Hatunca.NET Psikoloji ve Kadin Sitesi
 
 
 

Ana Menu

Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım

Psikoloji

Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları

İçerikler

Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv

Psikoloji Testleri

Eğlence Testleri
Kişilik Testleri

Yazarlar

Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
 
Anasayfa arrow Forum arrow Psikoloji-Terapi arrow Bulimia ve Anoreksiya arrow KİŞİSEL GELİŞİM
 
 
KİŞİSEL GELİŞİM
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Ekim 10, 2008, 09:49:05 pm
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt

+  Hatunca.NET Forum
|-+  Psikoloji-Terapi
| |-+  Bulimia ve Anoreksiya (Moderatör: crea)
| | |-+  KİŞİSEL GELİŞİM
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 2 [3] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: KİŞİSEL GELİŞİM  (Okunma Sayısı 8216 defa)
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #30 : Ocak 22, 2007, 02:23:35 pm »


"Yetişkinlik dönemi, çocukluk ve yaşlılık dönemi arasında gittikçe kısalan bir dilim. Modern toplumlar, bu dönemi daha da kısaltmayı amaçlıyor. İnsanlara kendi yaşamlarının sorumluluğunu almak yerine suçlamak daha kolay geliyor."

Thomas Szasz


İnsan Olmak

Bir bedenin var. Hayat boyu sahip olacağın tek beden bu. Beğensen de beğenmesen de.
Hayat bir okul. Sen bu okulun kayıtlı öğrencisisin. Derslerini öğrensen de öğrenmesen de.
Başarısızlık yok yok, dersler var. Gelişim, deneme, yanılma, öğrenme sürecidir. Yanılmalar deneyim ve öğrenme sürecinin bir parçasıdır. Hoşlansan da hoşlanmasan da.
Dersleri öğrenene kadar tekrar edeceksin. Değişik şekillerde, değişik görünümlerde. Nihayet öğrendiğinde yeni bir ders çıkacak karşına. Bir ders daha, bir ders daha. Çalışkan olsan da olmasan da.
Öğrenme dersleri bitmiyor. Hayatın hiçbir anı dersten muaf değil. Yaşadığın sürece okuldasın. Yaşıyorsan hala öğreneceğin dersler var. İstesen de istemesen de.
Geleceğini "şimdi"ki düşüncelerinle inşa ediyorsun. Düşüncelerinde (bakış açında) hiçbir değişiklik yoksa yarının da bugünün tekrarı olacaktır. Ancak düşüncelerini değiştirerek geleceğini değiştirebilirsin. "Şimdi" olduğundan daha iyi bir "gelecek" tesadüfen uğramayacak kapına. "Gelecek" nihayet "şimdi" olduğunda, bir başka "gelecek" umudu yine daha iyi görünecektir sana "şimdi"ki realitenden& Şimdi ve burada olmayı öğrenmedikçe.
Başka insanlar senin sadece aynan. Aynada kendini görüp yansımalarının başkaları olduğunu sanıyorsun. Bir başkasını sevemezsin ya da nefret edemezsin, kendinde sevdiğin ya da nefret ettiğin yönler olmadıkça.
En büyük dersin adı: Sevgi. Bu dersi öğrendiğinde İNSAN oluyorsun. Her an sana bu dersin armağanını sunuyor. Armağanı görsen de görmesen de.
Hayatını nasıl yaşadığın sana bağlı. İhtiyacın olan her türlü kaynağa ve alete sahipsin. En harika aletin beynin. Pusulan kalbin. Makinen bedenin. Onları nasıl kullanacağın sana bağlı. Seçim senin. Kullanmayı seçsen de seçmesen de.

Sevgiyle hoşça ol.


Nil Gün
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #31 : Ocak 27, 2007, 04:05:26 pm »

