, nede insani anlamda, üstene üstelikte onun varligi sizi rahatsiz ediyorsa sanirim bu suyu tamamiyle içmek sizi rahatsiz etmez. Eger egonun belki verdigi positif bir sey varsa yasamaya devam etme iç güdüsüdür.

Sanirimki egoyu rahatlatacak bir sey o cevresindekilerin onun yasamina deger kattigi olacaktir. Eger bu degeri egolarimiz hissederse o zaman bu ego otamatik olarak bir çocuk tehlikede ise onun kurtarmaya çalisacaktir, o cocuk onun varligi, yasami için önemlidir.
Logged

GÖZÜ HER ZAMAN
YUKARIDA OLANIN
GÖNLÜ/KENDISI HER ZAMAN
ASAGIDA KALIR

IHSAN
kata
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1052


« Yanıtla #19 : Ekim 26, 2007, 12:10:30 am »

Ben kişiliğin korunması olayını anlamadım. Kişilik ; korunması gereken , korunmadığı zamanda eski versiyonuna dönüşen bi kavram mı.
Ego 'nun bunu nasıl yaptığını da anlamadım. Savunma mekanizmaları ile falan mı.

.........Kişisel gelişim sürecindeki insanın yaptığı ise kendi algılarını gözden geçirmek ve yaşadığı diğerlerinden ayrı olma düşüncesinden kendini kurtarmaya çalışmaktır...........

Burada ki başkalarından ayrı olmayı da anlamadım. Biz aynı mıyız. Neden ayrı olma düşüncesinden kurtulalım. Kişisel gelişim farklılaşmak için mi yapılıyor yoksa benzeşmek için mi. Ben sokakta ki insanlardan , okul arkadaşlarımdan yada herhagi diğre birinden farklı olmak için kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Ayrı olma düşüncesinden kurtulmaya değil özümsemeye ihtiyacım var yani.. gibime geliyor
« Son Düzenleme: Ekim 26, 2007, 12:52:37 am Gönderen: kata » Logged
illüzyon
Profesör
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 374


« Yanıtla #20 : Ekim 26, 2007, 12:20:11 pm »

Freud'un sözüyle ego şahlanmış bir at üzerindeki şovalye gibidir. Diger bir ifadeyle bizim vicdanımızdır. İd ile süperegonun isteklerini uzlaştırmaya çalışan hakemdir.

İd, ego ve süperego insan bilincinin katmanlarıdır. Bu katmanlar birlikte yer almalarına karşın farklı düzlemlerde fonksiyon görürler.

ID, zevk temelli bir istekler ve aşırı ısrarcı temel enerjinin çıkış noktasıdır. Temel ve en ilkel benliktir. Ana kaynağı cinsellik, açlık gibi ihtiyaçların en bencilce doyurulmasıdır

EGO; ise id nin bu isteklerini gerçeklikle karşılayan kısımdır. Çeşitli savunma mekanizmaları ile idi dengeler. İd ve süperego arasında dengeleyici unsurdur. Temel görevi kişisel güvenlik sağlamak ve idin bazı isteklerine izin vermektir. Freud ilerki yıllarda gerçekliği test etmek, savunma, bilgi sentezi ve zeka fonksiyonları ile hafızayı bu merkeze bağlamıştır

Süperego baba figürünün ve kültürel adetlerin içselleştirilmiş bir sembolüdür. Id nin ihtiyaç ve talepleriyle çatışma halindedir. Id ye karşı saldırgandır. Tabuları ayakta tutar. Odipus kompleksinin çözümü için baba figürünün içselleştirilmesi sonucu okulda, dinsel eğitimle ve otorite baskısıyla oluşur. Kısacası toplumsal benliktir.


Bir ansiklopodide bu şekilde tanımlanıyor ID,ego ve süperego.

Hepmiz öğrenme sürecindeyiz kata. Hangi bilginin doğru olduğunu farklı bakış açılarını ortaya atarak anlamaya çalışıyoruz. Yazdıklarım tamami ile araştırmalarımdan kazandıklarımdır ve mutlak doğrudur diyemem. Bunlar benim algıladıklarım.

.........Kişilik ; korunması gereken , korunmadığı zamanda eski versiyonuna dönüşen bi kavram mı.......

