Hatunca.NET Psikoloji ve Kadin Sitesi
 
 
 

Ana Menu

Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Reklam Ver

Psikoloji

Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları

İçerikler

Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv

Psikoloji Testleri

Eğlence Testleri
Kişilik Testleri

Yazarlar

Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
 
Anasayfa arrow Forum arrow Psikoloji-Terapi arrow Bulimia ve Anoreksiya arrow BESLENME
 
 
BESLENME
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Eylül 07, 2008, 01:59:45 pm
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt

+  Hatunca.NET Forum
|-+  Psikoloji-Terapi
| |-+  Bulimia ve Anoreksiya (Moderatör: crea)
| | |-+  BESLENME
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 2 [3] 4 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: BESLENME  (Okunma Sayısı 16293 defa)
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #30 : Ocak 23, 2007, 09:01:22 am »

Top salata yerine

Bunun için metabolik sendrom hastalarına öncelikle daha çok egzersiz yapıp kaslarını geliştirmelerini, karbonhidratlar yerine ceviz ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağlara ağırlık vermelerini öneriyorlar.
Bu öneri sebze ve meyvelere sırt çevrilmesi anlamına gelmiyor. Bu besleyici ve son derece önemli antioksidanlardan yeterince yararlanmak için olabildiğince renkli bir tabak hazırlamaya özen gösterin.
Sözgelimi, top salata yerine ıspanakla hazırlanan bir salata, lifli yiyecek tüketimini iki katına çıkartırken, kalsiyum ve potasyum tüketimini dört katına, C vitamininkini yedi katına çıkartıyor.
Uzmanlar günde en az beş öğün sebze ve meyve yenmesini öneriyorlar ve toplanır toplanmaz şoklanan sebze ve meyvelerin tazeliklerini çok daha iyi koruduklarına dikkat çekiyorlar.
Farklı kaynaklardan sağlanan protein sağlıklı beslenmenin bir parçası olabilir. Ancak her birinden ne kadar tüketilmesi gerektiğini kestirmek pek de kolay olmayabilir. Yüksek oranda doymuş yağ içerdiğinden kırmızı et tüketiminin kısılması gerektiği uzun bir süredir biliniyor.
Ne var ki, kimi sağlık uzmanları aşırı miktarda balık tüketiminin kişiyi cıva ve öteki zehirli maddelerle karşı karşıya bırakabileceğine parmak basıyor. Ancak konu henüz kesinliğe kavuşturulmadığından, kılıç balığı ile Big Mac söz konusu olduğunda seçimin kılıç balığı yönünde yapılmasını öngörüyorlar.
Yüksek oranda protein içeren besinlere gösterilen yoğun ilgiye karşın, aşırı miktarda protein tüketiminin uzun erimde sağlayacağı yararlar ve yol açabileceği zararlar konusunda elimizde yeterince veri bulunmaması şaşırtıcı olsa gerek.
Yine de, proteinin herhangi bir türünün aşırı miktarda tüketilmesinin böbrek ve karaciğeri olumsuz etkileyebileceği, kalsiyumun bedenden atılmasına ve doymuş yağ düzeyinin artmasına yol açacağı biliniyor.


Birkaç temel kural

Çok kişi protein içeriği yüksek besinlerin kilo vermeyi kolaylaştırdığına inanıyor. Elde edilen ilk veriler bunun kısa erimde doğru olduğunu, ancak uzun erimde kemik ve kalp sağlığını olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor.
Öyle ki, az miktarda protein bedenin uzun süre ayakta kalmasına yetiyor. Bu yüzden uzmanlar kırmızı et tüketiminin düşük düzeyde tutulup, bunun yerine fasulye, balık, tavuk ve domuz etine ağırlık verilmesini öneriyorlar.
Time dergisinde, Amerikalı, İngiliz ve Alman beslenme uzmanlarının son araştırmalarından yararlanarak hazırlanan va yayımlanan bu yazı şöyle sona eriyor: Kısacası, akılcı beslenme son derece basit birkaç temel kuraldan oluşuyor. Bunun için yapmanız gerekenler aldığınız kalori miktarına dikkat etmek, alınan kaloriyi yakmak, ve bundan böyle yedikleriniz konusunda seçici davranmaktan ibaret.

 
SEBZE VE MEYVELER


Botanik dünyası

Son araştırmalar bitkiler âleminin süreğen hastalıkların yarattığı olumsuzluklara karşı etkili nimetlerle dolu olduğunu ortaya koyuyor. Sarımsaktan, lahana ve çay yaprağına uzanan çeşitli bitkilerde bulunan fitokimyasallar adlı bir dizi bileşimin serbest radikaller yoluyla hücreleri koruduklarını ve hastalıkları engelleyici etkiler yarattıklarını gözler önüne seriyor.
Lif açısından zengin bir beslenme düzeninin de kalp hastalığı, felç, yüksek tansiyon, obezlik, şeker ve kanser riskini azalttığı görülüyor.
Suda eriyip, yumuşak ve yapışkan bir dokuya dönüşen, özellikle elma, turunçgiller ve havuçta bulunan çözülebilir lifler sindirim sürecini yavaşlatarak tokluk duygusu yaratıyor.
Çözülemeyen lifler ise besinlerin bağırsaklardan geçişini hızlandırıyor. Buğday kepeği, sebze ve tahıllarda bulunuyor.
Hap olarak da sunulan fitokimyasalların en çok bilinen türünü turunçgiller, soğan, elma ve üzümde doğal olarak bulunan flavinoidler oluşturuyor.
Uzmanlar flavinoidlerin kansere karşı etkili olabileceklerine inanıyorlar.
Bir başka fitokimyasal türü olan indoles adlı madde ise süreğen hastalıkları önleyici bir etki yaratıyor. Doğanın sunduğu bir başka fitokimyasal olan beta-karotenler havuç ve portakala rengini veriyor ve bedende A vitaminine dönüşüyorlar.
Yeşil sebzelerde bulunan lutein ve zeaxanthin ile domatesin içerdiği lycopene koroner damar hastalıkları, aksu, kas dejenerasyonu ve kansere karşı etkili oluyor.
Bitkisel östrojenler olan isoflavonlar görünüşe bakılırsa östrojen etkisi yaratıyor. Kandaki lipit düzeyini azaltıyor, meme, yumurtalık, rahim ve prostat kanseri gibi hormonlarla ilintili hastalıklara karşı etkili oluyor.


Sebze mızmızlığı

Hoşlanmadığınız şeyleri zorla yemeye çalışmak yerine, bitkiler alemini iştahınızı açacak öğünlere dönüştürmenin yollarını araştırın. Bamya ve Brüksel lahanasının adına bile katlanamıyorsanız, salata, çorba ve soslarınızı farklı sebzelerle olabildiğince renklendirmeye çalışın.


Günde bir elma

Meyve doğal bir enerji kaynağıdır. Günde bir elma yemek pek de büyük bir külfet olmasa gerek. Dahası, tek elmayla yetinmeyip gerisini de getirebilir, doğanın sunduğu onca meyvenin tadına varabilirsiniz. Güne bir meyveyle başlayıp, tahılınızın üzerine birkaç muz dilimiyle böğürtlen serpiştirebilirsiniz. Öğle yemeğine şeftali, armut ya da kavun ekleyin.
Taze meyve ya da kuru incir, kayısı gibi yiyecekler ikindi kahvaltısı için eşsiz seçeneklerdir.
Akşam yemeğinde et ya da balığınızı tropikal bir meyve sosuyla yemeyi deneyin. Serüvenlere açık olun ve yabancısı olduğunuz meyvelerin tadına bir bakın.


Patates sorunu

Hepimiz patatesi seviyoruz, ama bu sevgide aşırıya kaçıyoruz. Az miktarda yağ içeren ve son derece besleyici bir bitki olan patates öncelikle bedende şekere dönüşen bir karbonhidrat kaynağıdır. Ancak, sade patatesi kim ne yapsın? Çoğumuz patatesin üzerine tereyağ ya da sos katmaya bayılırız; kızarmış patatese de doyum olmaz. Bir zamanlar her yemeğin yanına iliştirilen patates artık eskisi denli ilgi görmüyor. Bu durumda patatesten uzak kalmanız gerekmiyor, yalnızca başka sebzelerden yoksun kalma pahasına patates yemekten vazgeçmemiz öneriliyor.
Meyve suyu tuzağı: Güne bir bardak taze sıkılmış meyve suyuyla başlamak sağlıklı bir alışkanlık olsa da, meyve suyunun taze meyveden çok daha fazla kalori içerdiğini ve lif oranının daha düşük olduğunu unutmamak gerekiyor.


ET BALIK VE YUMURTA


Aklın yiyeceği

Et tarih öncesinden beri değerli bir yiyecek ve zengin bir protein, vitamin ve besin kaynağı olmuştur. Gerçekten de, kimi insanbilimciler etin insan türünün evrim sürecinde can alıcı bir rol oynadığına inanıyorlar. Etyemezliğin son günlerde giderek daha da yaygınlaşmasına karşın, et günümüzde de Avrupa mutfağının can damarını oluşturuyor.


Demir ve B vitaminleri kaynağı

Özellikle kırmızı et, kasların gelişimi ve kanın sağlıklı kılınması açısından önemli olan, zengin bir demir kaynağıdır. Etyemezler üzerinde yapılan araştırmalar bu kişilerin kansızlığa yol açan demir eksikliği riskiyle karşı karşıya olduklarını gösteriyor. Ette bol miktarda bulunan B vitaminleri enerji üretimi açısından önem taşıyor.


Aşırı protein yüklemesi

Araştırmalar gereksindiğimizin yaklaşık iki katı kadar et tükettiğimizi, böylece böbrek ve karaciğerimizi tehlikeye attığımızı ortaya koyuyor. Özellikle kırmızı et bol miktarda doymuş yağ içerdiğinden, kalp hastalıklarıyla ilintili olduğuna inanılıyor. Kimi araştırmalar da et tüketiminin kanseri körüklediğini gösteriyor.


İçinizdeki etobur

Ya hep, ya hiç olması gerekmiyor. Uzmanlar ılımlı miktarda yağsız et yememizi, burger, sosis ve salam gibi yağlı etlerden kaçınmamızı öneriyorlar.


