Ana Menu
Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Reklam Ver
Psikoloji
Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları
İçerikler
Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv
Psikoloji Testleri
Eğlence Testleri
Kişilik Testleri
Yazarlar
Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
Anasayfa
Forum
Psikoloji-Terapi
Bulimia ve Anoreksiya
ÇALIŞMA VE ARAŞTIRMALAR
ÇALIŞMA VE ARAŞTIRMALAR
Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Ağustos 30, 2008, 03:50:18 pm
Hatunca.NET Forum
Psikoloji-Terapi
Bulimia ve Anoreksiya
(Moderatör:
crea
)
ÇALIŞMA VE ARAŞTIRMALAR
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« önceki
sonraki »
Sayfa:
[
1
]
2
Gönderen
Konu: ÇALIŞMA VE ARAŞTIRMALAR (Okunma Sayısı 4480 defa)
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
ÇALIŞMA VE ARAŞTIRMALAR
«
:
Aralık 27, 2006, 03:15:13 pm »
Yeme bozuklukları, beslenme, diyet vb. konularda yapılan çalışmalar ve araştırmalar bu başlıkta yer alacaktır.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Bir Grup Üniversite Öğrencisinde Yeme Davranışı Özellikleri: Bir Ön Çalışma
«
Yanıtla #1 :
Aralık 27, 2006, 03:24:10 pm »
Bir Grup Üniversite Öğrencisinde Yeme Davranışı Özellikleri: Bir Ön Çalışma
Batı toplumlarında yeme bozukluklarının özellikle genç kadınlar ve ergenler arasında giderek daha sık görüldüğü bildirilmektedir.
1-2. Buna karşın konunun ülkemizdeki durumuna ilişkin verilerin yetersizliği, sorunun sınırlarını ve etkilerini ortaya koymayı güçleştirmektedir.
3. Yeme bozukluklarının tanınması, erken başvuru ve tedavi olanakları, hastalıkların şiddet ve sıklığındaki artışın önlenmesini, komplikasyonların azalmasını, tedavi sürelerinin kısalmasını ve prognozun daha iyi olmasını sağlayacaktır.
4. Yeme davranışı patolojileri ile normal yeme arasındaki sınırların belirsizliğinden söz edilmektedir.
5. Sınıflama sistemlerindeki ölçütlere göre yeme bozukluğu tanısını tam karşılamayan ancak yeme tutumları açısından farklılıklar gösteren ve sıkıntı çeken bir grubun olduğu bildirilmektedir.
6 Hatta bu eşik altı durumlar, özellikle genç kadınlarda, psikiyatrik bozukluk düzeyine ulaşmış klinik durumlardan daha sık görülmektedir.
7-8. Yeme davranışına ilişkin farklılıkların yanı sıra, özellikle beden algısında bozulma ve diyet alışkanlıkları cinsiyet farkı göstermektedir. Sözü edilen durumların tümünün kadınlarda daha fazla olduğunu bildiren çalışmalar mevcuttur.
9. Eşik altı durumlar ve tutum farklılıkları daha sonra gelişecek olan anoreksiya veya blumiya nervozanın öncülleri olabilir. Doktor başvurusundan önce uzun bir hastalık döneminin olması prognozu olumsuz etkilemektedir.
10. Bu açıdan bakıldığında tanı konmamış veya gizli kalmış hafif seyirli yeme bozukluklarının özellikle genç grupta araştırılması koruyucu önlemler alınması ve hastalıkların tanınması açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, bir grup üniversite öğrencisinde yeme davranışlarına ilişkin temel özelliklerin ve cinsiyetin bu özelliklere etkisinin araştırılmasıdır.
YÖNTEMLER
________________________________________
İstanbul Üniversitesinin çeşitli bölümlerine kayıt yaptıran 450 ardışık öğrenci içinden çalışmaya katılmayı kabul eden ve formları eksiksiz olarak dolduran 416 öğrenci araştırmaya alındı. Bütün katılımcılara, araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyodemografik veriler, boy ve kilo gibi bedensel özellikleri sorgulayan yarı-yapılandırılmış bir soru formu uygulandı. Bu soru formu ile ayrıca beden imgesi, tıkınırcasına yemenin varlığı, zayıflama için diyet uygulaması, kendini kusturma, laksatif ve diüretik kullanımı, aşırı egzersiz yapma gibi yeme ve kilo ile ilgili tutum ve alışkanlıklar sorgulandı.
Bulgular
Çalışmaya katılan öğrencilerin %48,3ü (n=201) kız, %51,7si (n=215) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 18.85±1.70 idi. Kız ve erkek öğrenciler arasında yaş ve eğitim düzeyi açısından fark yoktu (Tablo 1). Beden kitle indeksi (BKİ) ortalaması 20.86±3.06 kg/m2 olarak saptandı. BKİ25 kg/m2 fazla kilolu/şişman olarak değerlendirildi. BKİ25 kg/m2 olanlar ise %7sini oluşturuyorlardı (Tablo 2). Geri kalan büyük çoğunluk (%83,2) normal beden kitle indeksine (BKİ=1825 kg/m2) sahipti. %9.9luk zayıf grubun %73,1i (n=30) kız, %26,8i (n=11) ise erkekler öğrencilerden oluşuyordu. Bütün grupta kendini kusmaya zorlama, diüretik veya laksatif kullanma, egzersiz yapma gibi kilo dengeleyici davranış gösterenlerin oranı %6,7 olarak saptandı. Grubun %21,0ı tıkınırcasına yeme nöbetleri tarif ediyordu. Kendini şişman bulma (K=%20,9, E=%10,7; X2=8.08, p<0.01), diyet yapma (K=%27,4, E=%3,3; X2=47,3, p<0.001), diyetle kilo kaybetme dönemlerinin varlığı (K=%12,1, E=%2,8, X2=13.02, p<0.001) konusunda kız ve erkek öğrenciler arasında anlamlı farklar bulundu. Grubun bütününe bakıldığında kendini şişman bulanların oranı %15,6 (n=65) di. Kendini şişman bulan grubun büyük çoğunluğu ise yine kız öğrencilerdi (K=%64,6, E=%35,3).
TARTIŞMA
________________________________________
Çalışmaya alınan gençlerin büyük çoğunluğu normal BKİne sahiptir. Bununla birlikte, grubumuzun yaklaşık %10luk bir bölümünün "zayıf" olduğu belirlenmiştir. Ulaşabildiğimiz kaynaklar arasında, ülkemizde bu yaş grubuna ilişkin ve BKİlerini değerlendiren karşılaştırabileceğimiz veri bulunamamıştır. Düşük kilodaki öğrencilerin %73,1 gibi büyük bir çoğunluğunun kadın olması dikkat çekicidir. Ayrıca yine kendini şişman bulanların çoğu da kız öğrencilerdir (%64,6).
Sonuçlarımız bu grubun 1/5inin tıkınırcasına yeme nöbetlerini tanıdığını, ayrıca kız öğrencilerin erkeklere göre daha yüksek oranda kendilerini şişman buldukları ve diyet yaptıklarını göstermektedir. Genel olarak yüksek sayılabilecek bu değerlerin, genç grupta fiziksel ve ruhsal rahatsızlık yaratacak boyuta ulaşıp ulaşmadığının belirlenmesi, bu olguların erken evrede tedaviye yönlendirilmelerini sağlayabilir.
Öğrenciler arasında laksatif ve diüretik kullanım oranları oldukça düşüktür. Yine zayıflamak için kendini kusturma da oldukça düşük oranlarda saptanmıştır. Bu bağlamda çıkartma tipindeki dengeleyici davranışlara bu grupta oldukça az rastlanırken, egzersiz en sık başvurulan kilo koruyucu dengeleyici davranış olarak dikkati çekmektedir.
Anoreksiya ve blumiya nervozanın Batı kültürüne ve kadınlara özgü olduğu biçimindeki görüşler çeşitli çalışmaların konusunu oluşturmaktadır.
11-12. Klinik çalışmaların sonuçları, kadınlardaki yeme davranışlarıyla ilişkili bozukluklara işaret ederken, klinik tanımlamalara göre bozukluk sınırına girmeseler bile pek çok kadının da benzer davranışlara aşinalığına dikkati çekmektedir. Beden ve kendilik imajıyla ilgili uğraşı, ergenliğin en erken evrelerinden başlayarak, kadın olma yaşantısının içine dokunur ve sıkıca örülür. Bu nedenle genç kızlar ve kadınlar bu tür davranış ve tutumlara, hastalık boyutuna erişmese de, hiç yabancı değildirler.
Batı toplumlarından gelen çalışmalar kadınların %80inin zayıflama amacıyla diyet yaptıklarını, normal kadınların %20sinin ayda bir kez tıkınırcasına yeme nöbeti yaşadıklarını, %10unun ise zaman zaman kendini kusturma, laksatif ve diüretik kullanımını diyete yardımcı yöntemler olarak seçtiklerini bildirmektedir.
13. Bu yüksek oranlarla karşılaştırıldığında bizim çalışmamızdaki kız öğrencilerin bedenleriyle ilgili hoşnutsuzluk ve diyet yapma oranları daha düşüktür. Ancak böyle bir eğilimin varlığını destekler niteliktedir.
Anoreksiya nervoza ve blumiya nervozanın ülkemizde rastlanma sıklığı bilinmemektedir. Bir çalışmada soru formları ile yeme tutumları araştırılmış ve blumik yeme tutumu %4.8, anorektik yeme tutumu %3.2, hem anorektik hem blumik yeme tutumu %1.25, toplam %6.38 olarak bulunmuştur.
14. Yeme davranışı özelliklerinin araştırıldığı bu çalışma, riskli görünen olguların yapılandırılmış bir psikiyatrik görüşme ile değerlendirilip doğrulandığı kapsamlı bir araştırmaya hazırlık amacı taşımaktadır. Bu nedenle, kendi içinde kısıtlılıkları barındırmaktadır. Ancak sınıflama sistemlerindeki ölçütlerin dar olması nedeniyle, tanı almayan hafif vakalar dikkate alınarak, risk grupları ve özellikle genç popülâsyonun bu konu hakkında bilgilendirilmesi önem taşımaktadır.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Anoreksiya ve Blumiya'da Gerçeklere Döndürme Terapisi
«
Yanıtla #2 :
Aralık 28, 2006, 08:54:30 am »
Anoreksiya ve Blumiyada Gerçeklere Döndürme Terapisi
Kadınlarda sıkça rastlanılan anoreksiya ve blumiya gibi hastalıklar birden bire ortaya çıkmıyor. Bu hastalıkların ortaya çıkmasından çok önceleri kadınlar bedenlerini gözleme ve değiştirme sürecine giriyorlar. Köln Üniversitesi Çocuk ve Gençlik Psikiyatri ve Psikoterapi Kliniğinde Dr. Heiko Dietrich tarafından yapılan bir soruşturmaya cevap veren yeme bozukluğu olan hastaların büyük bir bölümü, sosyal çevrelerinin yetersiz olduğunu belirtirken, psikolojik ve genel sağlık bazında yaşam kalitelerini de düşük bulduklarını söylediler.