Kişilik genetik yapı başta olmak üzere önce aile sonra da toplum tarafından kazandırılan bir kavram.Yeni doğmuş bebeklerin ayrılık kavramları yoktur. Bebek kolunu kaldırdığı zaman bütün dünyanın da kalktığını, acıktığı zaman bütün dünyanın da acıktığını sanır ilk dört-beş aylık dönemde. Kendi acıktığı zaman dünyanın acıkmadığını fark ettiği zaman ego (ihtiyaçların karşılanması yani kişiyi koruma bilinç durumu) harekete geçer ve bebek annesinin ihtiyaçlarını karşılaması için çeşitli manevralara başlar. İşte ayrılık burda başlar. Bunlar uzmanların açıklamaları

Benim bu konudaki düşüncelerime gelince. Gerçekte hepimiz aynı kaynaktan geliriz ve birbirmizden farklı değiliz. Dünya üzerindeki enerjileri dengelemek maksadıyla dünyaya geldiğimizde bazı roller üstlenmişizdir. Bir kitapta bu durumun tanımı tekamül merdiveni olarak açıklanmıştı. Yani merdivenin dengede kalabilmesi için düşük ve yüksek titreşimli eberjilere ihityaç olduğu açıklanmıştı.

Diğer taraftan ego kişiliği korumaya çalışır doğrudur. Öğrenilmiş bir bilginin unutulması ya da kişinin geriye gitmesi çok ağır travmalar alınmadıı sürece mümkün değil. Zaten buların sonuçları da geçici. Kişi travmadan kurtulmayı başarabilirse yeni bir bilinç seviyesine ulaşır. Yani hep ileriye giden bir süreçtir öğrenme. Eskş versiyonlarına dönmesinin mümkün olduğunu sanmıyorum.
.
........Kişisel gelişim sürecindeki insanın yaptığı ise kendi algılarını gözden geçirmek ve yaşadığı diğerlerinden ayrı olma düşüncesinden kendini kurtarmaya çalışmaktır...........

Kişisel gelişim süreci kişinin neyi neden yaptığını anlamaya başladığı bir süreç. Neyi neden yaptığını anlamaya başlayan insan için artık hiç bir şey eskisi gibi değildir. Her davranışın altında yatan gerçekleri bilir. Ve  bu durum diğerlerinin de neyi neden yaptıklarını anlamaya başlamak olarak nüfuz eder. İnsanların korkularından sebep (ki olumsuz davranışlarının hepsinin alt tabanı korkudur) kendilerini yaptıkları eziyeti gören birinin hissettiği tek şey şefkattir. Bu kişiler diğerlerinin davranışlarına içerlemek yerine acı çekeceklerini bildikleri halde, onları davranışları ile yüzleştirme ya da durumlara kayıtsız kalmayı seçeler.

..........Ayrı olma düşüncesinden kurtulmaya değil özümsemeye ihtiyacım var yani.. gibime geliyor.

Bu bir seçimdir sevgili kata. Ben bir olmayı seçiyorum Göz kırpan

 
Logged

Ve de Öyledir...
illüzyon
Profesör
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 374


« Yanıtla #21 : Ekim 26, 2007, 05:02:44 pm »

Yukarıdaki tanımları kafımın içerisinde döndürüp dururken, ne kadar doğru olduğundan emin olmadığım bir bilgiye ulaştım. ID, ego, süperego tanımları düşüncelerimde mevcut olan bir dizin ile bütünleşti. Bu bütünleşmeye göre

ID = İçimizdeki çocuk
Ego = İçimizdeki Yetişkin
Süperego = İçimizdeki ana-baba

Hala iç araştırmalarım devam ediyor.
Logged

Ve de Öyledir...
ihsansari
Öğretmen
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 222



« Yanıtla #22 : Ekim 26, 2007, 06:00:16 pm »

Merhaba iilizyön ego = içimizdeki yetiskin beklemedigim bir denklem. Simdi Ego bana daha duygusal ve ilkel bir kavram geliyor ama Freudün bahsettigi ego benim anladigim egoyla her halde ayni degil.
Bu asagida bahsettigin üç farkli tanim yani icimizdeki çocuk, içimizdeki yetiskin, içimizdeki anne-baba bilimsel bir tespit. Bizim ögretmeniz bu konu üzerine bahsetmisti.