İki Ucu Keskin Kılıç: Mükemmeliyetçilik


Çoğumuz, hayatımızın herhangi bir döneminde, şu ya da bu nedenle, (ya uygun zamanı bulduğumuz için ya da birilerine bir şeyleri kanıtlamak istediğimiz için) mükemmel olmayı planlamışızdır.
Peki, bu "mükemmel olma isteği" ile "mükemmeliyetçilik" arasındaki fark nedir? Siz de mükemmeliyetçi misiniz? Aşağıda, ne kadar mükemmeliyetçi olduğunuzu ölçen küçük bir anket bulacaksınız. Size verilen ölçüm kriterlerini dikkate alarak, her bir cümleye ne kadar katıldığınıza karar verin. Cümlelerin yanındaki boşlukları, +2 ve -2'lik bir ölçek üzerinden, genelde sizi en iyi tanımlayan rakamı yazarak doldurun. Bu işlemi yaparken herhangi bir "yanlış" ya da "doğru" yanıtın söz konusu olmadığını unutmayın. Yanıt verirken ne kadar dürüst olursanız, kendiniz hakkında o kadar çok şey öğrenmiş olacaksınız.
+2 = tümüyle katılıyorum
+1 = biraz katılıyorum
  0 = kararsızım
-1 = pek katılmıyorum
-2 = hiç katılmıyorum.
----- 1. Eğer kendim için en yüksek standartları koymazsam 2. sınıf bir insan olurum.
----- 2. Eğer bir hata yaparsam insanlar beni daha az dikkate alacaklardır.
----- 3. Eğer bir şeyi gerçekten iyi yapmayacaksam, hiç yapmayım daha iyi.
----- 4. Hata yaptığım takdirde bundan üzüntü duymalıyım.
----- 5. Yeterince uğraşırsam denediğim her işte üstün olabilirim.
----- 6. Zayıflıklarımın ya da aptalca davranışlarımın sergilenmesi, benim için utanç vericidir.
----- 7. Aynı hataları tekrarlamamalıyım.
----- 8. Ortalama bir performans benim için doyurucu değildir.
----- 9. Önemli bir şeyde başarısız olmak, benim insan olarak aşağı düzeyde olduğum anlamına gelir.
----- 10. Beklentilerimi gerçekleştirmekte başarısız olduğum için kendime kızarsam, bu benim gelecekte daha başarılı olmamda yardımcı olur.
Puanlama: Puanlarınızı toplayın. Pozitif sayılar ile negatif sayılar birbirini götürür (Örneğin: +2 – 2 = 0). Eğer tüm maddelere +2 yanıtını verdiyseniz toplam puanınız +20 olacaktır. Bu puan çok yüksek düzeyde bir mükemmeliyetçiliği gösterir.
Eğer her maddeye -2 yanıtını verdiyseniz toplam puanınız -20 olacaktır. Bu puan da tam anlamıyla mükemmeliyetçilikten uzak olma durumunun, bir göstergesidir. Daha önce yapılan çalışmalar, toplumdaki insanların hemen hemen yarısının +2 ile +16 arasında puan aldığını göstermiştir. Puanlardaki bu farklılaşmalar, mükemmeliyetçiliğin değişen dereceleri olduğuna işarettir.
Tek Başına Düello
Şimdi, ne kadar mükemmeliyetçi olduğunuz ya da olmadığınız konusunda bir fikir sahibi oldunuz. Peki, "iki ucu keskin kılıç" başlığı da ne demek?
Tahmin edeceğiniz gibi, elinizde her iki ucu da keskin olan bir kılıç varsa, bu kılıç hem saldırdığınız hedefe, hem de size zarar verecektir.
Mükemmeliyetçilik, iki ucu keskin bir kılıçtır. Mükemmeliyetçilik kavramının en önemli öğelerinden ikisi: 1) asla hata yapılmamasının gerektiği ve 2) performansın her zaman en yüksek standartlara ulaşması gerektiğidir. Yüksek standartlara ulaşmak için mücadele vermekten zevk alan bir kişinin, sağlıklı bir biçimde "en iyinin" peşinde olması, mükemmeliyetçilik sayılmaz. Sağlıklı mücadele veren kişi, bir güdüsünü doyurmaya çalışmaktadır. Mükemmeliyetçi ise yönlendirilmektedir. Yaşadığı duygular ve yaptığı davranışlar kendi kontrolünün dışına çıkmış gibidir. Hayatı zevkten çok ızdırapla dolmaya başlamıştır.
Mükemmeliyetçi biri, kendisine ulaşamayacağı yükseklikte ve gerçek dışı standartlar koyar. Kendini insafsızca zorlayarak, bu ulaşılmaz hedeflere ulaşmaya çalışır. Mücadeleci biri de kendisine yüksek standartlar koyar ama amaçladığı şeye ulaşma olasılığı vardır. Mükemmeliyetçi kişinin çabaları, kendini yenilgiye uğratan türdendir: Hiçbir şey, hiçbir zaman "yeterince" iyi değildir ve bu yüzden de hiçbir zaman, başarıya bağlı bir doyum yaşaması mümkün değildir. Mücadeleci kişinin çabaları ise kendini geliştiren türdendir: Kendisine koyduğu o yüksek ve anlamlı hedefe ulaşamasa bile, sırf denediği için bir doyum sağlayabilir. Mücadeleci kişinin, başarısızlığa ilişkin rüyaları, mükemmeliyetçinin ise başarısızlık kâbusları vardır.
Mükemmeliyetçiler, kusursuz olma konusundaki kararlılıklarının, kendilerini başarıya, kabul görmeye, sevgiye ve doyuma ulaştıracağı beklentisindedirler. Ancak, kendilerine ilişkin kuşkuları ya da onaylanmama, aptal gibi görülme ve reddedilme korkuları yüzünden, yaptıkları işte yeterince etkili olamamaktadırlar.
Başarıya ulaştıkları zaman bile kullanmış oldukları yöntem yüzünden, elde etmek istedikleri o sevgi ve onaydan yoksun kalırlar.
Mükemmeliyetçilik, kişinin başkaları ile olan ilişkisini genellikle istenmeyen bir biçimde etkiler. Ancak, iki ucu keskin kılıcın başlıca hedefi başkaları değildir. Mükemmeliyetçilik, kişinin kendi kendine yaptığı bir düello, kazanılması mümkün olmayan umutsuz bir savaştır.
İnançlar ve Gerçekler
İnançların ve gerçeklerin insan yaşamında önemli bir yeri vardır. Neyin bir inanç, neyin de gerçek olduğunu bildiğimiz sürece, ikisi de bizi zenginleştirir. İkisini birbirine karıştırdığımız zaman ise, zorluklarla karşılaşırız. Bazen sağlıklı bir başarma güdüsünü, sağlıksız bir mükemmeliyetçilikten ayırt etmek güçtür. Bazen de, inançlarımızın gerçek olduğunu ileri sürerek bu ayırımı daha da zorlaştırırız. Böylelikle yaşam, gerektiğinden de fazla zorlaşmış olur. Aşağıda mükemmeliyetçilikle ilgili olarak sıklıkla rastlanan bazı asılsız inançları bulacaksınız. Her birinden sonra başlayan cümle ise o konuyla ilgili gerçekleri yansıtmaktadır.
Eğer Mükemmeliyetçi Olmasaydım Bugünkü Başarı Düzeyinde Olmayacaktım.
Mükemmeliyetçilik, başarı ya da doyuma neden olmaz. Bazı mükemmeliyetçilerin (oldukça başarılı olsalar bile) farkında olmadıkları şey, bu başarılarına, mükemmeli elde etme mücadeleleri sonucunda değil, bu mücadelelerine rağmen ulaştıklarıdır.
Mükemmeliyetçilerin, mükemmeliyetçi olmayan kişilerden daha başarılı olduklarına ilişkin hiçbir kanıt yoktur. Tam tersine, mükemmele ulaşmak için çabalayanların, aynı yetenek, beceri ve zekâ düzeyine sahip, ancak mükemmeliyetçi olmayan kişilerden daha başarısız olduklarına ilişkin kanıtlar çok fazladır.
İşleri Bitirenler Mükemmeliyetçilerdir. Doğru Bir Biçimde Yapanlar da Onlardır.
İnanması zor da olsa, mükemmeliyetçilerin, işleri erteleme, zamanında bitirememe ve yeterince üretken olamama gibi sorunları vardır. Psikologlar, mükemmeliyetçilerin "ya hep ya hiç" tarzı düşünmeye eğilimli olduklarını bulmuşlardır. Onlar olayları ya da deneyimleri "iyi ya da kötü"; "mükemmel ya da berbat" olarak görmektedirler: Onlar için, bu iki aşırı ucun ortasında bir yer yok gibidir. Böyle bir düşünce tarzı yüzünden küçücük bir iş bile ezici bir yük haline gelebilir. Mükemmeliyetçi, yaptığı işleri her zaman mükemmel bir biçimde gerçekleştirmesi gerektiğine inanır. Eğer mükemmel bir biçimde yapılmayacaksa, hiç yapmamanın daha iyi olduğunu savunur.
Bu tür inançlar, genellikle istenmeyen sonuçlara yol açar. Mükemmeliyetçi bir öğrenci, mükemmel olmasa da ödevini zamanında teslim etmek yerine, ertelemeyi ya da hiç teslim etmemeyi seçer. Mükemmeliyetçi biri rejim yapıyorsa, küçük bir aksaklıkta bunu hemen bozabilir. Önemsiz bir detay üzerinde çok uzun zaman takılıp kaldığı için, çok önemli bir projesini zamanında veremeyebilir. Mükemmeliyetçiler Başarıya Giden Yolda Önlerine Çıkan Tüm Engelleri Aşabilecek Kararlıkta ve Güçtedirler.
Mükemmeliyetçiler, "Mükemmel olana kadar uğraşacağım" sloganını izledikleri için, depresyon, sosyal kaygı gibi ciddi sorunlara, özellikle yatkındırlar. Yalnızca, "son ürün" üzerinde odaklaşmaları nedeniyle, bu tür rahatsızlıklar üretkenlik ve başarıya giden yolda onlar için önemli engeller oluştururlar. Oysaki, bir şeyi elde etmeye çalışırken yaşananlardan zevk almak, o sürecin kendisinden doyum almak, süreç sonunda elde edileceklerden daha önemlidir. Yolun sonundaki amaç için giriştikleri "amansız takip", mükemmeliyetçilerin en zayıf yönleridir. Kafalarına, yalnızca, süreç sonucundaki başarıyı ya da başarısızlık korkusunu taktıkları için, süreç içinde yaşadıkları yoğun kaygı, tüm çabalarını sabote eder.
Mükemmeliyetçiler Başkalarını Mutlu Etmek İçin, Olabileceklerinin En İyisini Olmak İçin Uğraşırlar.
Mükemmeliyetçi eğilimler çoğunlukla sevgi, kabul görme ve onaylanma ihtiyacı ile başlar. Onları yönlendiren, düşük düzeydeki benlik saygılarıdır. Sevgi ve onaya olan bu onulmaz ihtiyaçları nedeniyle, başkalarının istek ve ihtiyaçlarına kör olmuş gibidirler. Onların ne durumda olduğunu fark edemezler. Böylesine yoğun bir biçimde kendileriyle haşır neşir olmalarından dolayı, çevrelerindeki insanlar yalvararak onların değişmelerini isterler. Ancak bu değişim onların yapamayacağı ya da yapmayacağı bir şeydir. Mükemmeliyetçilerin bu eğilimleri kişilerarası ilişkilerini geliştirmek yerine, daha zor bir hale getirir.
"Mükemmel insan", "tek boynuzlu at" gibi hoş bir efsanedir. Mükemmel olan bir şey varsa o da ancak Tanrı olabilir. Kuşkusuz, bazılarımızın diğerlerinden daha mükemmel olduğu doğrudur. Kendimizi mükemmelleştirmek için mücadele ederken, en büyük çabalarımızı verdiğimiz de bir gerçektir. Büyük başarılar elde eden insanlar da, mükemmeliyetçiler gibi, daha iyi olmak ve daha iyi yapmak isterler. Mükemmeliyetçilere benzemeyen yanları ise kendilerine hata yapma özgürlüğünü ve hakkını tanımalarıdır. Başarısız olma riskini almaktan korkmamalarıdır. Gerçek başarı sahipleri, hataları, başarısızlıkları ve zayıflıkları, insan olmaktan kaynaklanan özellikler olarak değerlendirirler.
Havuç ve Değnek
Bir değneğin ucuna ip bağladığınızı ve ipin ucuna da bir havuç bağladığınızı düşünün. Bu değneği elinize alıp bir eşeğin üzerine bindiğinizi ve ipin ucundaki havucu eşeğin gözünün önünde sallandırdığınızı hayal edin. Bu şekilde, eşeği istediğiniz yere götürebilirsiniz. Eşek, önünde sallanan havuca ulaşmak için onca yolu alır. İstediğiniz yere ulaştığınızda da havucu eşeğe verir, sopayı fırlatıp atar, ipi cebinize koyarsınız. Güdülerimizi bu terimlerle düşünmeye pek alışık olmasak da, bu "havuç ve değnek" ilkesi insanlar için de geçerlidir.
Güdüleriniz, ister başarı, sevgi, onaylanma arzusu olsun, ister başarısızlık, yalnızlık, ya da reddedilme korkusu olsun aynı ilke geçerlidir. Bunlardan biri için duyduğumuz istek ve diğerine yönelik korkumuz, bizi sürekli olarak hedefimize doğru hareket halinde tutar. Bu tür havuç ve değnekler olmasaydı, çoğumuz yerimizden kımıldamayı reddederdik.
Okuyucu için bu noktada, açık olması gereken konu, mükemmeliyetçilerin havuçtan çok değneği tanımalarıdır. Hedefe hiçbir zaman ulaşamadıkları için, mükemmeliyetçilerin yaşamında havuç ya da ödül oldukça az bulunur. Bitiş çizgisi ileriye doğru sürekli yer değiştiren bir yarıştaymışçasına, ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, bitişe varamamaktadırlar. Kendileri hep geride, hedefleri ise hep ileridedir.
Kazanılması yaşam boyu mümkün olmayan bu yarışa girmeyi, çok azımız bile bile seçeriz. Ama yine de çoğumuz, yaşamımızın herhangi bir döneminde kendimizi böyle bir durumda buluruz. Bunun en temel nedenlerinden biri, mükemmeliyetçiliktir. Mükemmeliyetçiliğin üstesinden gelmek cesaret ister, çünkü bunu yapmak, mükemmel olmadığımızı ve insan olduğumuzu kabul etmemiz anlamındadır. Aşağıda, mükemmeliyetçilik yerine koyabileceğimiz ve kullanabileceğimiz bazı daha sağlıklı ve daha doyumlu davranış stratejilerinden örnekler bulacaksınız.
1- Kusursuz olmaya çabalamanın yararlarını ve zararlarını içeren bir liste hazırlayın.
İnsan ilişkilerindeki sorunlarınız, aşırı iş bağımlılığı, madde bağımlılığı, aşırı yemek yeme ve bunun gibi aşırıya kaçan davranışlarınız, mükemmeliyetçiliğin yararsız sonuçlarıdır. Göreceksiniz, sizi, bunlara bağlı sıkıntılarınız mükemmeliyetçiliğin yararları olarak sıraladığınız durumlardan çok daha fazla etkilemektedir. Ayrıca, sizin için sorun olan bu tür davranışlarla birlikte yaşanan kaygı, sinirlilik, yetersizlik, kendini eleştirme gibi duyguların da, mükemmeliyetçiliğin yararlarından çok daha baskın çıktığını fark edeceksiniz. Siz de kendiniz için bir kayıplar ve kazançlar listesi yapın ve sonucun nasıl çıkacağını görün.
2- "Ya hep - ya hiç" tarzı düşünmenizin, kendinizi ve çevrenizdeki insanları eleştirmenizdeki rolünü daha iyi anlamaya çalışın.
Alışkanlık haline getirdiğiniz eleştiri içeren düşüncelerinizin yerine, daha gerçekçi, daha mantıklı bir düşünme tarzı geliştirmeye çalışın. Kendinizi ya da bir başkasını, mükemmelin daha altında bir performans içinde görürseniz, o performansın iyi yönlerini görmeye çalışın. Daha sonra da şu tür soruları düşünün: Gerçekten "hissettiğim" kadar kötü mü? Başka insanlar bunu nasıl görüyor? Eldeki koşullar çerçevesinde yeterince iyi bir performans sayılamaz mı?
3- Ne yapabileceğiniz konusunda gerçekçi olun.
Kendinize daha gerçekçi hedefler koyduğunuzda, "mükemmel olmayan" sonuçların, sizin beklediğiniz ve korktuğunuz kadar kötü durumlara yol açmadığını yavaş yavaş fark edeceksiniz. Sporcu olmak amacıyla değil de, gevşemek ve egzersiz yapmak için, her gün bir miktar yüzdüğünüzü varsayın. Diyelim ki, kendinize 20 kulaçlık bir hedef koyup, bunun 15 kulacını gerçekleştirebildiniz. Eğer mükemmeliyetçi biriyseniz, bu yetersiz performansınızdan dolayı hayal kırıklığına uğrar, daha iyi yapabilme konusunda da yoğun kaygılar yaşarsınız. Hatta, "yeterince iyi" olmadığınız için yüzmeyi bile bırakabilirsiniz. Her iki durumda da gevşeme ya da egzersiz olanağınızı kaybedersiniz. Bunun yerine, kendinize, şimdilik 15 kulacın yeterli olduğunu söylediğinizi varsayın. Bu durumda, 20 kulacı, belki de hiçbir zaman kolaylıkla yüzemeyeceğinizi, yüzseniz bile bunun sizin için kolay olmayacağını, önceden kabullenmiş olursunuz. Böylelikle, kaygı yaşamadan yüzmenize devam edersiniz. Yüzme becerilerinizi geliştirmekten vazgeçmeniz gerekmez. Yapabildiğiniz kadar kulaç atıp, eğlenmek, egzersiz yapmak ve gevşemek için yüzmeye devam edersiniz. Mükemmeliyetçiler genellikle hayatın içindeki eğlenceleri, keyifleri ve doyumları kaçırırlar.
4- Her projenize katı zaman sınırları koyun. Biri için ayırdığınız zaman bitince, hemen öbürüne başlayın.
Bu teknik, mükemmele ulaşmak çabasıyla bitirilemeyen işlerden kaynaklanan tipik kuruntuları ve kendini suçlamaya bağlı acıları azaltır.
Bir dönem ödevi için referanslar bulmanız gerektiğini ve aynı zamanda da sınava çalışmanız gerektiğini varsayın. Önce her iki iş için de kendinize zaman sınırları koyun. Diyelim ki, referansları aramak için 3 saat, sınava çalışmak için de yalnızca 3 saat ayırmaya karar verdiniz. Zaman sınırlamanıza uyduğunuz takdirde, gününüzün tamamını, referansları aramakla geçirmezsiniz. Böylelikle, çalışmak için de zamanınız kalacağından gecenin geç saatinde, en yorgun olduğunuz zaman, sınava hazırlanmak zorunda kalmazsınız.
5- Eleştiriyle nasıl baş edeceğinizi öğrenin.
Mükemmeliyetçiler, eleştirileri kişiliklerine yönelmiş saldırılar olarak algıladıklarından, kendilerini savunarak tepki verirler. Hem yapılan eleştiri konusunda, hem de kendinize karşı daha objektif olmaya çalışın. Eğer biri yaptığınız hatadan dolayı sizi eleştiriyorsa, hatayı kabul edin ve hata yapmaya hakkınız olduğunu belirtin. Hem karşınızdaki insana, hem de kendinize, hata yapmadan öğrenme ve büyümenin pek mümkün olamayacağını hatırlatın. "İnsanların değerli sayılabilmeleri için hata yapmamaları gerekir" gibi yanlış bir inanca düşmediğiniz sürece, hata yaptığınız zamanlar öfke ya da savunma gereksinimi hissetmezsiniz. Eleştirileri, kaçınılması gereken sonuçlar gibi görmekten vazgeçtiğinizde, onları, kendinizle ilgili bir şeyler öğrenebileceğiniz yararlı bilgiler olarak değerlendirebilirsiniz.