Yapılan soruşturmada yeme bozukluğu olan hastaların kilolarından hareketle dış görünüşleri üzerinde tam kontrole sahip olmayı amaçladıkları görüldü. Bunun için aç kalıyorlar, yemek yedikten sonra ellerini ağızlarına sokup kusuyorlar, yediklerini dışkı yoluyla atmak için fitil kullanıyorlar.
Ne kadar zayıf olurlarsa olsun onlar için ideal kiloya ulaşmak mümkün değil, çünkü öngördükleri beden tasarımları buna engel teşkil ediyor. Soruşturmada normal kilonun altında olan bir kiloyu bile yeme bozukluğu olan bu kadınların çok fazla olarak değerlendirdikleri görüldü. Hastaların büyük bir bölümü ise yaşam kalitelerinin düşük olduğunu, bu nedenle kilo sorununa yeterli derecede eğilemediklerini dile getirdiler.
Dietrich, yeme bozukluğu hastalıklarının tedavisinde sonuç alabilmek için bu hastaların, kendi vücutları hakkında doğru bilgiye tekrar kavuşmalarını ve yaşam kalitelerinden memnun kalmalarını sağlayacak bir terapiden geçirilmeleri gerektiğini söylüyor.
www.psychiatrie-aktuell.de
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
salata
Öğretmen
Offline
Mesaj Sayısı: 203
Ynt: ÇALIŞMA VE ARAŞTIRMALAR
«
Yanıtla #3 :
Aralık 28, 2006, 10:02:20 pm »
yaşam kalitemizden memnun kalmak çok önemli, ben mesela hiç birsey yapamamaktan ve basarısız olmaktan cok şikayetciyim.. bu benim elimde, ben basarılı olacagım ve ben kendimi memnun tmek için ugrasacagım ama kendime hadi diyemiyorumö ve söz geciremiyorum. bu arastırmaları yapanlar ve yazıları yazanlar nedense çözüm üzerinde hiç birsey yazmıyorlar.. çözümsüz gibi gözüküyor benim gözümde.. çözümü creadan baskasından ögrenmek imkansız gibi, sürekli yazılar yazmak ve yeme bozuklugu hakkında nutuk atmak cok görülen birsey.. çözümü hala bulunamamamış bir hastalıgın pencesinde sürünmek korkunc... neyse güçlü olmak lazım..
Logged
herşey güzel olacak.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Üniversite Öğrencisi Kadınlarda Yeme Bozukluğu ve Genel Psikolojik Belirtileri..
«
Yanıtla #4 :
Aralık 29, 2006, 04:59:04 pm »
Üniversite Öğrencisi Kadınlarda Yeme Bozukluğu ve Genel Psikolojik Belirtileri Yordayan Etkenler
Yeme bozukluklarının gelişimi çok etkenli (aile işlevselliği, ailede yeme bozukluğu öyküsü, düşük benlik saygısı, duygudurum bozuklukları, madde kötüye kullanımı, obezite, kilo ve yemek uğraşları, Obsesif-Kompulsif Bozukluk-OKB, kötü olaylara maruz kalma öyküsü, cinselliğin kabulu ve ergenlik problemleri.. gibi) yaklaşımlarla açıklanmaktadır (Fairburn ve ark. 1999). Yeme bozukluklarında yordayıcı faktörleri ele alan çalışmalarda daha çok yeme davranışı, hastalık süresi, ek tanı durumları ve demografik özelliklerin yordayıcı etkileri araştırılmıştır. Son dönemde kişinin psikolojik ve kişilik özelliklerinin yordayıcı olarak ele alındığı ve bu değişkenlerin daha önemli oldukları belirtilmiştir (Ham ve ark. 1998). Bu çalışmada söz konusu etkenler arasında sayılan kontrol odağı, benlik saygısı, obsesif-kompulsif (OK) özellikler, aile işlevselliği, Beden Kitle İndeksi (BKİ) ve depresif belirtiler ele alınacaktır.
Bruch (1994), anoreksiya nervoza (AN) lı hastalarda üç psikolojik bozukluk tanımlamıştır. Bunlar; a) beden imgesi bozukluğu; b) bedenden gelen duyumları doğru algılama ve yorumlamada bozukluk; c) tüm düşünce ve etkinliklerde kendini gösteren felç edici bir yetersizlik duygusudur. Bruch bu yetersizlik duygusunu ANnın çekirdek psikopatolojisi olarak kabul etmiştir. Çuhadaroğlu (1997) ise bu hastaların sadece başkalarından gelen isteklere yanıt verdiklerini, bir şeyi kendi istedikleri için yapmadıklarını bildirmiştir. Kendi iç standartlarına güvenemeyen bu çocuklar dış kılavuzlara (ebeveynleri gibi) yönelirler. Daima ebeveynlerini mutlu edecek şeyleri yapmaya çalışırlar, bu nedenle anorektiklere model/ideal çocukda denir; ancak bu çocukların kendilerine olan güvenleri gelişmemiştir. Kendi davranışlarını, ihtiyaçlarını, dürtülerini ve hatta bedenlerini yönetmedikleri ve kendi çekim merkezlerinin olmadığı duygularını yaşarlar. Ergenlik yaklaştığında özerklik geliştirme gerekliliğinin baskısını hissederler ama yapamadıklarını da farkederler. Çaresizlik duygularını yenmek için beden ağırlığı, biçimi ve yeme davranışları üzerinde aşırı bir denetim sağlamaya çalışırlar. Bunu başaranlarda AN, başaramayanlarda ise dalgalı bir seyir gösteren (binge-purge) tıkanırcasına yeme nöbetleri ve uygunsuz telafi davranışları yani bulimiya nervoza (BN) gelişmektedir (Comer 1992).
Bruchun (1994) kuramını test etmek için kontrol odağı ölçümleri kullanılmıştır ve kuram uyarınca yeme bozukluğu olan hastaların dış kontrol odağı inancında olmaları beklenmiştir. Ancak sonuçlar çelişkilidir. Dış kontrol odağı inancının anorektik hastalarda değişmeyen karekteristik bir bulgu olmadığı bildirilmiştir (Hood ve ark. 1982). Strober (1982) ise anorektik ergenlerin depresyon ve davranım bozukluğu olanlara göre daha çok iç-kontrol inancını taşıdıklarını saptamıştır. Diğer taraftan düşük ağırlıklı bulimik kadınların kısıtlı tip anorektik hastalara ve obezlere göre daha çok dış kontrol odağı inancında oldukları belirlenmiştir (Shisslak ve ark. 1990). Williams ve arkadaşları (1990) ise yeme bozukluğu olan hastaların dış kontrol odağı inancında olduklarını ve düşmanlıkları kendilerine yönelttiklerini bildirmişlerdir. Üniversite öğrencilerinde yeme bozukluğu belirtilerini yordayıcı olarak düşük benlik saygısı kontrol odağına göre daha güçlü bulunmuştur (Erol ve ark. 2000a).
Düşük benlik saygısı yeme patolojileri için önemli bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir (Button 1990, Ledoux ve ark. 1991, Vertheim ve ark. 1992). Silverstone (1992) düşük benlik saygısının yeme bozukluklarında sık karşılaşılan bir belirti olduğunu ve bu belirtinin hem AN hem de BNda görüldüğünü belirtmiştir. Silverstone (1992) kronik düşük benlik saygısının yeme bozukluğu gelişiminde bir öngereklilik olduğunu ve yeme bozuklukları etiyolojisinde geçerli olan birçok faktörün ortak nihai yolu olduğunu öne sürmüştür. Silverstone bu temelde yeme bozukluğunu kronik düşük benlik saygısının bir belirtisi olarak değerlendirmektedir. Yapılan çeşitli araştırmalarda bu varsayımı destekleyen bulgular saptanmıştır. Örneğin Williams ve arkadaşları (1993) sağlıklı kontrollere göre yeme bozukluğu olanlarda benlik saygısının daha düşük olduğunu, Button ve arkadaşları (1996) ise düşük benlik saygısının yeme bozuklukları için büyük risk oluşturduğunu belirtmişlerdir. Yeme bozukluklarında saptanan düşük benlik saygısının depresyondan bağımsız olduğu bildirilmiştir (Silverstone 1990). Bizim çalışmamızda anorektik hastaların ve kontrollerin yeme bozukluğu belirtilerini yordamada düşük benlik saygısı aile işlevselliğinden daha güçlü bulunmuştur (Erol ve ark. 2000b).
Toplumsal değerlerin en önemli ileticisi olarak ailenin AN gelişiminde ve devamında kritik bir rolü olduğu düşünülmüştür. Aile sistemi kuramcıları, her üyenin birbiri ile ilişkili olduğunu; sistemin işleyişinin görünmeyen kurallarla yürütüldüğünü ve belli bir denge veya homeostazisi sağladığını savunurlar (Harding ve Lachenmeyer 1986). Sistem kuramcılarına göre aile işleyiş patolojisinin semptomu anorektik aile üyesidir. Bu yaklaşıma göre AN aile bağlamı içinde anlaşılabilir ve tedavi edilebilir. Kuramsal normal aile modeli ile anorektik ailede gözlenen patolojiler kıyaslanıp anorektik aile tiplemesi yapılmıştır. Aşırı korumacı, aşırı ilgili, kuralcı, sert, çatışmadan kaçınan aileler tanımlanmış; ebeveynler arasındaki tartışmalara tanık olma, anne baskınlığı, ebeveyn nevrozu, ailede gizli ittifakların olması, ebeveynlerin başarı odaklı olmaları (Vandereycken 1987; Harding ve Lachenmeyer 1986). Üzerinde durulmuştur. Aile terapisi birçok merkezde farklı yaklaşımlarla uygulanmaktadır. ANlı kişinin ailesinde sözkonusu kuramların belirttiği özelliklerin varlığını ve ANli kişiye etkisini göstermiş ampirik araştırmalar azdır (Harding ve Lachenmeyer 1986). Vandereyckene (1987) göre ise bunlar daha çok kişisel inançlara dayanmaktadır ve araştırma desteğine ihtiyaç vardır. Kısaca, anorektik hastanın aile patolojisinin tanımı ve hastalığa etkisi konusu araştırmalarla belirlenmiş değildir ve tartışmalar sürmektedir.
ANda stereopitik rijidite, ritüeller, mükemmeliyetçilik ve titizlik tanımlanmış; OK davranışların yaygın olduğu vurgulanmıştır (Amerikan Psikiyatri Birliği 1994). Yeme bozukluğu ile OK belirtilerin ilişkisinden birçok yazar söz etmiştir. Örneğin Hsu ve ark. (1993); Kaye ve arkadaşları (2000); Rothenberg (1986). Tedavi sonucu iyileşmiş anorektik hastalarda OK belirtilerin sürdüğü gösterilmiş ve bu belirtilerin hastalığın patogenezine katkısının olabileceği belirtilmiştir (Srinivasagam ve ark. 1995). BN tanılı hastalarda da iyileştikten sonra OK belirtilerin sürdüğü gösterilmiştir (Ranson ve ark. 1999). Üniversite öğrencisi genç kadınlarda yeme bozukluğu belirtilerini yordayıcı olarak beş değişkenin karşılaştırıldığı çalışmada OK belirtilerin en güçlü yordayıcı olduğu saptanmıştır (Fairburn ve ark. 1999). Rothenberg (1986) sosyal etkenlerin psikiyatrik belirtileri etkilediğini ve bu bağlamda eskiden temizlik-enfeksiyon temalı OKB tablosunun günümüzde karşımıza diyet, kilo ve beden biçimi kontrolü temalı yeme bozuklukları olarak çıktığını ileri sürmüştür. Günümüzde, özellikle batı kültüründe kadın güzelliği (ince beden yapısı) konusunda sosyal baskı ve uygulamalar (aerobik, fitness, jogging) abartılı düzeydedir. Rothenberg (1986) bu hastalarda görülen yiyeceklerle ilgili obsesyonel düşüncelerin, kontrol etme ihtiyacının, yeme/çıkarma örüntüsündeki yap-boz savunma mekanizmasının ve diğerleriyle ilişkilerde reaksiyon formasyon savunma mekanizmalarının hastalığın OK doğasını destekleyen veriler olduğunu öne sürmüştür.
