Ana Menu
Anasayfa
Bize ulaşın
Forum
Yardım
Reklam Ver
Psikoloji
Kişilik Bozuklukları
Genel Psikoloji
Yeme Bozuklukları
Tüm Psikoloji Yazıları
İçerikler
Çocuk ve Aile
Kişisel Gelişim
Tüm Yazılar
Arşiv
Psikoloji Testleri
Eğlence Testleri
Kişilik Testleri
Yazarlar
Perihan Yazıcı
Çiğdem Alper
Rüya Yüksel
İnci İlhan
Süreyya Türkoğlu
Dr. Meltem Kavcar Sırmalı
Erim Cebeci
Leyla Draman
Füsun Budak
Derya Akkaya
Şadan Hergüner
Ümran Akça
Özden Bayraktar
Tüm Yazarlar
Anasayfa
Forum
Psikoloji-Terapi
Bulimia ve Anoreksiya
BESLENME
BESLENME
Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Ağustos 30, 2008, 04:08:45 pm
Hatunca.NET Forum
Psikoloji-Terapi
Bulimia ve Anoreksiya
(Moderatör:
crea
)
BESLENME
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« önceki
sonraki »
Sayfa:
1
[
2
]
3
4
Gönderen
Konu: BESLENME (Okunma Sayısı 16127 defa)
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Aşırı Strese Karşı Nasıl Beslenmeliyiz?
«
Yanıtla #15 :
Ocak 04, 2007, 08:37:20 am »
Aşırı Strese Karşı Nasıl Beslenmeliyiz
Gerginken kendinizi gözlemleyin. Bazılarımız buzdolabının kapağını açar ve eline geçen her şeyi midesine indirir. Bazılarımız kahve ya da kola içer. Böyle zamanlarda çikolata da en fazla tercih edilen yiyeceklerin başında gelir. Bunlar anlık psikolojinizde rahatlama yaratsa da, gerçekte sinirleri daha çok bozar.
Kahvaltı yapmayı alışkanlık haline getirin: Uyurken geçen 8 saatlik sure içinde vücudumuzun enerji deposu boşalmıştır. Bu yüzden yataktan kalkarken, isteksiz sinirli ve dikkatsiz oluruz. Kahvaltıda karbonhidrat ve protein doğru bileşenler olacaktır.
Kahveyi ve kolayı azaltın: İçindeki kafein nedeniyle uyku sersemliğinin giderilmesine faydası olan kahve fazla tüketilmesi halinde yorgunluk, sinirlilik, gerginlik, dikkatsizlik halinin ortaya çıkmasına neden olur.
Sık sık bir şeyler atıştırın; Sık sık ve az az yiyin. Sofradan doymadan kalkın. Midede şişkinlik hissetmeden yemeyi bırakırsanız kendinizi daha zinde hissedersiniz.
Çikolata yerine meyve yiyin: Çikolatayı kim sevmez? Bu isteğinizi yok etmenize gerek yok ama araya biraz mesafe koyun. Fazla miktarda alınan şeker, kan şekerini altüst eder. Şeker miktarı önce fırlar sonra hızla düşer. Sonuçta yorgunluk ve tatlılara karşı zafiyet ortaya çıkar. Bunun yerine meyve ve çavdar ürünleri organizma tarafından daha yavaş enerjiye dönüştürülür, kan şekeri dengesini bozmaz.
Sinir besinlerini tanıyın: Önemli anti stres maddeleri, mineral olarak kalsiyum ( Süt ürünleri ile yeşil sebzelerde bulunur) ve magnezyumdur ( kepek, çavdar, baklagiller, balkabağı, ayçiçeği, kayısıda bulunur). Stres vitaminlere ve minerallere olan ihtiyacı arttırır. Pratik olarak bunun anlamı, günde beş kere ufak porsiyonlar halinde meyve, sebze, her gün zeytinyağı soslu salata, yulaf ezmesi ve sık sık balık yemektir.
Sigara içmeyin: İçinde 5000 zehirli madde içeren tütünün ciğerlerimize, sinir sistemimize, cildimize, kalbimize ne kadar zararlı olduğunu biliyorsunuz. İçilen sigaranın vücutta yarattığı tahribat yavaş ve kalıcıdır. Bu nedenle zararı hemen anlaşılmaz.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Mutsuzluk Şişmanlatır
«
Yanıtla #16 :
Ocak 05, 2007, 08:18:40 am »
Mutsuzluk Şişmanlatır
Teknolojinin gelişmesi, yaşam şartlarının gün geçtikçe ağırlaşması ebeveynlerin daha fazla çalışmalarının yanında sağlıklarına da gerekli önemli göstermemeleri sonucunda hem görsel, hem de fizyolojik olarak sağlıklarını kaybetmelerine neden olmaktadır. Düzenli beslenmeyen ve doğru egzersiz yapmayan insanların hormonları düzenli salgılamayacağından kendilerinin de mutlu olmasının mümkün olmadığı gibi çevresindeki insanlarda yeterli ilgiyi gösteremeyeceklerdir. Bu insanların vücutlarındaki yağ oranı arttıkça şişmanlık psikolojisinin ürünü olan kendine güvensizlik, beğenilmeme, çevresine mutlu gözüken fakat kendi içinde sorunları artarak devam eden, ağrı, stres gibi uyaranlara daha fazla uyarılma örneği gösteren kişilerden biri olacaklardır. Ebeveynler her yönüyle çocuklarına örnek olmalıdır. Hem kendi sağlıklarını hem de çocuklarının sağlıklarını düşünerek doğru beslenme yanında bedensel egzersiz programlarını ihmal etmemelidirler.