Bilkent Üniversitesi
Öğrenci Gelişim ve Danışma Merkezi
« Son Düzenleme: Ocak 27, 2007, 04:10:57 pm Gönderen: crea » Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #32 : Ocak 27, 2007, 04:09:51 pm »

Olumsuz Mükemmeliyetçilik

Mükemmeliyetçilik, bir işte mükemmellik için aşırı ve haddinden fazla çaba gösterme.
 
Macmillan Sözlüğü’nde mükemmeliyetçilik, 1) “Mükemmelin mümkün olduğuna inanma ve ona ulaşma çabası” ve 2) “Kişinin kendisi ve başkaları için yüksek standartlar belirleme eylemi” olarak tanımlanmıştır.


Olumsuz Mükemmeliyetçilik

Pacht’a göre, olmayan bir mükemmelliğin çabası insanda karmaşa ve çeşitli psikolojik problemler yaratmaktadır. Adderholdt-Elliot’a göre mükemmeliyetçilik öğrenilmiş bir motivasyondur. Bu motivasyon kişinin kendini başarıya göre değerlendirmesinden kaynaklanmaktadır. Mükemmeliyetçiler, hata yapmaktan korkarlar, çünkü hata yapmak kabul edilemez bir şeydir. Adderholdt-Elliot, insanların mükemmellik için çabaladıklarını, çünkü başarı odaklı olduklarını belirtmektedir.
 
Missildine (1963), doyumsuzluk ve düşük benlik saygısını, mükemmeliyetçiliği oluşturan temel öğeler olarak göstermektedir. Hollander (1965) mükemmeliyetçiliği hatasız davranış ve başarı yoluyla ailenin kabulünü sağlama girişimi olarak tanımlamaktadır. Burns (1980)’a göre mükemmeliyetçilik verimliliği düşürmekte hem de sağlığa zarar vermektedir. Ayrıca mükemmeliyetçilik öz-kontrolü zayıflatır, kişiler arası ilişkiyi bozar ve benlik saygısını düşürür.
 
Bazı araştırmacılar mükemmeliyetçiliği çok boyutlu olarak ele almışlar, fakat mükemmeliyetçiliğe olumsuz bakış açısını devam ettirmişlerdir. Hewitt ve flett geliştirdikleri ölçekte mükemmeliyetçiliği patolojik bir olgu olarak ele almış ve mükemmeliyetçiliği, “kendine yönelik” ve “sosyal kaynaklı” olmak üzere üç boyutta tanımlamışlardır. Kendisine yönelik mükemmeliyetçilik, kişinin kendisi için gerçekçi olmayan ve ulaşılması imkansız boyutta standartlar belirleme eğimidir. Bu standartlar kişinin kendisine yöneliktir ve buna kişisel eleştiri ve kendi hatalarını kabul etmeme eşlik eder. Başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik ise bireyin başkaları için belirlediği gerçekçi olmayan standartlara uymasını beklemesidir. Sosyal etkili mükemmeliyetçilik ise bireyin, insanların kendisinden imkansız şeyler beklendiği şeklinde bir inanca sahip olma eğilimidir. Dahası başkaları tarafından onaylanmak için bu standartlara ulaşmak zorunda olduklarını düşünürler.
 
Olumsuz Mükemmeliyetçiliğe Karşı Olumlu Mükemmeliyetçilik
Adler mükemmeliyet çabasını doğuştan gelen ve yaşamın bir parçası olan bir duygu olarak tanımlamıştır. Silverman’a göre insan yaşamını belirleyen şey, yüksek seviyedeki beklentileridir. Mükemmeliyetçilik sadece yüksek başarı potansiyeli olan kişilerde görülmektedir. Çünkü yetenekli kişiler kronolojik yaşlarına göre değil, zeka yaşlarına göre amaç belirlemektedirler.
Günümüzde birçok araştırmacı ise mükemmeliyetçiliğin ne sadece olumlu, ne de sadece olumsuz bir özellik olduğunu ve mükemmeliyetçiliğin olumlu ve olumsuz iki yönünün de olduğunu ifade etmektedirler. Örneğin Hamachek, mükemmeliyetçiliği açıkladığı yaklaşımında, normal ve nevrotik mükemmeliyetçilik olmak üzere iki boyuttan söz etmektedir. Normal mükemmeliyetçiler, yüksek kişisel standartlara sahiptir ve mevcut durumun gereklerine göre esnek bir tavır uygulayabilirler. Belirledikleri yüksek standartlara tam ulaşamasalar da  bundan doyum sağlayabilirler. Nevrotik mükemmeliyetçiler ise yüksek kaygı ve başarısızlık korkusuna sahiptirler. Onlar çabalarından zevk almazlar çünkü hiçbir şeyin yeterince iyi olmadığını düşünürler. Hamachek’e göre normal mükemmeliyetçiler büyük başarılar elde ederler ve motivasyonları yüksektir. Bu yaklaşıma göre başarı ve başarı motivasyonu mükemmeliyetçiliğin olumlu boyutuyla ilgilidir.
 