Deniz ürünleri

Kırmızı ete az-yağlı bir seçenek olarak deniz ürünleri başı çekiyor. Bol miktarda omega-3 yağlı asitlerini içeren balık ve kabuklu deniz ürünlerinin kalp hastalıkları, eklem iltihaplanmaları ve prostat kanserine karşı etkili olduğu belirtiliyor.


Tehlike

Ancak, deniz ürünleri kusursuz değiller. Özellikle yağlı balıkların eti çeşitli toksinleri barındırıyor. Bunların başında ağır bir metal olan cıva geliyor. Som balığı tehlikeli olabilecek düzeylerde PCB içeriyor. Kirli sularda avlanan balıklar da tehlike saçıyor.


Akılalmaz yiyecek

Evet, kümesler yine gözde. Protein hazinesi olan yumurta aynı zamanda bol miktarda A, B-12 vitamini, folik asit ve riboflavin içeriyor. Ancak bu, güne bir yığın yumurtayla başlamanız anlamına gelmiyor. Sığır etine kıyasla iki kat daha fazla kolesterol içeren yumurtanın haftada üç ya da dört tanesi bile fazla sayılıyor.


FINDIK , FASULYE VE YAĞLAR


Sihirli yiyecekler

Kimi kültürlerde fındık-fıstık, çekirdek ve fasulye beslenme düzeninin önemli bir parçasını oluşturur. Bu yiyeceklerin, tıpkı zeytinyağının sağlığa zararlı yağların yerini aldığı gibi, gündelik yaşamımıza girmeleri durumunda çok daha sağlıklı bir toplum yaratılacağı belirtiliyor.


Onay belgesi

Genellikle çerez olarak nitelendirilmelerine karşın, bu besinler gerçekte müthiş birer protein, sağlıklı yağ ve E vitamini kaynağı. Bu nedenle Amerikan Kalp Birliği fındık-fıstık paketlerinin üzerine "kalp hastalıkları riskini azaltabileceği" yönünde bir etiket konmasına izin veriyor. Bu yiyecekler kilo vermenizi bile sağlayabiliyorlar.
Diyet yapanlar üzerinde yapılan bir araştırma hamur işleri, pirinç ve patates yerine, günde 84 gram badem yiyen deneklerin 12 kilo veren denetim grubuna kıyasla 19 kilo verdiklerini ortaya koyuyor. Badem yiyenler yağ oranları düştükçe tansiyonlarında da bir düşüş meydana geldiğini belirtiyorlar.


Bazen yoldan çıkabilirsiniz

Cips ve gevreklerden daha sağlıklı bir seçenek olarak, badem, ceviz ve fıstığa sarılabilirsiniz. Fındık-fıstık yerken dizginleri elden kaçırmayın, zira bir başladınız mı sonunu getirmeyebilirsiniz. Tas dolusu fındık-fıstık yerine, bu yiyeceklerin tüketimini bir avuçla sınırlandırın. Kuş gibi beslenin. Sabah kahvaltınıza ayçiçeği ve kabak çekirdeği, ya da susamı da ekleyin.


Fasulyeyi izleyin

Fasulye, mercimek ve nohut gibi baklagiller söz konusu olduğunda, herhangi bir kısıtlamaya gidilmesi gerekmiyor. Yağ ve kalori oranı düşük olan, bol miktarda lif, protein ve mineraller içeren bu besinler karnı tok tutuyor.
Çeşit ve tat açısından çok geniş bir seçenekler yelpazesi sunan baklagiller farklı kültürlerin mutfaklarında önemli bir yer tutuyor. Bu besinler gerek kurutularak, gerekse taze, konserve ya da dondurulmuş olarak tüketiliyor.


İki belalı

Tüm yağlar tu kaka ilan edildiğinde, yağ dışındaki besinler göklere çıkartıldı. Ne var ki, az yağlı ya da yağsız ürünler genellikle yüksek düzeylerde şeker içerdiklerinden kalori açısından felaketlere neden olabiliyorlar.


TAHILLAR


Domino etkisi

Atalarımız binlerce yıl önce pirinç, buğday ve darı gibi tahılları evcilleştirerek kentlerin, uygarlığın ve telepazarlamanın yollarını açtılar. Karmaşık karbonhidratlarla B ve E gibi temel vitaminler içeren tahıllar bugün de dünyada en çok tüketilen besinler arasında yer alıyorlar.


Fizik dersi

Ancak tahıllar öğütülüp bileşkenleri olan ve lif açısından zengin kepeklerinden ayrıştıkça, bedenin bunları sindirmesi daha kolaylaştığından açlık duygusunu körüklemeleri de daha kolay oluyor.


Tahıl çözüm

Işlemden geçirilmiş tüm tahılların yerine, kahverengi ya da doğal pirinç, bulgur, arpa ve kepekli unlara ağırlık vermelisiniz. Kepekli undan hoşlanmıyorsanız, sevdiğiniz beyaz unu olabildiğince kısmaya çalışın.


SÜTLÜ ÜRÜNLER VE KUŞLUKLAR


İyi ve kötü haber

Süt, peynir ve öteki süt ürünleri eşsiz birer protein ve kalsiyum kaynağıdır. Kalsiyum kemik ve dişlerin oluşumunda can alıcı bir rol oynadığından, yetişkinler ve özellikle de küçük çocukların bol miktarda kalsiyum almaları gerekmektedir.
Gelgelelim, süt ürünleri de bol miktarda doymuş yağ içerdiklerinden kalbe zarar verebilirler. Bu soruna bir çözü getirmek için, açlığınızı az yağlı dondurulmuş yoğurtla bastırmayı deneyin. Ayrıca, marketler az yağlı ve yağsız süt, yoğurt ve peynirlerle dolup taşıyor. Sütlü ürünler tüketimini günde sınırlı tutun ve porsiyonların sandığınızdan çok daha küçük olabileceğini aklınızdan çıkartmayın.


Daha akıllıca atıştırma

Öğünler arasında her nedense midemizi cips, yağlı patlamış mısır, kurabiye ve sodalı içecekler gibi abur cuburlarla doldururuz. Öyle olunca, obezliğin bu denli yaygın olmasına hiç şaşmamak gerek. Oysa öğün aralarında açlığımızı böylesi yağlı ve şekerli besinler yerine, meyve ve sebzelerle, dahası bir avuç fındıkla da bastırabiliriz.


Gizli formül

Tatlı abur cuburların özünü, tümü de şişmanlatıcı ve besin değeri düşük olan, şeker, trans yağlar ve nişasta oluşturur. Bu yiyecekler öylesine ucuzdur ki, porsiyonları iki katına çıkartmanız cebinize neredeyse hiç dokunmaz. Yarı fiatına 340 gram almakla akıllılık ettiğinizi sanabilirsiniz, ama dengeli beslenme söz konusu olduğunda zararlı çıkan siz olursunuz.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #31 : Ocak 25, 2007, 01:47:16 pm »

Yağ Kaybı


Gerek hastalar, gerekse doktorlar başarı göstergesi olarak verilen kiloyu dikkate alma eğilimindedirler. Oysa bakmanız gereken şey nicelik değil niteliktir. Kilo kaybı yağdan ya da "yağ dışı kitleden" olur. Kilo kaybının ilk dönemlerinde bu yağ dışı kitle su iken, ilerleyen zamanlarda kas ağırlıklı olur. Kas dokunun kalori yaktığı, buna karşın yağ hücrelerinin ise depoladığı bilinen bir gerçektir. Kayıp, kas dokudan olduğunda vücudunuzun fazla kaloriyi yakma yeteneği de azalır. Hızlı kilo vermeyi sağlayan diyetler niceliği niteliğin önünde tuttuklarından kayıplar daha çok yağ dışı kitleden olur ve bu nedenle çok kısa süre içinde yeniden kilo alınır.
İdeal olanı kayıpların ¾'ünün yağdan ve ¼'ünün de yağ dışı kitleden olmasıdır. Yağ dokudan kaybetmeyi hedefleyen, yavaş ve sabit bir kilo kontrol programı bu amaca ulaşmak için yeterlidir.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #32 : Ocak 26, 2007, 07:45:21 am »

Metabolizma


Bazal Metabolizma Hızı

Günlük enerji tüketimi, faaliyete, yaşa, cinsiyete, ağırlığa, vücut iriliğine ve hormonsal duruma bağlı olarak kişiler arasında değişiklikler gösterir. Metabolizma hızı, kişinin son yemeğini yedikten en az 12 saat sonra tam dinlenme halinde uzanırken ve özel koşullar altında alınır. Bu koşullar altında kalbin çalışması soluk alıp vermek, sinir impulslarının iletimi vücut sıvılarının ve sıcaklık derecesinin sabit tutulması için enerji tüketilir. Herhangi bir besin almadan ve kas hareketi yapmadan sadece canlılığını korumak için tüketilen enerji miktarına bazal bozunma hızı denir. Genç ve yetişkin bir erkek için bazal metabolizma hızı yaklaşık olarak günde 1600 kaloridir, kadınlarınki % 5 kadar daha düşüktür. Başka bir deyişle, ergin insan 24 saat yemek yemeden hareket etmeden yatakta kalacak olursa canlılığını koruyabilmesi için 1600 kaloriye gereksinme duyar. Değişik insanlarda binlerce kez bazal metabolizma hızı saptandıktan sonra belli bir yaş, cins ya da vücut bölgesi için normal bazal metabolizma hızı gösteren tablolar düzenlenmiştir. Metabolizma hızı ağırlık ve boydan yararlanarak hesaplanabilen vücut yüzeyi ile orantılıdır. Normal genç bir insan saatte bir metrekare vücut yüzeyi 40 kalori tüketir.

Kimyasal reaksiyonların hızları sıcaklık yükseldikçe arttığı için, vücut sıcaklığının bir derece yükselmesi halinde bazal metabolizma yaklaşık olarak % 5 oranında artar. Bu, yüksek ateşli hastalarda vücudun kilo kaybetmesi nedenini açıklar.

Bir kişinin bazal metabolizma hızı doğrudan doğruya dışarı verdiği sıcaklıktan yararlanarak ölçülebilir. Bu kişi, ısı kaybı önlenmiş, etrafı su ile çevrili bir odacığa yerleştirilir, odacığın havasında ve suda artan sıcaklık derecesi tayin edilir. Daha basit bir ölçme yöntemi de, kişinin kısa bir zaman aralığı içinde tükettiği oksijen miktarını tayin etmektir. Enerjinin salınması ve sıcaklık üretimi glikoz ve başka besinlerin oksidasyonuna bağlı bir iş olduğu için,üretilen sıcaklık miktarı,tüketilen miktarına göre hesaplanabilir.