Sevgisizlik
İnsanlarda meydana gelen fazla yağ, yani şişmanlık genetik, çevresel ve psikolojik faktörlerin dışında aile bireylerinin yanlış tutumlarından da kaynaklanmaktadır. Şişmanlık eğilimi bulunan insanların aileleri incelendiğinde aile bireylerin birinin veya ikisinin birden sevgiden veya içtenlikten mahrum olarak büyüdükleri, sevginin karşılığı olarak da yiyeceğe yöneldikleri görülmüştür.
Çocuğa dikkat
Bu tür ailelerde annelerin genellikle yetişme çağlarında sosyal veya ekonomik zorluk çekmiş kişiler olduğu gözlenmiştir. Bu tür aile bireyleri, dengesiz beslenmiş çocuklarıyla özdeşleşerek, kendilerinin gelişme çağındaki ekonomik veya psikolojik eksikliği telafi yoluna gitmektedirler. Tabii çocuğun gelişme çağında, aile bireylerinin çalışmasından dolayı çocuklarla ilgilenen aile büyüklerinin sevgi ve ilgiyi yemek yedirme gibi görmeleri, çocuğun şişmanlama eğilimini artırmaktadır.
Çocukluk döneminde uygulanacak beslenme programının yetersiz olması da çocuğun gelişimini kötü yönde etkiler. Bu yüzden bilinçli bir beslenme programı uygulanmalıdır. Beslenme programı uygulamaları sırasında ölçü annenin tabağa koyduğu yiyecek olmamalı çocuğun günlük
aktivitelerine, yaşına, cinsiyetine göre yemek miktarı ayarlanmalıdır. Küçük yaşlardan itibaren kazanılacak egzersiz alışkanlıkları çocuğun hayatı boyunca doğru beslenmesiyle birlikte daha faal ve kendini daha iyi kontrol eden sağlıklı bir insan olmasını sağlayacaktır.
Fast food
Fast food ürünleri, besleyici değeri daha fazla olan ev yemeklerinden daha ilgi çekici olmaktadır. Çocukların bu tür yiyeceklere karşı ilgileri artarken temel besin maddelerine olan ilgileri azalmaktadır. Böylece sağlıksız bir beslenmeye doğru gidilmektedir. Temel gıda maddelerinin kullanımı bir disiplin içinde çocuklara verildikten sonra tabii ki belirli aralıklarla fast food ürünlerine, çikolatalara doğru ve yeterli beslenme programının içinde yer verilebilir.
Sağlıklı bir vücuda sahip olmanın ve dengeli beslenmenin şartlarından biri de yeterli su alınmasıdır. Çocukluk çağında başlayan ve ileriki yaşlarda da devam eden sıvı ihtiyacını meşrubattan sağlama isteği metabolizma için doğru bir davranış değildir. Çocuklara su içme alışkanlıkları kazandırılmalı, haftada belirlenecek sayıda gazlı veya gazsız meşrubatlara izin verilmelidir. Çocukların meşrubatsız yemek yememeleri çocuğun anlayacağı düzeyde telkinlerle sağlanmalıdır. Amacımız sağlıklı, eğitimli bir nesil yetiştirmekse aile bireylerinin çocuklarına örnek olmaları gerektiği unutulmamalıdır.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Yağlar Neden Önemlidir?
«
Yanıtla #17 :
Ocak 08, 2007, 08:10:59 am »
YAĞLAR NEDEN ÖNEMLİDİR?
Bu sorunun cevabı oldukça basit. Yaşamak için yağa ihtiyacımız var.
Yağ,
· Gıdalara lezzet kazandırır.
· Hücreleri saran ve koruyan hücre zarı için temel öğelerdendir.
· Enerji kaynağıdır. Yenen yağın her 1 gramı 9 kilokalori/g enerji anlamına gelir.
· Vücut sağlığı için son derece gerekli vitaminler A, D, E ve K vitaminlerini vücudumuza kazandırır. Bu vitaminler sadece yağda eriyebilir ve ancak yağlarla alındıklarında vücuda faydalı olabilir.
Hangi Yağ Daha Sağlıklı?
Yağları, doymuş yağlar, tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlar olarak üç ana bölüme ayırabiliriz. Doymuş yağlar et, tereyağ, süt, yumurta gibi hayvansal kaynaklı ürünlerde bulunur ve aşırı kullanımı kolesterol seviyesinin yükselmesine dolayısıyla kalp hastalıkları riskinin artmasına neden olur.
Kanola, zeytinyağı ve yerfıstığında bulunan tekli doymamış yağlar, bitkisel kaynaklıdır ve kolesterol seviyesini düşürürler. Çoklu doymamış yağlar, Omega 3 ve Omega 6 olarak gruplanır ve sürekli sağlıklı bir yaşam için elzem yağlardır. Bu yağlar dengeli alındığında kalp hastalıkları riskinin azaltılmasına yardımcı olur, hücre yapılanması ve beyin gelişimine katkıda bulunur.