Depresyon ile yeme bozuklukları ilişkisi tartışmalı bir konudur. Çeşitli çalışmalarda AN tablosuna depresyonun öncülük ettiği (Wamboldt ve ark. 1987), ANnın atipik bir depresyon olduğu (Katz 1986), açlığın depresyon benzeri tabloya yol açtığı (Altshuler ve Weiner 1985), devam eden yeme bozukluğuna sekonder depresyon olduğu (Laessle ve ark. 1987) ve yeme bozukluğunun çoğunlukla depresyon olmadan görüldüğü (Silverstone 1990) gibi farklı düşünceler öne sürülmüştür. Aile ve eşlik eden hastalık çalışmaları yeme bozuklukları ile duygudurum bozuklukları arasında yakın ilişki olduğunu göstermektedir (Devlin ve Walsh 1989). Aynı yazarlar depresyon ve yeme bozukluğunun altta yatan aynı psikopatolojinin farklı görünümleri olabileceğini de öne sürmüşlerdir.
Yeme bozukluklarının birçok etken tarafından belirlendiği konusunda uzlaşma olmakla birlikte çok az çalışmada bu değişkenler aynı anda ele alınarak karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada klinik olmayan örneklemde (üniversite öğrencileri) risk faktörü olduğu varsayılan bu etkenlerin (kontrol odağı, benlik saygısı, aile işlevselliği, OK özellikler, BKİ ve depresif belirtiler) yeme bozukluğu belirtilerini yordayıcı etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. İkinci amacımız bu etkenlerin genel psikopatoloji ile ilişkisini belirlemektir. Çok değişkenin ele alınması değişkenlerin kendi aralarındaki ilişkilerin ve göreli etkilerinin incelenmesine olanak sağlayacaktır.
Türk Psikiyatri Dergisi
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Ankara’da Bir Lisede 1. Sınıf Öğrencilerinde Yeme Bozukluğu Taraması Sonuçları
«
Yanıtla #5 :
Aralık 30, 2006, 07:56:47 am »
Ankarada Bir Lisede 1. Sınıf Öğrencilerinde Yeme Bozukluğu Taraması Sonuçları
ÖZET
Anoreksiya Nervoza ve bulimiya nervoza adölesan çağda ortaya çıkan yeme bozukluklarıdır. Bu araştırma EAT 40 (Eating Attidute Test) yardımıyla Ankara Kaya Beyazıtoğlu Lisesi 1. sınıfında okuyan 704 öğrenci arasında Anoreksiya ve bulimiya nervoza açısından yüksek risk taşıyan öğrencilerin sıklığının belirlenmesini amaçlayan kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın gerçekleşme oranı %90.7dir. Öğrencilerin %46.3ü erkek, %53.7si kızdır (Yaş ortalaması 15.47±0.68). Öğrencilerin %4.7sinin en az bir ebeveyni ölmüş, %5.9unun anne babası ayrılımştır. EAT 40tan kız öğrencilerin %14.0ü, erkeklerin %8.2si testin kesim noktası olan 30 puan ve üzerinde almıştır ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.016). Annesi diyet yapanların %11.4ü, yapmayanların %9.5i tarama testinden yüksek puan almıştır (p=0.019). Ebevynin öğrenim durumu, aile yapısı, ekonomik durum gibi Anoreksiya ve bulimiya nervoza ile ilgili olduğu düşünülen özelliklerle testten alınan puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır. Bu çalışmada çok sayıda öğrencinin yüksek puan aldığının saptanmış olması sebebiyle bu taramanın diğer benzer özellikteki öğrenciler arasında da uygulanması ve yüksek puan alan öğrencilere uygun kesin tanı ve tedavi olanaklarının sağlanmasının yararlı olacağı, yeme tutumu ile ilgili adölesan yaş grubuna, ebeveynlere ve öğretmenlere yönelik eğitim verilmesi gerektiği düşünülmüştür.
GİRİŞ-GENEL BİLGİLER
Dünya Sağlık Örgütü tarafından 10-19 yaş arası dönem olarak tanımlanan adölesan dönemi; duygu, düşünce, davranış ve tutumun gelişme çabası, fizyolojik ve psikolojik değişme ile sosyal olgunluğa hazırlanma dönemidir (1). Adölesan yaşamakta olduğu hızlı bedensel değişimi istediği yönde etkileme olanağına sahip olmadığını görerek, daha olumlu bir beden algısı kazanmak amacı ile yanlış kararlar alabilir. Zayıflamak için aç kalma, diyet ilaçları kullanma ve yediklerini kusarak çıkarma gibi sağlıksız yöntemlere başvurabilirler. Adölesan dönemde beden imgesine artan ilgi bazı beslenme bozuklularına zemin hazırlayabilmektedir (1). Bu yaş döneminde erişkin dönem sağlığını da olumsuz etkileyebilen çok sayıda sağlık sorunu görülmektedir. Bu sorunlardan özellikle anoreksia nervoza ve bulimia nervoza adölesan çağında görülmeye başlayan yeme bozukluklarıdır.
Anoreksia nervoza (AN); yoğun şişmanlık korkusunun egemen olduğu, beden algısının bozulması, kendini aşırı kilolu olarak algılama, aşırı kalori kısıtlaması ve oburluk dönemlerinin birbirini izlemesi, aşırı fiziksel aktivite, kendini toplumdan izole etme, hastalığı reddetme ve kadınlarda amenore ile karakterize bir yeme bozukluğudur (2,3). Bulimia nervoza (BN) ise oburluk ataklarının en az iki kere tekrarı ve bu durumun 3 ay veya daha uzun süre devam etmesi, oburluk ataklarına bağlı olarak aşırı kilo alımı, kilo almayı önleme girişimleri, beden imgesine aşırı ilgi olmasına karşılık şişmanlık korkusu olmaması, beden algılamasının bozulmaması, oburluk ataklarının kontrolü dışında olması, sıkıntısını başkalarıyla paylaşabilme ve hekimin yardımına karşı çıkmama ile karakterize bir yeme bozukluğudur (2,4,5).
AN için kabul edilen risk faktörleri arasında; kadın cinsiyet, aile öyküsü, mükemmeliyetçi kişilik yapısı, yüksek entellektüel düzey ve sosyoekonomik düzey, bazı meslek grupları, genetik yatkınlık, kendine dğer vermeme ve gelişmiş ülkelerden gelmek sayılmaktadır (4,5,6). AN da kadın cinsiyette gelişmiş ülkelerde ve yüksek sosyoekonomik düzeye sahip gruplar arasında daha sık görülmekle birlikte bulimiada kişilik bozuklukları, dürtü kontrol bozuklukları (çalma, ilaç-alkol bağımlılığı, seksüel abartı ...) daha sık görülmektedir (2,4,5).
İlkkez 1868de tanımlanan AN Amerika Birleşik Devletlerinde (ABD) erkeklerde 100 binde 1-8, kızlarda ise %1-2 sıklıkta görülürken, 1979 yılında tanımlanan BN görülme sıklığı %3.8-9dur. ANda kız-erkek oranı yaklaşık 20:1 iken, bulimiya nervozada bu oran 10:1 dir (2,4,7).
Adölesan dönemin en önemli ruh sağlığı sorunlarından biri olması sebebiyle Ankara Batıkent 1 Sağlık Ocağı Bölgesindeki Kaya Bayazıtoğlu Lisesi 1. sınıf öğrencilerinde, yeme bozukluklarının sıklığının belirlenmesi, yeme bozuklukları ile bazı sosyodemografik faktörler arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla bu çalışma planlanmış ve yürütülmüştür.
MATERYALMETOD
Mayıs-Haziran 2001 tarihleri arasında Batıkent-1 Nolu Sağlık Ocağı bölgesindeki Kaya Bayazıtoğlu Lisesi 1. sınıflarında yapılan bu çaılşmada Kaya Bayazıtoğlu Lisesi 1. sınıf öğrencilerinin tamamı olan 704 kişi araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Araştırma kesitsel tipte epidemiyolojik bir çalışmadır.
Yeme bozukluklarının saptanabilmesi için daha önceden hazırlanmış, geçerliliği ve güvenilirliği klinik çalışmalarla gösterilmiş olan Yeme Tutumu Testi (Eating Attitude Test, EAT 40) uygulanmıştır. EAT ilk defa Gardner ve Garfinkel tarafından 1979 yılında geliştirilmiş ve anoreksia nervosa belirtilerini objektif olarak ölçen bir kendini değerlendirme ölçeği olarak ileri sürülmüştür. Test hastalık için yüksek risk grubu oluşturan topluluklarda tarama aracı olarak kullanılmaktadır. Öte yandan ölçek klinik değerlendirmede daha ayrıntılı bilgi sağladığı gibi tedavi sonucu ortaya çıkan değişiklikleri de belirlemektedir. EAT-40 ilk defa 1985de Dr. Orhan Doğan tarafından Türkçeye çevrilmiştir (
.
Araştırmada katılım gönüllülük esasına göre olmuş, katılmak istemeyen öğrenciler araştırmaya dahil edilmemişlerdir. Araştırmaya katılan öğrencilerin isimleri alınmamış, her öğrenciye bir sıra numarası verilmiş ve geri bildirimlerin bu sıra numaraları üzerinden yapılmıştır.
BULGULAR TARTIŞMA
Araştırmaya 704 öğrenciden 635i katılmıştır (araştırmanın gerçekleşme oranı %90.2). Yaşları 13 ile 19 arasına değişen öğrencilerin (yaş ortalaması 15.47 ± 0.68) %46.3ü erkek (294 kişi); %53.7si ise kızdır (341 kişi). Öğrencilerden %3.1inin anne ve/veya babası ölmüştür (20 kişi). Ebeveyni hayatta olan öğrencilerden %5.9unun (37 kişi) anne ve babası ayrıdır. (138 kişi). Öğrencilerin kanısına göre annelerinin %15.1i (94 kişi) şişmandır ancak %25.1i (154 kişi) diyet yapmaktadır. Öğrencilerin kanısına göre babalarının %15.0i (91 kişi) şişmandır. Öğrencilerin babalarının %8.7si diyet yapmaktadır (Tablo 1).