Enerji gereksinmeleri. Bir insan 24 saat yatakta kalır ve besin alırsa yaklaşık olarak 1800 kalori tüketir. Ek olarak tüketilen 200 kalori sindirim kanalının kaslarının hareket etmesi, sindirim özsuyunun sentezlenmesi ve salgılanması ve sindirim ürünlerinin aktif alanı için geçerlidir. Sakin bir hareket geçiren insan bir günde 2500 kalori, ağır kas hareketleri yapan insan bir günde 6000 ya da daha fazla kalori harcar. Yetişkin çoğu aldıkları ve harcadıkları kalori değeri arasında bir denge sağladığı için vücut ağırlıkları yıllarca belirgin şekilde sabit kalır. Orta yaşlı insanlarda, bedensel faaliyette bir gerileme olduğu, iştahta bir değişme olmadığı için, kilo almaya doğru bir eğilim vardır. Gereksinme duyulan enerji miktarından günde 10 kalori fazla alınması bir yılda vücut ağırlığının ı/2-1 kilo artmasına neden olur.günlük enerji gereksinmesinin üzerin- de kalori alındığı zaman fazlalık vücutta depo edilir.Bunlardan ilk kullanılan karaciğer ve kaslarda glikojen halinde depo edilen karbonhidratlardır.Bundan sonra yağlar,yağ depolarından çekilerek enerji sağlamak amacıyla metabolize eder. Orta büyüklükte bir erkek yaklaşık olarak 9 kilo kadın 11 kilo depo edilmiş yağa sahiptir. Depo edilmiş yağlardan sağlanan enerji hayatı 5 ila 7 hafta sürdürmeye yeter.Sonunda hücreler iskelet kaslarından başlamak ve bundan sonra yürek,iç organlar gelmek üzere ölüme kadar kendi enzimlerini ve yapısal proteinleri metabolize eder.


Hücresel Yakıtlar

Karbonhidratlar: Şekerler ve nişasta insanın günlük besini içindeki başlıca enerji kaynakları olmakla beraber vücut için temel besin maddeleri sayılmaz. Biz, protein ve yağ karışımlarından da enerji sağlayabiliriz. Karbonhidrat bakımından zengin olan besin maddeleri genellikle ucuzdur. Bu ekonomik faktör kişinin besinindeki karbonhidrat oranının tayin eder. Portakalgillerdeki sitrik asit, elma ve domateste bulunan malik asit enerji kaynağı olarak kullanılabilir.

Yağlar: Katı ve sıvı yağlar sadece karbonhidrat ve proteinlerin iki katından fazla enerji sağladıkları için değil, bu maddelerden daha düşük oranda su içerdikleri için en yoğun besin maddelerinin olarak kabul edilir. Bunlar öteki besinlere göre daha ağır sindirilir ve emilir. Bu nedenle insan yağ bakımından zengin bir besin aldıktan sonra, protein ve karbonhidratça zengin bir besinden sonra olduğu kadar çabuk acıkmaz.

Yağlar hidrolize edildiği zaman gliserin ve yağ asitleri ortaya çıkar. İnsan birçok yağ asitlerini sentezleyebildiği halde bir ya da daha fazla çift bağı bulunan doymamış yağ asitlerini sentezleyemez. Temel yağ asitlerinde denen bu yağ asitlerinin besin içinde bulunması zorunlu- dur. Temel yağ asitlerine küçük miktarda gereksinme duyulduğu için çeşitli besinlerle olasılığı vardır. Bunların temel maddeleri olduğu, ancak hayvanların bu maddeleri içermeyen saflaştırılmış besinlerle beslenmesinden sonra anlaşılmıştır. Katı ve sıvı yağlar yağda eriyen vitamin kaynağı olarak ta önemlidir.

Proteinler: Protein bakımından zengin olan besinler genellikle çok pahalı olduğu için genel olarak kişinin besinindeki protein oranı kısmen onun ekonomik gücü ile tayin edilir. Vücudun protein yapı taşlarının tümü devamlı olarak parçalandığı ve yenilendiği için, büyüme faaliyeti durmuş olan erginlerin besinlerinde belli bir düşük oranda olsa bile devamlı olarak proteinlerin bulunmasına gereksinme vardır. Büyümekte olan çocuklar,gebe olanlar ve ağır hastalıktan kalkmış olan insanlar besinlerinde fazla oranda protein bulunmasına gereksinme duyar.Sağlıklı bir yaşamın sürdürülmesi için besinlerin içinde ne kadar protein bulunması gerektiğini söylemek güçtür. Çünkü bu miktar, yenen besinlerin çeşidine ve besinin içindeki başak maddelerin miktarına göre değişebilir.

Proteinlerin içlerinde bulunan aminoasitlerin sayı ve çeşidine göre değişiklik gösterir. Vücut hücreleri belli bir tipteki bir proteinin sentezleyeceği zaman, yapısına katılacak olan tüm özgül aminoasitlerin hazır olması zorunludur. Bir aminoasidin bile bulunmayışı halinde protein yapılmaz. Hayvansal hücreler bazı aminoasitlerin sentezini yapabilir.Fakat hiçbir zaman aminoasitlerin tümünü sentezleyemez.Bu gibi aminoasitlere temel aminoasitler denir ve besinlerle alınması zorunludur.Temel aminoasitlerin proteinlerin sentezlenmesi için öteki aminoasitlere herhangi bir üstün tarafı yoktur.Ancak vücutta sentezlenemedikleri için besinin içinde bulunmaları zorunludur. İnsanlar tarafından gereksinme duyulan on aminoasit vardır. Bunların hepsini yeterli miktarda içeren proteinlere yeterli proteinler denir. Süt, et ve yumurta biyolojik bakımından yeterli proteinleri içerdiği halde mısır tanelerindeki belli başlı proteinler iki temel aminoasitten yoksundur.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #33 : Ocak 29, 2007, 01:53:43 pm »

Metabolizma


Metabolizmayı hızlandıran öneriler

Kilo almamak için… Hangi yaşta, neler uygulamalı?

Metabolizmayı hızlandıran ipuçları

Diyet yapmanıza rağmen kilo veremiyor musunuz? Artık çilekli pastaları ya da mis kokulu kurabiyeleri sadece uzaktan izlemekle yetinmenize rağmen karın ve kalça çevrenizin genişlemesinden mi yakınıyorsunuz? Bu sorununuzun altında yatan neden, metabolizmanızın yavaşlaması olabilir! Peki, metabolizmanızın hızlanmasını sağlamak için neler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?
Uzun süredir yediklerinize, içtiklerinize dikkat ediyor, ancak buna rağmen fazla kilolarınızdan bir türlü kurtulamıyorsunuz. Oysa, bundan birkaç yıl öncesine kadar istediğiniz her şeyi büyük bir afiyetle tüketiyor, buna rağmen kilo sorunuyla karşılaşmıyordunuz, değil mi? Bu konuda yalnız sayılmazsınız aslında. Çünkü pek çok kadın, özellikle de menopoz dönemine yaklaştıkça zayıflayamamaktan yakınıyor. Kolay kilo alıp, zor vermenin nedeni ise çoğu kez hep aynı: Metabolizmanın yavaşlaması! Peki, “Bu sorumun bir çözümü yok mu?” dediğinizi duyar gibiyiz. Dert etmeyin, önerilerimizi uygularsanız, metabolizmanızı yeniden hızlandırmanız mümkün. Sizin için Metropolitan Florence Nigtingale Hastanesi’nden Endokrinoloji Diyabet ve Metabolizma Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Can ile Amerikan Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Dr Neslihan Kurtulmuş’tan aldığımız bilgiler doğrultusunda metabolizmanızı nasıl hızlandırabileceğinizi tek tek derledik.


Metabolik hız nedir?

Besinleri yakma hızına “metabolizma hızı” deniyor. Metabolik hız; bedeninizin aldığı besinleri enerjiye dönüştürme ve bu enerjiyi kalori olarak yakma kapasitesini ifade ediyor. Metabolizmanız yeterince çalışıyorsa, aldığınız besinler kolayca enerjiye dönüştürülüyor ve bu enerji eksiksiz olarak yakılıyor. Bunun aksine metabolik hızınız genetik olarak yavaş çalışıyorsa ya da hastalık gibi herhangi bir nedenden dolayı yavaşladıysa, besinleri enerjiye ve kaloriye dönüştürme kapasiteniz azalıyor. Bunun sonucunda ise; fazla kaloriler yakılamıyor, yağlar depolanıyor ve kilo artışı görülüyor.


Bazal metabolizma önemli!

Metabolizma, “Bazal metabolizma”, “Egzersizde harcanan enerji” ve “diyetle alınan besinlerin sindiriminde harcanan enerji” olmak üzere üç ana birleşen oluşturuyor. Metabolizma hızının en büyük belirleyicisi ise bazal metabolizma hızıdır. Bu, dinlenirken veya uyurken, yani hiçbir aktivite gösterilmediğinde harcanan kalori miktarını kapsıyor ve günlük harcanan kalorinin yüzde 60 ile 80’ini oluşturuyor. Bazal metabolizma, kilo vermek isteyen bir kişinin diyetle ne kadar zayıflayacağını belirleyen en önemli faktördür. Bu metabolizma hızı vücuttaki maddelerin birbirine dönüşmesini, biyolojik olayların devamını sağlıyor. Örneğin ağızdan alınan şekerin karaciğerde yağa dönüştürülüp, cilt altı yağ dokusunda depolanması gibi. Bu metabolizmanın hızı ise, genler, cinsiyet, yaş, vücut ağırlığı, vücut ısısı ile egzersiz gibi pek çok faktörden ve etkileniyor. Fizik aktivite de enerji tüketiminde, yani kilo ama ve verme üzerinde en önemli faktörü oluşturuyor. Fizik aktivitenizi artırdığınız takdirde, metobolizma hızını da artırabilirsiniz. Yapılan araştırmalara göre; fizik aktivitesi yüksek olan kişilerde şişmanlık daha az görülüyor.