Elzem yağlar Omega 3 ve Omega 6nın tarihi
1929 yılında yağsız diyet uygulanan farelerde bir yağ eksikliği sendromu geliştiği keşfedildi. Büyümenin gecikmesi, deri sağlığının bozuk olması, deriden buharlaşma yoluyla kaybolan su miktarının artması, böbrek fonksiyon bozukluğu ve üreme fonksiyonu kaybı bu sendromun özellikleri arasındaydı. Ancak söz konusu sendromun yağların eksikliği değil de linoleik asit (Omega 6) adı verilen özel bir yağ asidinin eksikliği nedeniyle geliştiği kısa sürede anlaşıldı. Yağ eksikliği sendromu, Omega 6nın dışarıdan alınması zorunluluğunu ortaya koydu. Devamına yapılan araştırmalar linolenik asit; yani Omega 3 yağ asidinin de bu etkilerde ortak rolü olduğunu ortaya çıkardı. Vücut için kesinlikle gerekliliği ıspatlanınca
her iki yağa elzem yağlar adı verildi. Bu iki yağın ideal dengede alımının sağladığı faydalar ise yakın zamanda yapılan araştırmalarla kanıtlandı.
Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi
Bu iki elzem yağ vücudumuzda rekabet halindedir. Omega 3, kanda akışkanlığı sağlayıcı etkiye sahipken Omega 6, kanın pıhtılaşmasına yardımcı olur. İdeal kan dolaşımı ve dolayısıyla vücudun ana fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde yerine getirilebilmesi için bu yağları dengeli bir şekilde tüketmemiz gerekir.
Sağlığımıza maksimum fayda sağlamaları için Dünya Sağlık Örgütünün öngördüğü oran 1 gr Omega 3 yağına karşılık, 5-10 gr Omega 6 yağıdır. Yani vücumuza giren her 1 gr Omega 3 için, en fazla 5-10 gr Omega 6 yağı almalıyız.
Bugün yapılan araştırmalar gösteriyor ki günümüz beslenme alışkanlıklarında maalesef bu yağları bu dengede alamıyoruz. Yediğimiz besinlerde daha çok Omega 6 olduğu için, bu oran bugün 1 gr Omega 3 yağına karşılık 15-20 gr Omega 6 olarak görünüyor. Yani bu iki yağın dengeli alımıyla gelen sayısız faydadan mahrum kalıyoruz.
- Omega 3 ve Omega 6 hangi besinlerde bulunur?
Omega 3
Ceviz, fındık, soya fasulyesi, lahana, ıspanak, brokoli, marul, kanola bitkisi, soğuk su balıkları ve balıkyağında bulunur.
Omega 6
Ayçiçeği, mısır, soya ve tahıl ürünlerinde bulunur.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Su İçsem Yarıyor Bahanesine Sığınma
«
Yanıtla #18 :
Ocak 09, 2007, 08:43:42 am »
Akşam Gazetesi
'Su içsem yarıyor' bahanesine sığınma
'Yediklerime dikkat ediyorum. Arkadaşlarım benden daha fazla yiyor ama manken kadar inceler. Aslında bana su içsem yarıyor.' Bilimsel gerçekler, bu lafların arkasına sığınanları beslenme alışkanlığıyla yüzleşmeye davet ediyor
Beyin ve mide arasında 'Yemek istemiyorum ya da doydum' mesajını gönderen bir mekanizma var. Mideden solunan, mide duvarlarındaki hücrelerden salınan bazı hormonlarla beyinde yeme isteğini kontrol eden merkezler bu mekanizmayı oluşturuyor. Son yıllarda yapılan araştırmalarla bu sinyalleri veren yeni hormonlar da keşfedildi. Tamamen hormonal olan bu mekanizmayı yanlış yeme alışkanlığı olumsuz yönde etkiliyor.
Fazla kilolarından şikayet edenler, en çok metabolik hızının yavaş olduğunu ileri sürer. Marmara Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sema Akalın, fazla kilolar ve metabolik hız arasındaki ilişkiyi anlatıyor:
'Hücre içinde gıdanın yanmasıyla görevli organcıklar bazı bireylerde diğerlerine göre daha iyi çalışabilir. Bu kişiler gelen gıdayı daha iyi yakar. Metabolik hız bireyden bireye değişebilir. 'Gerçek anlamda metabolik hızlarda bir fark var mı?' diye araştırmak için iki bireyin yeme alışkanlıklarını çok yakından takip etmek gerekir. İstisnalar var ama genelde çok zayıf insanları dikkatle bir şekilde gözlediğinizde pek de fazla yemedikleri görülür.' Genetik faktörlerin metabolik hız üzerinde bir miktar rolü olduğunu belirten Akalın, 'Bu hızın genellikle aile içinde aynı şekilde gittiği görülür. Anne ve kızı gayet güzel yediği halde benzer şekilde beslenen kişilere göre kilo almayabilir. Başka bir örnekte ise tam tersini görürsünüz' diyor.
Kilo problemi olanların genellikle yediklerini inkar edip suçu metabolik hızlarına attığını kaydeden Prof. Dr. Sema Akalın, 'Fazla kilolarından şikayet edenlerle ilgili yapılan çalışmalar var. Yedikleri yemekler hakkında tuttukları bir karnede gerçekte tükettiklerinden daha az gıda bildirdiği görülüyor' diye konuşuyor.
Ayda en fazla 4 kilo vermeli
Prof. Dr. Sema Akalın, sağlıklı bir diyette ayda 3-4 kiloyu geçmemek gerektiğine dikkat çekerek şöyle konuşuyor:
'Haftada maksimum bir kilo vermek ideal. Ayda dört kilodan fazlası çok oluyor. Ayda 2-3 kilo vermeyi hedeflemelerini söylüyorum. Gözü yemekte kalmadan sınırlamalara gitmeliler.'