Roedell’e göre de mükemmeliyetçiliğin olumlu ve olumsuz kullanılabilecek bir enerjidir. Olumlu mükemmeliyetçilik enerjinin başarıya yönlendirilmesini sağlar. Eğer uygun kullanılırsa, kişisel ve mesleki gelişimi, akademik başarıyı ve ruhsal gelişmeyi sağlar. Eğer bireyde kendinden kuşku ve güven eksikliği oluşursa, mutlu olmak sadece dışsal nedenlere bağlanmışsa, bu olumsuz mükemmeliyetçiliktir ve acı verici olur.
 
Slaney, Rice, Mobley, Trippi ve Ashby, mükemmeliyetçiliği uyumlu (adaptive) ve uyumsuz (maladaptive) olarak iki boyutta belirtmişlerdir. Geliştirdikleri ölçekte düzen ve standartlar olmak üzere iki faktörü uyumlu mükemmeliyetçilik boyutu, çelişki faktörünü ise uyumsuz mükemmeliyetçilik boyutu olarak ele almışlardır. Düzen faktörü, bireyin düzen ihtiyacını ve organizasyon düzeyini, standartlar faktörü, bireyin kendisiyle ilgili belirlediği standart ve beklenti düzeylerini ifade etmektedir. Uyumsuz boyutu oluşturan çelişki faktörü ise bireyin performansıyla beklentileri arasındaki uyumsuzluk ve bu uyumsuzluk durumunun oluşturduğu rahatsızlık düzeyini ifade etmektedir.
 
Benzer şekilde Antony ve Swinson (2000), Ellis’in yaklaşımından etkilenerek, mükemmeliyetçilerin özelliklerini belirtmişlerdir. Bunlar;
1. Ya hep ya hiç düşüncesi: Mükemmeliyetçiler olayların karmaşık olabileceğini ve doğru ile yanlış arasında pek çok derece olabileceğini düşünmeden, olayları sadece doğru veya yanlış görme eğilimindedir.
2. Süzgeçten geçirme: Mükemmeliyetçiler, seçici bir şekilde davranarak olumsuz detayları abartma eğilimindedir. Bu olumlu bilgilerin gözden kaçmasına neden olmaktadır.
3. Zihin Okuma: Mükemmeliyetçiler, insanların zihinlerini okuduklarını düşünürler ve genellikle insanların kendisi hakkında olumsuz düşündüklerini sanmaktadırlar.
4. Tünel bakışı: Mükemmeliyetçiler, detaylara fazlaca dikkat ederler ve bu yüzden genel durumu görememektedirler.
5. Kişisel hassasiyet: Mükemmeliyetçiler, genellikle başkalarının fikirlerine aşırı önem verirler, beğenilmek isterler.
6. Felaket olacağını düşünme: Mükemmeliyetçiler, olumsuz olayları baş edemeyecekleri felaketler olarak nitelendirerek, kaçma davranışında bulunurlar.
7. Aşırı katı standartlar ve esnek olamama: mükemmeliyetçiler, daha azına razı olmayı yenilmek olarak değerlendirerek, beklentileri esnetme konusunda güçlük yaşarlar.
8. Aşırı sorumlu hissetme ve kontrol ihtiyacı: Mükemmeliyetçiler, çevrelerinde olan insanların hata yapmalarından ve zarar görmelerinden kendini sorumlu görerek, onların davranış ve düşüncelerini kontrol etmenin gerekli olduğuna inanmaktadırlar.
9. Zorunluluklar: Mükemmeliyetçiler, işlerin nasıl olması gerektiği konusunda kurallar koyarlar, bu kuralları bozduklarında suçluluk ve yetersizlik hissederler.
10. Başkalarına güvenme güçlüğü: Mükemmeliyetçiler, bir işi yaparken başkalarına görev verme veya iş paylaşımı konusunda güçlük çekerler.
11. Uygunsuz sosyal karşılaştırma: Mükemmeliyetçiler, kendilerini sürekli diğer insanlarla karşılaştırmakta ve bu karşılaştırmalar sonucu daha fazla olumsuz duygu hissetmektedirler.
 
Aşırıya kaçmak: Mükemmeliyetçilikte kaygı ya da kişinin performans standartlarına ulaşamama ihtimaline karşı duyduğu rahatsızlık görüldüğünden mükemmeliyetçi insanlar genellikle davranışlarında aşırıya kaçarlar. Aşırıya kaçmak bir davranışı hata olmayacağından emin olana kadar tekrarlamaktır.
 
Aşırı kontrol etme ve teminat arayışı: mükemmeliyetçiler işleri düzgün yaptıklarından emin olmak isterler. Bu nedenle doğru yapıp yapmadıklarını sıklıkla kontrol ederler ve beklenilen standarda ulaşıp ulaşmadıkları hakkında sürekli teminat ararlar.
 
Aşırı düzenleme ve liste yapma: Mükemmeliyetçiler yapılacaklar listesi ya da eşyalar belli bir düzene göre dizme gibi detaylarla çok meşgul olurlar. Belli bir seviyede düzenleme yapmak faydalı olmasına rağmen aşırı düzenleme işimizi bitirmenize engel olabilir.
 
Karar verme güçlüğü: Mükemmeliyetçiler genellikle karar vermede güçlük yaşarlar çeşitli alternatiflerle karşılaşan mükemmeliyetçi bireyler genellikle telafisi mümkün olmayan hatalar yapmaktan korkarlar ve karar vermekte zorlanırlar.
 
Erteleme: Mükemmeliyetçiler bir işe başlamayarak işi mükemmelin altında yapma olasılığından kurtulmuş olacaktır.
 
Yetki verememe: Mükemmeliyetçi birey karşısındakinin işi mükemmel yapacağına güvenemediğinden işbirliği yapamaz, başkasına yetki veremez, bütün işi tek başına yapmaya çalışır.
 
Çok çabuk pes etmek: Mükemmeliyetçi bireyler belli bir amaca ya da hedefe ulaşamayacakları endişesiyle denemekten vazgeçerler.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #33 : Ocak 29, 2007, 04:58:36 pm »

