Hatunca.NET Psikoloji ve Kadin Sitesi
 
 
 

Ana Menu

Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Reklam Ver

Psikoloji

Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları

İçerikler

Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv

Psikoloji Testleri

Eğlence Testleri
Kişilik Testleri

Yazarlar

Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
 
Anasayfa arrow Forum arrow Psikoloji-Terapi arrow Bulimia ve Anoreksiya arrow BESLENME
 
 
BESLENME
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Eylül 07, 2008, 10:06:35 pm
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt

+  Hatunca.NET Forum
|-+  Psikoloji-Terapi
| |-+  Bulimia ve Anoreksiya (Moderatör: crea)
| | |-+  BESLENME
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 3 4 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: BESLENME  (Okunma Sayısı 16300 defa)
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« : Aralık 24, 2006, 10:11:59 pm »

Sağlıklı beslenmeyle ilgili yazıları bu başlıkta bulabilir, faydalı olacağını düşündüğünüz yazıları da paylaşabilirsiniz.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #1 : Aralık 24, 2006, 10:16:11 pm »

SAĞLIKLI BESLENME

İnsanın yaşaması, çocuğun büyümesi, gelişmesi, düşünen bir beyne, çalışan emek harcıyan bir bedene sahip olması için, beslenmesi gerekir. Ama gelişi güzel değil, düzenli beslenmeye gereksinimi vardır. Öyleyse beslenme nedir, ne değildir bunu açıklayalım.
Beslenme, besin maddelerinin dışarıdan alıınması emilebilir hale getirilmesi, emilmesi, kullanılması, fazlasının depo edilmesi, depo edilemeyen miktarlarının ve artıklarının atılması evrelerini içerir.
Beslenmenin ilk aşaması, besin maddelerinin alınması, yani yenilmesi ve içilmesidir. Bu yeme içme beyindeki acıkma ve doyma merkezi tarafından düzenlenir. Bu merkezin bozulması halinde, tokluk (anoreksiya nervosa) ve dengesiz açlık (psikolojik oburluk) adı verilen duygular meydana gelir.
Anoreksiya nervosa hali, istisnalar haricinde ruhi dengesini tam ayarlayamayan, kişiliğini tam geliştiremeyen, zayıflamak için diyet yapan kişilerde görülür. Şiddetli bir yiyecek reddi ve aşırı zayıflama şeklinde kendini gösterir.
Psikolojik oburluk hali, istisnalar haricinde mutsuz ve tatminsiz olan aşırı yemek yemeye ve içki içmeye düşkün olan kişilerde görülür. Ruhsal durumu dengeli, yaşamı düzenli ve hayatında aşırı tutkunluk göstermeyen bir kişi açıkma ve doyma merkezlerinin dengesini korur. Normal besin alımını özel bir önem göstermeden, kendini acıkma ve doyma duygularına bırakarak, vücut ağırlığını yıllarca aynı düzeyde tutabilir.
Ancak, beslenmenin esası kilo almak veya vermek değil, beden ve ruh sağlığını korumaktır. Bu da iç sistemin güçlenmesine, dolayısıyla hücrelerin beslenmesine ve temizlenmesine yönelik beslenme tarzıyla sağlanabilir.

Bu beslenme tarzının esasları şunlardır:
1-Beslenmeyi kilo vermek aracı olarak kullanmamak,
2-Sağlıklı gıdalarla beslenmek,
3-Her türlü gıdayı yemek ya da içmek,
4-Gıdaların besin değerlerini koruyup, toksik tesir kazanmasını önlemek,
5-Doğal gıdalarla beslenmek,
6-Besin öğelerini dengeli kullanmak,
7-Gıdaların tedavi değerini tanımak,
8-Günlük kalori ihtiyacını ayarlamak,

Yararları;
-Beslenmeye yasak koymaz,
-Beslenmeyi zevk haline getirir,
-Hazımsızlık(gaz), ağız kokusu, sindirim zorluğu, kabızlık, sancı gibi sorunları önler,
-Metabolizmayı güçlendirir,
-Kan basıncını düşürür ve tansiyonu dengeler,
-Kandaki yağ, su, protein ve şekeri dengeler,
-Kandaki hemoglobin miktarını arttırır,
-Hücrelerin yağ, protein, karbonhidrat, vitamin ve mineral gibi besin ihtiyacını yeterli bir şekilde karşılar,
-Vücutta yağ, su ve toksin birikimini önler,
-Kilo, ödem ve selülitlerden kurtarır,
-Vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir,
-Daha az harcamayla daha iyi ve zevkli beslenmeyi sağlar,
-Sağlığa zarar veren gıdalarla beslenmekten uzaklaştırır,
-Yararlı gıdalarla beslenmeye yönlendirir,


BESLENMEYİ KİLO VERME ARACI OLARAK KULLANMAMAK

Beslenmeyi hücre sağlığını korumak yerine kilo vermek amacıyla kullanmak, hücrelerin besin ihtiyacını karşılanmasını önler, metabolizmayı bozar, vücudu güçsüz ve enerjisiz bırakır. Verilen kiloların tekrar geri alınmasına ve şişmanlığın kalıcı olmasına neden olur. Vücut nezleden kansere kadar her türlü hastalığa karşı dayanma gücünü kaybeder. Beslenme hücre sağlığını korumak amcıyla yapılır ise kilo sorunları kesin ve kalıcı olarak giderilir.


SAĞLIKLI GIDALARLA BESLENMEK

"Ne yersek o oluruz"
Yenilip içilen gıdalar vücudun bir parçasını oluşturur. Bu nedenle sağlıklı gıdalar ile beslenen kişi, sağlıklı bir vücuda, ne olduğu belirsiz gelişi güzel gıdalarla beslenen kişi sağlıksız bir vücuda sahip olur.


GIDALARDA ARANAN ÖZELLİKLER

-Mümkünse ekolojik olmalı,
-Uyarıcı ve hormonlarla yetiştirilmemeli,
-Toplanması, kurutulması, saklanması ve ambalajlanması hijyenik olmalı,
-Taze, sağlam ve temiz olmalı,
-Konsantre edilmemiş (pastırma, salam, sosis, sucuk, konserve gibi) ve kimyasal muameleler görmemiş olmalı.
"Ekolojik Gıdalar"
Yetiştirilmesi, üretilmesi, toplanması, kurutulması, saklanması ve ambalajlanmasında hiçbir uyarıcı hormon, kimyasal madde ve sanayi işlem kullanılmayan gıdalara "ekolojik gıda"adı verilir.

Yararları:
-Besin değerleri yüksektir.
-Toksit madde taşımazlar.
-Toksinlrin boşaltılmasına ve kanın temizlenmesine yardımcı olurlar.
-Hücre sağlığına zarar vermezler.
-Biyolojik gençleşmeye yardımcı olurlar.


HER TÜRLÜ GIDAYI YEMEK YA DA İÇMEK

Bir kişi, hücrelerinin beslenmesine ve temizlenmesine yardımcı olabilmek için günlük yaşamında meyva, sebze, tahıl, bakliyatlar ve hayvani gıdaların her birinden, vücudun ihtiyacı kadar yemek içmek zorundadır. Çünkü her gıdanın enerji ve tedavi değeri farklıdır. "Biri olmazsa olmaz! "Yani, her gıda diğerinin tamamlayıcısıdır.
Örneğin; çiğ sebze ve meyvalar, vücudun vitamin, mineral ve enzim ihtiyacını karşılar. Taşıdıkları bu maddeler ile de vücudun enerji ve yapıtaşı ihtiyacını karşılayan hayvani gıdaların, pişirilmiş sebzelerin, tahılların, bakliyatların, yağların sindirilmesine yardım eder ve oksitlenmesini önler.


GIDALARIN BESİN DEĞERİNİ KORUYUP VE TOKSİK TESİR KAZANMASINI ÖNLEMEK

İç ortamın hücre sağlığını koruyacak düzeyde değişmez tutulması gıdaların besin değerini koruyup toksik tesir kazanmasını önlemekle sağlanabilir. Bunun çareleri şunlardır:
Gıdaları karıştırmadan yemek ya da içmek
Gıdalar, konsantre (oksitlenen) ve konsantre olmayan gıdalar (oksitlenmeyen) olarak iki ana gruba ayrılır. Konsantre gıdalar kendi aralarında nişastalı ve proteinli gıdalar, konsantre olmayan gıdalar da meyvalar ve çiğ sebzeler olarak ikiye ayrılır. Sebzeler pişirildikçe konsantre gıdaya dönüşürler. Örneğin; patates çiğ iken sebze, pişirildikten sonra nişastalı gıda grubuna girer. Bu gıdalardan meyva şekerleri direk olarak, nişastalı gıdalar alkali salgı ile sindirilerek, proteinli gıdalar asit salgı ve çiğ sebzelerde bulunan canlı enzimlerle sindirilerek kana karışırlar.
Bu nedenle, gıdalarımızı meyvalar, nişastalı gıdalar ve proteinli gıdalar olmak üzere üç ayrı gruba ayırıp, üç ayrı öğünde yemek içmek zorundayız. Bu şekilde beslenirsek, gıdaların işe yarayan kısımları daha kolay ve daha çabuk sindirilip kana verilir. İşe yaramayan kısımları da daha kolay ve daha çabuk dışarı atılır. Bu sayede tüm gıdaların besin değerleri korunur, toksik tesir kazanması önlenir.
Gıdalar karıştırılarak yenilip içilirse zor sindirilirler. Midede uzun zaman bekleyerek besin değerlerini kaybedip toksik tesir kazanırlar. Mideden bağırsağa geçmeden mikroplar ve bakteriler tarafından tüketilirler. Sindirim sisteminde parazitlerin üremesine neden olurlar. Oksitlenirler. Bu olay ağız kokusu, sindirim sancısı, mide ve bağırsak gazları gibi sorunlarla kendini gösterir.
Örneğin;
-Meyva ve meyva suları, nişastalı veya proteinli gıdalarla aynı öğünde yenilirse asit ve alkali salgıların etkisinde kalarak fermantasyona uğrayarak bozulurlar. Ayrıca besin değerlerini kaybedip toksik tesir kazanarak iç ortamın ve karaciğerin düşmanı olurlar.
-Nişastalı gıdalar grubuna giren patates ile proteinli gıdalar grubuna giren et, aynı öğünde yenilirse vücut patatesi sindirmek için alkali salgı, eti sindirmek için asit salgı salgılar. Salgılanan bu salgılar, midede karıştırılınca, kimyasalca kaçınılmaz olarak nötr salgıya dönüşürler. Nötr ortamda patates de, et de sindirilemez. Bu gıdaların sindirilebilmesi ve mideden bağırsağa geçebilecek hale gelmesi için mide tekrar tekrar asit ve alkali salgı salgılamak zorunda kalır.
Vücut, en büyük enerjiyi gıdaların sindirilebilmesi için harcar. Bu enerjiyi harcamasının amacı, gıdalardan daha fazla enerji elde edip yaşamını sürdürebilmektir. Sindirim için bu kadar fazla enerji elde edip yaşamını sürdürebilmektir. Sindirim için bu kadar fazla enerji tüketilmesine rağmen, gıdalar besin değerini kaybedip toksik tesir kazanmış vaziyette bağırsaklara geçerler. Bu defa vücut, gıdaların toksik tesirini yok etmek için, sindirim için harcadığı iki misli fazla enerji tüketir. Sonunda, kar edemeyen işletmenin iflas ettiği örneği, enerji iflasına uğrar ve hücrelerde dejenerasyon başlar. Bu olay gençlik yıllarında yorgunluk, hazımsızlık, kabızlık, nezle, grip, solunum zorluğu, kalp yetmezliği, yüksek tansiyon, romatizma, artrit, kansızlık, alerji ve cilt hastalıkları gibi sağlık sorunlarıyla, elli yaşından sonra da kalp krizi, felç ve kanser gibi ciddi hastalıklar şeklinde kendini gösterir.