Ani şekilde birden zayıflayanlarda çeşitli sağlık sorunları ortaya çıktığını ifade eden Akalın, 'Ani zayıflamalarda safra kesesi taşları oluşabilir. Hızlı kilo verenlerde bu soruna sıkça rastlanıyor'diyor.
Sema Akalın, tek tip beslenerek kısa sürede zayıflamayı hedefleyen diyetlere karşı uyarıyor:
'Genellikle çok hızlı kilo verildiğinde vücuttaki fazla su atılıyor olabilir. Ama genellikle kalori kısıtlamasını çok aşağı indiren, tek tip beslenmeyle giden açlık diyetleri, vücudun bazı ihtiyaçlarını karşılamak için yağ dokusundan değil de adaleden yıkmaya başlıyor. Tehlikeli tablo ortaya çıkıyor. Çünkü adale bizim dolaşmamız, gezmemiz için gerekli. Adale kaybı olduğu zaman yaşam kalitesi ve enerjiden kaybetmeye başlarsınız. Çok düşük kalorili diyetlerle zayıflamaya gitmek çok mantıklı değil.'
Zayıflamaya hazırlık için bilimsel öneriler
- Her şeyi bir anda değiştirmeye çalışmayın. Hedeflerinize ulaşmak uzun zaman alabilir, yılmayın.
- Hedefleriniz kısa süreli ve gerçekçi olmalı: Eğer, sizin hedefiniz kilo vermek ise iki haftada dokuz kilo değil, iki kilo vermeye çalışın. İlk yürüyüşe çıktığınızda 3-5 kilometre değil, bir kilometre yürüyün. Böylece başarıya ulaşmak daha kolaylaşır ve kendinizi çok iyi hissedersiniz.
- Yediklerinizi ölçün: Kilo kontrolünde yiyeceklerin doğru miktarlarda yenilmesi önem taşıyor. İçecekleri belirli bir bardakla, katı yiyecekleri bir kibrit kutusu, bir yumurta büyüklüğü gibi ölçün.
- Kendinizi ödüllendirin.
- Diyete başladığınızda neden kilo vermek istediğinizi maddeler halinde yazın.
- Beslenme programınızın dışına çıkmak isteyip yemek istediğinizde bu maddeleri okuyun ya da hatırlayın.
- Diyet için ilk iki haftanın zor olduğunu bu süreden sonra yeni beslenme programına alışacağınızı unutmayın.
Maskeli depresyon çok yemek yediriyor
Mutlu olmak isteğinden beyinde salgılanan hormonlara kadar 'yeme dürtüsü'nü etkileyen çeşitli faktörler var. Stresi yenmek isteyen birçok kişi soluğu mutfakta alıyor. Bu durum beslenme alışkanlığı ve ruh sağlığı arasındaki sıkı ilişkiyi gösteriyor. Bilinçsiz diyet yapanların ruh sağlığı da bozuluyor.
Maskeli depresyonun aşırı yemek isteğiyle ortaya çıkabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 'Bu hastalarda görünüşte depresyon belirtisi yok. Hastalık yeme dürtü bozukluğu şeklinde ortaya çıkıyor. Beyin stres düzeyi beden diliyle kendini gösteriyor. Bu durumda kişiyi yemeye iten dürtünün nedeni araştırılıyor' diyor. Tarhan, stres düzeyi yüksek olanların yeme dürtülerini denetleyemediğini belirterek 'Bazı durumlarda sıkıntıyı giderebilmek için yemek yiyor. Yemek esnasında kişinin beyninde mutluluk ve zevk kimyasalları salgılanıyor. Bu kimyasallar salgılansın diye yemek yiyenler var' diye konuşuyor. Memory Of Center Direktörü Nevzat Tarhan, depresyon ve şişmanlık arasındaki ilişkiyi anlatırken de şöyle dedi:
'Depresyon, iştah azalması ya da artması olarak iki yeme bozukluğu olarak ortaya çıkıyor. Gece kalkıp yemek yiyen bir grup var. Depresyonun iyileşme döneminde tatlı yeme eğilimi de artabiliyor. Bazı depresyon ilaçları da kilo yapabiliyor. Bu ilaçları doktor kontrolünde bilinçli kullanmak gerekiyor.'
Çikolata mutlu ediyor
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, fazla kilolarından şikayet eden birçok kişinin çikolataya bağlılıktan söz ettiğine dikkat çekerek 'Çikolata ve tatlı yendiğinde zevk veren kimyasallar daha çok salgılanıyor' diyor.
Kendinizi test edin
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okurlarımız için 'Yeme Davranışı Kendini Değerlendirme Testi' hazırladı.
Aşağıdaki soruları, 'Evet' ya da 'Hayır' diyerek yanıtlayın.
Anoreksiya Ölçeği
1- Vücudum normal sınırda olduğu halde kendimi kilolu olarak algılıyorum.
2- Aşırı egzersiz yapma ihtiyacı hissediyorum.
3- Kilom için gerekirse hiç yemek yemem.
4- Yemek yemeyi durduramıyorum sonra kusup çıkarıyorum.
5- Yemek yemeyi durduramıyorum sonra müshil alıyorum.
6- Kilo vermek için idrar söktürcü kullanıyorum.
7- Vücut biçimi ve ağırlığımı sık sık kontrol ediyorum.