Yeme Tutumu Testini yanıtlayan öğrencilerden; % 11.3ü 30 ve üzerinde puan almıştır (ortalama puan 18.88 ± 9.29). Santonastaso ve arkadaşları tarafından 1996 yılında yapılan çalışmada 359 kız öğrenciye uygulanan EAT 40 skor ortalaması 16.9 (SD 9.9) bulunmuştur. Bu değerin Anglosakson çalışmalarla karşılaştırıldığında daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu durum kültürel yeme farklılıklarına ve yaş grubunun homojenliğine bağlanmıştır. Yine bu çalışmada testten 39 (% 11) kişi 30 puan ve üzerinde almıştır (13) (Tablo 2).
Araştırmaya katılan erkek öğrencilerin %8.2si, kız öğrencilerin ise %14.0ü 30u Yeme Tutumu Testinden 30 puan ve üzerinde puan almıştır. Yeme Tutum Testinden alınan puanlar açısından, cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p=0.016). Yapılan çalışmalarda AN ön tanısı almış hastaların sadece % 10unu erkekler oluşturmaktadır (9). Bu araştırmada ise 30 puan ve üzerinde alan kişilerin %33.3ünü erkekler oluşturmaktadır. Klinik görüşme ile kesin tanı konulduktan sonra bu yüzdenin düşeceği tahmin edilmektedir (Tablo 3)
Öğrencilerden annesi diyet yapmayanların, % 9.5i (44 kişi), annesi herhangi bir nedenle diyet yapanların ise % 11.4ü (25 kişi) Yeme Tutumu Testinden 30 puan ve üzerinde almıştır. Öğrencilerin Yeme Tutumu Testinden aldıkları puan ile annelerinin diyet yapma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p=0.019) Öğrencilerden babası diyet yapmayanların % 10.7si (58 kişi), herhangi bir nedenle diyet yapanların ise %11.5i (6 kişi) 30 puan ve üzerinde almıştır. Öğrencilerin Yeme Tutumu Testinden aldıkları puan ile babalarının diyet yapma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0.416). C.G. Fairburn ve arkadaşlarının 1997 yılında yaptıkları vaka kontrol çalışmasında bulimia nervozalı kişiler ile sağlıklı kontrol grubu arasında ailelerin kilo, vücut şekli ya da yeme tutumu hakkındaki yorumları, çocukluk dönemindeki şişmanlık hikayesi ve ebeveynlerin şişman olması açısından bulimia nervozalı kişiler lehine belirgin farklar gözlenmiştir. Aynı çalışmada bulimia nervozalı kişiler ile başka bir psikiyatrik bozukluğu olan kişiler karşılaştırıldığında bu açıdan herhangi bir fark bulunmamıştır (14). Ancak ANlı hastalarda sıklıkla yüksek anksiyete düzeyi, düşük özgüven, içe dönük, obsesif, mükemmelliyetçi kişilik görülmektedir. Bu kişiler hayatın her alanında başarılıdırlar. Bu hastaların geriye dönük sorgulanmasında, okul başarılarının mükemmel olmasına rağmen depresyon ve kendine güvensizlik sık olarak saptanmaktadır. Bu kişilerin aile yapılarına bakıldığında; adölesan yaşa gelene kadar sorunsuz olarak büyüdüğü, ailenin diğer çocuklarında çeşitli problemler olduğu ve ilginin daha çok bunlar üzerinde yoğunlaştığı saptanmıştır. Ayrıntılı incelemede annenin anoreksik adölesan üzerinde babaya göre daha etkili rol oynadığı, babanın ise genelde duygusal açıdan bu çocuğa daha uzak olduğu görülmüştür (10). (Tablo 4)
Öğrencilerden anne ve babası birlikte olup ailesi ile yaşayanların % 11.2si (65 kişi) Yeme Tutumu Testinden 30 puan ve üzerinde alırken, anne ve/veya babasından ayrı yaşayan öğrencilerin %18.8i (7 kişi) 30 puan ve üzerinde almıştır. Öğrencilerin Yeme Tutumu Testinden aldıkları puanlar ile ebeveynleri ile birlikte yaşamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0.4805) (Tablo 5)
Ö Vanderdeycken ve Vanderlinden tarafından 1983 yılında 40 anoreksik hastaya EAT 40 uygulanmış ve 13 hastanın 30un altında puan aldığı görülmüştür. Bunun nedeni tanı kriterlerinde de yer alan hastaların durumlarını inkar etmesi faktörüdür. Bu da testin kullanımını sınırlayan önemli faktörlerden biridir (15). Bahsedilen faktörlerin incelenmesini sağlamak üzere Garner, Olmstead ve Polivy (1983) tarafından Eating Disorder Inventory geliştirilmiştir. Bu test 64 sorudan oluşmakta olup, EATin aksine daha çok bilişsel ve davranışsal boyutlar üzerine yoğunlaşmıştır.Bu da ciddi şekilde diyet yapanlar ile psikopatolojik nedenlere bağlı ortaya çıkan hastaları ayırt etmeyi sağlar. Değişik zamanlarda yapılan, EDI ve EATin birlikte uygulandığı çalışmalarda her iki testin de spesifitesi ve sensivitesinin arttığı gösterilmiştir (10,12). Önceki çalışmalarda EATin sensitivitesinin %93, spesifitesinin ise %88 olduğu rapor edilmiştir. Ancak Williams ve arkadaşları AN nin nadir görülen bir hastalık olduğunu belirtmişler ve bu testin tek başına tarama testi olarak kullanılmaması gerektiğini belirtmişlerdir. Bu çalışmada EAT için pozitif prediktif değer 0.19 olarak hesaplanmıştır. Pozitif prediktif değer 30 puan ve üzerinde alan kişilerde hastalık olma olasılığıdır. Bu değer testin spesifite ve sensivitesi ile hastalığın popülasyondaki prevelansı ile belirlenir. ANnin toplumdaki prevelansı yaklaşık % 1 olduğu için testin spesifite ve sensivitesi ne kadar yüksek olursa olsun pozitif prediktif değer düşük olarak bulunacaktır. Bu da testin kullanımını sınırlayan faktörlerdendir (15). Testin uygulanması ile ilgili sorunlardan biri de içerikteki bazı kalıpların değişik dillere çevrilmesi sırasında yaşanan güçlüklerdir. Ayrıca testin orijinal versiyonları üniversite çağındaki öğrenciler için geliştirildiğinden daha genç ve sınırlı okuma yeteneği olan kişilerde anlama zorluğuna neden olmaktadır. EAT, tanı almış hastaların takipleri sırasında kullanıldığında alınan toplam puanların tedavi sürecinde azaldığı görülmüştür. Bu nedenle iyi bir takip aracı olabilir (10). Sonuç olarak yeme bozukluklarının tanısında klinik görüşme halen altın standarttır. Ancak prevelansın düşük olduğu bu iki hastalıkta, EATden yüksek puan alan bireylerin herbiriyle klinik görüşme yapmak hem zaman hem de maliyet açısından imkanları zorlamaktadır. Bu nedenle öncelikle EAT ve EDI gibi testlerle riskli grubu saptamak hastalara tanı konması için büyük kolaylık sağlamaktadır (10,12,13).
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Estetik Cerrahi Hastalarında Yeme Tutumu ve Beden Algısı
«
Yanıtla #6 :
Ocak 08, 2007, 08:00:35 am »
Estetik Cerrahi Hastalarında Yeme Tutumu ve Beden Algısı
Giriş
Estetik cerrahi amacıyla başvuran hastaların psikolojik durumlarını ameliyat öncesi dönemde değerlendirmek, plâstik cerrahlar için önem taşır. Çünkü cerrahi sonuç, ameliyat sonrası dönemde hastanın kendisini güzel hissetmesine bağlıdır. Bu da hastanın psikolojik alt yapısıyla bire bir ilişkilidir (Georgiade 1997). Estetik cerrahi için başvuran hastaların psikolojik değerlendirmeleri birçok çalışmanın ilgi odağıdır (Hasan 2000).
Estetik cerrahi için başvuran bir hastanın psikolojik profili hastanın cerrahiye uyumu, cerrahi sonuçtan tatmin olma, işe dönüş zamanı ve yaşam kalitesi gibi bir çok alt
başlıkla değerlendirilebilecek şekilde cerrahi sonucu etkiler(Borah 1999). Doğabilecek kötü sonuçları engellemek için uzun zamandır hastaların ruhsal yapısını değerlendiren çalışmalar yapılmaktadır. Bu araştırmaların bir kısmında Beck Depresyon Ölçeği ve Yaşam Kalitesi Ölçeği (Cole ve ark. 1994), Kısa Semptom Envanteri (Goin ve Rees 1991), Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri (Goin ve Goin 1986) gibi standardize testler, bir kısmında ise klinik görüşmeler (SarVer ve ark. 1998) aracılığıyla psikopatoloji değerlendirilmiştir. Bu hastaların
ruhsal bir hastalıklarının olup olmadığı uzun süre tartışma konusu olmuştur(Hasan 2000).Bu araştırmaların sonucu bu alanı aydınlatmaktan çok kaos yaratmaktadır.
Özet
Amaç: 20. yüzyılda yeme bozukluklarının ve beden algısı bozukluklarının insidansı giderek
artmaktadır. Son zamanlarda Anoreksiya Nervoza tanısında "kilo fobisi" ve "beden algısı bozuklukları" temel olarak görülmemektedir. Atipik görünümlü yeme bozukluklarında, kilo verme davranışları birçok farklı yolla olabilmektedir. Bu hastalar cerrahi yollarla da bedenlerinin şekillerini düzeltmeyi deneyebilirler. Bu yazıda, estetik cerrahi için başvuran hastalarda beden algısı bozukluğu ve eşlik eden yeme bozukluklarını belirlemeyi amaçladık.
Yöntem: Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Plâstik Cerrahi Bölümüne herhangi
bir estetik cerrahi için başvuran 98 hastaya yeme tutumu, beden algısı ölçekleri uygulandı.
Bulgular: Yeme tutumu bozukluğuna sâhip olan hastaların oranı %10.2yken, kalan %89.8
normâldi. Daha önce estetik nedenlerle ameliyat edilen hastaların beden algısı skorları yüksekti. Erkek hastalar, kadınlara göre daha yüksek bir beden algısı skorlarına sâhipti.
Sonuç: Bizim çalışmamızın sonuçlarına göre, daha önce estetik cerrahi operasyonu geçirmiş
olanlar, bir başka estetik müdahale için başvuranlar veya başvurmayı düşünenler kendileri
hakkında olumsuz bir beden algısına sâhiptir. Bu nedenle yapılması düşünülen cerrahi girişim dikkatle planlanmalı ve muhtemel komplikasyonlar daha açık bir biçimde hastaya açıklanmalıdır. Estetik cerrahi için başvuran erkek hastaların beden imajları daha bozuktur, bu sebeple yapılacak herhangi bir girişim ayrıntılı olarak plânlanmalıdır. Estetik cerrahi hastalarında yüksek oranda yeme bozukluğu görülmesi akılda tutulmalı ve şüpheli bir durumda psikiyatri ile işbirliğinden kaçınılmamalıdır.
Çalışmalarda estetik cerrahi hastalarında klinik olarak anlamlı anksiyete ve depresyon saptanırken, bir çoğunda özgül bir kişilik tipi veya Beden Dismorfik Bozukluğu saptanmamıştır(SarVer ve ark. 1998).