Yaş ilerledikçe yavaşlıyor…

Yaşınız ilerledikçe buna paralel olarak metabolik hızınız da yavaşlıyor. Öyle ki, 20’li yaşlardan sonra vücudunuz her 10 yıllık dönemde yüzde 2 – 3 daha az enerji yakmaya başlıyor. Menopoz gibi hormonal faktörler de devreye girince metabolizmanızı daha da yavaşlıyor. Diğer taraftan, yaşımız ilerledikçe azalan bedensel aktivite düzeyi, kas kitlesinde azalmaya ve yağ depolarında artmaya yol açıyor. Metabolizma hızı yavaşladığı takdirde, obezite oluşma riski artıyor. Obeziteye eğilimli kişilerde görülen en önemli özellikler aşırı iştahın yanı sıra, yağ yıkımının azalmış olması. Yağların fazla alınması yağ yıkımını engeller. Dolayısıyla yağ tüketimi, günlük besin tüketiminin yüzde 30’unu aşmamalı. Alkol tüketimine de dikkat etmek gerekiyor. Bol miktarda yağların yıkımını engelledi için günde bir kadehten fazla tüketmemeye özen gösterin.


Metabolizma Ne sağlıyor?

X Metabolizma, vücudun yaşamsal fonksiyonlarına destek olmak için, yediğimiz besinlerin hücreler tarafından yakılması anlamına geliyor.
X Vücudun kendini yenilemesini sağlıyor, hücreler için gerekli yapıtaşları ve proteinleri üretiyor, dokular ve organların gelişimine yardımcı oluyor. Örneğin, metabolizma reaksiyonları sonucu üretilen bazı proteinler, kasları oluşturup, hareket etmemizi sağlıyor.
X Metabolizma sayesinde vücuttaki kimyasal değişimler için enzimler üretiliyor. Örneğin ağızdan alınan şekerin karaciğerde yağa dönüştürülüp, cilt altı yağ dokusunda depolanması gibi. 
X Vücut ısısının sabit tutulmasını sağlıyor, yağ dokusunun miktarını denetliyor.


Hangi yaşta, neler yapmalı ?

20’li yaşlar
Genç kızlıktan kadınlığa geçiş yaptığımız, belki de en güzel dönemimizi ifade ediyor. Bu yaşlarda, kadınlık hormonları olan “östrogen” ve “progesteron” salgılanmaya başlıyor, regl düzene giriyor. Metabolizma hızlı çalışıyor ve besinler daha kolay yakılıyor. Diyet yapıldığında da fazla kilolar hızla kayboluyor. Genç kızlar zayıflamayı bir saplantı haline getirebiliyor, ince ve zarif gözükmek için her yolu deneyebiliyor. Bu isteklerinin ardında ise genellikle moda dünyasındaki zayıf manken görüntüleri etkili oluyor. Dolayısıyla yeme bozuklukları olan “Anorexia Nervosa” veya “Bulimia” bu yıllarda oldukça sık ortaya çıkıyor. 20’li yaşların sonlarında ise her yıl 150 gram kadar kas dokusu kaybediliyor. Bunun sonucunda güç ve kuvvet azalıyor, halsizlik sorunu baş gösteriyor. Aynı zamanda 20’li yaşların başında hızlı çalışan metabolizma yavaşlamaya başlıyor ve kilo artışı görülüyor.
Ne yapmalı? Haftada iki saat ağırlık çalışarak bu sorunun önüne geçebilirsiniz. On iki haftalık düzenli sporla, kaybettiğiniz kas dokusunu geri kazanmanız mümkün. Düzenli yapacağınız egzersizler kemiklerinizi güçlendirip sizi ileride osteoporoza karşı da koruyacaktır. Unutmayın ki, egzersizler ayrıca ruh sağlığınızı korumanıza ve günlük sıkıntıları unutarak stres düzeyini azaltmanıza da yardımcı oluyor.

30’lu yaşlar
İş, aile derken en yoğun tempolu yaşadığımız 30’lu yaşlarda vücudumuz daha fazla yorulmaya başlıyor ve stres faktörü devreye giriyor. Stres sonucu da böbrek üstü bezlerinden  “kortizol” dediğimiz hormon salgılanıyor. Vücut, su ve tuz tutmaya başlıyor, kilo alınması daha kolay hale geliyor. Günümüzde birçok kadın 30’lu yaşlarda evlenip hamile kalıyor.  Ancak doğumdan sonra eski kilosuna dönmekte zorlanıp, fazla kilolarıyla yaşantısına devam ediyor. Burada çevrenin yeni annelere daha fazla yemeleri için baskısı da önemli rol oynuyor hiç kuşkusuz. İşte bu nedenle 30’lu yaşlarda dengeli beslenme çok büyük önem taşıyor.  30’lu yaşların ortaları ise “tiroid” hastalıklarının en çok görüldüğü döneme rastlıyor.  Tiroid bezi hızlı çalışıyorsa metabolizma da hızlanıyor. Bunun sonucunda kişi hızla zayıflamaya başlıyor. Ancak bu sağlıksız bir zayıflama olduğu için mutlaka bir endokrinoloji ve metabolizma uzmanına başvurmak gerekiyor. Günümüzde bu sorun tedavi edilebiliyor ve metabolizma hızı normal düzeyine iniyor. Daha sık rastlanan bir başka şikâyet ise, tiroid bezinin yavaşlaması. Buna tıp dilinde “hipotiroidi” deniliyor. Tiroid yavaşlayınca tüm vücut işlevi yavaşlamaya başlıyor; kalp atışlarının sayısı düşüyor, bağırsak hareketleri yavaşlıyor, kabızlık başlıyor, unutkanlık gelişiyor. Bir başka sorun da, metabolizma hızının azalarak şişmanlığa yol açması. Dolayısıyla bu dönemde zayıflamak isteyenlere mutlaka tiroid testi yapılması gerekiyor.
Ne yapmalı? Metabolizmanız yavaşladığı için bu dönemde dengeli beslenmeye özen gösterin. Fazla kalori içermeyen enginar, kereviz gibi besinleri daha sık yemeye dikkat edin. En önemlisi de, metabolizmanızın hızlanmasını sağlayan egzersizleri aksatmadan uygulamaya çalışın. Özellikle aerobik türü egzersizleri yapmanızda yarar var. Çünkü depolanmış yağları yakabilmeniz için mutlaka oksijene ihtiyaç duyacaksınız. Yaptığınız egzersizin türü ne olursa olsun, rahat soluk alıp verebilmeli; egzersiz sırasında nefes nefese kalmamalısınız. Örneğin, yürüyüş yapabilir, bisiklete binebilir, golf oynayabilir ya da yüzebilirsiniz. Kalp hızınızı normal hızından dakikada ortalama 25 – 30 oranında artıran bu aktiviteler, metabolizmanızı hızlandırmanın ve kalori yakmanın en iyi yolu.

40’lı yaşlar
Günümüzde yaş ortalaması 80’lere dek uzadığı için, 40’lı yaşları sağlıklı geçirmemiz yaşlılık dönemimizin sorunsuz geçmesi için özel bir önem taşıyor. Bu dönemden itibaren yumurtalıklar daha az  östrogen üretmeye başlıyor. “Perimenopoz” dönemine girildiği için; sıcak basması ve terleme gibi sorunlar baş gösteriyor. Menopozun belirtilerinden biri de bazal metabolizma hızının azalması. Bu yüzden menopoz döneminde ortalama 3-5 kilo alıyoruz maalesef. Bunun yanı sıra diyabet hastalığına yakalanma riski de artıyor.  Çünkü, vücudun “insülin” adı verilen hormona direnci artıyor. Bu dönemde zayıflama ve kilo kontrolü estetik bir sorun olmaktan çıkıp, sağlık için gerekli hale geliyor.
Ne yapmalı? 40’lı yaşlarda zayıflamak daha fazla emek gerektiriyor. Dolayısıyla daha düşük kalorili diyet uygulamalı ve daha fazla spor yapmalısınız. Osteoporozdan korunmak için kalsiyum içeren süt, yoğurt, beyaz peynir tüketin, sebze ve meyve ağırlıklı beslenin.  Ayrıca, mutlaka check-up yaptırın, kolesterol ve şeker düzeylerinizi de ölçtürün. Kolesterol düzeyiniz yüksekse, yağlı besinlerden, kızartmalardan ve kırmızı etten uzak durun. Tabii düzenli olarak egzersiz yapmaya da devam edin. Ancak siz siz olun, sağlığınızı riske atmamak için ağır egzersizlerden kaçının ve spora başlamadan önce mutlaka bir uzmana başvurun.


Bazal Metabolizma Nelerden etkileniyor?

1 – Genetik: Bireylerin kilolu olduğu bazı ailelerde metabolizma hızı yavaş çalışıyor.
2 – Cinsiyet: Kadınlara göre erkeklerde kas kitlesi fazla, yağ kitlesi daha düşük olduğundan metabolizmaları daha hızlı çalışıyor. Buna karşılık biz kadınlarda ise metabolizma erkeklere oranla yavaş çalışıyor.
3 – Yaş: Yaş ilerledikçe metabolizma hızı düşüyor. Her on yıl için bazal metabolizma hızında yüzde 2 azalma oluyor.
4 – Vücut ağırlığı: Kilonuz fazla ise vücut metabolizma hızı da göreceli olarak artıyor.
5 – Diyet: Yoyo diyeti tarzında inişli – çıkışlı ağır diyetler yapılması metabolizma hızını yüzde 30 oranında azaltıyor.
6 – Vücut ısısı: Vücut ısısının her 0,5 derece artışı, metabolizma hızını yüzde 7 artırıyor.
7 – Egzersiz: Sadece kalori yakılmasını sağlamıyor, aynı zamanda kasları da geliştirerek vücut metabolizma hızını artırıyor.
Düşük metabolizma hızının yarattığı kilolardan kurtulmanın en kolay yolu, düzenli egzersiz yapmaktır. Eğer daha az kilo almak istiyorsanız, daha çok egzersiz yapmalı ve daha çok yağsız kas kitlesine sahip olmalısınız. Yani, ortalama metabolik hızınızı artırarak daha fazla kalori yakmalısınız.
 