Gıdaların Öğünlere Göre Gruplandırılışından Örnekler

Sabah Kahvaltısı:
Aç karnına 1-2 bardak ılık su +bir bardak vücudun ihtiyacı olan bitki çayı +bir tatlı kaşığı bal veya pekmez +meyva(Şeker hastaları şeker oranı düşük meyvalar yemelidir.)
Kolay sindirilebilen ve çabuk kana karışan bu gıdalar vücudun; vitamin,mineral ve acil enerji ihtiyacını karşılar.Birgün önce yenilen gıdaların toksik etkilriyle kirlenen kanın temizlenmesini ve güne enerjik başlamamızı sağlarlar. Koenzimlerin salgılanmasını mükemmelleştirir ve vücudun ümmin (bağışıklık) sistemi güçlendirirler.
Sabah Öğle Arası:
1-2 bardak su ve 1 bardak süt içilebilir.
Öğle Öğünü:
Alkali salgı ile sindirilebilen nişastalı gıdalar grubundan oluşan bu öğünde pişirilmiş sebze+tahıl+bakliyat yenilmelidir.
Öğle öğününde yenilen bu gıdalar yavaş yavaş enerjiye dönüştükleri için akşama kadar ihtiyaç duyulan enerjinin karşılanmasını sağlarlar. Bu gıdalar beraber pişirilip yenilirse daha besleyici ve lezzetli olurlar.
Öğle ve Akşam Arası:
1-2 bardak su,bitki çayı,ayran,ağır işciler için tatlı yenilebilir.
Akşam Yemeği:
Bu öğün her renkteki yeşilliklerden hazırlanmış salata +Hayvani gıdalardan oluşmalıdır.
Çinliler bu oranı:2 kısım salata,
2 kısım hayvani gıda,
1 kısım ekmek şeklinde önerirler.
Ekmek ve pirinci nötr gıda olarak kabul ederler.
Proteinler,hormonların hammaddesini oluşturur.Akşam yenilen bu gıdalar,seks hormonu başta olamk üzere tüm hormonların salgılanmasını kolaylaştırır.
Sabah yapılan sporların,kasların güçlenmesi ve gelişmesi üzerindeki etkisini arttırır(mecbur kalınırsa öğle ve akşam öğünü değiştirelebilir.)
Akşam yemeğinden sonra,vücuda rahatlık veren ve uyumayı kolaylaştıran bitki çayları içilebilir.
Bir öğün önce yenilen gıdalar,mideden barsağa geçmeden ikinci öğüne başlamamak
Midedeki gıdalar bağırsağa geçmeden yenilen bir lokma gıda,daha önce yenilen gıdaların mideden bağırsağa geçmesini geciktirir. Bu da gıdaların mide de fazla beklemesine,besin değerlerini kaybedip toksik tesir kazanmasına neden olur.
Aç karnına olmak şartıyla, gıdaların mideden bağırsaklara geçiş süreleri:
1-Su,yudum yudum ve ılık içilirse: Midede beklemeden bağırsaklara geçer.
2-a)Meyva suları: 0,5-1 saat
b)meyvalar: 2 saat
3-Çorbalar: 2 saat
4-a)Pişirilmiş sebzeler: 2-4 saat
b)Tahıllar: 2-4 saat
c)Bakliyatlar: 2-4 saat
5-Hayvani Proteinler: 4-5 saat
6-Kızartmalar: 5-7 saat
7-Yağlar: 7-8 saat
Bu gıdaların midede daha uzun bekleme nedeni,karıştırılarak yenilmeleri veya mide,bağırsak gibi sindirim organlarının hasta olmasına bağlıdır.

Günde üç öğün beslenmek;
Vücut alışkın olduğu saatlerde, sindirim salgılarını daha iyi salgılar. Bu nedenle, günde üç öğün saatinde beslenmeliyiz.
Fazla soğuk ve sıcak yiyip içmemek;
Fazla soğuk ve sıcak sindirim salgıların salgılanmasını zorlaştırır ve etkilerini azaltır.
Stres ve yorgunluk hallerinde yemek yemek;
Stres ve yorgunluk halinde, sindirim salgıları düzensiz salgılanır. Gıdaların sindirimi zorlaşır.
Temiz bir ortamda yemek içmek;
Yemek yenilen ortam ne kadar temiz ve düzenli ise, gıdaları yiyip içmek de o kadar zevkli olur, sindirim salgılarıda daha etkili salgılanır.
Gıdaları iyice çiğnedikten sonra yutmak;
Sindirim ağızda başlar. Bu nedenle gıdaları iyice çiğneyip ağızdaki sindirim salgıları ile muamele edildikten sonra yutulmalıdır. Bazı gıdalar ağızda yeterli çiğnenmeden yutulurlar ise kesinlikle sindirilemezler.
Bir öğünde mideyi 1 lt.den fazla doldurmamak;
Midenin hacmi,1-1,5 lt.civarındadır.Mide 2/3 den fazla doldurulursa gıdaların sindirimi zorlaşır. Kalp yorulur, mide deforme olur.
Akşam yemeğini uyku saatinden en az 2 saat önce yemek;
Mide uyku halinde iken sindirim salgıları salgılamaz. Bu nedenle akşam yemeklerinden sonra en az 2 saat uykuya yatılmamalıdır. Mecbur kalınırsa meyva, meyva suyu, çorba gibi kolay sindirilebilen ve mideyi çabuk terkeden gıdalar yenilip içilmelidir.

Fatih Üniversitesi ve Tıp Fakültesi
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #2 : Aralık 24, 2006, 10:19:28 pm »

Sağlıklı Beslenerek Zayıf Kalmak


Kilo vermek için ölümüne diyet yapmaya gerek olmadığını biliyor musunuz? Şaşıracaksınız ama yemek yemeye başlarsanız kilo vereceksiniz. Şu ana kadar bunu size söyleyen biri çıkmadıysa, yapılan yanlışları ve bilinmeyen doğruları öğrenin...

Ekmek yemeyi kestiniz! Ne pilav, ne makarna... Eti neredeyse yok farzediyorsunuz. Gelsin salatalar, o da tamamen yağsız tarafından... Belki biraz haşlanmış sebze... Ölüm rejimi!.. Ama kilolar bir türlü gitmek bilmiyor! Umutsuzluk bir yana, bir yorgunluk hali... Elinizi kaldıracak gücünüz yok! Bir de o börekler, zeytinyağlı fasulyeler burnunuzda tütmeye başladı. Ne gaflet... Yazık size... Biliyor musunuz, yemek yemeye başlarsanız, kilo vereceksiniz. Bunu size hala söyleyen biri çıkmadıysa, bizden duymuş olun. Bu işin nasıl olacağını merak ediyorsanız, uzmanlar sizi bekliyor! Aşağıda, diyetisyen Günay Turan'ın ipuçları...


Vücutla değişik besinlerin ilişkisi

Vücudumuz gerekli olan enerjiyi yediğimiz besinlerden sağlar, ihtiyacı olanı harcar, artanı vücudumuzun belli bölgelerinde biriktirir. Vücudumuzun ihtiyacının fazlası kalori yağ olarak depolandığında kilo alırız. Zayıflamak sadece görsel açıdan değil, sağlık açısından da son derece önemli. Aşırı yağlanma diyabet, damar tıkanıklığı ve yüksek tansiyon gibi birçok hastalığa neden olabilir. Kilolarından şikayetçi kişiler, çoğunlukla diyet sürecinde hızla sonuca ulaşmak ve kısa sürede kilo vermek ister. Bunun sonucunda yağ kaybetmeyip, yağsız vücut dokusundan kayıplara sebebiyet verirler. Kişi daha önce kendi kendine herhangi bir diyet uygulamışsa, yüksek oranda kas ve sıvı kaybına uğrar, fakat bu arada yağ oranı yükseldiğinden metabolizma yavaşlamıştır ve daha yavaş enerji yakar. Bu aşamada bir uzman yardımıyla doğru bir zayıflama programı uygulamak önem kazanmaktadır. Her dönem gündeme gelen farklı popüler diyetlerle sağlıklı ve uzun soluklu zayıflama mümkün olmadığı gibi, sağlığımız da olumsuz etkilenir. Sağlıklı kilo vermenin temel koşulu, tüm besin gruplarından dengeli bir beslenme düzeniyle her şeyi tüketmektir. Ana besin grupları, süt ve süt ürünleri, et ve türevleri, tahıllar, sebze ve meyveler olarak toparlanır.


Hep yapılan yanlışlar, bilinmeyen doğrular...

Bir besin grubunu tamamen kaldırmak, ya da tek gıda rejimi... Tek başına bir besin, vücudumuzun bütün ihtiyaçlarını karşılayacak bileşime sahip değildir. Bu nedenle tek besine ya da besin grubuna dayalı diyet yapmak sağlıklı değildir. Bazı popüler diyetlerde önerildiği gibi karbonhidratların diyetten çıkarılması en önemli hatalardan biridir. Yetersiz karbonhidrat alınan diyetlerde vücut, kas içindeki karbonhidratı kullanmaya başlar, bu da kas kaybına ve vücudun su kaybetmesine neden olur. Metabolizma, vücut karbonhidrat depolarını bitirince kandaki karbonhidratı kullanmaya başlar, bu da kan şekerinin düşmesiyle birlikte, tatlı isteği yaratır. Yani diyetinde ekmek, makarna, pilav, patates, mısır gibi karbonhidrat kaynaklarına yer vermeyenler, tartıda azalan değeri gördüklerinde yanılgıya düşerler, çünkü kaybettikleri yağ değil kas kitlesi ve sudur. Sadece protein ağırlıklı diyet yapmanın da, kas kitlesine zarar verdiği bilinmektedir.


Öğün atlamak...

Yapılan yanlışlardan bir diğeri de öğün atlamaktır ya da bütün gün aç kalarak tek öğün tüketmektir. Öğün atlamak bir sonraki öğünde daha çok acıkmanıza neden olur ve daha fazla yemek yeme ihtimali ortaya çıkar. Bütün gün aç kalarak sadece akşam yemek yemeyi seçenlerin metabolik aktivitesinde şöyle bir durum ortaya çıkar: Yaklaşık 20 saat aç kalan vücut, bu durumun devam edeceğini düşünerek, son 4 saat içinde tüketilen besinleri yağ olarak depolar. En doğru yol sık sık ve az yemektir.