Mükemmeliyetçilik ve Depresyon


Mükemmeliyetçilik son 10 yılda üzerinde fazlasıyla çalışılan çok boyutlu bir kişilik özelliğidir. Missildine (1963) doyumsuzluk ve düşük benlik saygısının mükemmeliyetçiliği oluşturan öğeler olduğunu ileri sürmüştür.
Mükemmeliyetçilik son 10 yılda üzerinde fazlasıyla çalışılan çok boyutlu bir kişilik özelliğidir. Missildine (1963) doyumsuzluk ve düşük benlik saygısının mükemmeliyetçiliği oluşturan öğeler olduğunu ileri sürmüştür. Mükemmeliyetçi kişinin çabaları, kendini yenilgiye uğratan türdendir: hiçbir şey hiçbir zaman “yeterince” iyi değildir ve bu yüzden de hiçbir zaman başarıya bağlı doyum yaşaması mümkün değildir. Kusursuz olma konusundaki kararlılığının kendisini başarıya, kabul görmeye, sevgiye ve doyuma ulaştıracağı beklentisindedir. Kendine ilişkin kuşkuları, onaylanmama, kötü görünme ve reddedilmeye dair korkuları vardır.
Hewitt ve Flett (1991) kendine yönelik mükemmeliyetçilikte kişinin kendisi için gerçekçi olmayan ve ulaşılması imkansız boyutta standartlar belirleme eğilimi olduğunu söylemektedirler. Bu standartlar kişinin kendisine yöneliktir ve buna kişisel eleştiri ve kendi hatalarını kabul etmeme eşlik eder. Toplumsal beklentiye dayalı mükemmeliyetçilikte başkaları tarafından onaylanmak için bu standartlara ulaşmak zorunda olduklarını düşünürler. Belirledikleri yüksek standartlara ulaşamazlarsa yüksek kaygı ve başarısızlık korkusu ortaya çıkar.
Burns’e (1980) göre mükemmeliyetçilerin, erken gelişim dönemlerinde sevginin/onayın bir şarta bağlı olduğu veya devamlılığın olmadığı bir çevreden geldiğini öne sürmüştür. Sabit bir dış standartın yokluğu şüpheye yol açar, çünkü kişi iyinin ne kadar iyi olduğunu asla bilemez. Yapılan her hata ya da başarısızlık sevginin kaybına ve ebeveynleri tarafından reddedilme riskine yol açar. Bu nedenle mükemmeliyetçilik insanın kendisini bu kesin olmayan durumdan korumasının ve hata yapmamasının en iyi yoludur ve şimdiki hayatında da onay ve sevginin kazanılabilmesi için mükemmel olmak zorundadır.
Barrow ve Moore (1983) mükemmeliyetçi düşüncenin ortaya çıkışında dört durum tanımlamışlardır: (a) aşırı eleştirel ve talepkar ebeveynler, (b) ebeveyn beklentileri ve standartlarını ifade eden kinayeler, (c) standartların bulunmayışı (Hamachek, 1978), ve (d) mükemmeliyetçi ebeveyn davranışlarını model alma. Aşırı istekler ve mükemmeliyetçi modellerin birleşimi ile mükemmeliyetçi çocuklar ortaya çıkmaktadır.
Hamachek (1978) nörotik mükemmeliyetçiliğin (hatalar üzerinde aşırı durma ve diğerlerinin olumsuz değerlendirmelerinden korkma) çocukluktaki ebeveyn tutumları ile ilgili yaşantılarla ilişkili olduğunu öne sürmüştür. Mükemmeliyetçi ebeveynler aşırı eleştirel, talepkar ve genel olarak daha az destekleyen kişilerdir (Barrow & Moore, 1983; Burns, 1980; Hamachek, 1978; Hollander, 1965). Çocukların davranışlarını onaylamak yerine daha iyi yapmaları için zorlarlar (Missildine 1983). Çocuk hiçbir zaman tatmin olmuş hissetmez, çünkü davranışı hiçbir zaman ebeveyninden tam onayı almak için yeterli değildir. Benzer olarak Hamachek (1978) devamlılığı olmayan onayın, onayın yokluğunun veya şartlı onayın da mükemmeliyetçiliğe yol açtığını ileri sürmüştür. Böylece çocuk “yeterince iyi performans” algısını geliştirememektedir. Çocuk ebeveynlerin isteklerini gerçekleştirmek ve eleştiriden uzaklaşmak için kusursuz olmalıdır. “Eğer biraz daha çabalarsam, biraz daha iyi iş yaparsam, mükemmel olursam, ebeveynlerim beni sever” düşüncesi ile ebeveyn onayı için çabalamaya başlar (Hollander, 1965). Bu düşünce ilerleyen yaşantısında sosyal bağımlılık ile karşımıza çıkmaya başlar. Sosyotrop (sosyal bağımlı) kişinin pasif alıcı istekleri (kabul görme, yakınlık, anlaşılma, destek ve rehberlik) ile narsisistik istekleri (hayranlık, prestij ve statü) bulunur (Beck 1983). Depresyon bu bireylerde sosyal ilişkilerde algılanan kayıp ve red yaşantısı sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu kişiler yaşanan yenilgi veya başarısızlık sonrasında kendilerine aşırı eleştirel olurlar, “yeterince iyi” olamamaları konusunda suçluluk düşünceleri ortaya çıkar; çevre ile etkileşiminde kontrol kaybı duygusu yaşarlar. Kontrol kaybı duygusu umutsuzluk, çaresizlik, değersizlik ve suçluluk duygularını tetikler. Beck (1983), Blat (1982) ve arkadaşları aşırı eleştirel kişilerde daha ciddi ve ölümcül intihar teşebbüsleri riskinin yüksek olduğunu düşünmüşlerdir.
Birçok araştırmacı mükemmeliyet çabasını doğuştan gelen ve yaşamın bir parçası olan bir duygu olarak tanımlamışken bazısı insan yaşamını belirleyen şeyin bu yüksek seviyedeki beklentileri olduğunu söylemiştir. Mükemmeliyetçiliğin başarı motivasyonunu sağlarken kontrolden çıkıp depresyon ve intihar düşüncesine yol açabileceği düşüncesi insanı bazen ürkütmüyor değil...



Alıntıdır.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
salata
Öğretmen
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 203



« Yanıtla #34 : Şubat 06, 2007, 08:29:03 pm »

Adamın biri bilge bir kral olmakla ün salmış kralın yanına gider. Krala
şunu sorar

 "Efendim söyleyin bana hayatta özgürlük var mıdır?" Kral
"Elbette" der
"Kaç bacağın var senin?" Adam soruya şaşırarak "İki efendim" der. Kral
"Pekala, tek bacağının üstünde durabilir misin?" "Elbette" diye cevap
verir adam.

 Kral "O halde hangi bacağın üstünde duracağına karar ver". Adam
biraz düşünür ve sol bacağı üstünde durmaya karar verir. "Tamam" der kral
"Şimdi de öteki bacağını kaldır." Adam şaşırır "Bu imkansız kralım" der.
"Gördün mü?" der kral " Özgürlük budur. Sadece ilk kararı almakta özgürsün. Ondan sonrasında değil."

Tiziano Terzani'nin Atlıkarıncada Bir Tur Daha adlı kitabında okuduğum bu küçük öykü yıllardır tartışılan özgürlük kavramı üzerinde bir kez daha düşünmeme yol açtı. Hayat gerçekten böyleydi. İlk kararı alıyordun ve gerisi o ilk karara bağlı olarak gerçekleşiyordu. Hayat hata kabul etmiyordu. ilk kararın doğruysa işler yolunda gidiyordu ama eğer yanlış bir karar aldıysan, herşey zincirleme yanlış gidiyordu.

Mesela mesleğini seçerken... Hasbelkader, iyi düşünmeden,
yeteneklerinin farkında olmaksızın bir meslek seçtiğinde ömür boyu işini zorla yapmaya mahkum oluyordun. İşinin başındayken başka bir iş yapmayı özlüyordun.
Ama biliyordun ki; özgürlüğünü kullanmış ilk kararı vermiştin ve yeniden başlama cesaretin yoktu. Bazı insanlar vardı hayatta...Onlar ise herşeyi
ardlarında bırakıp yeniden başlayacak kadar cesurlardı. Ama sen onlardan biri olamıyordun. Bunca emek bunca çalışmayı sanki çöpmüş gibi bir çırpıda atıveremiyordun. Oysa göz ardı ettiğin bir şey vardı. Hayat çok kısaydı ve mutsuz olduğun işlerle zaman öldürmek aynı zamanda ruhunu öldürmekle eş anlamlıydı.

Evlilik konusunda da iyi karar vermek gerekiyordu. Yanlış bir karar
aynı evde yaşayan iki düşman yaratabilirdi. Aşk zorunluluğa dönüşebilir ve hayatını cehenneme çevirebilirdi. İlk kararı alıyordun, bu konuda
özgürdün ama devamında senin kararına bağlı olmayan pek çok şey gerçekleşiyordu.

Hayat kararlardan ibaretti ve kararlar birer kibritti. Doğru yerde
ateşlediğinde seni ısıtacak ateş, çorbanı kaynatacak ateş oluyordu,
yanlış yerde ateşlediğin vakit ise içinde bulunduğun evle birlikte seni de
yakıyordu.

Hayat öyle basite alınacak bir oyun değildi. Oyunun kurallarını bilmen
ve ona göre oynaman gerekiyordu. Ama çoğu zaman oyunun kurallarını bilmek yetmiyordu. Çok daha önemli olan başka bir şey vardı. Kendini bilmek... Ne istediğini, neyin seni mutlu edeceğini ve kim olduğunu, neler
yapabileceğini bilmek zorundaydın. Ancak o zaman doğru kararlar veriyor ve mutlu bir hayata sahip oluyordun.

Ve kararlar birer kibritti... Ya kendini yakıyordun ya da
ısıtıyordun...

Logged

herşey güzel olacak.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #35 : Mayıs 15, 2007, 06:42:34 pm »

Aaaaa bu başlığı çok ihmal etmişiz ama!
Kişisel gelişime benim gibi ilgi duyanlar Nil Gün'ü mutlaka bilir, daha önce de bahsetmiştim zaten bazı kitaplarından. Ayrıca çok güzel hipnomeditasyon kaset ve cdleri var, ben bayadır dinleyemiyorum çünkü kardeşime verdim şimdi o dinliyor, tavsiye ederim! Bu kaset ve cdlerle ilgili bir şeye bakarken alışkanlıklarla ilgili mutlaka okumanız gereken bir yazısına rastladım, bu kaset/cdler hakkında da bilgi veriyor.
 Öpücük Öpücük Öpücük


21 Gün Kuralı

En iyiyi hedeflemek ve doğal olmak, bir ve aynı şeydir.

Janet Erskine Stuart

Bazı okurlardan kaset/CD'ler hakkında sorular geliyor. Aslında tüm bu soruların yanıtları sitemizde var. Yine de sıkça sorulan soruları burada yanıtlıyorum:

Sadece irade kullanarak alışkanlık değiştirme çabaları ancak kısa bir süre işe yarar. Sonra eski alışkanlıklara geri dönülür. Çünkü:

bilinç ile bilinçaltı çatıştığında kazanan daima bilinçaltıdır.

Örneğin, siz bilinçli olarak sigarayı bırakmak isteyebilirsiniz ama bilinçaltınızda sigarayla ilgili olumlu bir kayıt olduğu sürece iradenizi kullanarak sigarayı bir süre bıraksanız bile bir müddet sonra yine başlarsınız.

Bilinçli zihin bir saniyede dokuz düşünceyi bilinçli olarak algılayabilir; ama bilinçaltı bir saniyede dört milyon bilgi parçacığını işlemden geçirir.

Olumlu ve olumsuz alışkanlıkların, yaşam deneyimlerinin, inançların belleği bilinçaltındadır.

Bir alışkanlığı ondan kurtulmaya çalışarak değiştiremezsiniz.

Ama yeni bir alışkanlık yaratabilirsiniz.

Kötü alışkanlıkları yok etmek, yeni bir şeyi öğrenmekten daha zordur.