8- Aynanın karşısında uzun kalıyorum.
9- Hormonal dengem, regl düzenim bozuktur.
10- Bence çekici olmak için zayıf olmak gerekir.
Değerlendirme:
Yukarıdaki 10 sorudan üçüne 'Evet' yanıtı veriyorsanız tedavi yardımı gerekiyor.
Erkekler işyerinde çok yiyor
İş ortamının kadınların zayıflamasında avantaj, erkekler için ise dezavantaj olduğunu kaydeden Nevzat Tarhan, 'Kadınlar , toplum içinde göz önündeyken daha az yemeye çalışıyor. İş ortamında kiloları nedeniyle baskı altında olduğunu hisseden kadınlar, yeme dürtüsünü daha iyi kontrol ediyor. Erkekler ise özellikle iş ortamında ölçüyü daha çok kaçırıyor. İş yemekleri muhabbeti seven erkekler için tuzak oluyor. İşyerinde lezzetli tariflerin ve iyi hizmet veren lokantaların sıkça konuşulması kilo alımında etkili oluyor' diyor.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
İştahla Baş Etmenin Pratik Yolları
«
Yanıtla #19 :
Ocak 10, 2007, 09:34:44 am »
İştahla Baş Etmenin Pratik Yolları
1. Daha uzun süre çiğneyin:
Yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmak, beyinin vücuda giren besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına gelir. Üstelik tat alma duyusu da daha fazla tatmin edilir. Böylece doyduğunuzu anlamızla yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor. Fazla yemekten
kaynaklanan sindirim sorunlarından kurtulmanız da cabası...
2. Güç harcayarak egzersiz:
Egzersizleriniz zorlaştıkça vücut ısınız artıyor ve daha fazla kalori yakmaya başlıyorsunuz. Bu durumda egzersizi takip eden bir kaç saat boyunca iştahınızın bastırılmasına neden oluyor. Böyle bir durumda, normal öğün saatinden bir kaç saat önce egzersiz yapmak başlamak en mantıklısı. Çünkü öğün saati geldiğinde spor yapmanın verdiği etkiyle iştahınız biraz daha kapalı olacaktır. Ama asla öğün atlama hatasına düşmeyin. Hem vücudunuz güçsüz düşer, hem de bir süre sonra aşırı yeme isteği duyarsınız.
3. Tat alma duyunuzu tatmin edin:
Yapılan araştırmalara göre değişik tatlarla bu duyuyu tatmin etmek, daha az miktarla yetinebilmemizi sağlıyor. Sürekli aynı yemeği yemek ise, özellikle de tadı hoşunuza gitmiyorsa, bir süre sonra tat alma mekanizmanızın kendini iptal etmesine neden oluyor. Bu yüzden de kendinizi sanki hiç yemek yememiş gibi hissedebiliyorsunuz. Bu durumu engellemek için öğünlerinizi taze otlarla ve baharatlarla tatlandırabilirsiniz.
4. Atıştırma krizlerini engelleyin:
Gün içinde sık ve az öğünler yemek, iştahınızın kontrolden çıkmasını önlemenin en kolay yolu. Belki yine arada birşeyler atıştırmak isteyebilirsiniz ama sizi doyuracak miktarla çok az olacaktır. Böyle bir durumda atıştırmak için sağlıklı karbonhidratlara yönelin. Çünkü bu besin türü sindirim sisteminde daha uzun süre kalıyor ve şeker seviyenizi yavaşça yükselterek daha uzun süreli bir tokluk hissi sağlıyor.
5. Daha fazla su için:
Su içmek kendinizi tok hissetmenize yardımcı olduğu için önemli Ayrıca vücudunuz susuz kaldığında çoğu zaman açlık hissine benzeyen sinyaller gönderiyor. Bol su içmek bedeninizin su istediği zamanlarda yemeğe yönelmenizi de önler.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Psikolojik Destekli Diyet
«
Yanıtla #20 :
Ocak 11, 2007, 07:57:29 am »
Psikolojik Destekli Diyet
Aşırı kiloya sahip olan kişilerin odaklanmaları gereken en önemli husus ruh sağlıklarıdır. Bu kişilerin hayattan zevk alma, sosyal ilişkiler ve özsaygı ile ilgili sorunlar yaşadıkları gözlemlenir. Psikolojik destekli zayıflama programları kişiye bu durumla baş etmesini, kendisi ile ilgili olumlu bir algıya sahip olmasını ve sosyal ilişkilerini doyurucu bir şekilde yaşamasını sağlıyor.
Kilonun birçok kültürde olduğu gibi bizim kültürümüzde de özellikle kadınlar için önemli bir sorun olduğu görülmektedir. Bu sorun kendini, toplumda zayıf olmaya verilen önem ile birlikte daha da fazla gösteriyor. Kilo ve yeme ile ilgili olarak klinik pratiğimizde genel olarak üç tip sorunla karşılaşıyoruz. Bunlar; aşırı şişmanlık, blumiya nervoza ve anoreksiya nervozadır. Bu yazıda ele almak istediğim esas konu aşırı şişmanlık ancak, toplumun çok daha az bilgiye sahip olduğu anoreksiya nervoza ve blumiya nervoza ile ilgili kısaca bilgi vermekte yarar görüyorum, çünkü özellikle psikolojik etkileri açısından üç sorunun da benzer özellikler taşıdığı görülmektedir. Her ne kadar insanlar blumiya nervoza ve anoreksiya nervoza ile ilgili çok az bilgiye sahip olsalar da birçok insanın, özellikle kadınların belirli bir oranının bu sorunları, isimlerini bilmeden de olsa yaşadıklarını biliyoruz.