Herkeste bu üç yönden bulunmaktadir ama farkli oranlarda. Ortadagi yetiskin olaylara mantiksal yönden bakar çocugun duygusal ve anne-babanin kuralci, geleneksel düsüncelerinin ötesinde herseye mantiksal bakar, kanitsal ve bilimsel yönümüzdür. Ançak hiç kimsede tamamem mantiksal yada tamamen cocuk yön yoktur. Ve bu üç kutbun güçleri sabit degildir, yasadigimiz deneyimlere göre oranlar degisebilir. Bir gün içinde bile yetiskin yönden çocuksu yöne, cocuksu yönden, anne-baba yönüne geçebiliriz. Yani bir kutup digerlerinin üzerinde olabilir. Buda o yönün kararlarimizda daha etkili olmasini saglar.
Logged

GÖZÜ HER ZAMAN
YUKARIDA OLANIN
GÖNLÜ/KENDISI HER ZAMAN
ASAGIDA KALIR

IHSAN
illüzyon
Profesör
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 374


« Yanıtla #23 : Ekim 26, 2007, 06:12:27 pm »

ben bu kavramları daha farklı biliyorum aslında. Yani bence çocuksuluk içteki çocuğu tanımlamıyor.

İçindeki çocuk baskın olan kişilerde en belirgin özellik bencilliktir.. Her şeyin tam da kendilerinin istediği olmasını isterler. Yani bu şu demek. Yanlış ya da doğru olması önemli değil ben bunu istiyorum.

İçindeki anne-baba baskın olan kişiler daha çok toplumun ne diyeceğini düşünüp, el alem ne der. Bu yaptığın yanlış, Yanlışsa bile benim dediğim olacak tarsında davranırlar. Cezalandırma, had bilidirme, yargılama bu tip insanda daha baskın durumdadır.

İçdeki yetişkin baskın olan insanlar çoğunlukla soğuk yaradılışlı, her şeyin mantıksal açıklamasını yapmaya çalışan bunun yanı sıra kendine ve diğerlerine alternatifler sunabilen kişiler.

Bu üç kavramın birbiri ile dengeye oturtulması kişisel gelişimin başlıca amaçlarından biri. İçindeki çocuğu susturan biri olayların keyifli taraflarını göremez ve isteklerinde çok zayıf kalır. İçteki anne babayı susturan biri kendini koruyamaz sınırlarını hep diğerlerine göre ayarlar, kendi yargıları ve savunma mekanizmaları yoktur. İçindeki yetişkini susturan biri ii uç arasında gider gelir ve dengeleri bir türlü oturtamaz. Ya hep ya hiçtir. Ya siyahtır ya beyaz. Gri olmayan bir renktir bu tip insanlar için. Yani üçü de gerekli olduğu oranda kullanılmalı. En azından hayatın bir bölümüne kadar.
Logged

Ve de Öyledir...
anastasia
Ziyaretçi
« Yanıtla #24 : Ekim 26, 2007, 06:22:04 pm »

ya illüzyon ben ya hep ya hiç kavramını hayatımda çok fazla yaşayan biriyim malesef:(  ( Akrep burcu olmam baskın nedendir) şimdik ben içimdeki gencimi susturuyorum yani? Kararsız napıyor olabilirim ben ,çözemedim.. Ney

konu dağılır diyor isen özelede kaydırabilirim sorumu.


bu arada süper bi yazı idi çokkk beğendim..ellerine sağlık.devamını bekliyorum..
Logged
illüzyon
Profesör
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 374


« Yanıtla #25 : Ekim 26, 2007, 06:33:34 pm »

ben de bunlardan biriydim anastasia,

ya hp ya hiç - ya siyah ya beyaz  ama biraz sabredebilirsen giryi nasıl kabul ettiğimi anlatacağım sözünü ettiğin yerde Göz kırpan

Teşekkür ederim. Çok naziksin

İçdeki genç çoğunlukla içteki çocuğu kullanır sevgili anastasia. Ama bence içindeki ana-baba daha baskın. Susturmak, bastırmak vs gibi duguların dışa vurmunu önleyen etken içteki ana-baba etkeni diye düşünüyorum.