Güzellik kavramının ağırlık ve şekil ile biçimlendirildiği Batılı toplumlarda güzellik, ince bir bedenle eşleştirilmekte(Jones ve ark. 2001, Attie ve Brooks-Gunn 1992, Levine ve Smolak 1992) ve yeme bozuklukları giderek artmaktadır(Ressler 1998). İnce bir bedene sâhip olmak için bir çok kişi diyetler, egzersizler uygulamakta ve tüm dünyada yazılı ve görsel basın tarafından ince olmak özendirilmekte ve ince olma târifeleri yayınlanmaktadır. Çok yakın bir zamana kadar sâdece orta sınıftan beyaz kadınlarda görüldüğüne inanılan yeme bozuklukları tüm sosyal sınıflarda ve tüm ülkelerde artış göstermektedir. Anoreksiya Nervoza prevalansı %0.5-1, Blumiya Nervoza prevalansı %2 iken, Atipik Yeme Bozuklukları %10-34 oranında görülmektedir (Abraham ve Llewellyn-Jones 1997).
Yeme bozukluklarında kişinin yeme tutumu, beden algısı bozulmaktadır.Yeme bozukluğu olan kişi lerbedenini olduğundan şişman ve şekilsiz bulma, çok kısıtlı gıda alımı, yemekleri tâkip eden kusma veya aşırı egzersiz yapma gibi belirtiler sergileyebilirler. Anoreksiya Nervozadan farklı olarak, Blumiya Nervoza ve Atipik Yeme Bozukluğu olan hastaları, rutin tıbbî öykü ve muayene sırasında saptamak oldukça güç olabilir. Atipik Yeme Bozukluğu olan kadınlar yeme tutumlarındaki bozukluğun farkındadırlar. Zihinleri sürekli beden
şekilleri ve yiyeceklerle ilişkili düşüncelerle meşguldür. Yeme bozukluklarının günlük yaşamlarını etkilediğini bilirler. Birçok çalışmada toplumdaki sağlıklı kadınların yaklaşık %30unun en az bir defa yeme tutumunda bozukluk epizodu yaşadığı saptanmıştır. 18 yaşın üstündeki kadınların %3ü beden şekillerinde bir problem olduğunu düşünmektedirler. Bu kadınlar kilolarını ve beden şekillerini kontrol etmek için tehlikeli yöntemler benimseyebilirler (Abraham ve Llewellyn Jones 1997).
Yeme bozukluklarında immün ve endokrin sistemde bir dizi değişiklik ortaya çıkmaktadır (Monteleone ve ark. 1999, StØving ve ark. 1998). Bu değişiklikler yara iyileşmesini bozabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi dönemde hastalar yeme bozuklukları açısından değerlendirilmelidir.
Bizim hipotezimize göre, bu hastalar tıpkı Beden Dismorfik Bozukluğu olan kişiler gibi bedenlerini düzeltmek için estetik cerrahi yoluna başvurabilirler. Bu çalışmadaki amaç estetik cerrahi için başvuran hastalarda beden algısı ve yeme tutumunu değerlendirmek
ve plastik cerrahların hangi hastalarda yeme bozukluğu ihtimâlini göz önünde tutmaları gerektiğini saptamaktır.
YÖNTEM
Eylül 2001 ilâ Şubat 2002 tarihleri arasında Plastik Cerrahi Kliniğine estetik ameliyat olmak için başvuran 98 hasta çalışmaya dâhil edildi. Bu hastaların 23 tânesi beden yağına yönelik (liposuction, abdominoplasty) operasyonlar için başvurmuştu. Hastalara Yeme
Tutumu ve Beden Algısı Ölçekleri uygulandı.
Yeme Tutumu Ölçeği: Garner ve Garfinkel tarafından (1979), yeme davranışlarındaki anorektik tutumları ölçmek için geliştirilmiştir. 40 madde ve 6 noktalı likert tipinde işâretlenir. Ölçek kesim puanı 30 olarak saptanmıştır. Geçerlilik ve güvenirlik çalışması Işık Savaşır ve Neşe Erol tarafından 1989 yılında yapılmıştır.
Beden Algısı Ölçeği: Bu ölçek, kişinin beden bölümleri ve işlevlerinden memnuniyetini ölçen bir ölçektir (Secord ve Jourard 1953). 40 beden bölümü ya da işlevi beş noktalık bir skalayla değerlendirilir. Türkçe geçerlilik ve güvenirlik çalışması Selim Hovardaoğlu tarafından yapılmıştır. Değerlendirme sonunda sonuçlar düşük, orta ve yüksek kategorilerinde sınıflandırılır. Yüksek skorlar beden algısında bozulmayı gösterir.
BULGULAR
Çalışmaya alınan hastaların 16sı erkek (%16.4), 82 tânesi kadındı (%83.6). Yaş ortalaması 29.38±9.44 (1760), Vücut Kitle İndeksi 21.40±3.22 (15.85-30. 49) olarak bulundu. Hastaların %10.2sinde yeme tutumu bozuktu, kalan %89.8inde (n=88) normaldi.
Beden yağına yönelik ameliyat için başvuranların (n=23), yeme tutumunda diğer gruba göre anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Geçmişte estetik cerrahi operasyonu geçirenlerle, ilk kez başvuranlar arasında yeme tutumu açısından istatistiksel olarak anlamlı bir
fark bulunamadı (p>0.05). Kadınlarla erkekler arasında yeme tutumu açısından farklılık saptanmadı(p>0.05).
Yaş ve vücut kitle indeksinin yeme tutumu üzerine etkisi regresyon analizi ile değerlendirildi ve anlamlı bir fark saptanmadı(p>0.05).
Daha önce de estetik amaçlı ameliyat geçirenlerde beden algısı belirgin derecede yüksekti (p<0.05).Erkek hastaların beden algısı kadınlara göre belirgin derecede bozuktu(p0.05).
SONUÇ
Plastik cerrahi, bir sanat ve ustalık dalı olarak, dış görünüşün normalleştirilmesi ile uğraşır. Kozmetik amaçlı cerrahi ile görünümün estetik uyumu sağlanırken, rekonstrüktif cerrahi ile deformiteler ve şekil bozuklukları tedavi edilerek hastayı normal görünüme
yaklaştırmak hedeflenir(Harris ve Carr 2001). Bu cerrahi müdahaleler hastaların psikolojik acılarını hafifletir, sosyal ve psikolojik işlevselliklerini arttırır(Macgregor 1989).
Toplum güzellik anlayışını kendi kültürel ve geleneksel değerlerine göre biçimlendirir. İçinde yaşadığımız topluluk ve zaman, güzelliğin şeklini tanımlar. Değişik kültür ve geleneklerde, kişinin psikolojik yapısının şekillenmesinde fiziksel görünümünün rolü değişir (Cash ve Horton 1983). Son zamanlarda kişinin fiziksel görünümüyle ilgili sosyal baskılardan kurtulmasında plastik cerrahi önemli bir rol oynamaya başlamıştır.
Son 30 yıldır estetik cerrahinin gelişmesiyle birlikte güzellik için başvuranların ruhsal sağlığı üzerine tartışmalar başlamıştır. 1960lardaki çalışmalarda, estetik cerrahi için başvuranlarda psikolojik instabilite ve psikiyatrik hastalık sıklığı artmış görünürken, son zamanlardaki çalışmalarda psikiyatrik hastalık sıklığı toplum sıklığı ile benzerdir. Günümüzde güzellik, küreselleşmenin de etkisiyle, hemen hemen bütün toplumlarda ince bir bedenle özdeşleştirilmektedir (Jones ve ark. 2001).
Bizim çalışmamızda estetik cerrahi için başvuran hastaların %10.2sinde yeme tutumu bozuktu. Kullandığımız testin tanı koydurucu özelliği olmamasına rağmen, bu yükseklik dikkat çekicidir. Ayrıca bu test daha çok Anoreksiya Nervozalı hastaları tanımak için geliştirilmiştir. Bu nedenle atipik yeme bozuklukları da dâhil olmak üzere, bu ilişkiyi değerlendirecek daha objektif tanı araçları kullanılarak yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.
Yeme tutumunu etkileyen faktörlere bakıldığında, bizim çalışmamızda beden yağına yönelik ameliyat geçirme, mükerrer başvuru, yaş veya cinsiyetin yeme tutumu üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu saptanamamıştır.
Ohjimi ve arkadaşları(1988), estetik cerrahi amac:yla başvuran 25 hastanın 5inde dismorfofobi, 1inde ise beden algısı bozukluğu tespit etmişlerdir. Hollyman ve arkadaşları (1986) ise, meme küçültme ameliyatı için başvuran 11 hastada beden algısında bozukluk, kendilik değerinde düşme ve anormal psikonörotik profil saptamışlardır. Daha yakın tarihli bir çalışmada ise estetik cerrahi için başvuran hastalarda, özgül bir beden bölümünü algılamada bir bozukluk saptanmıştır, ama genel bir beden algısı bozukluğu saptanmamıştır ve kendilik değerleri yüksek olarak bulunmuştur(Özgür ve ark. 1998). Bizim çalışmamızda mükerrer estetik cerrahi başvurularında ve erkeklerde beden algısı skorlarında yükseklik dikkat çekicidir. Bu yükseklik, dismorfofobi gibi özgül bir bölgeye yönelik tutumdan çok beden algısında genel bir bozulmayı işaret eder. Plastik cerrahlar, ameliyat sonrası dönemde gerek yara yeri iyileşmesini etkileyen, gerekse cerrahi sonuçtan memnuniyeti belirleyen bir durum olan yeme bozukluklarını akılda tutmalıdırlar.
Bizim çalışmamız bu alanda bir ön çalışma niteliğindedir. Estetik cerrahi hastalarında yeme bozuklukları, daha özgül psikolojik testlerle araştırılması gereken bir konudur. Plastik cerrahlar, ameliyat öncesinde hastalarının yeme ve kilo verme davranışlarını dikkatle incelemelidirler.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Alkol ve Alkol Dışı Madde Bağımlılığı Olan Kadınlarda Yeme Bozuklukları
«
Yanıtla #7 :
Ocak 09, 2007, 08:36:56 am »
Alkol ve Alkol Dışı Madde Bağımlılığı Olan Kadınlarda Yeme Bozuklukları: Kontrollü Bir Çalışma
Özet:
Amaç: Yeme bozukluklarına diğer psikiyatrik bozukluk-ların eşlik etmesi son yıllarda özel ilgi çekmektedir. Bu çalışmada, DSM-IV tanı ölçütlerine göre alkol veya madde bağımlılığı saptanmış olan 56 kadın hasta incelenmiştir.
Yöntem: Çalışma Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde,Kasım 2001 ve Şubat 2002 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubu aynı yaş dilimindeki alkol veya madde kullanım bozukluğu öyküsü bulunmayan 41 kadın denekten oluşturulmuştur. Grupların sosyodemografik ve klinik özellikleri bu amaçla geliştirilmiş yarı yapılandırılmış soru formuyla değerlendirilmiştir. Deneklere Yeme Tutumu Testi ve DSM-IV yeme bozuklukları soru listesi uygulanmıştır.