Nasıl ve ne zaman su içmeli...

Bölgesel zayıflama için farklı diyet önerileri söz konusu değildir. Ayrıca halk arasında yaygın olarak inanılan sabah kalkınca aç karnına sıcak su veya limonlu su içilince, suyun yağları yaktığı bilgisi doğru değildir. Ancak sıcak su, uzun bir süre midede kaldığı için doygunluk hissi verir, bunun dışında bir özelliği yoktur. Günde en az 2 litre su içilmelidir.


Egzersizler...

Diyetle birlikte egzersiz yaparak kilo vermek için en az 20 dakika, düzenli olarak egzersiz yapılmalıdır; uygulanacak ağır egzersizler yerine uygun nabızla 45 dakikalık tempolu yürüyüşle de istenilen sonuca ulaşılabilir. Egzersiz konusunda bir uzman yardımı alarak kişinin sağlık durumuna en uygun egzersiz biçimi seçilmelidir. Unutulmaması gereken bir diğer nokta şudur; egzersizler vücut yapısını değiştirmez, şöyle ki, yapısal olarak basene sahipseniz, egzersizle bunun değişmesi mümkün değildir, kilonuz değişse de vücut yapınız değişmeyecektir.


Sonuç olarak...

Yapılması gereken şey, yıllardan beri süregelen yanlış alışkanlıklardan kurtulmak, doğru bir zayıflama programıyla uzun soluklu ve kalıcı kilo kaybı sağlamaktır. Önemli olan zayıflama sürecinde verdiğiniz kiloları tekrar almamak ve hedeflenen kiloda kalabilmektir; zayıflama sürecinde vücut, enerji tasarrufu yapar ve az enerjiyle fonksiyonlarını sürdürmeye başlar. Normal beslenme düzenine geçişte enerji miktarı kademeli olarak artırılmalıdır.

Zayıflama sürecinde önce sürdürdüğünüz yanlış beslenme alışkanlıklarına devam ettiğiniz takdirde, hedeflenen kiloda kalmanız mümkün olmayacaktır.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #3 : Aralık 24, 2006, 10:21:26 pm »

Beslenme-Diyet Hataları

Fazla kiloları olan kişiler bu kilolardan kurtulmak amacıyla çeşitli diyet yöntemlerine başvururlar. Çoğu zaman bir uzman kontrolü dışında yapılan bu uygulamalar kulaktan dolma biçimde gerçekleştirilir. Hatta bilinçsizce yapılan diyetler sağlığı tehlikeye atabilmektedir:

1. Kişi diyette başarılı olmak istiyorsa öncelikle beyin olarak diyete hazır olması gerekir. Eğer kişi buna hazır değilse diyeti tam olarak uygulayamayacak, kaçamaklar yapacak ve başarısızlığa uğrayacaktır. Başarısız oldukça da umutsuzluğa düşecektir.

2. Diyete başlarken kişi hedeflerini, yani kaç kilo vereceğini ve bu kiloyu ne kadar sürede vereceğini belirlemesi gerekir. Kişi hiçbir zaman kısa sürede kilo kaybetmeyi planlamamalıdır. Bu şekilde uygulanan diyetlerle belki hedeflere ulaşabilir. Fakat daha sonra koruma safhasına geçildiğinde başarılı olunamaz. Hatta birey diyet yapmaya başladığı kilonun da üzerine çıkabilir.

3. Standart diyet yoktur, her diyet kişiye özel olmalıdır. Bir diyet uzmanı tarafından, o kişinin beslenme alışkanlıklarına, yaşına,cinsiyetine, iş koşullarına, metabolizma hızına ve sağlık problemlerine (yüksek kolesterol, tansiyon, diyabet ) uygun diyet programı belirlenmelidir. Herkesin aynı diyeti yapması söz konusu olamaz. Her bireyin kişisel özellikleri farklı olacağından diyete vereceği cevap da farklı olacaktır. Kimi sağlıklı bir şekilde kilo verirken diğer bir kişi hiç kilo veremediği gibi metabolizmasına uygun olmadığı için birçok, geri dönüşü zor sağlık problemleri ile karşılaşabilir.

4. Diyette öğünler, azar azar ve sık tüketilecek şekilde düzenlenmeli, öğün atlanılmamalıdır. Genelde diyet yapan bireyler tüm gün boyunca aç kalıp, metabolizmalarını zayıflatırlar ve metabolizmanın en zor çalıştığı akşam saatlerinde çok daha fazla yemek tüketirler, buna paralel olarak hızlı bir şekilde kilo alırlar. Akşam yemekleri en geç 19.00-19.30 saatleri arasında yenilmelidir.

5. Diyetler genelde 3 ana ve 3 ara öğün olacak şekilde düzenlenir. Fakat ana öğünler kadar önemli olan ara öğünler her zaman ihmal edilir ve atlanılır. Kan şekeri, kişi öğününü tükettikten 2-2,5 saat sonra yavaş yavaş düşmeye başlar ve böylece açlık hissi doğar. Buradaki ara öğünlerin amacı da kan şekerinin düşmesini ve açlık duyulmasını engellemektir. Bu nedenle de ara öğünlere gereken önem verilmelidir.

6. Diyet içerisinde, her besin grubunda bulunan besinler dengeli bir şekilde dağıtılmak koşulu ile bulunmalıdır. Tek tip besinlerle yapılan diyetlerin çoğu en başta kilo kaybetmeyi sağlamakta fakat başlangıçtaki hızlı kilo kaybından sonra eskisinden daha çok kilo alınmasına neden olmaktadır.

7. Diyet sırasında en az 2 - 2,5 litre su içilmelidir. Herhangi bir sağlık problemi yok ise, bu miktarın üzerinde içilen su, böbrekleri gereksiz yere çalıştıracaktır. Sular yemeklerden önce içilmeli; yemek arası veya yemekten hemen sonra içilmemelidir.

8. Diyet sırasında koşullar el verdiği sürece spor yapılmadır. Günlük hayatta mümkün olduğunca hareketli olmak, mesela yürüyen merdivenler ve asansörler yerine merdivenleri, çok yakın mesafelerde yürümeyi tercih etmek de faydalı olacaktır.

9. Aynı şekilde sabahları aç karnına içilen sıcak su veya limonlu su gibi içeceklerinde vücuttaki yağları erittiği düşülür. Bunların vücuttaki yağları eritmek gibi fonksiyonları yoktur ama aç karnına içilen bu içecekler bağırsakları harekete geçirir ve kabızlığı ortadan kaldırır.

10. Meyve ve sebzelere diyette çok daha fazla önem verilmelidir. Bu besinler vitamin ve mineral açısından oldukça zenginlerdir. Aynı zamanda posa içeriği yüksektir. Posa içeriğinin yüksek oluşu kişide kabızlık problemi varsa onun tedavisine yardımcı olurken bir çok sağlık probleminin de tedavisine yardımcı olacaktır. Ayrıca vücudun ihtiyacı olan sıvının bir kısmı da sebze ve meyvelerden alınmaktadır.

11. Kepekli ekmek, meyve ve sebzeler gibi posa oranı yüksek bir besindir. Beyaz ekmek yerine tercih edilmesi birçok avantaj doğurur. Bağırsak hareketlerinin düzenlenmesinde, kan şekerinin ve kan yağlarının dengelenmesinde, midede şişerek tokluk hissinin artmasında etkilidir. Aynı zamanda kalori değeri daha düşüktür.

12. Genelde beyaz ekmek tüketenler diyet sırasında kalorisi azalacağı düşüncesi ile ekmeği kızartırlar. Fakat bu şekilde sadece ekmekte su kaybı olurken, kalorisinde hiç bir değişiklik olmamaktadır. Aynı zamanda bu uygulamayla protein kaybı da söz konusudur.

13. Kalorisi düşük olduğu için içeriğinde tatlandırıcı bulunan ürünler diyet süresince fazlasıyla tercih edilir. Fakat bunlar zayıflama diyetlerine yönelik ürünler değillerdir. Bu ürünler (reçeller, çikolatalar, baklavalar... vb. ) diyabet (şeker) hastalığı olan insanlara yönelik geliştirilmiş ürünlerdir.

14. Yapılan en büyük hatalardan biri de zayıflama dönemi bittikten sonraki dönemdir. Genelde kilonun korunması gereken bu dönemde, diyete başlamadan önceki, şişmanlamaya neden olan kötü beslenme alışkanlıklarına geri dönüş yapılır. Burada yapılması gereken, sağlıklı beslenme alışkanlığının bir yaşam tarzı haline getirilmesi ve diyet süresince belirlenen ilkelerin bu dönemde de benimsenmesidir. Bu beslenme alışkanlıklarını benimsenmesinin yanında bazı davranış değişiklikleri de yapmak gerekir. Örneğin; alışverişe giderken liste yapıp onun dışına çıkmamak, her zaman tok karnına alışveriş yapmak, tabağı çok doldurmamak, yemek yerken yiyecekleri çok çiğnemek ve gereksiz yere masa başında vakit geçirmemek, fast-food türü besinlere, hamur işlerine ve tatlılara ağırlık vermemek gibi örnekleri geniş tutmak mümkündür.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #4 : Aralık 24, 2006, 10:25:12 pm »

Sağlıklı Beslenme

Sağlıklı beslenme yeterli ve dengeli beslenmedir. Vücudumuzu oluşturan hücrelerin   düzenli ve dengeli çalışması için besin öğelerinden yani yağlar, karbonhidratlar, proteinler, vitaminler ve minerallerden yeterli miktarda almalıyız. Vücudumuzun tüm besin maddelerine ihtiyacı vardır. Tek taraflı beslenmek yani sadece protein veya karbonhidratla beslenmek yanlıştır. Dengeli beslenerek vitaminler, mineraller ve lifler gibi önemli besin maddelerinden de almış oluruz.

Beslenme piramidi 5 ana besin grubunu içerir. Piramit en altta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken karbonhidratlarla başlar ve daha az tüketilmesi gereken gıdalara doğru gider. Bu besin grupları karbonhidratlar, mineraller, proteinler, yağ ve şekerdir.Beslenme piramidi gıdaların doğru seçimi için rehberiniz olmalıdır.

Karbonhidratlar: Alt grupta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken gıdalardır. Karbonhidratlar pirinç, bulgur, makarna gibi tahıllardır.
 
Mineraller: Sağlıklı yaşam için gereklidir. Mineraller (kalsiyum, bakır, iyot, demir, çinko vb.) sebze    ve meyvelerde bulunur, hücre korunması ve sağlıklı diş, kemik, cilt yapısı için önemlidir. Mineraller   ayrıca kalp ritmi, kan basıncı, vücuttaki sıvı dengesi gibi daha birçok düzenleyici fonksiyonlarda rol oynar.

Proteinler: Vücudun en etkili kalori yakıcı bölümü olan kas dokusunu güçlendirmek açısından çok önemlidir. Protein ette, süt ürünlerinde ve daha az olarak hububat  ürünlerinde bulunmaktadır.