Yeni bir alışkanlığı yerleştirmek için 21 gün boyunca hiç ara vermeden tekrar etmek gerekir. Çünkü yeni alışkanlığın zihinde ve hücresel bellekte kalıcı olarak yerleşmesi 21 gün sürer.

Alışkanlıklar tekrarlana tekrarlana kazanılır. Yeni alışkanlığın da zihinde kalıcı sinir ağı "otoyolu" yaratması 21 gün tekrar edilerek oluşur. Zihniniz ve kaslarınız tekrar edilen bir şeyi otomatiğe bağlar. Dişinizi fırçalamak, yürümek ya da ayakkabınızı bağlamak için düşünmüyorsunuz değil mi?

Kişinin bu kasetlerle/CD'lerle arzu ettiği hedefe ulaşması için ne kadar zamana ihtiyacı olduğu doğal olarak kendisine bağlıdır; ancak özellikle size yeni alışkanlıklar kazandıracak hipnomeditasyon kasetlerinin en az 21 gün boyunca, günde iki kez (sabah-akşam) dinlenmesi şarttır.

Bireysel gelişim yolculuğunuzda bilinçaltınıza belirli bir olgunlaşma süresi tanımanız gerekir; bunu kuluçka dönemi olarak düşünün.

Unutmamanız gereken, bu 21 günlük kuluçka dönemini hiç sekteye uğratmadan tamamlamanız gerektiğidir.

Tavuklar bile 21 gün yumurtanın üzerinde kuluçkaya yatarak çoğu insandan daha fazla sabır gösteriyor.

UYARI: Kasetinizi/CD'nizi bir günde 21 kez dinleyerek bilinçaltınızı programlayamazsınız. Dilediğiniz sonuca ulaşmak istiyorsanız, özellikle sağlığınızı yeniden kazanmaya yönelik hipnomeditasyon kasetlerini EN AZ 21 GÜN BOYUNCA, SABAH VE AKŞAM OLMAK ÜZERE GÜNDE İKİ KEZ DİNLEMENİZ GEREKİR.

Kaset ya da CD'lerden nasıl yararlanacaksınız?

Kaset/CD'ler herkeste farklı derecede etki yaratır. Dinlediğiniz kaset/CD'nin etkisini ne kadar zamanda hissedeceğiniz konusunda kesin bir süre verilemez; ancak birkaç dinleyişten sonra kendinizde olumlu değişiklikler hissetmeye başlayacağınızdan emin olabilirsiniz.

Kimilerinde olumlu değişiklikler son derece ani ve çarpıcı bir biçimde ortaya çıkabilir; siz de bu tür ani değişiklikler ve farkındalıklar yaşayabilirsiniz.

Kimilerinin ilerleme kaydetmesi birkaç dinleyişten sonra mümkün olur. Kimileri de zamana yayılan ve aşama aşama ilerleyen bir değişimi tecrübe edecektir.

Değişimin hızı, değişime GERÇEKTEN ne kadar hazır olduğunuza bağlıdır. Yeterince hazır değilseniz, zihniniz önce değişime hazırlık yapar.

Hipnomeditasyon kaset/CD'lerinin her birini ne sıklıkla dinlemeniz gerektiği dinlemeye başlamadan önce size söylenmektedir. Hipnotik telkinleri özümsemenin anahtarı sürekliliktir. Telkinleri ne kadar çok dinlerseniz bilinçaltınız mesajı o kadar çabuk kavrayacaktır. Ardından siz de günlük yaşamınızda bu olumlu telkinlere otomatik olarak karşılık verdiğinizi fark edeceksiniz. (Hipnomeditasyon serisinin B yüzünü arabada, işyerinizde, evinizde fon müziği olarak dinlediğinizde stresiniz ortadan kalkar, dingin ve pozitif bir ruh haline girmeniz kolaylaşır.)

Motivasyon serisini istediğiniz zaman dinleyebilirsiniz. Pek çok kişi, Motivasyon ve Zihin Programlaması serisini arabasında dinleyerek yolda geçen zamanını kendisini geliştirmek için değerlendiriyor.

Her gün farklı başlıkları dinlediğinizde, ilk dinlediğiniz başlığa yeniden sıra geldiğinde aradan epey zaman geçeceği için kaset/CD'nizi yeniden taze bir kulakla dinleyecek ve daha önce fark etmediğiniz yeni mesajları duyuyor olacaksınız. Bir süre sonra bu olumlu ve sağlıklı mesajlar sizin doğal düşünce yapınız haline gelecektir. Örneğin, bir iş görüşmesine ya da önemli bir randevuya gitmeden önce motivasyon serisinden duruma uygun bir başlığı dinlemek size güven ve yaratıcı enerji verecek, pozitif ruh haline girmenizi sağlayacaktır.

Aynı anda birden fazla Kaset/CD dinlemek?

Alışkanlık değiştirmeye yönelik kaset/CD'lerinizden optimal yarar sağlamak için sürece alışana kadar, zihninizi sadece bir konuya odaklamanız daha yararlıdır. Örneğin; Sağlıklı Zayıflamak ve Kilo Almadan Sigarayı Bırakmak kaset/CD'lerini 21 günlük sürenin ilk iki haftasında aynı günde dinleme-me-nizi öneririz.

Zamandan tasarruf etmek ve sonuca çabucak ulaşmak için aynı anda birkaç alışkanlığı birden değiştirmeye kalkan insanların çoğunun amaçlarının hiçbirini gerçekleştirmeden yarıda bıraktıklarını hatırlayın.

İdeal olan, başlangıçta kaset/CD'nizi her gün dinlemeniz ve hedefinize ulaşana veya sorununuzu çözene kadar da dinlemeyi sürdürmenizdir.

Hatta artık ihtiyacınızın kalmadığı noktada da dinlemeyi sürdürebilirsiniz. Örneğin, Sağlıklı Beslenin, İncelin, Metabolizmanızı Canlandırın kaset/CD'sini ve Sağlıklı Zayıflamak kaset/CD'sini arzu ettiğiniz kiloya geldiğinizde bile iki haftada bir dinlemeyi sürdürürseniz kilonuzu korumanız kolaylaşır.

Birbiriyle ilişkili bazı kasetleri ardı ardına dinlemeniz daha iyi sonuç verecektir. Örneğin; Sağlığınız İçin İçinizdeki İyileştirici Gücü Harekete Geçirin ve Progresif Derin Rahatlama gibi sağlık kazanmaya yönelik hipnomeditasyon kasetlerini/CD'lerini aynı gün dinlemek iyileşme sürecinin daha da hızlanmasını sağlayacaktır.

Hipnomeditasyon serisinden herhangi bir kaset/CD'yi, Motivasyon ve Zihin Programlaması serisiyle birlikte dinlemenizin hiçbir mahsuru olmadığı gibi yararı bile olacaktır.

Size motivasyon, enerji ve güç verecektir.

Örneğin, Özgüveninizi Geliştirin kasetini/CD'sini Olumlu Düşüncenin Gücü, Mutluluk İçinizde Başlar, Mutluluk Bir Seçimdir gibi kasetlerle/CD'lerle birlikte dinlerseniz etkisi daha da güçlü olacaktır. Motivasyon kasetlerinin/CD'lerinin tümü birbirini destekleyici niteliktedir.

Özetle; Sağlıklı Zayıflamak ve Kilo Almadan Sigarayı Bırakmak birlikteliği dışında (ilk iki haftadan sonra bunlar da dahil) tüm diğer başlıkları arka arkaya rahatlıkla dinleyebilirsiniz.

"Subliminal Mesaj" nedir?

Mesajın eleştirel "bilinçli" zihnin filtresine takılmadan doğrudan bilinçaltı tarafından algılanmasıdır.

Alışkanlıklarımızın ve inançlarımızın kayıtlı olduğu bilinçaltı zihnimiz, davranışlarımızı, seçimlerimizi ve "kaderimizi" etkiler.

Subliminal mesaj yüzde yüz güvenlidir.

Çünkü; her canlının bilinç katmanlarının doğası, öncelikle o varlığı korumaya yönelik olarak programlanmıştır. İnsana zarar verebilecek her türlü mesaj otomatik olarak bilinçaltı tarafından reddedilir.

Sizin "gerçek" doğrularınızla çelişen mesajlar bilinçaltınız tarafından kabul görmez. Ama inançlarımızın çoğu bizim "gerçek" doğrularımız değildir.

Örneğin; siz kilo vermek istiyorsanız ve bilinçaltınız sizi bir nedenle koruduğunu sandığı için "iyi niyetle" bunu engelliyorsa, subliminal mesajlar bilinçaltı programınızı bilinçli isteğinizle uyumlu hale getirir. Bilinçaltı ve bilinç uyumu daima istenilen sonucu yaratır.

Dinlerken uykuya dalıyorsanız

Hatırlanması gereken önemli bir nokta da dinlediğiniz kasette/CD'de size rehberlik edildiğidir; sürecin bütün kontrolünün daima kendi elinizde olduğunu unutmayın. Dinlemeyi kesip kalkma ihtiyacı duyduğunuz anda yapmanız gereken tek şey sadece gözlerinizi açmaktır.

Bazı kişiler, özellikle hipnomeditasyon kasetlerini dinlerken uyuyakalabilirler; bunun hiçbir sakıncası yoktur. Bilinçaltı uyku halindeyken yani teta ve delta frekanslarına geçtiğinde de bütün olumlu telkinleri özümsemeye devam eder. Özellikle subliminal mesajlar bilinçli algılamanın ötesinde algılanmak üzere hazırlanmıştır.