Anoreksiya nervoza kadınlarda sıkça gördüğümüz bir kilo problemi. Anoreksik kişilerin ancak %10unun erkek olduğu görülüyor. Bu kişiler ciddi boyutlarda kilo kaybına yol açacak davranışlar içine giriyorlar ve her ne kadar olması gerekenin çok altında bir kiloya sahip olsalar da kilo almaktan aşırı bir şekilde korkuyorlar. Ayrıca, kişinin kilosunu ve vücut şeklini hatalı algıladığı görülüyor. Bu kişiler kendilerini olduğundan çok daha kilolu görüyorlar. Kişi kendisini değerlendirirken, vücut şekli ve ağırlığının aşırı etkisinde kalıyor ya da vücut ağırlığının düşük olmasının önemini kabul etmiyor. Bu rahatsızlığa sahip kişilerde, olmaları gereken kiloya ulaşmak için kilo almayı reddetme eğilimi de dikkat çekiyor.
Blumiya nervoza, kilo problemi olmaktan ziyade aslında daha çok bir yeme problemi olarak nitelendirilebilecek bir rahatsızlık türüdür. Tıkınırcasına yemek ve ardından yediklerinden kurtulma doğrultusunda davranışa geçmek bu sorunun karakteristik özelliklerindendir. Kişi kusarak ya da laksatif kullanarak yediklerinden kurtulma yolunu seçiyor. Blumik kişi belirli bir süre içinde normalde birçok insanın yiyebileceğinden çok daha fazla yiyeceği tüketiyor ve bu sırada yeme kontrolünü kaybettiği hissine kapılıyor. Tıkınırcasına yemeler arasında ise bu kişiler kendilerini yeme konusunda son derece kısıtlıyorlar ve çok az yiyecek tüketiyorlar. Anoreksiklerde olduğu gibi blumik kişi için de vücut şekli ve ağırlığı kendisini değerlendirmede çok aşırı bir etkiye sahip.
Kilo Problemi ve Psikolojik Sağlığımız
Her üç kilo-yeme probleminin de birçok fiziksel ve psikolojik zararlarla sonuçlandığını görüyoruz. Bu üç problemde de kişilerin vücutları ile ilgili olumsuz bir algıya sahip oldukları ve kendilerinden hoşnut olmadıkları görülüyor. Çeşitli diyetlerden yararlanarak kilo verme arayışına girmek üç rahatsızlıkta da dikkat çekiyor. Ayrıca, bu kişilerin yeme alışkanlıklarında ve iştah, açlık ve tokluk sinyallerini algılamada da sorunlar yaşadıkları görülüyor. Her üç problem de ağırlıklı olarak kadınlar tarafından daha çok yaşanıyor.
Aşırı şişmanlık toplumda en çok karşımıza çıkan önemli bir sorun. Aşırı şişmanlığın ne olduğu, bu sorunun kişinin fiziksel ve özellikle de psikolojik sağlığı üzerindeki etkileri sürekli gözden kaçırılıyor. Bu sorunu yaşayan kişilerin psikolojik ve fiziksel olumsuzluklarından kurtulmaları için neler yapabilecekleri hususu üzerinde durulması ve açıklanması gereken önemli bir unsur.
İngilterede yapılan bir araştırma erkeklerin %52, kadınların %66sının ideal kilolarının en az %15inden fazla kiloya sahip olduklarını ortaya koyuyor. Kilo artışının kalp-damar rahatsızlığı riskini artırıyor.Bu noktada şunu vurgulamakta fayda var; kilo şişmanlığın doğrudan bir göstergesi olarak alınmamalı, çünkü yağ dokusu olduğu kadar kas dokusu da vücut ağırlığımızı oluşturan unsurlardan birisi. Aşırı şişman olunup olunmadığının anlaşılmasında boy ile ağırlığın birbirine olan oranı bir gösterge. Vücut Kitle Endeksi (Body Mass Index) dediğimiz bu oranlamada boy metre, kilo kilogram birimleri ile ölçülüyor ve kilonun boyun karesine bölünmesi sonucu elde edilen değer şişmanlık (vücut yağlılığı) ile ilgili bize bilgi veriyor. Bu değerin 25ten yüksek olması fazla kilo, 30dan yüksek olması ise aşırı şişmanlık göstergesi.
Kilo problemi olan insanların üç noktaya özellikle dikkat etmeleri gerekiyor. Yapılan diyetin sağlıklı beslenme koşullarını karşılayan kaliteli bir diyet olması çok önemlidir. Burada odak noktasının kilo vermekten ziyade sağlıklı beslenme olması gerekli. Sağlıklı bir diyet yapıldığında vücut verebileceği kiloyu zaten veriyor. Aşırı besin kısıtlaması şeklinde olan diyetler istenmeyen sonuçlar doğuruyor. Kişi her ne kadar istediği düşük kiloya ulaşabilse de bu bazı fiziksel ve psikolojik bedellerin ödenmesiyle oluyor. Toplumda, diyetin çoğunlukla aç kalmak olarak algılandığını görüyoruz. Bu son derece zarar verici bir algılama şekli. Bu bakış açısına sahip kişiler kilo vermek uğruna ciddi sağlık problemleri ile karşılaşabiliyorlar. Karaciğer ve böbreklerde sorunlar çıkıyor, bağışıklık sistemleri zayıflıyor. Kişi kilo vermeye aşırı odaklandığı için hayatı kilo verebildiği ve o kiloyu muhafaza edebildiği zamanlarda ancak anlam kazanır hale geliyor. Aşırı derecede sınırlı beslenme sürekli bir yaşam tarzı olamayacağından, kişi bir süre sonra eski yeme alışkanlığına geri döndüğünde verdiği kiloları fazlasıyla geri alıyor.