 

Yağ-şeker:  Yağ ve şeker, çok az tüketilmesi gereken gıdalardır fakat A, D, E ve K vitaminleri gibi vücudumuz için önemli vitaminleri taşıma görevi yaptıklarından dolayı sağlığımız için yenilmesi de çok önemlidir. Sıvı ve katı yağlar, şeker ve tatlılar bu grupta yer alır.

Yemek yeme alışkanlığımız zihinsel ve bedensel faaliyetlerimizi etkileyen unsurlardan biridir. Sağlıksız beslenme düşünme ve kavrama yeteneğinin azalmasına ve hafıza kayıplarına neden olur. Günde 8 saat uyuduğunuz halde kendinizi yorgun hissediyor, bedensel, zihinsel faaliyetlerinizde çabuk yoruluyor, hafıza ve düşüncenizde azalma görüyorsanız mutlaka yemek yeme alışkanlığınızı gözden geçirin ve aşağıdaki önerilerimize bir göz atın.

 
Dengeli Beslenme Önerileri:

Doymamış yağ (tereyağı, kuyruk yağı) oranı yüksek besinleri daha az tüketin.Yeterli miktarda doymuş yağ (ay çiçek, mısırözü, soya, fındık, zeytin yağı) almaya dikkat edin. Yarım yağlı süt, yağsız yoğurt tüketin.Yağlı kırmızı et yerine yağsız et, kuru baklagiller (nohut, mercimek, fasulye gibi) balık ve tavuk tercih edin. Süt ve süt ürünleri de (yoğurt, peynir vb.) tüketilmeli fakat bunlarında az yağlı olmalarına dikkat edilmeli.Yemeklerinizi haşlama, fırında pişirme veya ızgarada pişirme yöntemleriyle pişirirseniz yemeğe eklenecek yağıda azaltmış olursunuz.

Aşırı şekerli gıdalardan kaçınmalı ve hatta çay, kahve gibi içecekler şekersiz içilmeli veya şeker miktarı azaltılmalıdır.

Gıdalardan aldığımız günlük tuz miktarı 6 gr.ı (bir tatlı kaşığı)  geçmemelidir. Bu miktara yemeklerden, ekmekten, içeceklerden aldığımız tuz miktarı dahildir. Tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasında ilişki bulunmaktadır. Yüksek tansiyonu olanlar doktorlarının tavsiyesine göre ya hiç tuz kullanmamalı yada miktarını azaltmalıdır.

Güne kahvaltınızı yaparak başlayın. Gece boyu gıda alımı olmadığından beyninizin sabah kalkınca enerjiye ihtiyacı vardır. Daha sonra gıda alımınızı kahvaltıdan başlayarak gün içine yaymanız daha etkin kalori yakmanıza neden olur.Öğünlerinizi önceden belirleyiniz.Mümkünse yediklerinizi 3 ana öğün, 3ara öğüne bölün az ve sık beslenin.Bol su için, yiyecekleri iyice çiğneyin. Her yemek yediğinizde midenin 1/3ünü boş bırakın. Tam olarak dolu mide sağlığımızın zaman içinde bozulmasına ,erken yaşlanmaya neden olur.Midenizi katı gıdalarla doldurmayın .Katı gıdalarla dolu mide içeriğinin gerekli öz suyu her tarafa dengeli ulaştırması güçleşir ve sindirim zorlaşır. Düzenli yemek yiyenler daha dengeli ve sağlıklı beslenmekte ve ideal kilolarını korumaktadırlar.

Zihinsel faaliyetlerin gerektirdiği enerji kaynaklarının en önemlilerinden biride meyvelerdir. Beynin oksijen dışındaki tek enerjisi glikozdur. Glikoz meyvelerde hazır halde bulunur. Diğer gıdalarla alınan şeker midede yakılarak glikoza çevrilir. Bu nedenle meyveleri aç karnına yememeliyiz.Meyveler yemeklerden 30 dakika önce veya 3 saat sonra alınmalıdır.Mide doluyken alınan meyveler midede kalıp besin değeri kaybolup orada mayalanacağı için bütün sindirim sistemimizi yorar.

Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölür ve bir o kadarı da yenilenir. Ortalama 100 günde (beyin ve sinir hücreleri hariç) bütün vücudumuz yenilenir. Düzensiz kötü beslenme yenileme sistemini aksatır. Cildiniz canlılığını, tazeliğini kaybeder ve en önemlisi hastalıklara açık olursunuz. Yorgunluk, çabuk yorulma, baş ağrısı olabilir. Düşünce ve hafıza sistemi bulanıklaşır.Bu nedenlerden dolayı düzenli ve sağlıklı beslenmeye dikkat etmeli ve yemek için yaşamamalı sadece yaşamak için yemeli görüşünü benimsemeliyiz.

Bilkent Üniversitesi
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #5 : Aralık 24, 2006, 10:29:50 pm »

Metabolizma ve Diyetler


Vücudun harcadığı enerji ile besinlerden elde edilen kalori dengeliyse kişinin kilosu sabit kalır. Yakımın artışı kilo kaybına (zayıflamaya); yakımın azalması yağ depolanmasına yani şişmanlamaya neden olur. Bu değişimlerle yenen besin miktarı ve egzersizler yakından ilgilidir.
Metabolizma; yediğimiz karbonhidratların, proteinlerin yağların ve diğer gıda maddelerinin vücudumuzda, bir takım  işlemlerden geçerek yakılmasıdır. Metabolizma sonucu elde edilen ısı ve enerji, hayatsal fonksiyonların devamı için kullanılır. Metabolizma, yediğimiz yiyeceklerin enerji ve yapıya dönüştürüldüğü son derece karmaşık bir süreçtir. Bu süreç sonucunda; ısı, karbondioksit, su ve atık maddeler üretilir. Yaratılan enerji; vücuttaki temel kimyasal dönüşümleri gerçekleştirmek ve kas etkinliği için kullanılır. Isı; vücut sıcaklığının korunmasına yardımcı olur.

Metabolizmanın hızı; ne kadar oksijen kullanıldığını ve ne kadar karbondioksit atıldığını ölçerek belirlenebilir. Uyandıktan hemen sonra ve yemekten hemen önce ölçülen bu hıza, bazal metabolizma hızı denir.
Bazal Metabolizma Hızı; oluşturulmuş çeşitli formüllerle belirlenir. Bu bize yaşamımızı sürdürebilmek için günlük kalorimizin en az ne kadar olması gerektiği   konusunda fikir verir. Ancak; her insan kendine özeldir. Yaş, her birimizde aynı etkileri göstermez, bir hastalığın yaşanış süreci bile kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. O halde bazal metabolizmamızı internette herhangi bir siteye girerek belirlenmiş formülü uygulayarak saptamamız bizi yanıltabilir. İnsan bedeni formülize edilemez. Çünkü her birimiz farklı genetik şifrelere, farklı kas ve yağ dokularına farklı bir fizyolojiye, farklı anatomilere ve farklı hormon düzeylerine sahibiz.

En sağlıklı Bazal Metabolizma Analizi: Şimdi ülkemizde de bulunan, bu iş için özel olarak tasarlanmış aletlerle mümkündür. Bu aletler vücut yağ oranı  ve bu yağın hangi bölgelerimizde yoğunlaştığı, kas oranı ve kemik yoğunluğu hakkında bilgiler verir.

Metabolizma hızını vücut kendisi ayarlar; Yani vücut az ya da çok enerji harcayabilme yeteneğine sahiptir. Ancak, harcanacak enerji miktarı vücudun alışık olduğu kilosunu korumaya yönelik olarak ayarlanmıştır. Bu nedenle kilo vermek amacıyla az kalori alındığında, metabolizma hızı düşer ve bünye kilo kaybetmemek için kendini korumaya çalışır. Vücudumuz, kendi alışık olduğu kilosunu koruma çabasındadır.

Vücudun harcadığı enerji ile besinlerden elde edilen kalori dengeliyse kişinin kilosu sabit kalır. Yakımın artışı kilo kaybına (zayıflamaya); yakımın azalması yağ depolanmasına yani  şişmanlamaya neden olur. Bu değişimlerle yenen besin miktarı ve egzersizler yakından ilgilidir.
Gıdalardan alınan kalori vücudun o anki enerji gereksinimini karşılamakta kullanılır. Fazlası ise depolanıp sonraya saklanır. Metabolik olayların sürdürülmesi için enerjiye ihtiyaç vardır. Bu enerjinin kaynağı karbonhidrat, yağ ve proteinlerdir. Metabolizma hızı arttıkça harcanan enerji ve harcanan kilo da artar.

Diyet yapan  kişiler; çok az yedikleri halde, çok yavaş zayıfladıklarından yakınırlar ve çoğu zaman da sabredemeyerek diyete son verirler. Bundan sonra da eskisi gibi yemeye başlayınca, verilen kilolar çok daha hızlı bir şekilde geri alınır ve eski kiloya ulaşılınca kilo artışı durur. Aynı durum kilo almaya çalışanlarda da görülür. Normal yemelerinin çok üzerinde de yeseler vücut alışık olduğu kiloyu korur.

Vücudun kilo konusunda gösterdiği direncin nedeni; insanoğlunun ilk çağlardan bu yana, yaşadıklarının beyninde kayıtlı olmasıdır. Doğal afetler, savaşlar, hastalıklar, açlıklar neticesinde beden kendini korumayı öğrenmiştir. Beslenmede beklenmedik değişiklikler bedeni alarma geçirir ve normal kilosunu   korumak için bu değişikliklere direnç göstermesine neden olur.

Kilo vermek için çok aceleci olmamak gerekir. Haftada 8-10-15 kg. verdiren mucize diyetler son derece sakıncalıdır ve bu derece hassas çalışan bir metabolizmayı bozmaktan başka işe yaramaz. Böyle ağır bir diyet ardından metabolizmanız yavaşlamıştır. Belki gerçekten de bu sürede bu kiloyu verirsiniz. Ama bu ani değişim yüzünden metabolizmanızın kafası karışır.Ve sizi bu açlıktan korumak için hızını düşürür. Diyetiniz bitse de metabolizmanız hala savunmadadır. Ve artık az ya da çok   değil normal bile beslenseniz, yavaşlamış metabolizmanız yüzünden kilo alırsınız.Hem de bu kilo ilk başladığınız noktadan da fazla olabilir. İşte bu yüzden bu tür diyetlere bumerang deniyor. Çünkü kısa sürede verdiğiniz kilo mutlaka size geri dönüyor.

Günlük 1000 kalori altındaki diyetler kalp kasında hasarlara neden olacak ölümlere bile yol açabilir. Bu ancak doktorunuz uygun görürse onun kontrolünde olabilecek bir diyettir.

Haftada 0.5-1 kg. vermeyi sağlayan diyetler güvenli olduğu kadar, kalıcı sonuçlar da sağlar. Daha hızlı kilo vermek için, diyetin yanı sıra egzersiz yapmak sizi istediğiniz sonuca götürebilir.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #6 : Aralık 26, 2006, 09:01:39 am »

Beslenme ve Metabolizma

Metabolizmanızın devamlılığı için beslenme sisteminizde bütün besin gruplarına yer vermelisiniz. Metabolizma hızının kilo alıp vermede önemli etkisi olduğunu unutmayın.