Bulgular: Alkol/madde grubunda boşanmış olmak, kontrol grubunda evli olmak istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Alkol/madde bağımlılığı olan grupta yeme bozukluğu görülme oranı (%16.1) kontrol grubunda görülme oranından (%2.4) istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek saptanmıştır. Yeme bozukluğu olan 9 hastadan 3ünde bulimiya nervoza (%33.3), 6sında (%66.6) atipik yeme bozukluğu bulunmuştur.
Sonuç: Bulgularımız alkol ve madde bağımlılarında yeme bozukluğu sorgulanmasının önemini göstermiştir.
Giriş:
Yeme bozukluklarıyla alkol/madde bağımlılığı ek tanısına ilişkin olarak literatürde birçok çalışma mevcuttur. Yeme bozukluğu (YB) ve alkol kullanım bozukluğunun birlikte bulunduğu hastalarda birinci ve ikinci eksende ek psikiyatrik bozukluk bulunması ve tedavi zorlukları, ek tanı bulunmayan hastalara göre önemli farklılık yaratmaktadır. Klinik psikiyatri pratiğinde hangi bozukluğun öncelikle tedavi edilmesi gerektiğine ilişkin fikir birliği bulunmamaktadır.
Günümüze kadar yapılmış olan çeşitli çalışmalarda alkol kullanım bozukluğundaki YB oranları araştırılmıştır. Beary ve arkadaşları, alkol bağımlılarının %35inde önceden YB bulunduğunu; bulimiya nervoza olgularının %50sinde ya alkol kötüye kullanımı bulunduğunu (%40) ya da alkolü aşırı miktarda kullandıklarını bildirmişlerdir (%10). Alkol bağımlılığının, bulimiya nervozanın başlamasından yıllar sonra belirgin hale gelebileceği vurgulanmıştır.
Klinik örneklemlerde, bulimik kadınların %18-50sinde yaşam boyunca alkol kullanım bozukluğu bulunduğu gösterilmiştir. Blumiya nervozanın özellikle duygu durum bozuklukları ve madde kötüye kullanımı olmak üzere çeşitli psikiyatrik bozukluklarla ilişkisi vardır. Goldbloomun çalışmasında alkol sorunu bulunan 73 kadın olgunun 22sinde (%30.1) yeme bozukluğu tanı ölçütleri karşılanırken, YB bulunan 96 kadının 25inde (%26.9) alkol kullanım bozukluğu saptanmıştır. Bu oranların genel toplumda görülen oranları aştığı görülmektedir. Yapılan bir çalışmada, olguların %60ında yeme bozukluklarının, alkol/madde kullanım bozukluklarından daha önce başladığı; %23ünde alkol/madde kullanım bozukluklarının daha önce başladığı; %8inde her iki bozukluğun aynı anda başladığı ve %9unda hangi bozukluğun önce başladığının belirlenemediği bildirilmiştir. Suzuki ve arkadaşları yatarak tedavi altındaki 3600 olguya ilişkin derleme çalışmasında, 30 yaşın al- tında 57 kadın alkol bağımlısı saptamışlardır. Bu grubun %4ünün anoreksiya nervoza tanı ölçütlerini doldurmakta olduğu, ancak yarısının bulimik davranışlar gösterdiği bulunmuştur.
Schuckit ve arkadaşları, alkol bağımlılığı olan kadınlarda yaşam boyu anoreksiya nervoza ve blumiya nervoza yaygınlık oranlarını sırasıyla %1.4 ve %6.7 olarak bulmuşlardır. Alkol bağımlılığı olan erkeklerin ise %1.35inde bulimiya nervoza bulmuşlardır. Bu verilere dayanılarak anoreksiya nervoza ve bulimiya nervoza ile primer alkolizm arasında güçlü bir ilişki bulunmadığı öne sürülmüştür.
Bu çalışmanın amacı alkol ve alkol dışı madde bağımlılığı bulunan kadınlardaki yeme bozukluğu sıklığının saptanması ve bu iki bozukluk arasındaki ilişkinin aydınlatılmasıdır.
YÖNTEM
Bu çalışma, Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Alkol/Madde Bağımlılık Merkezinde (AMATEM), Kasım 2001 ve Şubat 2002 tarihleri arasında tedavi görmekte olan kadın olgu grubuyla gerçekleştirilmiştir. Örneklem grubu DSM-IV tanı ölçütlerine göre alkol/madde bağımlılığı tanı ölçütlerini dolduran, yaşları 15-51 arasındaki (ortalama 29.3±7.04) çalışmaya katılmayı kabul eden 56 kadın olgudan oluşturuldu. Kontrol grubu madde kullanım öyküsü bulunmayan ve son 1 yıl içinde yatırılarak psikiyatrik tedavi öyküsü bulunmayan ve alkol kullanımı sosyal içicilik düzeyinde bulunan, yaş ortalaması 29.7±9.2 olan 41 kadın denekten oluşturuldu.
Ölçekler
Çalışmaya kabul edilme ölçütlerini dolduran deneklere DSM-IV Eksen I Bozuklukları İçin Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-I) uygulanarak tanıları kesinleştirildi.
Deneklerdeki yeme bozukluğu, 40 maddeden oluşan Yeme Tutumları Testinin Türkçe versiyonu ile değerlendirildi. Bu ölçek, kendini bildirime dayalı Likert tipi bir ölçektir. Kesme noktası 30 puan olarak kabul edilmiştir. Ayrıca deneklere sosyodemografik ve klinik özellikleri değerlendirmek amacıyla yazarlar tarafından hazırlanmış olan yarı yapılandırılmış soru formu uygulanmıştır.
İstatistiksel Analiz
Araştırmaya ait veriler SPSS 8.0 for windows paket programıyla değerlendirilmiştir. Kategorik değişkenler için ki-kare testi ve gerektiği durumlarda Fischer testi uygulan-mıştır. Devamlı değişkenler için t-testi uygulanmıştır. İsta-tistiksel önemlilik p<0.05 olarak kabul edilmiştir.
BULGULAR
Alkol madde bağımlılığı olan grupla (ortalama 29.3±-7.04) kontrol grubunun (29.7±9.2) yaş ortalamaları arasın-da istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (t=1.354, p=0.179). Alkol/madde bağımlılığı olan grupta YB görülme oranı (%16.1) kontrol grubunda görülme oranından (%2.4) istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulundu (Fisher testi, p=0.041). Çalışmaya alınan deneklerin sosyodemografik bulguları tablo 1de gösterilmektedir.
Alkol/madde grubunda boşanmış olmak (%48.2), kontrol grubunda evli olmak (%46.3) istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0.014).
TARTIŞMA
Ülkemizde alkol ve alkol dışı madde bağımlılığı ile yeme bozukluklarının birlikteliği henüz araştırılmamış konulardan biridir.Bu konuda ilk olarak kabul edeceğimiz çalışmamızda alkol/madde bağımlılığında YB görülme sıklığı (%16.1), bu konuya ilişkin diğer yurtdışı çalışmalarla benzer oranda saptanmıştır. YB ile alkol bağımlılığı ek tanı oranları 20-30 yaş arası kadınlarda en yüksek oranda bulunmuşken, en düşük oran yaş ortalaması 40lı yaşlara yakın olan olgularda bulunmuştur. Çalışmaya aldığımız olgularda yaş ortalaması 29.3±7.04 idi. Literatürde YBlarının erkeklerde çok seyrek görüldüğü bilindiğinden bizim çalışmamızdaki örneklem grubu sadece kadın bağımlı hasta grubundan oluşturuldu. Ergen ve genç erişkin kadınlardaki blumiya nervoza yaygınlığına ilişkin çalışmalar yaklaşık %1 gibi yaygınlık oranı verirken, genç yaştaki kadınlarda kısmi YB yaygınlığının
toplumda yaklaşık %5-10 arasında değiştiğini belirtmektedir. YB alt tiplerine ilişkin daha ayrıntılı bir karşılaştırma yapamadık çünkü örneklemi oluşturan olgu sayımız oldukça düşüktü. Örneklemimizde anoreksiya nervoza (AN) bulunmadı. Bununla birlikte, 3 blumiya nervoza, 3 tıkınırcasına yeme bozukluğu ve 3 BTA yeme bozukluğu bulunmaktaydı. BTA yeme bozukluğu tanı kategorisi anoreksiya nervoza ve blumiya nervozanın çekirdek özelliklerinin bir çoğunu karşılayan ancak tanı ölçütlerinin tam doldurmayan hastalar için kullanıldı. Tıkınırcasına yeme bozukluğu, DSM-IVteki BTA yeme bozukluğunda olduğu gibi blumiya nervozaya özgü uygunsuz dengeleyici davranışlarda bulunmaksızın yineleyen tıkınırcasına yeme epizodlarının bulunması ve vücut biçimiyle aşırı ilgilenme olarak kabul edilmiştir. YB ile alkol/madde bağımlılığı oluşumu ve gelişiminin temelde bir bağımlılık sorunu olduğu, diyet yapmak ve içme
davranışlarının gerilim azaltıcı etkisi olduğu ileri sürülmektedir. Her iki tip bozuklukta da öfke ve depresyon bulunmaktadır.Bireysel yaklaşımı benimseyen etiyolojik kuramlar, içsel tetikleyici etmenler üzerinde durmuştur.Freud,beslenme içgüdüsünün bozulmasının bireyin cinsel uyarılma ile başa çıkamamasına bağlı olduğuna inanıyor, oral dönemde takılma olduğunu her iki bozukluk için de ileri sürüyordu. Psikodinamik bakış açısından bu bozukluklar benlik (ego) işlevlerindeki gelişimsel bir eksiklik sonucu ortaya çıkmaktadır. Yemek ve yiyecek bu kendilikteki tamamlanmamışlık duygusundan ortaya çıkan anksiyeteyi azaltmak için kullanılan patolojik düzenekler olarak işlev görmektedir. Bireylerin ebeveynlerle erken etkileşimlerinden kaynaklanan temel ego kusurları sonucu ortaya çıkan kişisel yetersizlik duygusu vurgulanmaktadır. Yetersizlik duygusu ve kimlik özdeşiminin bulunmayışı önemli uyum sorunlarına yol açmaktadır.Birey erişkin yaşamın gerekleri ve sorumluluklarına hazırlıksızdır.
Biyolojik olarak YB ile alkol bağımlılığı arasında hipotalamik dengelerde bozulma ve beyin serotonin işlevlerinde yetersizlik bulunmaktadır. Beyin serotonin etkinliğini artıran ilaçların bozulmuş yeme ve içme davranışını düzeltebildiği gösterilmiştir. Ayrıca endojen opioid peptid aktivitesinin yiyecek ve alkol alımını dengelediği ileri sürülmektedir. Endojen opioid peptid aktivitesindeki bozulmanın aşırı alkol alımı ve yeme patolojisine yol açtığı öne sürülmektedir. Çalışmamızın bulguları göz önüne alındığında iki sonuç ortaya çıkmaktadır. Bunlardan ilki, alkol ve madde bağımlılığıyla başvuran kadın hastalarda görece yüksek ek tanı yaygınlık oranı dikkate alınarak YBnun sorgulanmasının önemidir. İkincisi bu iki bozukluk arasındaki temel ilişkinin doğasının aydınlatılması uygun tedavi yöntemleri geliştirilmesine
önemli bir ışık tutacaktır. Bu konuda henüz başlangıç olan çalışmamızdan başka aile ilişkilerinin,kültürel değişkenlerin araştırılacağı daha ileri araştırmalara gereksinim vardır.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Ankara'da İki Lisede 11.Sınıf Öğrencilerinde Depresyon & Yeme Bozukluğu İlişkisi
«
Yanıtla #8 :
Ocak 10, 2007, 09:24:13 am »
Ankara'da İki Lisede 11.Sınıf Öğrencilerinde Depresyon & Yeme Bozukluğu İlişkisi
Amaç: Ankarada iki lisede, on birinci sınıf öğrencilerinde depresyon ve yeme bozukluğu sıklığının ve ilişkisinin saptanmasıdır.