Doç. Dr. Selçuk CAN Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı
Amerikan Board Sertifikalı Doktorlar Derneği Başkanı

Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #34 : Ocak 30, 2007, 07:56:44 am »

Sihirli diyete inanmayın


Uzmanlar, "Kilo verme konusunda doğru olamayacak kadar iyi bir yöntem duyduysanız, inanmayın" diyor. Çünkü mucizevî şekilde zayıflattığı iddia edilen diyetler sağlığı bozuyor. Açlık diyeti safra kesesinde taşa, Atkin's tarzı beslenme ise kalp sorunlarına neden oluyor. Fazla protein tüketilen diyetler de ensülin hormonunun direncini artırıyor.


Sihirli diyetlerin hepsi birer yalan

Mucize diyetlerden uzak durun. Çünkü hızla kilo verdirdiği iddia edilen diyetler vücutta geri dönüşü zor hasarlara neden oluyor.

Uzun zamandır süregelen yalanı ortaya çıkarmak aslında çok zor olmadı. Amerika Birleşik Devletleri'nde beslenme uzmanlarının yaptığı çalışmada "Kilo vermek için kulağa doğru olmayacak kadar iyi gelen bir slogan varsa muhtemelen yalandır. Yöntemi uygulamak için dikkatli olun" mesajı çıktı. Ve çalışma ile sahte kilo verdirme yöntemlerinin insanları yanlış yönlendirdiği belirlendi. Eğer bir diyet, "çok eski, büyük buluş, Avrupa'dan gelen, kolay, güç harcamadan, egzotik, garantili, sihirli, mucizevî, gizemli, yeni buluş, hızlı, gizli gibi" kelimelerle tanıtılıyorsa, dikkatli olun. Eklemekte fayda var; popüler diyet tuzağına düşen herkes yıllar boyu diyete bağımlı yaşamak zorunda kalıyor. Çünkü bu diyetler metabolizmanızı çoğu kez geri dönüşümü zor olacak şekilde yavaşlatıyor. Unutmayın sağlıklı beslenme dışında kilosunu koruyan kişi sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır.

Açlık Diyeti: 200 kalori ve altında besin tüketerek yaşamını devam ettirmeye dayalı bir diyettir. Hızla kilo kaybedilir. Elektrolit, su ve protein kaybı ile kardiyak komplikasyonların görülmesine neden olur. Hızlı kilo kaybetmeye bağlı safra kesesi taşı oluşur.

Atkin's Diyeti: Özelliği düşük karbonhidrat, yüksek yağ içermesidir. Diyet hayvansal proteinin fazla tüketilmesini önermektedir. Ne yazık ki Atkin'in ölümü ve cesedine otopsi yaptırılmaması, yüksek hayvansal yağlı tüketimin damar sağlığına verdiği hasarın saklanmasına neden olmuştur. Düşük karbonhidrat tüketimi, böbreklere zarar veren, açlık durumunda görülen keton cisimciklerinin açığa çıkmasına neden olur. Yüksek hayvansal yağ tüketimi çok miktarda doymuş yağ ve kolesterol alımı demektir. Kalp sağlığı için en tehlikeli beslenme biçimidir.

Çok düşük kalorili diyetler: 200 ile 800 kalori arasında yiyecekle beslenilen diyetlerdir. Vitamin, mineral ve esansiyel yağ asidi desteklerine ihtiyaç vardır. Safra kesesi taşına neden olur.

Zone Diyeti: Özelliği karbonhidrat ile yağı kısıtlaması ve daha fazla protein tüketmeyi önermesidir. Ketojeniktir yani Atkin's diyetinde olduğu gibi vücutta istenmeyen keton cisimlerin oluşmasını sağlar. Ayrıca ensülin hormonunun direncini artıran, kısa vadede sonuç veren ancak uzun vadede etkin olmayan diyettir.

Düşük yağlı diyet: Sağlığın korunması için toplam enerjinin yüzde 30'unun yağlardan gelmesi önerilir. Düşük yağlı diyette bu oran yüzde 20 ve altıdır. Esansiyel yağ asidi eksikliği hayati sorunlara neden olabilir.


Selahattin Dönmez

Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #35 : Şubat 01, 2007, 01:46:35 pm »

Beslenme Alışkanlıkları ve Kilo Verme


Ne yediğiniz ve nasıl yediğiniz yalnızca vücut yağı oranınızı değil, genel sağlık durumunuzu da etkiler. Beslenme ile ilgili ihtiyaçlarınız, sağlık ve egzersizle ilgili hedeflerinize bağlı olarak değişir. Aynı zamanda, sağlıkla ilgili belirgin hedefleriniz olmasa bile, egzersizlerinizle ilgili genel beslenme hakkında bilgi edinmenizin önemi son derece açıktır. Beslenme alışkanlıklarınızda yapacağınız çok ufak değişikliklerin, beslenmenizi çok daha sağlıklı bir hale getireceğini bilmek sizi çok memnun edecektir. Bu konu ile ilgili doktorunuz veya diyetisyeninizle zaman zaman görüşmenizde fayda vardır.

Kilo verme gayretleri içinde olurken;

Daha sağlıklı ve zinde bir vücuda sahip olmak için şu yanlış görüşleri hiç dikkate almamalısınız:

• Yağ kasa veya kas yağa dönüşebilir! Görüşleri yanlıştır. Yağ bir maddedir, kas ise bir dokudur, birbirlerine kati surette dönüştürülemezler.

• Eğer tartıda kilonuz çok çıkıyorsa şişmansınız! Görüşü de yanlıştır. Kas yaklaşık olarak yağ’dan %75 oranında daha ağırdır. Bir başka değişle; “Vücudunuzdaki yağ oranını arttırmadan kilonuzu arttırabilirsiniz” ve hatta vücudunuzdaki yağ oranınızı azaltırken, kilonuzu arttırabilirsiniz.

• Kendinizi tartmak, şişman olup olmadığınızı anlamak ve vücudunuzdaki yağ oranının yüksekliğini kontrol etmenin en iyi yolu tartılmaktır! Görüşü de sizi yanıltan bir husustur. Giysilerinizin üzerinizde nasıl durduğunu kontrol etmek daha akıllıcadır. Böylece vücut yağını kaybedip kaybetmediğinizi daha iyi anlarsınız.

Bütün kilo verme çabalarında belirttiğimiz şu iki ana konuyu dikkate alıp, tüm yaşam şeklinizi değiştirirseniz, yaşam boyu sağlıklı ve zinde olarak kalabilirsiniz.

Bu iki ana konu:

1. Dengeli beslenme – Yeme alışkanlıklarını değiştirmek ve kalori alımını sınırlamak
2. Düzenli egzersiz.

Bu iki faktörün beraberce düzenlenmesi ile birlikte hem yaşam tarzı hem de vücudun istenen ağırlıkta kalması konusunda en önemli adımı atmış olursunuz. Ancak, beslenme ve egzersizler, yine uzman kişiler, doktor ve diyetisyenler tarafından belirlenmelidir.

Bu iki faktörü uyguladığınız takdirde, vücudunuzun yağ oranı azalacak ve kas oranı artacaktır. Sizi formda, estetik ve güzel gösterecek olan ise kaslarınızın gelişmiş ve sağlıklı görüntüsü olacaktır.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #36 : Şubat 04, 2007, 02:47:01 pm »

Az Yiyor ama Kilo Alıyorsanız…


Sorun, az yemekte değil, metabolik ve davranışsal bozukluklarda... Kilolu insanların çoğu az miktarda yiyecek tüketmelerine ve özellikle öğünlerde normalden az besin almalarına rağmen kilo sorunları sürüp gidiyor. İşin kötüsü bu ‘az yiyen’ ve genelde ‘aç gezen’ insanlar, bir türlü çözemedikleri kilo sorunları nedeniyle kendilerini suçlu ve beceriksiz hissediyorlar. Sosyal çevrenin onları kilolarını kontrol etme yeteneğinden yoksun, zayıf karakterli, dikkatsiz, özensiz, obur kişiler olarak gördüğünü düşünüp üzülüyorlar. Kilo sorununa olan kayıtsızlıkları veya sorunu çözmedeki yeteneksizlikleri nedeniyle de ayıplandıklarını sanıp depresyona giriyorlar...
Gerçekte ise bilinenin tam tersi bir durum söz konusudur. Fazla kilolu veya şişman insanların ‘düşük kalori alımına uyum sağlamış bir vücut kimyaları’ vardır. Hormonsal ve metabolik süreçleri, kalorileri yeteri kadar kullanmaz. Azalmış bir metabolizma hızı öncelikle kalorilerin yakılmasında daha az gayretli, tembel bir vücut ile kendini gösterir. Metabolik hızları zaten düşük, kalori yakma yetenekleri zaten sınırlı olan bu şanssız insanlar da zaman zaman küçük kaçamaklar yapmakta, bazen yemek konusunda aşırıya kaçabilmektedir. Ama aynı kaçamakların daha büyüklerini, daha sık tekrarlayan arkadaşları zayıf kalmaya devam ederken onların her kaçamağı kalçalarına, karınlarına eklenmiş yağ yığıncıklarını anı olarak bırakmaktadır.


Şarlatan Şok Diyetler

Bazı hastalarda diyetler, ne yazık ki hiçbir işe yaramıyor. Kendini yememe konusunda olağanüstü sınırlayıp birkaç yüz gram verince bayram eden, en ufak kaçamağında ise bir kaç kiloyu hızla alıp depresyona giren pek çok insan var. Kısacası, diyetler tek başına çoğu zaman işe yaramıyor, etkili ve yeterli olmuyor. Özellikle şarlatan şok diyetler tehlikeli bile olabiliyor.
Bunun en büyük kanıtı neredeyse her gün yeni bir diyet programı yayınlanırken, kilolu veya obezlerin sayısında yüz binleri bulan artışların yaşanmasıdır. Kilo fazlalığı ve şişmanlık salgınının önü bir türlü alınamıyor. Sorun bir salgın hastalık değil, ‘çılgın bir sağlık sorunu’ hızıyla ve önlenemez bir süratle yayılıyor, dünyamız her gün tonlarca daha ağır hale geliyor.