Metabolizma, vücudun temel fonksiyonlarını devam ettirebilmek için bir günde ihtiyacı olan minimum enerji miktarıdır. Dinlenme anında vücudun kalori harcama hızına bakılarak ölçülür ve kişiden kişiye değişiklik gösterir. Yemek yeme, uyuma, temizlenme ve benzeri faaliyetler sırasında vücudumuz devamlı kalori yakar.
Metabolizma vücut bileşimleri tarafından etkilenmektedir. Bu bileşimler, vücuttaki kas ve yağ dokularının birbirlerine oranıdır. Kaslar vücutta yağlardan daha fazla kalori kullanırlar. Kaslı bir vücuda sahip kişilerin, daha az vücut yağına sahip olmalarından dolayı daha hızlı metabolizmaları vardır. Örneğin aynı boy ve kiloda olan iki kişiyi ele alalım. Bunlardan düzenli olarak aerobik yapan, vücut geliştirme, fitness ve benzeri aletli programları uygulayan kişinin vücut yağ oranı daha düşüktür. Diğeri ise hiçbir sportif aktivite yapmadığı için vücut yağ oranı öbürüne oranla daha yüksektir ve dolayısıyla metabolizma hızı da yavaştır. Başka bir deyişle, birinci kişinin vücut fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için, ikinci kişiden daha fazla kalori harcaması gerekir.
İnsan vücudunun yüzde 63'ü su, yüzde 22'si protein, yüzde 13'ü yağ ve yüzde 2'si de mineralden oluşur. Vücudumuzdaki her bir molekül yediğimiz yiyeceklerden ve içtiğimiz sudan meydana gelir. Yüksek kalitede ve doğru seçimlerle yediğimiz besinler bizi sağlıklı kıldığı gibi hastalıklara yakalanmadan bir ömür sürmemizi de sağlar.


Gerekli besinler

Vücudumuzun altı çeşit besine ihtiyacı vardır. Üç ana yapı karbonhidrat, protein ve yağlardır. İkisi vücuttaki enzimleri ve kimyasal reaksiyonları teşvik eden vitamin ve minerallerdir. Son besin grubu ise liflerdir.
Karbonhidratlar bize enerji sağlar, beyni besler, protein yakımının kontrolüne yardımcı olur ve toksinlerle savaşır. Yediğimiz yağlar ve et içermeyen yiyeceklerin çoğu bize karbonhidrat sağlar. Yalnız bunlar hem besin değerleri hem de sağladığı enerji çeşidi bakımından farklılıklar gösterir. Basit karbonhidratları daha çok "şekerler" olarak tanırız. Bunları şekerin kendisinden alabileceğimiz gibi bal, çoğu meyve ve sebzelerden de temin edebiliriz. Basit karbonhidratlar tatlıdır ve kolay sindirilir. Bize hızlı bir şekilde enerji sağlarlar ama karbonhidrat kaynağımızın temelini oluşturmamalıdırlar.
Asıl karbonhidrat kaynaklarımız kompleks karbonhidrat ve nişastalar olmalıdır. Kompleks karbonhidratlar pirinç, şehriye, nişasta, buğday ve diğer hububatlar, kurubaklagiller, meyve ve lifli sebzelerdir.
Proteinler vücudun yapıtaşlarıdır. Kemik ve kas oluşturmanın yanı sıra onarımlarını da yaparlar, sindirime yardımcı olurlar ve bağışıklık sistemini beslerler. Proteinimizi temel olarak et, balık, süt ürünleri, fındık ve az miktarda da sebzelerden sağlarız. Sıklıkla birinci ve ikinci kalite, tamamlanmış ve tamamlanmamış ya da yüksek ve düşük kalite proteinlerden söz edildiğini duyarız. Bu terimler proteinlerin sağladığı aminoasitlerle ilgilidir. Hayvansal kaynaklı proteinler vücudun ihtiyaç duyduğu sekiz temel aminoasidi içerir. Fakat bitkisel proteinler bunların bazılarını içermez.
Yağlar genellikle diyetin düşmanları olarak bilinir fakat onlarsız da yapamayız. Vücudun gelişmesi, yenilenmesi, vücut sıcaklığının sabit tutulması ve yaşamsal organların korunması için yağlara ihtiyaç vardır. Yağlar konsantre enerji kaynaklarıdır. A, D, E ve K vitaminlerini de içerirler.


Kas dokunuzu artırmalısınız

Metabolizmamızın devamlılığı için, sağlıklı olarak bütün besin gruplarını içeren bir beslenme sistemine girmemiz gerekmektedir. Alınan günlük enerjinin yüzde 55-60'ının karbonhidratlardan, yüzde 15-20'sinin proteinlerden, yüzde 20-25'inin yağlardan elde edilmesine dikkat edilmelidir.
Metabolizma hızının kilo alıp vermede de önemli etkisi var. Bazal metabolizma hızınız ne kadar düşükse, kilolu olma ihtimaliniz de o kadar yüksektir. Eğer hızlıysa şanslısınızdır, vücudunuz enerji sağlamak için daha hızlı kalori yakıyor demektir. Eğer yavaşsa çok fazla kalori almamalısınız, ihtiyacınızdan fazlası yağ olarak depolanacaktır. Kiloluysanız ilk işiniz metabolizmanızı hızlandırmak olmalı. Bunu yapmak için de kas dokusunu artırmanız gerekli. Kas dokunuz ne kadar fazlaysa metabolizmanız da o kadar hızlanır, ince kalma şansınız artar. 40 yaşından sonra kas dokusu azalmaya başlar. Bu nedenle düzenli egzersizle metabolizmayı hızlandırmak ve vücut fonksiyonlarının daha mükemmel olmasını sağlamak sağlıklı yaşam için bir koşuldur.
Yavaş bir metabolizmaya sahip olduğunuzda üşüme, kuru bir cilt, yavaş nabız, düşük tansiyon ve peklik gibi birçok rahatsızlığı da kabullenmiş olmaktasınız.


Vitamin ve mineralsiz olmaz

Vitaminler büyümemiz, gelişmemiz ve sağlılığımızı korumamız açısından hayati öneme sahiptir. Vitaminlerin yediğimiz gıdalardan enerji üretiminden, saç ve deri sağlığını korumaktan ve vücudun diğer besinleri kullanabilmesini sağlamaya kadar pek çok rolü vardır. Eksiklikleri ciddi hastalıklara yol açabilir fakat fazlası da tehlikelidir.
Mineraller ise vücudumuzun kemik, tırnak, diş ve kan hücrelerinin oluşumu için yeryüzü türevli inorganik madde ihtiyacını karşılar. Sağlıklı ve dengeli bir beslenme ile bunların hepsini sağlamak mümkündür.


Sudan vazgeçmek mümkün değil

Yediğimiz besinlerin sindirimi, emilimi ve hücrelere taşınması, hücrelerde yaşam ve sağlık için gerekli biyokimyasal tepkilerin oluşması, hücrelerin, dokuların, organ ve sistemlerin çalışması, metabolizma sonucu oluşan zararlı maddelerin taşınması ve atılması, vücut ısısının denetiminin sağlanması, eklemlerin kayganlığının sağlanması için mutlaka su içmeliyiz.

Taylan Kümeli
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #7 : Aralık 27, 2006, 02:05:20 pm »

Neyi, Niçin, Ne Kadar Yemeliyiz


Proteinler:

Vücuttaki organların temel taşı olan proteinler, hücrelerin kendilerini yenilemelerini sağlar. Proteinler günlük besinimizin %25 ini oluşturmalıdır. Et, süt, yumurta, balık, tavuk, kuru baklagillerde bulunur.


Karbonhidratlar:

Patates, ekmek, süt, yoğurt, meyve, sebze ve unlu gıdalarda bulunan karbonhidratlar, vücudumuzun ana enerji kaynağıdır. Karbonhidratlar günlük besinimizin %50 sini oluşturmalıdır.


Yağlar

Yağlar da proteinler gibi hücrelerin kendilerini yenilemelerine yardımcı olurlar. Yağlar günlük besinimizin en fazla % 30 unu oluşturmalıdır.


Lifler:

Günde en az 2530 gram alınmalıdır. Bağırsakta sindirildikleri için, yeterli miktarda
alınmaması kabızlığa yol açar.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #8 : Aralık 28, 2006, 08:50:35 am »

Bu yazı, Ankara Kwani Derneği'nin
davetiyle, dr. pozitif'in Kasım 2003'te
Ankara Sheraton Oteli'ndeki
"Yaşam Kalitesi" sunumundan
derlenmiştir.

Funda Sarısoy
Beslenme Uzmanı/ dr. pozitif

Obezite, diğer adıyla şişmanlık, vücutta sağlıklı miktardan fazla yağ depolanması ile ortaya çıkar. Günümüzde gelişmiş ülkelerin pek çoğunda, özellikle de Amerika'da, yetişkinlerde en önemli sağlık sorunları arasında ilk sıralarda yer almaktadır.

40-44 yaş arası bireylerde yapılan araştırmalar; normal kilonun % 20 üstündekilerde, normal kilodakilere göre ölüm oranı % 30-40 daha yüksektir. Yine aynı yaş grubunda, normal ağırlığın % 40 üstündekilerde ise; ölüm oranı normallerin 2 katına çıkmaktadır.
Peki şişmanlık neden kaynaklanıyor? Bu sorunun birden fazla cevabı var. Hatta son dönemlerde bir şişmanlık virüsünden bile bahsedilmeye başlandı. Ama ben özellikle dört temel neden üzerinde durmak istiyorum.
"   Beslenme Bozuklukları: Şişmanlığın bir diğer tanımı "alınan enerjinin, harcanan enerjiden fazla olması"dır. Bu durumda aşırı ve dengesiz besin tüketimi, enerji dengesini aleyhimize döndürecektir.
"   Hareketsizlik: Fiziksel aktivitenin vücut ağırlığı üzerine olumlu etkileri vardır. Hareketlilik, harcanan enerji miktarını arttırdığı için, az önce bahsettiğimiz enerji dengesinin lehimize işlemesine yardımcı olacaktır.
"   Psikolojik Sınıntılar: Psikoloji sorunları bazen fazla yeme, bazen de beslenmenin tamamıyla reddi şeklinde karşımıza çıkabilir. Bu da beslenme davranışları ve metabolizma üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.
"   Metabolik ve Hormonal Sorunlar: Maalesef metabolizma hızımız, yaşla birlikte yavaşlamaktadır. Ayrıca vücudumuzda metabolizma hızına etki eden bazı hormonlar vardır. Bu hormonların işleyişinde bir takım sorunlar, yağlanma ve şişmanlığa yol açar.
Günümüzde insanlar şişmanlık sorunundan kurtulmak için yüklü paralar harcıyor. Özellikle davranışlarında yaşam boyu kalıcı değişiklik yapmayı göze alamayan kişiler için, hızlı kilo verme fikrinin dayanılmaz bir çekiciliği var. Uygulanan "mucize" zayıflama programlarındaki başarısızlığa karşın, kolay ve hızlı kilo verme ümidiyle bir başka "mucize" denenmektedir. Sonuçta boşa harcanan paralar, tekrar tekrar alınan kilolar, başarısızlık hissi ve sağlığa verilen zarar. Hatta fazla kilolarımızdan kurtulmak için uyguladığımız diyetler, çoğu zaman verdiğimiz kiloların bize iki misli olarak geri döndürür. Moda diyetleri sürekli deneyenlerde kilo kontrolü çözümlenemeyen, kronik bir hastalığa dönüşmektedir. Demek ki bir yerlerde hata yapılmaktadır.