Dünyamız değiştikçe dünya değişecektir.


Sevgiyle hoşça olun

Nil Gün
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #36 : Mayıs 21, 2007, 08:53:52 am »

Kendine Güven Nedir?


Her insanın kendisine güven ve güvensizlik duyduğu genel bir tutumu, yaşama bakışı vardır. Kendine güven, insanın kendisi hakkında olumlu ama gerçekçi tutumda olmasıdır. İnsanlar yaşamlarının bazı alanlarında (akademik çalışma, atletizm, vb.) kendilerine fazla güvenirken, diğer bazı alanlarda (bedensel görünüm, sosyal ilişkiler, vb.) fazla güven duymayabilirler. Kendine güven kişiye “yaşamım denetimimde” duygusu verir. Bu duygu yine de insanın her şeyi yapabileceği değil, beklentilerin gerçekçi tutulduğu anlamına gelir. Güvenli insanlar, bazı beklentileri gerçekleşmese bile, kendilerini kabul etmeyi ve olumlu düşünmeyi sürdürürler. Güvensiz kişilerin, kendilerine ilişkin duyguları başkalarına ve onlardan alacakları onaya bağlıdır. Başarılı değil başarısız olmayı bekler ve o korkuyla, risk almaktan kaçınırlar. Kendilerine düşük değer biçerler, kendilerine söylenen olumlu sözleri görmezden gelir ya da dikkate almazlar. Oysa kendine güveni olan kişiler, kendi yeteneklerine güvendiklerinden, diğerlerinin onayına bağlı kalmazlar. Kendilerini kabul etme eğilimindedirler, bunun için istemedikleri şeyleri yapmak zorunda olduklarını düşünmez, haklarına başkalarının haklarına tecavüz etmeden sahip çıkarlar.


Kendine Güven Nasıl Oluşur?

Kendine güvenin gelişimini etkileyen pek çok etken olmakla birlikte, özellikle çocukluk döneminin ilk yıllarında ana-baba tutumları insanın kendisi hakkındaki duygularının oluşumunda son derece önemlidir. Ana-babadan biri ya da her ikisi, aşırı derecede eleştirel ve yüksek beklentili ise ya da aşırı korumacı ve bağımsızlığı engelleyiciyse, çocuklar kendilerinin yeteneksiz, yetersiz ve değersiz olduğuna inanabilir. Oysa ana-babalar çocuklarının girişimlerini destekler, gelişimlerini alkışlar, hata yaptıkları zamanlarda doğrusunu bulmalarına yardımcı olurken, onları sevmeye ve kabul etmeye devam ederlerse çocuklar da kendilerini kabul etmeyi, sevmeyi ve güvenmeyi öğrenebilirler. Kendine güven eksikliği, mutlaka yetenekten yoksun olunduğu anlamına gelmez. Bu eksiklik, diğer insanların, özellikle ana-babanın, çevre ve toplumun gerçek dışı beklenti ile ölçütlerine fazla yoğunlaşmanın bir sonucudur. Bu noktada kendine güvensizliğin hiç bir şekilde değişmeyeceğini düşünmek de son derece yanlış olur.


Kendine Güveni Olumsuz Etkileyen Varsayımlar

Dış etkilere karşı korunmak için insanlar bazı gerçekdışı düşünceler geliştirirler. Bunların bazıları yapıcı, bazıları ise yıkıcıdır. Kendine güveni olumsuz etkileyen bir kaç düşünce şekli ve onların gerçekçi seçenekleri şu şekilde sıralanabilir:
“Herkesin sevgisini ve onayını kazanmalıyım.”
Bu mükemmeliyetçi, ulaşılamaz bir hedeftir ve kişinin değerini tamamen başkalarının onayına bırakır, adeta başkalarına bağımlı gibi yaşamayı getirir. Oysaki kişisel değer ve ölçütler geliştirmek daha olumludur.
“Tüm önemli alanlarda yetenekli, yeterli ve başarılı olmalıyım.”
Bu da mükemmeliyetçi, ulaşılamaz bir hedeftir ve kişisel değerimizi başarıyla ölçmeye dayanır. Oysa başarı doyurucu olabilse de sizi daha değerli kılmaz. Değerli olma, her insanın doğuştan sahip olduğu bir özelliktir.
“Bugünkü bütün duygu ve davranışlarımı geçmişim belirler.”
Güven duygusunun çocukluk döneminde dış etkilerden daha fazla zarar görebildiği doğrudur, ancak yaşınız ilerledikçe bu etkilerin neler olduğuna ilişkin bir bilinç ve bakış açısı kazanabilir ve yaşamınız üzerinde ne gibi etkilere izin vereceğinize siz karar verebilirsiniz. Geçmişteki olayların gölgesinde umutsuzca yaşamak zorunda değilsiniz.


 Kendine Güvene Zarar Veren Düşünce Tarzları

Aşağıda örnekleri verilen bazı düşünme biçimleri insanın kendine olan güvenini sarsar ve olumsuz etkilere karşı savunmasız hale getirir: Ya hep ya hiççilik. Kişi her şeyi tam ve mükemmel yapmayı bekler, bu nedenle ya tamamen ondan vazgeçer ya da sürekli kendisini kötü hisseder. Oysa ‘bir her şeyi tam olarak yapmak’ fikrinin kendisi ne kadar doğrudur? “Çok iyi yapamadığımda, tamamen başarısızım.” Genellemek. Karamsar bir bakış açısıyla her köşe başında pusuya yatmış bir felaketle karşılaşmayı bekler. Bir şeyin sonucunu ve değerini tek bir davranış ya da göstergeye bağlar. “Biyoloji sınavında düşük aldım, asla tıbba giremeyeceğim.” Etiketlemek. Etiketlemek, kişiyi tek bir davranışla ya da özellikle yargılamak anlamına gelen, suçluluk duygusu getiren, basit bir süreçtir. “Hep kaybediyorum, ama bu benim hatam.” Olumsuza seçici dikkat. İyi olan hiçbir şey, kötüler kadar önemsenmezler. Önemsiz bir eleştiri, sıradan yapılmış bir yorum, olumsuz bir ayrıntı bütün gerçeği gölgeler. İltifatlar göz ardı edilir. “Bir turda beş satranç oyununu kazandım, ancak sonuncuyu kaybedince moralim çok bozuldu.” “Bu kıyafetimi mi beğendin? Oysa beni şişman gösteriyor.” Duyguların doğruluğunu sınamadan kabullenmek. Olumsuz bir duyguya insan başkalarının etkisinde kalarak kapılabilir ve bu gerçekleri yansıtmadığı halde öyleymiş gibi algılanır. “Kendimi çirkin buluyorum, böyle hissettiğime göre,demek ki öyleyim.” “-meli, -malı” cümleleriyle düşünmek. “-meli, -malı” ile biten cümleler genelde mükemmeliyetçi özelliğe işaret eder ve kişilerin kendi istek ya da arzularından çok başkalarının beklentilerini yansıtır. Gerekliliklere takılır. “Üniversiteye gelen herkesin bir meslek planı olmalı. Benim olmadığına göre, bende bir sorun var.”


Kendine Güveni Geliştirmenin Yolları

İlk çocukluk döneminde kişinin kendi ana-baba tutumunu değiştirmede ve çevresini belirlemede çok az gücü vardır, oysa bu sonraki yıllarda artar. Kişi bilinçli bir seçim ve çabayla olumsuz deneyimlerini olumluya çevirebilir. Gençlik döneminde insanın kendisi hakkındaki düşüncelerinde arkadaşların etkisi, ailenin ya da büyüklerinkinden çok daha güçlü hale gelir. Üniversite yıllarında öğrenciler, değerleri yeniden gözden geçirip kendi kimliklerini oluştururken arkadaş etkisine daha açık hale gelirler. Bu bağlamda, kendinizi olumsuz hissetmenize yol açan arkadaşların sizin için uygun olmadığına karar verebilir, onlardan uzaklaşmayı seçebilir ve yeni olumlu arkadaşlıklar kurabilirsiniz.


Aşağıda olumsuz düşünme tarzlarından kaçınıp kendinize olan güveninizi artırmanın beli başlı yolları sıralanmıştır:

İyi yanlarınızı görün. Yapabildiklerinizi göz ardı etmeyin, yapamadıklarınızda da gösterdiğiniz emek ve çabayı takdir edin. İşe yapabildiklerinizle başlamak, kaçınılmaz olabilen sınırlarınızı kabulde size yardımcı olacaktır.
İçsel değerlendirme yapın. Kendinizi değerlendirdiğiniz kendi iç değer ve ölçütleriniz olsun, gelişmenizi onlarla kıyaslayın. Başkalarıyla olan rekabetin sonucuna ya da toplumun genel geçer beklentilerine bağımlı kalmayın. Başkalrını da dinleyin ancak onların fikirlerini doğrudan kabul etmek yerine aklı seliminizle değerlendirmeyi öğrenin. Hiçbir konuda tek ve mutlak doğrular olmadığını sık sık kendinize hatırlatın. Başkalarının söylediklerinden çok kendi geliştirdiğiniz olumlu sesinize kulak verin
İçsel konuşmalarınız olsun. Kendi kendiyle içsel bir ses geliştirin ve onu kendinizi zararlı etkilere karşı korumada kullanın. Olumsuz düşüncelere kapılırken kendinize “dur” deyin ve daha mantıklı karşıt düşünceler, seçenekler geliştirin.
Risk alın. Yeni deneyimleri, kazanıp kaybedilecek sınavlar olarak değil, bir şeyler öğrenmek için birer fırsat olarak görün. Böylece zorlayıcı yaşantılarda kendinizi yıpratmak yerine geliştirebilirsiniz.