Egzersiz yaparak özsaygı arttırılır
Kilo problemi olan kişilerin dikkat etmeleri gereken ikinci önemli husus egzersiz. Egzersiz kalori yakılmasına neden olduğu gibi iştahı bastırıcı bir etki yaparak dolaylı yoldan gereksiz kalori alımını da engelliyor. Egzersiz yapmak kilo verirken kas dokularının korunmasını sağlıyor. Diyet egzersiz ile beraber yapılmazsa kişi kiloyu hem yağ hem de kas dokusundan veriyor. Diyetin bozulması ile olan kilo alımı ise sadece yağ dokusu şeklinde oluyor. Dolayısıyla egzersiz eşliğinde yapılmayan diyet, kişinin yağ dokularının kas dokularına olan oranını artırıcı bir etkiye sahip oluyor. Aşırı kilonun yol açtığı, yüksek tansiyon, yüksek lipid seviyesi gibi fiziksel risk faktörlerinde, düzenli egzersiz yaparak bir azalış sağlanabiliyor. Egzersizin ayrıca kişinin vücudunu daha olumlu değerlendirmesinde, öz saygısının artmasında ve ruh halinin iyileşmesinde de önemli bir rol oynadığı görülüyor.
Aşırı kiloya sahip kişilerin odaklanmaları gereken üçüncü husus ruh sağlıklarıdır. Bu kişilerin hayattan zevk alma, sosyal ilişkiler ve öz saygı ile ilgili sorunlar yaşadıkları gözlemleniyor. Psikolojik destekli zayıflama programı uygulayan Memory Center olarak bizim hedefimiz, kendisini ağırlıklı olarak kilo durumu ile değerlendirme durumundan kişiyi kurtararak, kendisi ile ilgili olumlu bir algıya sahip olmasında ve sosyal ilişkilerini doyurucu bir şekilde yaşamasında kişiye yardımcı olmak. Aşırı kilolu kişiler bu noktada kendi başlarına çözüm üretemiyorlar. Burada iç hastalıkları uzmanı ve diyetisyenle birlikte bir psikolog yardımının gerekliliği kaçınılmaz oluyor. Kilo verme hedefine metabolizma, hormonlar ve yaş ile ilgili çeşitli nedenlerden ötürü istenen seviyede ulaşılamadığı zamanlar olabiliyor. Durum bu olsa da yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi kalp-damar ile ilgili risk faktörlerinin azaltılması ve kişinin kendisini daha olumlu bir bakış açısı ve öz-güven ile algılaması ancak profesyonel bir yardım ile sağlanabiliyor.
Aşırı kilo ile ilgili problemler ile mücadele ederken duruma aynı anda üç açıdan müdahale etme gerekliliği kendini gösteriyor.
Aşırı kilo-psikolojik sağlık
Psikolojik destek son derece önemlidir. Kendinden memnun olmayan aşırı kilolu bir kişi hem kilo verirken zorluk yaşıyor, kilo verse de yaşamının odak noktası bu kiloyu korumak oluyor. Kişinin vücut biçimi ve ağırlığını kendisini değerlendirmede başlıca kriterlerden biri olarak görmesi oldukça sağlıksız bir durum. aşırı kilo-psikolojik sağlık ilişkisi temel olarak iki şekilde ortaya çıkabiliyor. Fazla kilonun yol açtığı psikolojik problemler söz konusu olabildiği gibi, kişinin yaşadığı birtakım psikolojik sorunların yeme alışkanlığını etkileyerek kişinin aşırı kilo almasına yol açması durumu da mevzubahis olabiliyor. Aslında kilolu kişide bir süre sonra aşırı kilo-psikolojik sağlık ilişkisi her iki yönde de kendini gösterip bir kısır döngüye yol açabiliyor. Kişinin bu durum ile tek başına mücadele etmesi genellikle oldukça zor oluyor ve bir psikolog desteğine ihtiyaç duyabiliyor.
İkinci müdahale şekli fizyolojik temelde gerçekleşiyor. Kişinin kilo problemi ile ilişkili olabilecek fizyolojik unsurların saptanması ve düzeltilmesi amacıyla bir iç hastalıkları uzmanının değerlendirme yapması gerekiyor. Aksi takdirde verilmesi hedeflenen kilo miktarı ve hedeflenen kiloya ulaşma zamanı gibi hususlarda gerçekçi olmayan beklentiler oluşuyor ve bu beklentiler doğrultusunda çabalamak kaçınılmaz oluyor. Bu durum kişinin enerjisini ve parasını yanlış hedefler için gereksiz yere harcamasına yol açmakla kalmıyor, kişiye yaşattığı hayal kırıklığı sonucunda, zaten yaşıyor olduğu olumsuz ruh halini de artırır bir etki yapıyor.