Peki doğru diyet hangisi?
Öncelikle uygulayacağımız beslenme programının bize uygunluğunu sorgulamalıyız. Ben de size bu akşam bir beslenme programından neler beklememiz gerektiğinden bahsedeceğim.

Bir beslenme programı tamamıyla kişiye özel olmalıdır. Çünkü herkesin zevki ve ihtiyacı farklıdır. Bu nedenle uygulanacak program kişinin sadece yaşına, kilosuna, boyuna, cinsiyetine değil; hareketliliğine, sosyal ve iş yaşamına hatta ekonomik ve kültürel durumuna, sevdiklerine ve sevmediklerine göre düzenlenmelidir.

Beslenme, sağlığı doğrudan etkiler. Bu yüzden program uygulanırken ve uygulandıktan sonra, kısa ve uzun vadede, sağlığı olumsuz etkilememelidir. Çoğu insan, sağlıklı ve dengeli beslenmenin başka, diyetinse bambaşka şeyler olduğunu zanneder; sağlıklı ve dengeli beslenerek zayıflanabileceğine inanmaz. Oysa kalıcı zayıflama ancak bize özel, sağlıklı ve dengeli bir beslenme alışkanlığının kalıcılığıyla mümkündür.

Uygulayacağımız diyet, sadece kilo verdirmemeli, verdiğimiz kiloların kalıcılığını da garantilemelidir.

Hızla verilen kiloların çoğu kas ve sudur.
Bazılarınız, zayıflamak için açlığın iyi bir başlangıç olduğunu düşünebilir. Halbuki gerçek, genellikle bunun tersidir. Ani bir gıda azalması vücudumuzdun milyonlarca yıllık "kıtlığa karşı önlem" mekanizmasını tetikler. Ortanizma, enerjisini daha tasarruflu harcamaya başlar. Her besin öğesini, ileriye yönelik bir tedbir olarak- normal zamanlardaki oranların üstünde- yağa dönüştürüp depolamaya başlar. Burada asıl korkutucu olan; yağ dokusunun kolay depolanması, buna karşılık zor yakılmasıdır. Ve bu süreçte, çok kolay kaybettiğimiz kas dokusunu da bu kadar kolay geri kazanamamaktayız. Tekrar tekrar açlık rejimlerine, moda diyet listelerine inanlar her denemenin sonunda biraz daha yağlı ve biraz daha kassız ve besinleri daha kolay yağa dönüştüren, fakat daha tasarruflu yakan bir vücutla baş başa kalırlar. Sağlıklı ve kalıcı kilo kaybının en önemli göstergesi, kilonun değil, vücuttaki yağ oranının azalmasıdır.

Bir zayıflama programı Pazartesi başlayıp, gelecek veya öteki Salı bitemez. Doğru diyet, hayatımızın sonuna kadar devam ettirebileceğimiz, davranış değişiklikleri ile kalıcı bir hale gelen sağlıklı ve dengeli beslenmedir. Sonuna kadar onunla yaşayacağımıza göre beklentilerimizi ve zevklerimizi tatmin etmelidir. Her zaman her koşulda uygulayabilmemiz için, çeşitli alternatifleri içermeli ve bu alternatifler arasında kendi kendimize karar verebilme yetisini kazandırmalıdır.

Zayıflarken, vücudumuzun da normal işlev gösterebilmesi için gerekli enerji ve besin öğeleri bakımından ihtiyacı karşılanmalıdır. Çünkü her besin öğesinin, vücudumuzda etkilediği ettiği mekanizma farklıdır. Birindeki yetersizlik bir diğerinin çalışmasını olumsuz etkileyecektir. Mucizevi besin ya da ilaç yoktur. Tek tip bir besinle ve yahut da tek bir besin grubuna dayalı diyetlerle sağlıklı ve kalıcı zayıflamak mümkün değildir. Bir beslenme programı çeşitliliği ve dengeyi sağlamalıdır.

Belki de zayıflamaya çalışırken en çok sıkıntı çektiğimiz konu; sevdiğimiz şeylerin yasaklanmasıdır. Şunu soruyu cevaplamanızı istiyorum: "Yasaklı olduğunu düşündüğünüz besinleri hayatınızdan ne kadar süre uzak tutabilirsiniz?" İnanın hayatınızın sonuna kadar değil. Ayrıca tamamen kısıtlı bir diyet, besinlere olan isteğimizi arttırabilir ve düşkünlüğümüzü daha da körükleyebilir. Önemli olan o besinler de hayatınızda varken nasıl dengeleyebileceğinizi öğrenerek zayıflamanızdır.

Sonuç olarak; eski davranışlarımızı gözden geçirerek, yanlış olanları çıkarıp, değiştirip geliştirebileceğimiz bir yaklaşımla fazla kilolarımızdan kalıcı ve sağlıklı bir şekilde kurtulabiliriz. Davranışlarımız değişmedikçe verilen kiloların geri dönmesi kaçınılmazdır.
Bunun kolay olduğunu kimse söyleyemez. Davranışlarımızı birden değiştirmek, eskilerinin üstüne hemen sünger çekmek. Ama bir yerlerden başlayacaksak, kendimize inanmalı, sabırlı olmalı ve profesyonel yardım almalıyız.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #9 : Aralık 29, 2006, 04:56:40 pm »

DOĞRU BESLENME ÜZERİNE

Yemek yeme, fizyolojik bir gereksinim olduğu kadar, gerek sosyal boyutu (yemekli toplantılar, yemek sohbetleri vs.) gerekse yemek yemenin oluşturduğu huzur ve mutluluk hissi ile hayatımızdaki güzelliklerinden biri. Bunun yanı sıra, doğru beslenme,  sağlığımızın dostu olabildiği gibi yanlış beslenme de en büyük düşmanı olabiliyor. O halde haydi gelin sağlıklı beslenme üstüne bir şeyler öğrenelim ve bildiklerimizi ise tekrar gözden geçirelim:

Aldığımız besinler 3 temel maddeden oluşuyor: proteinler, karbonhidratlar ve yağlar.

PROTEİNLER
Günlük aldığımız kalorilerin  %13-20'si proteinlerden karşılanmalıdır. Proteinler, aminoasit dediğimiz yapıtaşlarından oluşurlar. Proteinler; üreme, büyüme, gelişme, vücudumuz için gerekli hammaddelerin yapımı, yaşlanan hücrelerin yenilenmesini ve yaşamın devamını sağlarlar.
Protein kaynakları 2 grupta toplanır:
1. HAYVANSAL: Et, tavuk, balık, deniz ürünleri, süt, yoğurt, peynir, yumurta,
2. BİTKİSEL: Kuru fasulye, bakla, nohut, bezelye, mercimek ve soya fasulyesi gibi baklagiller, fındık,  fıstık, ceviz, badem gibi kabuklu yemişler.

KARBONHİDRATLAR
Günlük aldığımız kalorilerin %55-60ı karbonhidratlardan oluşmalıdır. Karbonhidratlar en doğru ve en büyük enerji kaynağıdır:
Ekmek, unlu gıdalar, makarna, bulgur, hamur tatlıları, pirinç (pilav), şeker içeren bütün tatlılar, patates, meyveler, sebzeler, salatalar, baklagiller.
Ancak karbonhidratların aşırı alınması durumunda kan şekeri yükselir. Yükselen şekeri düşürmek için insülin de çok fazla miktarda salgılanır ve kan şekeri birden düşürülür, kan şekerinin düşmesi açlık hissi doğurur ve tekrar yemek yenerek bir kısır döngü oluşur ve kilo devamlı artar.

Şişmanlığın en büyük sebeplerinden biri
karbonhidratların, şeker ve şekere çok çabuk
dönüşen şekillerinin tüketilmesidir:

"  Beyaz ekmek,
"  Beyaz makarna,
"  Beyaz un ve şekerden üretilen tatlılar,
"  Beyaz undan üretilen gıdalar,
"  Beyaz pirinç,
"  Patates.

Aynı zamanda bu yiyecekler posadan oldukça fakirdirler. Dolayısıyla tahıl ürünlerini de doğal tüketmeliyiz:

"  Pilav; kabuklu pirinçten,
"  Ekmek; kepekli undan,
"  Makarna; kepekli undan,
"  Patatesi fırında veya haşlama olarak ve
diğer yiyecek maddeleri ile karıştırarak
tüketmeliyiz.

YAĞLAR
Sağlıklı beslenmede günlük alınan kalorilerin %20-30unu yağlar oluşturmalıdır. Normal ağırlıktaki bir insanın vücut ağırlığının %20si yağ olmalıdır. Yağlar; depo enerji kaynağıdır;  şeker bitince enerjimizi yağdan alırız. Yağlar A, D, E, K vitaminlerinin emilimi için gereklidir.  Hücre zarlarının, hormonların ve daha birçok doku ve maddelerin yapımında kullanılır.



Yağlar iki büyük grupta toplanır; 
1. Hayvansal yağlar
Bu yağlar; tereyağı, krema, kaymak, salam, sosis, sucuk, döner, kebap, kuzu, koyun eti ve peynir gibi gıdalarda bol miktarda bulunur.
Hayvansal yağlar doymuş yağ asitlerinden oluştuklarından dolayı katı yağlardır ve sindirimleri çok zordur. Fazla miktarda kolesterol içerirler.  Sindirimlerinin zorluğu ve fazla miktarda kolesterol içermeleri nedeniyle bu yağlar sağlıksız olup aşırı tüketimleri asla önerilmez. Kolesterol yüksekliği ve/veya kalp damar hastalığı olan veya diğer risk faktörlerinin de olduğu kişilerin hayvansal yağlı gıda tüketmemeleri gerekmektedir. 
2. Bitkisel yağlar
Aynı zamanda sıvı yağlardır.  Doymamış yağ asitlerinden oluşurlar, kolesterol içermezler, dolayısı ile damar sertliğine neden olmazlar.
Margarinler; Bitkisel yağların doymamış yağ asitlerinin suni olarak hidrojenle doyurulması neticesi elde edilen bitkisel katı yağlardır. Kalp damar sağlığı açısından tüketimleri önerilmez.
Günümüzde besinlerle birlikte aşırı miktarda yağ alımı ve aktivite eksikliğinin şişmanlığın en önemli nedeni olduğu biliniyor. Yağın her bir gramında, karbonhidrat ve proteinlerin 2 katı kadar kalori bulunur.
Yediğimiz birçok gıda değişen oranlarda yağ içermektedir. Ancak, aldığımız besinlerin %60nda bu yağı görmek mümkün değildir. Bu gizli yağların hangi besinlerde olduğunu bilmek önemlidir; et, süt ve süt ürünlerinde yağ fazladır ve bunların yağsız olanları seçilmelidir. Kuruyemişler her ne kadar kolesterol içermese de yağ ve dolayısıyla kalori açısından zengindirler. Yine hazır olarak satılan yiyeceklerde (dondurulmuş patates, cips, pizza, köfte vs), kek,  bisküvi ve tatlılarda yağ fazla miktarda bulunur. Son zamanlarda beslenme üzerine olan bilinçlenme arttıkça, yiyeceklerin çoğunun üzerindeki etiketlerde içerdikleri yağ oranları da yazılmaya başlamıştır: sağlıklı beslenme için 100 gramında 5 gram veya daha az yağ içeren besinleri tercih etmemiz gerekiyor. İçerdikleri yağ miktarları yazmayan gıdalardan uzak duralım.