Logged

Ve de Öyledir...
anastasia
Ziyaretçi
« Yanıtla #26 : Ekim 26, 2007, 07:13:47 pm »

bir de şu kısımda konuşmak istiyorum illüzyon,anlayamadımda..

 ''''İnsanların korkularından sebep (ki olumsuz davranışlarının hepsinin alt tabanı korkudur) kendilerini yaptıkları eziyeti gören birinin hissettiği tek şey şefkattir. Bu kişiler diğerlerinin davranışlarına içerlemek yerine acı çekeceklerini bildikleri halde, onları davranışları ile yüzleştirme ya da durumlara kayıtsız kalmayı seçeler.'''
Logged
ihsansari
Öğretmen
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 222



« Yanıtla #27 : Ekim 26, 2007, 07:24:09 pm »

Bu üç kavramın birbiri ile dengeye oturtulması kişisel gelişimin başlıca amaçlarından biri. İçindeki çocuğu susturan biri olayların keyifli taraflarını göremez ve isteklerinde çok zayıf kalır. İçteki anne babayı susturan biri kendini koruyamaz sınırlarını hep diğerlerine göre ayarlar, kendi yargıları ve savunma mekanizmaları yoktur. İçindeki yetişkini susturan biri ii uç arasında gider gelir ve dengeleri bir türlü oturtamaz. Ya hep ya hiçtir. Ya siyahtır ya beyaz. Gri olmayan bir renktir bu tip insanlar için. Yani üçü de gerekli olduğu oranda kullanılmalı. En azından hayatın bir bölümüne kadar.

Bu yazin gerçekten güzel ve benim için ögretici oldu. Ançak siyah ve beyaz meselesi bence bu konunun disina çikiyor. Esimizle iken daha çocuksu olabiliriz yada bir is toplantisinda mantiksal yönümüz agir basmalidir.

ben küçük çocuk yönü agir basan kisilerin bencil olacagi konusunda tam emin degilim. Benim hatirladigim kadariyla çocuk üç bölüme ayriliyordu, hirçin çocuk, bastirilmis çocuk, üçüncüsünü de galiba özgür çocuk
Senin bahsettigin bencil çocuk herhalde hirçin çocuk olmali. Bastirilmis çocuk ise elestirileri, yönlendirmeleri itiraz etmeden kabul eden taraf.

Baba-anne yönü de iki ye ayriliyor. Besleyen koruyucu anne-baba, kuralci anne baba, elestiren anne-baba. Ilüzyon sunu unutmamak lazim biz insan olarak mükemmel olmadigimiz için bazen istemesekte kendimizi olgun olmamiz gerekirken, hirçin cocuk, bastirilmis çocuk, yada kritik yapan anne-baba rolunde olabiliriz. Mesala düsünki arkadaslarinla oyun oynuyorsun hangi yön sende agir olacaktir, o anda sanirim çocuksu yönün.

Bence bu isteki denge genel anlamda hangi yönün bizde agir basmasi gerektigidir. Ikinciside mantiksal olaylarin çözümünde bu yetiskin hale kendimizin ve karsidaki insanin gelmesini nasil saglamaliyiz.
Logged

GÖZÜ HER ZAMAN
YUKARIDA OLANIN
GÖNLÜ/KENDISI HER ZAMAN
ASAGIDA KALIR

IHSAN
illüzyon
Profesör
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 374


« Yanıtla #28 : Ekim 26, 2007, 08:07:55 pm »

bir de şu kısımda konuşmak istiyorum illüzyon,anlayamadımda..

 ''''İnsanların korkularından sebep (ki olumsuz davranışlarının hepsinin alt tabanı korkudur) kendilerini yaptıkları eziyeti gören birinin hissettiği tek şey şefkattir. Bu kişiler diğerlerinin davranışlarına içerlemek yerine acı çekeceklerini bildikleri halde, onları davranışları ile yüzleştirme ya da durumlara kayıtsız kalmayı seçeler.'''