Almak Daha Kolay

Diyetler hiç şüphe yok ki kilo vermekte yardımcı oluyorlar, ama her zaman ve koşulsuz çözümler olmaları asla mümkün değil. Diğer taraftan fazla kilolu insanlarda problemin çoğu kez ‘kilo vermek’ değil ‘kilo almak’ olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor. Bu insanlar zor, güç bela kilo veriyorlar, ama kısa bir süre sonra kaybettiklerinin de çok daha fazlasını, daha kısa bir sürede alıyor.
Sorun tedavinin eksik ve etkisiz olmasından kaynaklanıyor. Bilinen bu örnekle; kilo sorununu çözmede sadece diyetle yetinmek, ayağı kırılmış bir hastayı ağrı kesici verip eve göndermekten pek farklı değil. Ağrı kesicinin etkisi kısa bir süre sonra geçecek, siz sorunla yeniden baş başa kalacaksınız. Problemin çözümü kırılan ayağınızın alçıya alınması veya ameliyatla onarılmasındadır. Soruna geçici çözümler bulmak pek sonuç vermez.


Sorun Nasıl Çözülür?

Kilo fazlalığı veya şişmanlık sorunu olanlara sadece diyetlerle kilo verdirmeye çalışmak da buna benzer. Diyet programını eksiksiz uygularsanız, belki de bir miktar kilo verebilirsiniz. Kilo almanıza neden olan metabolik sorununuz veya kilo almaya hormonsal-genetik yatkınlığınız ise çözülmemiştir, sürüp gitmektedir. Diğerlerinden daha kolay ve daha hızlı kilo almanıza neden olan davranışsal, metabolik veya hormonsal sorun varlığını sürdürmektedir.
Sorunun medikal çözümü, ikinci ve üçüncü derece tedavi unsurlarının da devreye aynı anda sokulmasındadır. ‘Yeme davranışındaki bozukluk’ çözülmedikçe altta yatan hormonsal veya metabolik sorun tedavi edilmedikçe sadece diyet yaparak verilen kiloları aynı hızla ve fazlasıyla geri almanız kaçınılmazdır.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #37 : Şubat 05, 2007, 02:36:42 pm »

Yavaş metabolizma kilo aldırır


Metabolizma hızı, kişinin bir günde herhangi bir fiziksel aktivite yapmadan harcadığı enerji miktarıdır. Bilinçsizce yapılan diyetler metabolizma hızını yavaşlatır, bu durum da daha az yememize rağmen daha çabuk kilo almamıza neden olur.
Beslenme ve diyet uzmanı Esra Kurtuluş, metabolizmanın yavaşlamasını engellemek veya yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmak için neler yapılması gerektiğinde bilgiler verdi.
 

Metabolizma hızı nedir ve diyete ne kadar etki eder?

Halk arasında metabolizma hızı olarak bilinen, “bazal metabolizma hızı” kişinin bir günde dinlenir vaziyette, herhangi bir fiziksel aktivite yapmadan harcadığı enerji miktarıdır. Kısaca vücudumuzun çalışma sisteminin sağlanması ve iç organların çalışması ile harcanan enerji miktarıdır. İnternet üzerinden kilo, boy ve yaşınızı girerek bazal metabolizma hızınızı hesaplayabilirsiniz. Örneğin boyunuz 165, kilonuz 65, yaşınız 25 ve kadın iseniz bazal metabolizma hızınız 1442 kcal / gün’dür. Bu rakam sizin bir gün içerisinde hiçbir şey yapmadan harcadığınız kalori miktarıdır.
Bazal Metabolizma hızınızı hesaplayabilmeniz için Harris-Benedict Denklemi:
 Erkekler= 66 + ( 13,7 x Kilogram olarak ağırlık) + ( 5 x santimetre olarak boy ) - ( 6.8 x yaş )
 Kadınlar= 655 + ( 9.6 x Kilogram olarak ağırlık) + ( 1.7 x santimetre olarak boy ) - ( 4.7 x yaş )
Bilinçsizce yapılan diyetler sonucunda bazal metabolizma hızı yavaşlar ve bunun sonucunda bir günde harcadığınız enerji de azalır. Bu durum sonucunda ise ya diyet yaparken kilo verme hızımız düşer ya da daha az yememize rağmen daha çabuk kilo alır hale geliriz.
 
Peki bu kadar önemli olan metabolizma hızımızı düşürmemek için neler yapmak gerekir?
İşte metabolizmamızı hızlandırmak için yapılması gereken çok basit ama çok önemli şeyler:


6 öğün
 
Tüm diyetisyenlerin özellikle üstüne basa basa önerdikleri 6 öğünün en önemli nedeni; metabolizma hızının yavaşlamasını engellemektir. Bu nedenledir ki almanız gereken enerjiyi 6 öğüne bölerek hem daha az acıkmış, hem de sık sık ve azar azar yemek yiyerek vücudu sürekli çalıştırıp, bazal metabolizma hızı yavaşlatmamaktır. Uzun süre aç kalınması sonucunda bazal metabolizma hızı düşer. Bu nedenle, diyet yaparken ara öğünlerde önerilen meyve, ayran ve diyet bisküvi ürünleri tüketilmesi büyük önem taşır.


Sıvı tüketimi
 
Gerek bazal metabolizmanın yavaşlamaması, gerekse vücut çalışma sistemlerinin (dolaşım, sindirim, solunum gibi) düzenli olarak sağlanması için günlük 2–2,5 litre sıvı alınması gerekir.
Yürüyüş
Bazal metabolizmamızın çalışmasında en önemli faktörlerden birisi de yürüyüş. Özellikle hareketsiz yaşam, zaman içerisinde metabolizma hızımızı düşürür. Bu nedenle günde 30 dakika sizi yormayacak bir tempoda yürüyüş yapın.


Aynı saatte yemek yememek
 
Bilimsel olarak kanıtlanmasa da her gün aynı saatte aynı yemeğin yenilmesi de metabolizma hızını yavaşlatır. Bu nedenle yemek saatlerinizi biraz değiştirebilirsiniz. Örneğin, kahvaltı saatinde meyve yeme alışkanlığınız yok ise bazı sabahlar meyve yiyin. Akşam yemeğinizi ise her gün aynı saatte olmasa da 15–20 dakika kadar öne veya geri kaydırın.
Bol bol meyve yiyin
 
Metabolizmayı hızlandırmaya destek olan bir yöntem acıkılan zamanlarda bol bol meyve yemektir. Özellikle karpuz, kiraz gibi kalorisi düşük yaz meyvelerini tercih edebilirsiniz.


Öneriler

Günde mutlaka en az 2,5 litre sıvı tüketmeye özen gösterin.
Kesinlikle öğün atlamayınız.
Diyette yer alanlar dışında fazla veya eksik yemeyiniz.
Zeytinyağlı sebze yemek tercihinizi yaparken az yağda pişmiş olmasına dikkat edin. Kesinlikle kızarmış sebze yemeklerini tercih etmeyin.
Çay, kahve şekersiz olmak şartıyla istenilen miktarda tüketilebilir.
Açlık hissi duyduğunuz anda 1 küçük havuç veya 1 küçük avuç beyaz leblebi yiyebilirsiniz.
Günde bir su bardağından fazla soda tüketmeyiniz.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #38 : Şubat 06, 2007, 02:11:06 pm »

Beslenmede Nelere Dikkat Edilmelidir


Dünya Sağlık Örgütü'nün 2000 yılı sağlık raporunda şişmanlık, "vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu" olarak tanımlanmaktadır. Aşırı besin alımı, yetersiz fiziksel aktivite, kalıtım, nöroendokrin etmenler, psikolojik sorunlar, cinsiyet, eğitim düzeyi, evlilik, doğum sayısı, sigarayı bırakma, alkol kullanımı gibi faktörlere bağlı olarak gelişen şişmanlık tek başına olduğu gibi komplikasyonları ile de yaşam süresini kısaltan ve yaşam kalitesini düşüren ciddi bir hastalıktır.
Komplikasyonları arasında ilk akla gelenler: Kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı, bazı kanser türleri, solunum rahatsızlıkları, karaciğer yağlanması, safra kesesi hastalıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri, kısırlık... şeklinde sıralanabilir.

Çağımızın bu önemli sağlık sorununu çözmek için ne yapmalıyız?
Her gün gazete, dergi, televizyon, internet gibi kitle iletişim araçlarında onlarca "şok diyetler" ile karşılaşmaktayız. Genel ilkeleri benzer olmakla birlikte diyet mutlaka "kişiye özel" olarak hazırlanmalıdır. Çünkü herkesin metabolizması farklılıklar göstermektedir, tıpkı parmak izi gibi. Öte yandan kilo fazlası olanlar genelde aç kalarak, öğün atlayarak, hiçbir şey yemeyerek sonuç almaya çalışmaktadır. Böylesi bir davranış, vücudu açlıktan ölme paniğine sürükler ve "kıtlık" moduna geçen metabolizma yavaşlar, yağ yakmak yerine tüketilen her besini yağ şeklinde depolama yoluna gider. Buna karşılık sık sık, azar azar beslenmek metabolizmayı hızlandırdığı gibi, yavaş yemeyi de sağlar. Aç kalmak ve öğün atlamak, bir sonraki öğünde hem hızlı hem de fazla yemek yenilmesine neden olmaktadır. O nedenle başta kahvaltı olmak üzere asla öğün atlanmamalı, 2.5 – 3 saatlik aralıklarla beslenilmelidir.
Katı margarin, tereyağı, kaymak, krema, mayonez, cipsler, soslar, kuruyemişler gibi enerji değeri yüksek, öte yandan hiçbir besleyici değeri bulunmayan yağlı yiyeceklerden, kızartma ve kavurma işlemlerinden olabildiğince kaçınmakta yarar vardır. Şeker ve şeker içeren besinler (bal, reçel, pekmez, hazır meyve suları, gazlı içecekler, tatlılar vs) kana tamamen ve hızla karışırlar. Pankreastan salınan insülin hormonu ile kan şekeri düşer ve tekrar tatlı yeme isteği doğar. Dolayısıyla şeker ve şeker içeren besinler kan şeker düzeyinde ani dalgalanmalara yol açarlar. Hâlbuki şeker tadından vazgeçemeyenler için üretilen, şeker yerine kullanılabilen, aynı tadı verebilen, sağlık açısından sakıncası bulunmayan, düşük kalorili veya kalori içermeyen yapay tatlandırıcılar ile kan şekerindeki dalgalanmaları ve tatlı isteğini ortadan kaldırmak mümkün olabilmektedir. Ancak, maalesef kulaktan dolma bilgiler ışığı altında bu tür yapay tatlandırıcıların unutkanlık yarattığı, kanserojen olduğu… şeklinde görüşler mevcuttur. Halbuki hiçbir yapay tatlandırıcı veya gıda katkı maddesi (E330 dâhil) toksik değildir. Toksik olan dozudur. Örneğin 65–70 kg ağırlığındaki bir bireyin güvenle tüketebileceği aspartam miktarı günlük 140 adet tablete tekabül etmektedir. O nedenle bu tür yapay tatlandırıcıların kullanımındaki önyargıyı bir kenara bırakmakta yarar vardır. Aksi takdirde tüm diyabetli bireylerin Alzheimer veya kansere yakalanması söz konusu olurdu.