Fast Food: Bu yiyecekler tam bir sağlık düşmanı olduğu için ayrı olarak söz etmeyi uygun buldum. Lezzetli olmaları ve alışkanlık yaratmaları amacıyla içerdikleri yüksek miktarda katı yağ; kolesterol, tuz, sağlıksız kızartma teknikleri, aceleyle yenmesi ve yanında içilen ve sağlık açısından hiç bir değeri olmayan - hatta olumsuz özellikleri bulunan - gazlı içeceklerden dolayı özellikle çocuklarımız açısından son derece tehlike oluşturmakta ve ayrıca sağlıksız beslenme alışkanlıkları gelişmesine neden olmaktadır. Özellikle satışları artırmak amacıyla promosyonlar yapılması (bunu alırsanız yanına şu bedava vs) daha fazla yemeye teşvik etmekte ve bu da tehlikenin daha da büyümesine neden olmaktadır. Fastfoodun anavatanı olan ABDde bile bu yiyeceklerin ne kadar zararlı olduğu anlaşılmış ve aleyhlerinde çok yoğun bir kampanya başlatılmıştır. Lütfen bu yiyeceklerden uzak duralım ve çocuklarımızı uzak tutalım.

POSA (Lif içeren yiyecekler)
Yiyecek maddelerinin bileşiminde yer alıp bağırsakta emilmeyen bitkisel liflerdir. Yendiklerinde, yeterince sıvı da alınırsa bu sıvıyı içine alarak bir kitle teşkil ederler ve bağırsakları temizler, kabızlığa engel olurlar. Bu fonksiyonlarından dolayı bağırsak hastalıkları ve özellikle kalın bağırsak kanseri riskini azaltırlar. Aynı zamanda posalı yiyecekler safra asitlerini de bağlayarak dışkı ile atılmasını sağlar. Safra asitleri karaciğere gelen kandaki kolesterolden üretildiğinden, doğal yoldan kolesterol düşürülmüş olur. Bundan dolayı yiyeceklerin posadan zengin seçilmesinde yarar vardır.
 
Posadan zengin yiyecek maddeleri:
a.  Doğal tahıl ürünleri: Kepekli ekmek, kepekli makarna, kabuklu pirinç, kepek, yulaf ezmesi, çavdar ekmeği,
b.  Lahana, Brüksel lahanası, brokoli, patlıcan, pırasa, bamya gibi birçok sebze ve salatalar,
c.  Baklagiller,
d.  Kuru kayısı, erik, incir gibi kuru yemişler ve meyveler. 

MEYVELER
Sağlıklı beslenmede meyvelerin önemi büyüktür. Kalori değerleri düşük, vitamin-mineral ve posa açısından zengindirler. Üzüm, incir, muz gibi tatlı meyvelerin kalorisi oldukça yüksektir.  Kilo problemi olanların bu meyvelerden uzak durması gerekir.


SEBZELER
Posa, vitamin ve mineral açısından çok zengindirler. Vücutta birikmiş olan asitleri nötralize ederler ve bağırsakları çalıştırıp kabızlığa engel olurlar. Zeytinyağlı olarak, etlerin yanında haşlanmış olarak veya az etle pişirilerek tüketilmelidirler. Sağlıklı beslenmede yemekler en az haftanın beş günü sebze ağırlıklı olmalıdır. Pişirilme süreleri ne kadar az tutulursa besleyicilik değerleri o kadar fazla olur. Etin, tavuğun, balığın yanında garnitür olarak patates, pilav veya makarna değil;  haşlanmış sebze tercih edilmelidir. Ayrıca az et, tavuk ve balık içeren sebze yemekleri ana yemek olarak tercih edilmelidir. Her şeyin tazesi makbul olduğundan konserve sebzelerden ziyade taze ve mümkünse hormonsuz sebze tercih edilmelidir. Taze sebzenin bulunmaması durumunda donmuş sebze kullanılabilir. Donmuş sebze çözüldükten 34 saat sonra tüketilmeli veya pişirilmelidir. Bir defa çözüldükten sonra bir daha asla dondurulmamalıdır.
 
ETLER
Balık,  tavuk ve et vazgeçilmez protein kaynaklarıdır. Günlük ihtiyaç kilogram başına 1 gram protein olup hayvansal ve bitkisel protein kaynakları beraberce tüketilmelidir. Protein ihtiyacı, hamilelikte, emzirme döneminde ve büyüme çağında 2 misline çıkar. 40 yaşından itibaren hayvansal protein tüketimi azaltılmalıdır. Sindirimi zor olan hayvansal proteinler tercihen öğlen yemeğinde yenmelidir. Balık,  tavuk ve kırmızı et; yağsız ızgara,  fırında veya haşlama şeklinde pişirilerek tüketilebilir. Yağsız olmak kaydıyla en çok balık, en az da kırmızı et yenmelidir. 
Soya eti, normal et gibi, bonfile, kuşbaşı ve kıyma olarak sade veya sebze ile karıştırılıp tüketilebilir. Sindirimi ete göre daha kolaydır.

!!!DİKKAT EDELİM !!!

1- Uzun ve sağlıklı yaşamanın sırrı az (yaş, cinsiyet ve vücut tipine göre 1500-2500 kal. arası) yemektir!
Günlük alınan kalori, kişinin yaşına, cinsiyetine ve vücut tipine göre 1500- 2500 kalorinin üzerinde olmamalıdır. Yemeklerde küçük porsiyonları tercih etmeli ve küçük tabaklar kullanmalıyız. Açlığı bastırmak için kalorisi ve yağ içeriği düşük sebze ve salatayı daha çok kullanmalıyız.
Aşırı yemek, kilo alımına, yani vücut yağ dokusunun artışına sebep olur. Artan yağ dokusu bir ağırlık olarak eklemlere büyük zarar verir. Şişmanlık,  şeker, yüksek tansiyon, kalp damar hastalıkları, kolesterol yüksekliği ve kanser gibi ölümcül hastalıklara zemin hazırlar.

Bunlardan Uzak Duralım:
! Mayonez ve yağlı salata sosları
! Fazla miktarda kuruyemişº
! Börek, çörek
! Çikolata
! Fast Food
! Yağda kızartılarak yapılan et, hamur işi veya sebze yemekleri
! Baklava, kadayıf, tulumba vs gibi hamur tatlıları, tahin helvası,
! Sucuk, pastırma, sucuk, salam, sosis
! Sakatat
! Yağlı peynir, yağlı yoğurt


2-Ana besin maddelerini doğru oranlarda tüketin!
Sağlıklı beslenmede günlük alınan kalorilerin %55-60'ını karbonhidratlar, %20-30'nu yağlar, %13-20'sini proteinler oluşturmalıdır. Oranların bozulması zamanla sağlığımızı negatif yönde etkiler. Yalnızca bir grup besin maddesini ağırlıklı olarak kullanan diyetler (Atkins vb.)  zararlıdır. Günlük enerji kaynağımız olan karbonhidratların az alınması durumunda gerekli enerji yağ ve proteinden elde edilir. Bunlardan bilhassa proteinlerin metabolizma artıkları vücutta zehir etkisi yapar. Yağların aşırı alınması yüksek kalori değerlerinden dolayı şişmanlamamıza neden olur.

3-Yavaş yiyin, çok çiğneyin!
Sindirim ağızda başlar. Yiyecek maddeleri iyice çiğnenmeli ve tükürük içine iyice karışmalıdır.  Tükürüğün içindeki AMİLAZ enzimi nişastaların ön sindirimi için gereklidir. Etler ufak parçalara ayrılmadıkça midenin işi zorlaşır. Yemeye başladıktan sonra 1520 dakika geçmeden doyma merkezi uyarılmaz. Bundan dolayı yavaş yemek yememiz oldukça önemlidir.

4-Mutlaka kahvaltı yapın!
Kahvaltısız bir beslenme çok yanlıştır. En fazla kaloriye, en hareketli olduğumuz öğleden önce ihtiyaç duyarız. Sağlıklı bir beslenmede en çok kalori kahvaltıda alınmalıdır. Öğlen yemeği orta, akşam yemeği hafif olmalıdır. Güne istekli ve bol enerjiyle başlamak için iyi bir kahvaltı yapmamız şarttır.  Ancak ne yazık ki günümüzde çoğumuz vakit bulup kahvaltı yapamıyoruz veya geçiştiriyoruz.
Sağlıklı bir uyku için midenin boş olması ve tüm sindirim işleminin bitmiş olması gerekir. Bundan dolayı yatmadan en az 3- 4 saat evvel yemeğe son verilmelidir.

5-Üç normal öğün ya da 5-6 az ve sık öğün yemek yiyin ve bol miktarda su için!

6-Yemekleri doğru ve az pişirin!
Yemekler kısık ateşte, yavaş ve az pişirilmelidir. Bir yiyecek maddesi ne kadar hızlı ve çok pişirilirse içindeki değerli maddeleri de o derecede kaybeder. Çok yüksek ısıda kızartma, alevde ızgara, yiyecek maddelerini kanser yapıcı maddelere dönüştürür. Bilhassa sebzeler az pişirildiklerinde vitamin kayıpları da az olur. En iyi pişirilme şekilleri buharlı tencerede yavaş, fırında veya az yağlı tavada kısık ateşte pişirmektir. Hayvansal yağlarda kızartmak ve kavurmak oldukça zararlıdır. Bu şekilde pişirilip yenen yiyecek maddeleri sindirim sisteminde serbest radikallerin aşırı derecede çoğalmasına neden olur. Serbest radikaller kalp damar hastalıkları ve kanser gibi öldürücü birçok hastalığın sebebi olarak gösterilmektedir.

7-Çiğ yenen yiyecekleri çok tüketin! 
Her gün mutlaka üç öğün salata ve iki öğün meyve yiyin. Pişen yemeklerde vitamin ve mineraller değerinin büyük bir kısmını kaybeder. Bundan dolayı her yemekte mevsimine göre çeşitli salatalar tüketilmeli, her gün en az yarım kilo meyve yenmelidir. Çiğ ve az pişmiş sebzeler asla ihmal edilmemelidir. Bunların hormonsuz ve katkı maddeleriyle yetiştirilmemiş
olanları tercih edilmelidir.
 