Alıntıdır.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #37 : Ağustos 08, 2007, 11:06:08 am »

Başarı Korkusu


Başarı şansımızı nasıl sabote ediyoruz? Sevgide, işte, sosyal yaşamda doyumlarımızdan nasıl vazgeçiyoruz?


Başarısızlık korkusunu herkes bilir. Ama insanlara 'başarı korkun var mı?' diye sorulduğunda tepki gösterirler: 'Kim başarılı olmak istemez ki?'

Oscar Wilde'ın dediği gibi dünyada iki trajedi vardır: istediğiniz şeyi elde edememek ve istediğiniz şeyi elde etmek.

Yirmi üç yaşındaki delikanlı zekası ve yaratıcılığı sayesinde şirkette yaşının çok ötesinde bir konuma sahipti. Henüz diploması olmamasına rağmen, birçok diplomalının üzerinde 'müdür' pozisyonundaydı. Başka bir şirketten daha iyi koşullarda iş teklifi aldığının haftası işten kovuldu. Bu kovulma, yeni işindeki konumunu da etkiledi.

Genç adam başarıdan korkuyordu.

Başarılı olursa, hep başarılı olmak zorunda kalacaktı. Daha alt konuma düşemezdi.
Başarılı olursa, onu kötü koşullarda yetiştirmiş olan anne babası, hiç hak etmedikleri halde onunla iftihar edeceklerdi.
Başarılı olursa, herkes ondan bir şeyler talep edecekti.
Başarılı olursa, sevgilisinin onu kendisi için sevip sevmediğini asla anlayamayacaktı.

Genç adam, kendi kendini sabote etmişti. Ve neden işten son anda kovulduğunu bir türlü anlayamıyordu. Ona göre insanlar onu kıskanıyordu. Kız arkadaşı da onu kısa zamanda terk edecekti. Kadınlar ne de bencildi.

Ama işi kaybetmenin iyi bir yanı vardı. Artık ailesi ve kardeşi ondan borç para isteyemeyecekti. Kazancına göre ödediği vergi de yüksek olmayacaktı. Kızlar ona kendisi için yaklaşacaktı, geliri ya da konumu için değil.

Genç adam başarıdan korkuyordu. Ona göre serüven, yükselmek için dağa tırmanmaktı. Doruğa geldiğinde ise kendisini sabote ederek aşağıya düşmek istiyordu. Çünkü dorukta kalmaya kendini layık görmüyordu.

Genç kadın, üniversiteyi iyi dereceyle bitirmişti. Hemen diplomasına ve arzusuna uygun bir işi oldu. İki buçuk sene gibi kısa bir zamanda 'müdür yardımcısı' konumuna gelmişti. Ve aynı şirkette daha alt pozisyonda olan ama gelecek vaat eden bir adama aşık olmuştu.

Genç adam, ona pozisyonundan dolayı ilgi göstermiyordu. Çünkü bir kadın tarafından ezilmek istemiyordu. Genç kadın sevgilisiyle evlenebilmek için işinden ayrıldı. O, kadınların evlenebilmek için aptal görünmeleri gerektiğine inanıyordu. Zaten üniversiteye de ailesine uygun bir koca bulmak için gitmişti. Sevgi, konumdan daha önemli değil miydi?

Bilinçsizce başarı şanslarımızı nasıl sabote ediyoruz?
Sevgide, işte, sosyal yaşamda doyumlarımızdan nasıl vazgeçiyoruz? Çocukluk deneyimlerimiz, başarıyı nasıl da kendimizden uzaklaştırıyor?

Başarı; layık olma, değerli olma duygusunu harekete geçirir. Eğer çocukluğumuzda sevilmeye ve değerli görülmeye layık bir insan olmadığımızı hissetmişsek bu, daha sonra kocaman engeller olarak karşımıza çıkar.

Başarımızı, geç kalmakla sabote ederiz.
Başarımızı, mükemmeliyetçi olmakla sabote ederiz.
Başarımızı, yaşamı ertelemekle sabote ederiz.
Başarımızı, yakınlaşmaktan korkmakla 'seni seviyorum' diyememekle sabote ederiz.

Başarısızlık korkusunu herkes bilir. Başarı korkusunu ise herkes itiraf edemez.

Korkular aşılabilir: Onlarla yüzleşerek, onları kucaklayarak ve onları özgür bırakarak.

Engelleri yaratan biziz. Yıkan da! Yıkılan binaların yerine ne de güzel binalar inşa edilebilir! Yaşamlar da öyle. Eğer korku olmazsa.

Sevgiyle başarılı olun


Kaynak: Yaşam Cesurları Sever/ Nil Gün
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #38 : Ağustos 09, 2007, 01:46:11 pm »

Hayatın Yasası


Olayı nasıl yorumladığımız duygularımızı ve tutumumuzu belirliyor. Benzer bir olay bir insanı çökertirken diğer insanı güçlendirebiliyor.


Yaşamın mucizesi bize yapılan övgüyle göklere uçmadığımızda ve eleştiriyle çökmediğimizde gerçekleşiyor.
 
Hayatın yasasında da fizik yasasında da dualite vardır. Tıpkı bir mıknatısın iki kutbu gibi. Mıknatısın bir kutbunu, örneğin negatif kutbunu ortadan kaldırmaya çalışırsanız, yine de diğer kutbu takip etmeye devam eder. Her birimizin iki tarafımızı da  -karanlık ve aydınlık yönlerimizi- kabul edip kendi yararımıza kullanmasını öğrenmeye “ruhsal gelişme” diyoruz. Olumsuzlukları da olumlular gibi olgunlukla karşılamak gelişkin insanın tutumudur.

Yağmurlu günü de güneşli gün gibi kabul etmek bizim yaptığımız bir seçim, bir bakış açısıdır. Bizi mutsuz eden şey yağmur değil, yağmura karşı takındığımız tutumdur. Realitemizi seçimlerimizle yaratıyoruz.
 
Olan şey bizi belirlemediğinde Oluş’un bilincini kazanmaya başlıyoruz. Oluş bilinci her birimizin içinde çekirdek halinde var. Oraya hiçbir acı dokunamıyor.

İnsanın hayatını değiştirebilmesinin ilk basamağı farkındalıktır.

Başımıza kötü bir şey geldiğinde de seçimimiz var… Daima seçim yapma gücüne sahibiz. Olayı nasıl yorumladığımız duygularımızı ve tutumumuzu belirliyor. Benzer bir olay bir insanı çökertirken diğer insanı güçlendirebiliyor. Örneğin eşini kaybeden bir ev kadını altı yıldır depresyon içinde yaşarken, bir diğeri ayakları üzerinde durmayı öğrenerek kendisine hem meslek kazandırdı hem de kendisini geliştiren arkadaşlıklar kurmayı başardı.

İlk kadın “neden benim başıma geldi” diye hayıflanıp, kendisine acıyan, kaderi suçlayan bir tutum sergilediği için hala depresyonda.

İkinci kadın ise olanı kabullenip hayata devam etmeyi ve kendine yeni bir hayat yaratmayı seçti.
 
Bir şeyi tekrarlamak zihnin programlanmasını sağlıyor. Tekrar çok önemli. Bir dili öyle öğrenmiyor muyuz? Öğrendiğimiz her şeyi tekrarlayarak öğrenmiyor muyuz?

Biz ruhu olan bedensel varlıklar değil, bedeni olar ruhsal varlıklarız. Ruhsal gelişim denilen şey, aslında kendi önümüze düşünce ve inanç kalıplarımızla koyduğumuz engelleri ortadan kaldırmaktır.

İlk basamak farkındalık. İlk farkındalık, artık böyle yaşamak zorunda değilim diyebilmektir. Artık bunu yapmak zorunda değilim. Artık böyle düşünmek zorunda değilim. Artık böyle davranmak zorunda değilim. Artık kendimi suçlu hissetmek zorunda değilim.
 
Artık şöyle yaşamayı seçiyorum.
Artık şöyle yapmayı seçiyorum.
Artık böyle davranmayı seçiyorum.
Artık suçluluk duygusu yerine hatalarımdan ders almayı seçiyorum.
 
Kendinize yeni bir vizyon belirlediğinizde bu vizyonu en az 21 gün tekrarlayarak zihinsel programlama yapmanız çok önemli. 21 gün sonra eski sizle yeni siz arasındaki farkı görmeye başlarsınız. Ama bu bir başlangıç… son değil.

Einstein’e göre deliliğin tanımı “Yine aynı şeyi yapıp bu kez farklı sonuç beklemek”. Bu tanıma göre insanların neredeyse hepsi deli. Çünkü hepimiz bunu yaptık ve yapıyoruz.
 
Kendimize farklı bir hayatı layık görüyorsak, farklı düşünmeye başlamak ilk adım.

Sevgiyle hoşça olun.


Nil Gün
6. 08. 2007
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
Uzm.Ps.Dn Ahmet Emre EROG
Ziyaretçi
« Yanıtla #39 : Eylül 21, 2008, 12:43:50 pm »

güzel ve çok ii seçilmiş yazılar seminerlerimde faydalanacağım tşk... Gülümseme
Logged
Sayfa: 1 2 [3] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.1 | SMF © 2006, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 8.825 Saniyede 17 Sorgu ile Oluşturuldu