Suyun; alınan besinlerin sindiriminden, metabolik atıkların dışarı atılmasına kadar her aşamada çok önemli görevleri vardır. Bu nedenle günlük sıvı tüketimi arttırılmalıdır. Katkısız, en iyi çözücü su olduğu için günde 8–10 bardak su içilmelidir. Diyet yaparken çay, kahve, bitki ve meyve çaylarına şeker yerine yapay tatlandırıcılardan katılabileceği gibi gazlı içeceklerde de light olanların tercih edilmesi daha uygun görülmektedir. Aynı zamanda bu tatlandırıcıların bazılarının toz formları da mevcuttur. Dolayısıyla tatlı yapımında bu ürünlerin kullanımı ile düşük kalori içeren farklı lezzetler yakalamak mümkündür.
Ayrıca posalı yani lifli besinlerin tüketimi arttırılmalıdır. Posalı besinler kan şekerini, kan basıncını (tansiyonu) ve kan kolesterolünü istenilen seviyede tutmaya yardımcı olurlar. Midede, su ile birlikte hacimlerinin 20 katı kadar şişerler; tokluk, doygunluk hissi sağlarlar. Ayrıca dışkılama miktarını ve sıklığını arttırırlar. Kabızlık şikâyeti varsa ortadan kalkar, böylelikle kilo vermeye de yardımcı olurlar. Kalın bağırsak kanserinden koruyucu etkileri de mevcuttur. Bu yüzden haftada 2–3 kere kurubaklagil yemeği yenilmelidir. Ayrıca buğday ekmeği yerine kepek, çavdar, yulaf ekmeğini; pirinç yerine bulguru tercih etmekte yarar vardır. Hatta pirinç, makarna, erişte ve unun da kepekli olanlarını kullanmak daha sağlıklı olacaktır. Sebze ve meyveler de posa içermektedir. Ancak posaları kabuk ve kabuğa yakın yerlerde bulunduğu için, soyulmadan yenilebilenleri iyi bir şekilde yıkadıktan sonra kabukları ile tüketmek her zaman için daha yararlı olacaktır.
Diyete ilave olarak mutlaka spor da yapılmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü en çok tempolu yürümeyi önermektedir. Bunun dışında; çok hafif tempoda koşma, bisiklete binme, yüzme, tenis, aerobik ve jimnastik tarzı kalbi çalıştıran sporlar yapılması da uygun görülmektedir. Sporu asla ödev olarak görmeyiniz. Bu da tedavinin bir parçasıdır. Amaç; metabolizma hızını düşürmemek, kilo verirken bir noktada ağırlığın sabit kalmasını önlemek, verilen kiloların kalıcı olmasını sağlamak ve en önemlisi sağlıklı yaşama adım atmaktır. Sonuçta "1 saat" dediğimiz günün sadece %4'üdür. Kişi kendine egzersiz için zaman ayırmalı ve mutlaka bu hakkını kullanmalıdır.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #39 : Şubat 08, 2007, 12:02:59 am »

Stresi Düzenli Beslenerek Yenin


Yapılan iyi bir kahvaltı ve akşama kadar süren düzenli beslenmenin, gün boyu yaşanacak stresi önemli ölçüde azaltacağı bildirildi.

Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rahim Kucur, stresi ve gerginliği, kişinin kendisinin yarattığını ve bunları, düşünerek de azaltabileceğini söyledi. Ancak, düzenli beslenmenin her gün olağan şekilde yaşanan stres ve gerginliği azaltabileceğini belirten Kucur, bunun için yanlış alışkanlıkların değişmesi ve çok miktarda alındığında sinirleri bozan kafein ve şeker içeren yiyecek ve içeceklerden kaçınılması gerektiğini kaydetti.
Özellikle yapılan iyi bir kahvaltının günlük stresi ve gerginliği düşürmede önemli bir etken olduğunu vurgulayan Kucur, “Sabahları kalktığımızda biraz hassas, alıngan ve sinirli oluruz. Bu aç olan bir vücut için çok normaldir. Karbonhidrat ve protein yüklü güzel bir kahvaltı ile sinirler yumuşadığı gibi olaylara karşı daha ılımlı davranabiliriz” dedi.
Gün içinde gergin olunan zamanlarda kahve, kola ve çikolata tüketiminin daha da arttığını, bunun da stresi artırarak vücudu kısır bir döngü içine soktuğunu vurgulayan Kucur, şöyle devam etti: “Sabahları uyku sersemliğinin açılması için iyi olan kahve, çok tüketildiğinde huzursuzluğa, uykusuzluğa ve hassas insanlarda korku ve endişeye neden olur. Kafeinin yanı sıra vücudun düzenini ciddi oranda bozan çikolata ve şekerden uzak durmak da günlük stresin belli ölçüde düşmesini sağlayacaktır.”
Büyük porsiyonlar yerine sık sık bir şeyler atıştırılmasının da iyi olacağını dile getiren Kucur, “Beslenmede özellikle anti-stres maddeleri olarak bilinen kalsiyum ve magnezyuma ağırlık verilmesi gerekir. Ayrıca, bol miktarda B vitamini içeren ve (sinir besinleri) olarak adlandırılan et, balık, kepek, çavdar ile yeşil sebzelerin bütün öğünlerde bulunması da çok önemlidir” diye konuştu.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #40 : Şubat 08, 2007, 11:55:37 pm »

Kahvaltı
 

Kahvaltı gibi önemli öğünün atlanması sonucunda, sabahları güne gergin ,yorgun ve algılama problemleri ile başlanmaktadır. Bazen kahvaltıyı atlamanın, zayıflama programlarına katkı sağladığını düşünenler, çoğunlukta hatta kahvaltıyı atladıklarında acıkmadıklarını söylemekteler.
Bunun yanı sıra kahvaltı yaptıklarında çok çabuk acıktıkları, ve daha çok yeme ihtiyacı duyduklarını ifade etmektedirler. Ancak ortaya çıkan bu tablo vücudun  doğal cevabı, ve sağlıklı bir metabolizma işleyişidir.   
Yapılan bütün çalışmalar, her yaş grubu bireyler için kahvaltının  çok önemli olduğunu bizlere göstermektedir.
Uzun süren açlıktan sonra (yaklaşık 8-10 saat ) vücudumuz için gerekli yegane enerjikaynağı  kahvaltıdır .
Kahvaltı ile beynin tek enerji kaynağı olan glikozu elde etmeye başlamış oluruz.Özellikle okul dönemi çocuklarda öğrenme ve her yaş grubu insanlar için daha sağlıklı bir yaşam  oluşturabilmek için , kahvaltı mutlaka yapılmalı
ve ailelerin özellikle ,çocukları için kahvaltı konusunda, iyi bir örnek teşkil etmeleri gerekmektedir.


Kahvaltı niçin gereklidir

Yapılan birçok çalışma sonucunda kahvaltı ile güne başlamanın  her yaş grubu bireyler  için çok önemli olduğu tespit edilmiştir. 
Çeşitli nedenler gösterilerek( erken saatlerde aç hissetmemek, vakit bulamak)  atlatılan öğünlerin başında kahvaltı öğünü gelmektedir.Hatta zayıflamayı düşünen bir çok insan zayıflama programına başlarken öncelikle
kahvaltı öğününden vazgeçmektedir.
Araştırmalara göre, kahvaltı yapmayan kişiler genellikle sabahları yorgun ,gergin veya halsiz olmaktadırlar.Kahvaltı yapmayla işteki verimlilik ve psikolojik durum arasında  yakın bir ilişki bulunmaktadır...
Sabah kahvaltı öğünü atlandığında, kuşluk vaktinde açlık hissi oluşmayabilir. Eğer erken bir saatte güne kahvaltı ile başlanırsa  "kahvaltı yapınca daha çok acıkıyorum "düşüncesine kapılmak mümkün olabilmektedir.
Bu durum vücudun normal metabolik yanıtına geri dönüşün bir göstergesidir. Bu durumda, açlık hissinin normal bir  sinyal olduğu bu sinyalleri reddetmek yerine kabullenmek gerekir. Çünkü; glikoz, beyin için en önemli enerji kaynağıdır. Beyinde herhangi bir enerji deposu bulunmamaktadır Gece  yemek sonrası  ve uykuda geçirilen zaman  dilimi dikkate alındığında 8- 12 saatlikaçlıktan sonra vücudunuzun ihtiyacı olan enerjiyi ve glikozu  sağlayan en iyi kaynak ilk öğün olan kahvaltıdır.       
Kahvaltı yapan kişilerin günün ilerleyen saatlerinde yapmayanlara göre daha güçlü ve dayanıklı oldukları, konsantrasyon güçlüğü çekmedikleri belirlenmiştir.
     GÜNE İYİ  VE SAĞLIKLI BİR BAŞLANGIÇ İÇİN 
MUTLAKA KAHVALTI GEREKLİDİR
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 835



« Yanıtla #41 : Şubat 16, 2007, 02:14:16 pm »

Yeme Krizleri


Atıştırmak sağlıklı bir diyeti baltalayabileceği gibi ona yardım da edebilir.
Önemli olan neyi ne kadar yediğinizdir. Eğer öğleden sonra açlığınızı yatıştırmak için planlı bir “atıştırma” yapıyorsanız, bu sizin işinize yarayacaktır.


Neden kaynaklanır?