8-Taze ve doğal yiyecekleri tüketin! 
Hazır, konserve, rafine, salamura,  tütsülenmiş yiyecekler, turşu,  sakatattan uzak durun.  Yiyecek maddeleri buzdolabında günlerce beklemesin, onları taze tüketin. Kimyasal katkılar, mide ve bağırsaklarda hastalıklara neden olabileceği gibi kalın bağırsak kanserinin de sebebi olarak gösterilmektedir.

9-Şeker ve şekere dönüşen maddelerden kaçının!
Şeker,  şeker içeren yiyecek maddeleri, şekere çok çabuk dönüşen beyaz ekmek, makarna, beyaz pirinç, unlu gıdalar, aşırı mısır ve patatesten uzak durun.

10-Değişime uğramamış tahıl ürünlerini tüketin!
Ekmek ve makarna tam buğday unundan,  yani kabuğu alınmamış doğal buğdayın öğütülmesiyle elde edilen undan yapılmalıdır. Pilav, kabuğu alınmamış doğal pirinçten yapılmalıdır. Unlu ürünler de aynı şekilde hiçbir değişime uğramamış doğal buğday unundan üretilmelidir. Protein, vitamin, mineral ve posa tahılların kabuğundadır. Bu maddelerin sağlıklı beslenmede çok büyük önemi vardır.

11-Bitkisel sıvı yağlardan şaşmayın!
Tereyağı,  sadeyağ, iç yağları ve yağlı peynirlerdeki hayvansal yağlar çok yüksek oranda kolesterol içerdiklerinden, kalp-damar hastalıklarına neden olurlar. Bu nedenle, bitkisel sıvı yağlar tercih edilmelidir. Çünkü bitkisel yağlar kolesterol içermezler. Günlük yağ ihtiyacımız kilogram başına 1 gramdır. Bu miktar aşılmamalıdır. Genetik olarak kalp damar hastalıklarına yatkınlığı olanlar ve bu hastalıkları olanlar asla hayvansal yağları ve de margarinleri tüketmemelidirler.

12-Balığı sofradan eksik etmeyin!
Balık en değerli hayvansal protein kaynağı olduğu gibi, aynı zamanda OMEGA3 yağ asidi, mineral ve vitamin deposudur. Damar ve kalp sağlığı açısından bu yağ asidi çok önemlidir. Bundan dolayı balığı en çok tüketen Eskimolarda ve Akdeniz ülkelerinde kalp damar hastalıkları çok az görülmektedir. Haftada 2-3 defa balık yenmelidir. Kırmızı et tüketimi azaltılmalı ve yağlarından arındırılmalıdır. Balıktan sonra ikinci tercih tavuk eti olmalıdır.
13-Bitkisel protein kaynaklarını unutmayın!
Sağlıklı beslenen kişi, günlük protein ihtiyacının yarısını balık, tavuk, et, yumurta, peynir gibi hayvansal gıdalardan, yarısını ise baklagillerden ve kabuklu yemişlerden almalıdır. Haftada en az 3-4 defa kuru fasulye, nohut, mercimek, bezelye, soya fasulyesi gibi zengin bitkisel protein kaynakları tüketilmelidir. Bu yiyecekler hem bitkisel protein hem de karbonhidrat açısından zengin yiyeceklerdir, içerdikleri yüksek lif nedeniyle bağırsakları çalıştırarak kabızlığa engel oldukları gibi bağırsak kanserinden de korurlar. Fındık, ceviz, badem ve fıstık gibi kabuklu yemişler hem protein hem de yağ açısından zengindirler. Bu yağlar bol miktarda OMEGA3 yağ asitlerini içerirler. Bu yağ asitleri kalp damar sağlığı açısından çok önemlidir.

14-Sofranızdan tuzluğu kaldırın!
Günlük aldığımız yiyecek maddelerinin içindeki tuz, ihtiyacımızın 2/3 sini karşılar. Bizim ilave ettiğimiz tuz 2 gramı geçmemelidir. Şarküteri ürünleri, konserveler, turşu, çeşitli peynirler gibi yiyecek maddeleri aşırı tuz içermektedir. Yemeğin tadına bakmadan tuzluğa saldırmak yanlıştır. Aşırı tuz vücutta su tutar. Yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, karaciğer, akciğer ve böbrek hastalıklarında tuz, bu hastalıkları ölüme neden olabilecek derecede ağırlaştırabilir. Selülit oluşmasındaki en büyük sebeplerden biri aşırı tuz tüketimidir.

15-Alkollü içecekleri fazla tüketmeyin!
Aşırı alkol tüketimi karaciğer yağlanmasına, siroza, beyin hücreleri tahribatına sebep olabileceği gibi kişinin psikoloji ve günlük yaşamında tamiri imkânsız negatif etkilere de neden olabilir. Viski, rakı, votka, cin gibi alkol konsantrasyonu ve dolayısıyla kalorisi yüksek içkilerden kaçınılmalıdır. Haftada 2- 3 defa iki kadeh şarap veya 1-2 şişe bira sağlık açısından bir risk oluşturmaz. Yapılan bilimsel araştırmalar az içilen kırmızı şarabın faydalarını ortaya çıkarmıştır.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #10 : Aralık 30, 2006, 07:48:09 am »

Verimli Öğrenme İçin Nasıl Beslenmeliyiz?


BEYIN FONKSIYONLARJNI GELİŞTİREN BESİNLER NELERDİR?

* Vücudum için en çok yararı olan ve sindirim sistemi için en az enerji gerektiren yiyecek meyvedir.
* Beyin sadece glikoz ve oksijenle çalışır. Meyvelerde bulunan meyve şekeri kolayca glikoza dönüşür.
* Meyveler aç karnına yenmelidir; çünkü meyve midede değil ince bağırsakta sindirilir. Mide dolu ise meyve midede kalır ve mayalanır.
* Piyasada satılan meyve suları tercih edilmemelidir; Çünkü doğallığını kaybedip, asidik karaktere dönüşmüştür. Taze sıkılmış meyve sularını tercih edin.
* Sabahları geç kahvaltı ediyor ya da kahvaltıyı ihmal ediyorsanız, o zaman mevsimlik meyve, meyve suyu ve bir bardak ılık su almayı alışkanlık hale getirin.
* Sabah bir tatlı kaşığı bal veya bir avuç siyah üzüm zihin aktivitenizi canlandırır.
* Ceviz, fındık, fıstık, zihnin uzun süre çalışmasına yardımcı olur. Yorgunluğu giderir.
* Fesleğen, limon, balık ve karabiberin zihin açma özelliği vardır.
* Zencefil içerdiği maddelerle, beynin yeni fikirler üretmensini sağlar. Kan sulandığı için daha serbest akar.
* Kimyon insanin aklına yeni fikirler getirir. İçerdiği uçucu yağlar bütün sinir sistemini uyarır; ancak faal düşünce şartıyla. Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan insan suya karıştırarak kimyon içebilir.
* Havuç hatırlama yeteneğimizi arttır ; Çünkü beyin metabolizmasını canlandıran enzimler içerir. Yağlı havuç salatası tercih edilmelidir.
* Ananas ezberlemek için çok yararlıdır.
* Avokado kısa süreli hafıza için tüketilebilir.
* Çilek stresin etkisini azaltır. Mutluluk hormonun salgılanmasını sağlar.
* Limon algılama yeteneğini arttırır.
* Lahana, tiroid bezlerinin aktivitesini azaltır ve bu da sinirlenmeye iyi gelir.
* Soğan aşırı yıpranmaya, fiziki yorgunluğa karşı kanı sulandırır. Böylece beyin oksijeni daha kolay alır.
« Son Düzenleme: Aralık 30, 2006, 07:49:51 am Gönderen: crea » Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #11 : Aralık 31, 2006, 08:04:28 am »

Yoksa Rejimler Şişmanlatıyor mu?


Aslında bilim adamları, 1940'lardan beri sert ve sağlıksız rejimlerin uzun vadede zayıflatmadığını, hatta şişmanlattığını biliyorlardı.
 
"Biliyorum ki, ben rejim yapmasaydım, bu kadar kilo almayacaktım."

Kilo problemi olan çoğu insanın başından geçmiştir. Birkaç hafta, belki de birkaç ay sürecek bir "rejim"e başlanır. Ya gün, gün yenecek şeyler bellidir (Meselâ "Scarsdale Tıbbî Diyet"i), yahut da biraz daha serbest "değişim listeleri" vardır. "Bir kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir" veya "bir adet greyfurt" ezberlediğimiz tavsiyelerdir. Bazılarında ise ne yeneceği değil de ne yenmeyeceği veya ne zaman yeneceği söylenir (Atkins veya İsveç diyeti).,
 
Gayet de iyi gider rejim. Hızla kilo verilir. Derken mutlu sona ulaşılır. Baskül 5, hatta 10 kilo daha düşük göstermektedir. Gerçi kendimizi bitkin hissetmekteyiz, çikolata diye, tatlı diye, veya karbonhidrat rejimi ise patates, bir dilim ekmek diye kıvranmaktayız ama değmiştir. Aradan bir süre geçer. Ve eski kilomuza tekrar varırız. Daha da beteri, birkaç yıl sonra, eski kilomuzun da üstündeyizdir. Hiç olmazsa rejimden önceki hale geri dönmek ister ve yeni, daha etkili rejimler aramaya başlarız.
 
"Ah bende irade yok!"
"Ne güzel zayıflamıştım. Ama irademe hâkim olamadım. Tekrar oburlaştım ve işte buradayım." Kendimizi o kadar kabahatli hissederiz ki, genellikle yukarıdaki üyemizin vardığı ve aslında pek de doğru gerçeği görmeyiz. Acaba bu bizim değil de rejimin suçu olmasın?
 
Kabahat rejimlerde olmasın!
Aslında bilim adamları, 1940'lardan beri sert ve sağlıksız rejimlerin uzun vadede zayıflatmadığını, hatta şişmanlattığını biliyorlardı. Minnesota Üniversitesi'nde, Ancel Keys ve arkadaşlarının, 36 erkek üzerinde yaptığı ve 1950'de iki cilt halinde yayınladığı deney sert rejimlerin etkilerini ortaya koymuştu.
 
Minnesota deneyi
Denekler, normal beslenmelerinin yarısı kadar kalori aldıkları bir rejime tabi tutuldu. Bu, birçok sert rejimde yapılandan daha büyük bir kısıtlama değildir. Rejim biraz uzunca, toplam altı ay sürdü ve katılanlar vücut ağırlıklarının yaklaşık dörtte birini kaybettiler. Yani başarılı oldu. Öyle mi? Bir süre sonra, kaybedilen kilolar geri alındığı gibi, eski ağırlığın da ortalama yüzde on üstüne çıkıldı. Birçoğumuzun yeni rejim peşine düştüğü kiloya. Ancak epey sonra, ta baştaki kilolarına dönebildiler.
 
Kilo harici göstergeler de pek iç acıcı