Evet insanların olumsuz davranışlarının alt tabanında korku vardır. örn. Yalnız kalmaktan, yalnız olmaktan korkan birini düşünelim. Eğer bu kişi yalnızlık korkusunun farkında değilse, yalnız olduğunda çok gergin ve mutsuz olacaktır. Gerçekte sorunun ne olduğunu anlamadığı için de genelde hırçın davranacaktır. Eğer bu kişinin konuşmaları ve geri bildirimleri izlenirse gerçekte yalnız bırakıldığından dolayı sitem ettiği sıklıkla görülür. Yalnızlık korkusu ile baş edemeyen insan bu gerginliğini çeşitli şekillerde ama üstü kapalı olarak açığa çıkarır. Yalnılıktan korktuğunu kabul edemez ve bu korkusuna ilişkin birşeyler söylendiğinde ya da yapıldığında aşırı tepkiler göze çarpar. Yani bizim aksi vs gibi tanımladığımız insanlar gerçekte korkularını saklamaya çalışan kişilerdir. Korkma durumu kendilerini zayıf hissetmelerine sebep olduğu için bu durumu özellikle kendilerinden saklarlar. Umarım kafanda şekillenmiştir anastasia. Bu kişiler için iki seçenek vardır. Birinci yöntem meydan okumadır. Ben senin gerçekte rahatsız olduğun şeyi biliyorum şeklinde. Bir çok insan terapistlere bu meydan okumanın verdiği acıya dayanamadıkları için ya gitmezler ya da terapilere devam etmezler. İkinci yöntem ise kayıtsız kalmak ilgilenmemektir.

Logged

Ve de Öyledir...
illüzyon
Profesör
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 374


« Yanıtla #29 : Ekim 26, 2007, 08:22:28 pm »

Bu yazin gerçekten güzel ve benim için ögretici oldu.

ben küçük çocuk yönü agir basan kisilerin bencil olacagi konusunda tam emin degilim. Benim hatirladigim kadariyla çocuk üç bölüme ayriliyordu, hirçin çocuk, bastirilmis çocuk, üçüncüsünü de galiba özgür çocuk
Senin bahsettigin bencil çocuk herhalde hirçin çocuk olmali. Bastirilmis çocuk ise elestirileri, yönlendirmeleri itiraz etmeden kabul eden taraf.

Baba-anne yönü de iki ye ayriliyor. Besleyen koruyucu anne-baba, kuralci anne baba, elestiren anne-baba. Ilüzyon sunu unutmamak lazim biz insan olarak mükemmel olmadigimiz için bazen istemesekte kendimizi olgun olmamiz gerekirken, hirçin cocuk, bastirilmis çocuk, yada kritik yapan anne-baba rolunde olabiliriz. 

yetiskin hale kendimizin ve karsidaki insanin gelmesini nasil saglamaliyiz.

teşekkür ederim ihsansari ben de senin yazdıkarından oldukça bilgi ediniyorum.

Zaten konuyu çok detaylarına girmden açıklmaya çalıştım. Yani dengelerin bozulduğu zamanları irdelemeye çalıştım.

/ben küçük çocuk yönü agir basan kisilerin bencil olacagi konusunda tam emin degilim./

Eğer kişinin iç dengelerinde her hangi bir tahribat söz konusu değilse bu kişiler zaten bencil olmazlar. Karşımıza hayatın genelde eğlenceli tarafalarını gören ve sorunlar karşısında kestirme yolları tercih eden kişiler çıkar.

/Besleyen koruyucu anne-baba, kuralci anne baba, elestiren anne-baba./

Bu da iç dengelerle ilintili bir durum. Eğer kişinin içindeki anne-baba dengedeyse ne zaman koruması ne zaman kural koyması gerektiğini zaten bilecektir.

/yetiskin hale kendimizin ve karsidaki insanin gelmesini nasil saglamaliyiz. /

Karşımızdaki insanı yetişkin hale getirmek bizim sorumluluğumuz değildir. Bizim sorumluluğumuz kendimizin iç dengelerini sağlamaya çalışmaktır. Diğerleri için gereğinden fazla kaygılanmak kendi iç dengelerimizi bozar.

İşte bunlarda benim düşündüklerim Göz kırpan
Logged

Ve de Öyledir...
Sayfa: 1 [2] 3 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.1 | SMF © 2006, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 2.28 Saniyede 17 Sorgu ile Oluşturuldu