Yöntem: Bu kesitsel araştırma, Ankarada, Gazi Anadolu Lisesi ve Kurtuluş Lisesinde on birinci sınıf öğrencilerinden küme örneklem yöntemi ile seçilen 500 kişi üzerinde yapılmıştır. Araştırmaya katılma oranı %96,6dır (n=483). Öğrencilere depresyonu değerlendiren Beck Depresyon envanteri, yeme bozukluğunu saptamak amacıyla EAT 26 (Eating Attitudes Test-Yeme Tutumu Testi) ve tanımlayıcı özelliklere yönelik sorulardan oluşan bir anket formu gözlem altında uygulanmıştır. Beck depresyon envanterinden 17 ve üzerinde puan alan öğrenciler depresyon olasılığı var olarak, EAT-26 testinden 20 ve üzerinde puan alan öğrenciler yeme bozukluğu olasılığı var olarak değerlendirilmiştir.
Bulgular: Öğrencilerin %34,0ında depresyon, %4,1inde yeme bozukluğu olasılığı saptanmıştır. Yeme bozukluğu olasılığına göre depresyon olasılığı açısından anlamlı istatistiksel fark saptanmıştır (p<0,05). Yeme bozukluğu olasılığı olanlarda depresyon olasılığı sıklığı %80dir. Kızlarda depresyon veya yeme bozukluğu olasılığı erkeklere göre daha fazladır. Daha önce ruhsal sorunlar için doktora ya da psikolojik danışmana başvuranlarda, olası depresyon veya yeme bozukluğu sıklığı daha fazla bulunmuştur (p<0,05). Ailenin aylık gelir düzeyi azaldıkça yeme bozukluğu olasılığı artmaktadır (p0,05).
Sonuç: Ruh sağlığı açısından ilk sıralarda yer alan depresyon ve önemli sorunlara yol açan yeme bozukluğu lise öğrencilerinde oldukça yüksek sıklıkta saptanmıştır. Bu konulardaki araştırmalar sonucunda liselerde önleme ve izleme programlarının oluşturulması gereklidir.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Ergenlerde Patolojik Yeme Tutumlarını Yordayan Değişkenler
«
Yanıtla #9 :
Ocak 11, 2007, 07:45:04 am »
Ergenlerde Patolojik Yeme Tutumlarını Yordayan Değişkenler: Dansçılar ve Dansçı Olmayanlar
Meltem Anafarta
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Psikoloji Bölümü
Yeme tutumu literatürü gençlerde benlik ve beden imgesi, vücut kitle endeksi, aile yapısı ve kilo ile ilgili algılanan baskının önemini vurgulamaktadırlar. Bu faktörlerden ayrı olarak yeme tutumu literatürü bir nüfustaki farklı mesleki grupların patolojik yeme tutumlarına farklı yatkınlık düzeyleri olabileceğini ve yordayıcı faktörlerin nüfustaki farklı gruplar için önceliklerinin farklı olabileceğini göstermektedir. Özellikle de, mesleki başarıları kiloya bağlı olan balerinler için sağlıksız yeme tutumlarına yatkınlığın yüksek olduğu vurgulanmaktadır. Bu meslek gruplarından olan gençler için çevrenin özellikle de meslekte otorite olan kişilerin kilo ve görünüş üzerine yaptıkları baskının ve gençlerin de bu baskıyı algılamalarının patolojik yeme tutumunu tetiklemesi açısından kritik olduğu düşünülmektedir. Yeme tutumu literatürünün de desteklediği doğrultuda bu çalışmanın amacı farklı düzeylerde bale ile ilgilenen 3 grup genç kızın (konservatuvar bale öğrencileri, bale kursu öğrencileri ve bale ile ilgilenmeyenler) patolojik yeme tutumlarını belirleyen faktörlerin incelenmesi ve bu faktörlerin gruplar arası örüntü farklılıklarının çalışılmasıdır. Genç kızlardaki benlik imgesi, vücut kitle endeksi, aile yapısı ve kilo ile ilgili algılanan baskı yeme tutumlarını yordama gücü açısından incelenmiştir. Hangi faktörlerin hangi gruplar için hangi düzeylerde anlamlı olduğuna dair belirgin bir beklenti olmamakla birlikte profesyonel anlamda bale ile ilgilenen konservatuar öğrencileri için vücut kitle endeksinin ve bale öğretmeninin kilo ile ilgili yaptığı baskının anlamlı yordayıcı faktörler olması beklenmektedir. Öte yandan, öğretmenden kilo ile ilgili algılanan baskının diğer gruplar için anlamlı olmayacağı beklenmektedir. Bu çalışmanın amacı farklı düzeylerde bale ile ilgilenen genç kızların patolojik yeme tutumlarını belirleyen faktörlerin incelenmesi ve bu faktörlerin gruplar arası örüntü farklılıklarının çalışılmasıdır. Bu çalışmadaki yordayıcı faktörler yeme tutumu literatürüne paralel olarak seçilmiştir. Buna göre; genç kızlarda benlik imgesi, beden imajı, aile yapıları ve kilo ile ilgili toplumdan algıladıkları baskı anoreksik tutumlar ve tıkınma davranışları alt boyutlar olmak üzere yeme tutumunu yordayıcı faktörler olarak ele alınmıştır. Toplam olarak çalışmaya 12-18 yaşları arasında 193 genç kız katılmıştır. Bu gençlerden, yaş ortalaması 14.85 olan 47 si Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bale Bölümü öğrencileridir. Yaş ortalaması 14.14 olan ikinci grup ise bale kursu öğrencilerinden oluşmaktadır. Son grup olarak dansçı olmayan 103 genç kız ise Ankaradaki özel bir ilköğretim okulu ve liseden seçilmiştir. Yaş ortalamaları 14.20 olan bu genç kızlar profesyonel veya amatör olarak bale ile hiç ilgilenmemekte, bale yapmamaktadırlar. Beden imgesi, gerçek, algılanan ve ideal kilo statüsü ve ideal ile gerçek kilo statüsünün farkının bulunması ile ölçülmüştür. Ayrıca çalışmada Offer Benlik İmgesi Ölçeği, Aile Yapısını Değerlendirme Aracı, Kilo ile İlgili Algılanan Baskı Skalası ve Yeme Tutumu Testi Geliştirilmiş Form kullanılmıştır. Ardışık çoklu regresyon analizleri çalışmadaki yordayıcı faktörlerin gruplar arası farklı örüntüler gösterdiği savını desteklemektedir. Buna göre, profesyonel bale öğrencilerinde yeme patolojisine ailenin katkısı anlamlı bulunmazken, sadece öğretmenin kilo vermesi için konservatuar bale öğrencisine yaptığı baskı ve gerçekle ideal kilo arasındaki farklılık anoreksik tutumlar açısından anlamlı yordayıcı faktörler olarak bulunmuştur. Bunun aksine, profesyonel olmayan balerinlerle balerin olmayan öğrencilerde patolojik yeme tutumuna ailenin anlamlı katkısının bulunduğu görülmüştür. Her 3 grup için de benlik imgesinin, özellikle benlik saygısı ve psikolojik işlevsellik alt boyutlarında, anoreksik tutumlar ve tıkınma davranışlarını yordayıcı olduğu bulunmuştur. Çalışmanın sonuçları toplumda farklı statüleri olan grupların ve/veya alt kültürlerin genel olarak yeme tutumunu yordayıcı faktörlerden farklı olarak etkilenebileceklerini belirtmektedir. Bu farklılıklar sağlıksız yeme tutumları gösteren ve/veya yeme bozukluğu olan gençlerde uygulanan psikolojik yaklaşımların odaklanması gereken noktaları da daha belirgin hale getirmekte ve uygulamalarda yol gösterici bir nitelik taşımaktadır.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Yeme Bozukluğu Olan ve Olmayan Vakaların Bağlanma Biçimleri
«
Yanıtla #10 :
Ocak 12, 2007, 08:47:28 am »
Yeme Bozukluğu Olan ve Olmayan Vakaların Bağlanma Biçimleri ve Kişilerarası Şema Örüntüleri Açısından Farklılıkları
Berna Keskingöz
SSK Ankara Eğitim Hastanesi, Psikiyatri Servisi
Gonca Soygüt
Hacettepe Üniversitesi, Psikoloji Bölümü
Bu araştırmada, yeme bozukluğu olan ve olmayan vakaların, bağlanma biçimleri (güvenli-korkulu-saplantılı-kayıtsız) ve kişilerarası şema farklılıkları açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Kişilerarası şemalar kuramına göre, benlik kişilerarası bağlamda gelişir ve kişilerarası olayların bilişsel temsilini içerir. Kişilerarası şemalar olarak adlandırılan bu temsiller, bireylerin bağlanma figürleri ile olan etkileşimlerini devam ettirebilmeleri ve bireyin etkileşimlerini yordama olasılığını arttırır. Bağlanma kuramı, insanların kendileri için önemli olan başkalarıyla güçlü duygusal bağlar kurma eğiliminin ve gereksiniminin yeni doğanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli ve gelişimsel açıdan işlevsel olduğunu ifade eder. Buna ek olarak, erken dönemdeki bağlanma biçimlerinin yetişkinlik dönemindeki patoloji ile ilgili olduğu öne sürülmektedir. Bununla birlikte kişilerarası şemaların bireylerin erken dönem bağlanma biçimleri ile birlikte oluşmaya başladığı belirtilmektedir. Kişilerarası kurama göre, psikopatolojileri olan bireylerin kişilerarası şemalarının işlevsel olmadığı yapılan çeşitli araştırmalarda gözlenmiştir. Son dönemlerde kişilerarası yaklaşımın yeme bozukluğu tedavisinde başarılı sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Ayrıca, kişilerarası şemalar ile bağlanma figürleri arasındaki bağlantıların gösterilmesi üzerinde çalışılmaktadır. Yapılan bu çalışmalar ve aktarılan kuramsal görüşlerden yola çıkarak yeme bozukluğu olan ve olmayan vakaların kişilerarası şema örüntülerinin işlevsellikleri açısından değerlendirilmesi ve bu bireylerin bağlanma biçimlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, farklı kurumlarda yeme bozukluğu tanısı (anoreksiya nervoza ve blumiya nervoza) almış 40 birey ve bu bireylerin sosyodemografik özellikleriyle eşleştirilmiş yeme bozukluğu tanısı almamış birey dâhil edilmiştir. Yeme bozukluklarının doğasından ve bu bozuklukların genellikle kadınlarda gözlenmesinden dolayı araştırmaya alınan tüm bireyler kadınlardan oluşmuştur. Bu örnekleme, yeme bozukluğunun belirlenmesi için Garner ve Garfinkel tarafında 1979 yılında geliştirilen Yeme Tutum Testi (YTT), bağlanma biçimlerinin belirlenmesi için Griffin ve Batholomew tarafından 1994 yılında geliştirilen İlişki Ölçekleri Anketi (İÖA), ve kişiler arası şemaların değerlendirilmesi için de Hill ve Safran tarafından 1993 yılında geliştirilen Kişilerarası Şemalar Ölçeği (KŞÖ) uygulanmıştır. Araştırma deseninde bağımsız değişken olarak bağlanma biçimleri (güvenli-korkulu-saplantılı-kayıtsız) ve yeme bozukluğu alınmıştır. Kişilerarası şema boyutları ise bağımlı değişkendir. Bu doğrultuda verilere 2x4 varyant analizi uygulanmıştır ve belirtilen değişkenler arasında ilişkiler korelasyonu incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, yeme bozukluğu olan vakaların işlevsel olmayan kişilerarası şemalara ve güvensiz bağlanma biçimlerine sahip oldukları gözlenirken, yeme bozukluğu olmayan vakaların işlevsel kişilerarası şemaları olduğu ve güvenli bağlanma biçimleri ne sahip oldukları gözlenmiştir. Elde edilen bu sonuçların literatür bilgileri ile uyumlu olduğu gözlenmiş ve araştırma bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Yeme Bozukluklarında Psikoaktif Madde Kullanımı: Bir Gözden Geçirme
«
Yanıtla #11 :
Ocak 13, 2007, 01:24:26 pm »
Yeme Bozukluklarında Psikoaktif Madde Kullanımı: Bir Gözden Geçirme
Özet:
Yeme bozuklukları, giderek ilgi çekmeye başlamış, ender görülen ancak ölümle sonuçlanabilen bir psikiyatrik hastalık grubunu oluşturmaktadırlar. Yeme bozukluklarını konu alan çalışmalar artmakla beraber, etiyolojisi hakkındaki bilgiler henüz netlik kazanmamıştır. Yeme bozukluklarıyla, alkol ve madde kullanımı arasındaki ilişkiyle ilgili bilgiler ise oldukça sınırlıdır. Bu çalışmada yeme bozuklukları ile alkol ve madde kullanımı arasındaki ilişkiyi inceleyen literatür gözden geçirilmiştir. Yeme bozukluklarından anoreksiya nervoza ve blumiya nervoza ile alkol ve madde kullanımı arasındaki ilişkiyi konu alan çalışmalar incelenmiştir. Bu çalışmalarda, yeme bozukluğu hastalarının kullandıkları psikoaktif maddelerin, madde bağımlılığı ile madde kullanımı arasındaki fark gözetilmeksizin araştırıldığı görülmüştür.