Uzun aralıklarla yemek yeme durumunda bu aralıklarda vücut açlık hisseder ve bunun doğal sonucu olarak da besin ihtiyacı duyar. Bu süreç sonunda yemek yeme imkanı bulduğu zaman, normal ihtiyacından fazla miktarda besin tüketir. Ancak bu tepki zamanla hastalık halini alır ve hastalar artık bu tip uzun aralıklara bağlı olmaksızın, normal öğünlerinde doyduktan sonra da yemeye devam ederler. Uyuşturucu ya da alkol bağımlıları gibi istedikleri gıdayı alamadıkları zaman ona karşı “ihtiyaç” hissederler; burada ihtiyacı hissettiren fizyolojik bünyenin gereksinimlerinin karşılanması değil, hastanın sınırsızca yeme arzusudur.


Yeme krizlerinin etkileri

Bu tip beslenme problemlerinden muzdarip kişiler arzuladıkları beslenme şartlarına ulaşamadıkları takdirde duygusal olarak tepkiler göstermeye başlarlar. Uzman kontrolünde bu sorunlarının önüne geçmek isteyen insanlarda görülmüştür ki; hasta bu tip yeme krizlerinde, kısa süreli bir açlık halinde dahi; sinir, hayal kırıklığı, utanç, suçluluk, umutsuzluk veya rahatsızlık gibi çeşitli duygular yaşamaktadır. Bunun sonucunda yediği her yemek sonrası bu duyguları katlanarak artmakta, fakat kendisini bu konuda kontrol edememesiyle birlikte zamanla bu durum kronik bir hal alıp, kişiyi obeziteye götürmektedir. Kişi diğer duygusal problemlerinin yarattığı boşluğu yeme eylemiyle doldurmaya çalışmaktadır.


Nasıl çözülür?

Bu durumun çözümü olarak kişinin duygusal sıkıntılarını mide değil beyin yoluyla çözmeleri fikri önerilebilir. Rahatsızlık hissedildiğinde verilen ve obeziteye yol açan tepki, rahatsızlık hali geçinceye kadar yemek yemektir. Buradan yola çıkarak, rahatsızlık hissinin beyinde (Örneğin yatıp, gözlerinizi kapatarak rahatsızlığınıza konsantre olmak) tartılması çözümü önerilebilir.


Atıştırmanın yararları

Atıştırmak yemekler arası enerji depolamanızı sağlar. Vücudunuz, kan şekeri için gerekli olan karaciğerinizdeki karbonhidratı 4-6 saat içinde tüketir, tekrar gıda almanız gerekir.
Büyümekte olan çocuklar sınırlı yeme kapasiteleriyle bir günlük enerji ihtiyaçlarını üç öğünle karşılayamazlar. Kendileri için gerekli olan bu enerjiyi atıştırmalarla sağlamaları mümkündür.
Her yaştan sporcunun yüksek enerji ihtiyacı vardır. Özellikle kaslarının çalışmasına yardım eden karbonhidratlara ihtiyaç duyarlar. Sandviçler, meyve ve makarna gibi besinler onların bu enerjiyi almalarına yardım eder.
Gençler genel olarak atıştırma adetleriyle bilinirler ve bu aslında onlar için ölçülü yapıldığı takdirde iyi bir şeydir. Yüksek enerji ve vitamin ihtiyaçları vücutlarının gelişmekte olmasından kaynaklanır. İyi seçilmiş abur - cuburlar bu ihtiyacın karşılanmasında yardımcı olabilir.
Hamilelik döneminde, anne adaylarının ekstra besin ve enerjiye ihtiyacı vardır. İyi seçilmiş aburcuburlar bu ekstra besin ihtiyacının karşılanmasında yardımcı olur.
Küçük ve sık atıştırmalar özellikle sabah halsizliği çeken veya kronik yorgun olan insanlarda yararlıdır.
Bir oturuşta sadece kısıtlı bir miktar yiyebilen yaşlılar da atıştırma yoluyla besin rejimlerini destekleyebilir ve bu sayede daha sağlıklı bir beslenmiş olurlar.
Uzun aralıklı iki yemek arasında atıştırmak derin açlığı ortadan kaldırdığı gibi, bir sonraki öğünde çok fazla yemenize de engel olur.
Abur cuburlar beslenme olarak avantajlar sağlayabilir fakat plansız olarak atıştırılan yiyecekler sağlığınızı da bozabilir. Patates cipsi, çikolata ve tatlılar gibi atıştırmalar diyetinizde yağ fazlasına sebep olur. Bunun yanında çok yağlı yemenin kalp hastalıklarından kansere kadar uzanan kalıcı zararlara yol açtığı da tıbben ispatlanmış bir gerçektir.
Logged

Beden, zihnin hizmetçisidir


Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
gokche18
Ziyaretçi
« Yanıtla #42 : Şubat 16, 2007, 04:44:03 pm »

Light Ürünlerin Obezite Tedavisindeki Yeri
        Sağlık ile tüketilen gıdalar arasındaki yakın ilişki gıdaların sağlıklı beslenme açısından değerlendirilmesine yönelik uygulamaların giderek yoğunlaşmasına neden olmuştur. Yapılan çalışmalarda yalnızca yaşam süresinin uzatılabilmesi değil daha iyi bir sağlık durumu ile yaşam kalitesinin yükseltilmesi hedeflenmektedir. Hücreleri genç tutmak, yaşlanmayı geciktirmek ve hastalıklardan korunmak için beslenme yönünde neler yapılabileceği tartışılmaktadır.
Özellikle son yıllarda insanlar tükettikleri gıdaların sağlık üzerine etkileri hakkında çok daha hassas ve bilinçli olmaya başlamışlardır. Tüketicilerin sağlıklı gıdalara olan ilgisi sağlık ürünlerinin artmasının başlıca sebeplerindendir. Yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan hastalıklar, kronik dejeneratif hastalıklar ve sağlık harcamalarının yüksekliği insanların light ürünlere olan ilgisini arttırmış bununla birlikte sağlıklı gıda, fonksiyonel gıda, medikal gıda, zenginleştirilmiş gıda, diyet gıda gibi kavramlar ortaya çıkmıştır.

Endüstrileşmiş toplumlarda bilimsel ve teknolojik çalışmalar sağlıklı yaşamı hedef almakla birlikte tüketicinin talebini de göz ardı etmemektedir. Halk sağlığının korunması tüketici eğilimleri ile birlikte değerlendirilmektedir. İnsanlar diyetlerinde daha az kolesterol, doymuş yağ, tuz, şeker, yağlı et buna karşın daha fazla posayı yeğlemektedir. Toplumumuzda beslenme bilinci arttıkça bu gıdalar “ light gıdalar ”, “ diyet gıdalar ” adı altında sağlıklı yaşam programları çerçevesinde önemli yer tutmaya başlamıştır.

Formda kalma, kilo verme ve sağlıklı yaşam trendi ile yağ, şeker ve dolayısı ile enerjisi azaltılmış bu ürünlerin pazarı gittikçe artmaya başlamıştır. Araştırmalar toplam gıda sektörünün %3-5’inin light ürünlerin pazarını önemli ölçüde canlandırdığını göstermektedir. Bu da 40–50 milyon dolarlık sektör anlamına gelmektedir. Son yıllarda ortalama %15–25 oranında büyüyen pazarın gelecekte de bu temposunu koruyacağı tahmin edilmektedir.

Birkaç yıl öncesine kadar sadece bisküvi ile sınırlı olan light segmentinde ürün çeşitliliği hızla artmakta, market raflarında çok sayıda light ürün görülmektedir. Çikolatadan, süte, dondurmaya, margarinden, puding ve mayoneze kadar pek çok ürün bu ürün yelpazesinin çeşitliliğinin arttığını göstermektedir.

Türkiye’deki diyet pazarı, Avrupa ve ABD’ ye kıyasla küçük olmakla birlikte ileride önemli bir Pazar olacağına kesin gözüyle bakılmaktadır. FDA’ nın etiket bilgilendirmesi zorunluluğu önemli bir gelişmedir. Ülkemizde ürün etiketleme kuralları uygulanmakta ancak etiket bilgilerinin tüketici tarafından değerlendirilmesi ve doğruluğunun denetlenmesinde dorunlar yaşanmaktadır. Bu ürünlerin üretiminin bilimsel verilerle destekli olması, tüketiminde de halkın bilinçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Etiket okuma alışkanlığı edinilmesi, günlük enerji gereksiniminin bilinmesi ve gereksinim çerçevesinde bu ürünlerin tüketiminin planlanması gerekmektedir.

Ürünlerinin ambalajlarının üzerinde “ light ”, “ diyet ” veya benzeri ibarelerin olması ne kadar yenirse yensin kilo aldırmaz veya enerji içermez yanılgısına neden olmaktadır. Örneğin zayıflama diyeti uygulayanlar ara öğünler için taşıma kolaylığı nedeni ile bisküvi, kepekli diyet ürünler, galeta ve kraker gibi tahıl ürünlerini yaygın olarak tüketmektedirler. Oysaki bu tür ürünlerin de tüketim miktarına bağlı olarak normal ekmek kadar, atta bazılarının yağ içerikleri nedeni ile ekmekten daha fazla enerji içerebildikleri görülmektedir. Bu da aslında bireylerin farkında olmadan kilo verme programlarında daha fazla enerji ya da yağı almalarına neden olmaktadır.

Ülkemizde diyetetik ve diyabetik kargaşası halen devam etmektedir. Çeşitli tatlandırıcılarla üretilen diyabetik ürünlerin bir kısmı enerji değeri yüksek ürünler olup denetim altında tüketilmeleri gerekmektedir. Oysaki bireyler oluşan bu kargaşa nedeni ile beslenme sistemlerinde yaptıkları değişiklikler sonucunda metabolizmalarını bozmaktadırlar. Bu bağlamda özel beslenme amaçlı tüm ürünler için; üretici duyarlılığı, denetim mekanizmasının aktivasyonu, tüketicinin bilinçlendirilmesi büyük önem taşımakta yönlendirici olan bilimsel otoritelere ve medyaya da etkin görev düşmektedir.
Logged
gokche18
Ziyaretçi
« Yanıtla #43 : Şubat 16, 2007, 04:47:29 pm »

Diyet lifinin önemi

Diyet lifi; besinlerin sindirilmeyen, nişasta olmayan kısmıdır. 2 tip diyet lifi vardır. Suda çözünür diyet lifi; pektik ögeler, sakızlar, b-glukan, musilajlar, dirençli nişastadır. Suda çözünmez diyet li