Günümüzde birçok çalışmada yeme bozuklukları ile alkol ve diğer maddelerin kullanımı arasında bir ilişkinin varlığından söz edilmektedir. Bu çalışmada bu olasılığı ele alan araştırmalar gözden geçirilmiş ve bunların nedenleri üzerinde durulmuştur. Yeme bozukluklarından anoreksiya nevroza (AN) ve blumiya nervoza(BN) ile psikoaktif madde kullanımı arasındaki ilişkinin boyutları bu gözden geçirme yazısının temelini oluşturmaktadır.
Hem yeme bozukluklarının hem de alkol ve madde kullanımının ortaya çıkış yaşlarının ise sıklıkla ergenlik dönemine denk düşmesi, aradaki ilişkinin varlığını düşündüren bir başka neden gibi gözükmektedir. Anoreksiya nervoza (AN) ve blumiya nervoza (BN), sıklıkla ergenlik dönemi ve genç erişkinlik dönemindeki kadınları etkileyen, beden üzerinde ölümcül etkilere yol açan bozukluklardır. Bu bozukluklar 1970lerden beri Avrupa ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletlerinde araştırılırken, Türkiyede bu alanda fazla çalışmaya rastlanmamakta, yeme bozuklukları ile alkol ve madde kullanımı arasındaki ilişkiyi inceleyen her hangi bir çalışmaya ise hiç rastlanmamaktadır.
Yeme Bozukluklarının Tarihçesi
AN ve BN, DSM III-Rde bebeklik, çocukluk ve ergenlikte başlayan bozukluklar başlığı altında yer alırken, DSM-IVte bu grup içinden çıkartılmış ve yeme bozuklukları başlığı altında ayrı bir bölüm olarak ele alınmışlardır. Kınık, ergenlerin tedavilerinde yeme bozukluklarından bahsetmekte ve anoreksiya nervozanın ilk kez Gull ve Laseque tarafından 1873te birbirinden bağımsız iki ayrı bildiri ile psikiyatrik literatüre girdiğini belirtmektedir. Blumiya nervozanın geçmişi ise anoreksiyadan çok daha gerilere dayanmaktadır. Kınıkın bildirdiğine göre; M.Ö.400de Yunan tarihçi ve yazarı Xnephonun, doyma belirtileri göstermeksizin kontrol dışı aşırı yeme ile belirli bir klinik tabloyu Fames Canina olarak isimlendirmiş ve bu deyimin İngilizceye Dog Hunger-Köpek Açlığı olarak geçtiğini ifade etmiştir. Yeme bozukluklarının psikanalitik açıklamalarını yapan ve Rorschach Testi ile değerlendiren Tunaboylu-İkiz, yemek yemenin yaşamak için gerekli ve bastırılamayan içsel bir güç olduğunu belirtmekte ve yeme bozukluklarının tanımında, kişinin hikayesinde yiyeceğin ya çok hissedilir olduğu (blumiya) ya da tamamen dünyasının dışında tutulduğundan (anoreksiya) söz etmektedir.
Alkol ve Madde Kullanımının Tarihçesi
Psikoaktif madde kullanımının geçmişi incelendiğinde yine bulimiya nervoza gibi oldukça gerilere dayandığı görülmektedir. Gregory A. Austinin 1979da yaptığı kronolojik çalışmaya göre psikoaktif maddelerin genel olarak kullanımının Antik Yunan Dönemine dek uzandığı söylenebilir. Alkolizm ile ilgili olarak Tunaboylu-İkiz S.Freudun özel bir çalışma yapmadığını belirtmekte ve daha çok sarhoşluğa ait atıfların yapıldığını söylemektedir; Medeniyette Rahatsızlık adlı yapıtında da açık olarak hayatın zorluklarından ve insanoğlunun bu zorlukları yenmede sakinleştiricilerden yararlandığını ele almaktadır. Freudun yapıtlarında alkol bağımlılarının gerçekle sorunlarının olduğundan bahsetmektedir. Ancak bu ne bir nevrotik gibi gerçeğin bir kısmını görmezden gelme ne de psikotik gibi yeni bir gerçeklik yapılandırmasıdır. Klasik Freudcü yazarların yanı sıra Lacanyen yazarlar da alkolizmden söz ederler ve alkol bağımlılarının kendi benlik görüntülerine tahammül edemediklerini ve reddettiklerini belirtirler. Bu kuramsal açıklamalardan sonra tarihsel sürece bakıldığında Yunan ve Roma uygarlıklarında alkol en önemli tehlikeyi oluştururken, afyonun ilaç olarak kullanımı dışında kullanımına rastlanmadığı, haşhaşın ise Asyada sıklıkla kullanıldığı görülmektedir. Afyonun M.S.1000de Çin ve Hindistanda yaygın olarak kullanıl-dığı, medikal kullanımın yanı sıra askerlikte cesaret artırıcı olarak kullanımının görüldüğü söylenmektedir. İnka İmparatorluğunda ise 1300lerde kokain yapraklarının çiğnenmesi dini ve sosyal hayatın ayrılmaz bir parçasıyken, bu bitkiye Güneş Tanrısının armağanı olarak bakılmaktaydı. Keşiflerle beraber M.S.1500e gelindiğindeyse Avrupada psikoaktif madde kullanımının yaygınlaştığı ve artık yalnızca tıbbi nedenlerle kullanılmadığı da belirtilmektedir. Bu dönemde önceki dönemlere ait sosyal ve dini bağların zayıflamasıyla ve toplumun giderek daha şehirleşmiş, karmaşık ve özgür bir yaşam biçimi edinmesiyle kontrolsüz alkol kullanımı ve yeni tanışılan maddelere yönelik ilginin arttığı düşünülmektedir. Alkol kullanımı ve sarhoşluk 15501575 yılları arasında İngiltere Krallığında ilk kez suç olarak kabul edilmeye başlanmıştır.
Günümüze gelindiğinde alkol ve madde kullanımı hemen hemen tüm ülkelerde devlet denetimi altında tutulmaya, çeşitli kanunlarca denetlenmeye, uyuşturucu maddelerin ticareti ise yasaklanmaya çalışılmaktadır.
Anoreksiya Nervoza
Yeme bozukluklarının psikanalitik açıklamaları 1930larda yapılmaya başlanmış, bu açıklamalar bozulmuş yeme fonksiyonu ve kusma üzerine odaklanmıştır. Neredeyse tüm açıklamalar Freudun çalışmalarından yola çıkılarak bozulmuş beslenme dürtüsü ve cinselliğin kontrolü üzerinde yoğunlaşmıştır. Phelps ve Bajorekin yeme bozukluklarının etiyolojisini ve tarihçesini aktardıkları makalede, Hilde Bruchun 1978 yılındaki yazılarına göre, bir anoreksik için, zayıf olma isteği, tüm diğer psikolojik ve fiziksel isteklerin önüne geçmekte ve kilo kaybı gerçekleştik-çe bu zaferin, kontrolün ve kendini kısıtlayabilmenin
sembolü haline gelmektedir.
Blumiya Nervoza
Yine Phelps ve Bajorekin aktarımlarında Johnson ve Tobiasa göre, anoreksiya nervoza hastaları gibi blumik hastalar da zayıflık modelini benimsemektedirler. Tobias ve Agrasa göre blumikler, kendilerini yemek konusunda sınırlamaktan çok sapkın, bozulmuş yeme tutumları gösterirler. Yine aynı makalede Hendrick ve Peters blumiya hem şişmanlarda hem de
anoreksiklerde görülse de çoğu blumiğin kilosunun normale yakın olduğunu, Rosende bunun hastalığı maskeleyici bir faktör olduğunu belirtmektedir.
Madde Bağımlılığı
Madde bağımlılığı santral sinir sistemini(SSS) etkileyen, ilaç niteliğine sahip bir maddenin keyif
verici etkilerini duyumsamak veya yokluğundan kaynaklanabilecek huzursuzluktan sakınmak için maddeyi devamlı veya periyodik olarak alma arzusu ile kendisini gösteren, psişik ve somatik bir sendromdur. Sağlam, Uzbay ve Beyazyürekin aktarımlarına göre bağımlılığın derecesi ise maddeyi arama davranışının şiddeti ve bu davranışın günlük etkinlikler içindeki öncelik sırası saptanarak ölçülebilir. Yine madde bağı