Sağlıklı bir diyet uygulamak, aşırı kilodan şikâyetçi bir kişinin sağlıklı bir şekilde kilo vermesini ve fiziksel/psikolojik risk faktörlerinden uzak durmasını sağlamada önemli rol oynayan üçüncü müdahale tarzıdır. Bu da tabii ki uzman bir diyetisyen kontrolünde yapılması gereken bir uygulama. Kendisine uygun ve uygulanabilirliği olan diyet programının oluşturulamaması durumunda kişinin ideal kilosuna sağlıklı bir şekilde ulaşması mümkün değil. Bu nedenle, yazılı ve görsel basında sunulan, kişiye özel olmayan paket diyet programlarının sağlıklı sonuç verme olasılığı yok. Bunların yanı sıra diyet yapmanın asla aç kalmak ya da son derece sınırlı beslenmek olmadığını diyet yapanların kavramalarını sağlamak çok önemli.
Görüldüğü gibi aşırı kilo ile mücadele, üç temel yaklaşımın koordineli biçimde uygulanmasını gerektiren bir ekip çalışmasını zorunlu kılıyor. Aksi takdirde etkili sonuç elde etmek çok zordur. Örneğin, sadece diyet yapan birisinin zayıflaması mümkün olabilir; ancak bu kişinin fiziksel açıdan zarar görmüş ve kendinden memnun olmayan bir insan olarak hayatını devam ettirmesi ihtimali oldukça yüksek.
Kilo problemi olan kişilerin kapsamlı bir programa dâhil olmaları her ne kadar son derece gerekli gözükse de, bu kişilerin kendi başlarına uygulayabilecekleri pratik bazı önerilerde bulunmak mümkün. Okuyucular bu önerilerden yola çıkarak kendi durumlarına uygun yaratıcı uygulamalar da geliştirebilirler.
Yeme davranışının arttığı duygusal/fiziksel durumların tespit edilmesi ve bunlara müdahale edilmesi mümkün. Örneğin, kişi üzüldüğünde aşırı yediğini fark etmişse bu duygu haline girdiğinde dışarı dolaşmaya çıkabilir ya da bir arkadaşı ile konuşma yolunu seçebilir. Televizyon seyrederken yemek yeme isteğinin geldiğini ve aşırı yediğini fark eden birisi, televizyonda hoşlandığı program başlamadan önce yemesi gerektiği kadar yiyeceği tüketebilir. Çikolataya dayanamayan bir kişi eve çikolata sokmayarak, bu sorun ile baş edebilir.
Kişilerin yeme hızlarını düşürmeleri de kilo ile olan mücadelelerinde önemli bir husus. Yeme hızını düşürerek kişi tokluk hissedinceye kadar daha az miktarda yiyecek tüketmiş ve daha az kalori almış oluyor. Aynı zamanda, alınan lokmanın ağızda daha çok kalması ve daha çok çiğnenerek sindirim sistemine daha hazır hale getirilmesi de önemli. Bu şekilde, aynı zamanda, belirli bir zamanda alınan kalori miktarı da azaltılmış oluyor. Yiyeceklerin, alışılandan daha küçük lokmalar şeklinde alınması da doyma hissine ulaşıncaya kadar alınan kalori miktarının düşük tutulmasında etkili bir yöntem.
Egzersizin olumlu etkilerinden faydalanmak amacı ile günde 2030 dakikalık hızlı tempolu yürüyüşler yapmaları pratik bir yol olarak kilo problemi yaşayan kişilerce uygulanabilir.
Psk. Dr. Ercüment Doğan
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Aldatmaca Yöntemler
«
Yanıtla #21 :
Ocak 12, 2007, 08:56:20 am »
Aldatmaca Yöntemler
Fazla kiloları yaratan yağları yakmaya çalışırken aman dikkat!
Bilinçsiz yanlış yöntemlerle vücudunuza zarar verebilirsiniz.
Günümüzde hareketsiz ve yoğun yaşantı içerisinde, insanların vücutlarında birçok rahatsızlıklar meydana gelmektedir. Bu rahatsızlıkların başında gelen şişmanlık, hem fizyolojik hem de sosyolojik açıdan insanları etkilemektedir. Şişmanlığın insan vücudunda oluşturduğu bu olumsuz etkilerden kurtulmak için birçok yöntem uygulanmaktadır. Bu yöntemlerin içinde, vücuttaki şişmanlığın giderilmesi açısından yanlış ve zararlı uygulamalar insanları başarıya ulaştıramayacağı için etkisiz olacaktır. Şişmanlığın giderilmesi için uygulanacak yöntemler kilo vermeye yönelik olmamalı, vücutta yağ kitlesini azaltıp kas kitlesini artıracak yöntemler olmalıdır. Yağ yakmak amacıyla uygulanan yanlış yöntemler şunlardır:
Sauna
Vücuttaki su kaybını sağlayan yöntemlerdendir. Vücut suyunu azalttıkça, yağ yakmak daha zor olacaktır.
Diüretik ilaç ve çaylar
Diüretik maddeler veya çaylar, vücutta yağ yakmamızı sağlamaz; sadece vücut suyunun idrar yoluyla vücudun dışına atılmasını sağlar.
Aç kalmak
Gerekli gıda maddelerini almadan uygulayacağınız yöntemler, vücudunuzdaki kas kütlesinin azalmasına sebep olurken, yağ kitlesinde bir değişim görülmeyecektir. Kaslar vücudunuzda yağ yakan fabrikalar olduğuna göre, yağ yakmak için kas kitlemizi kaybetmemiz gerekmektedir.
Masaj
Dolaşım sistemini ve kaslardaki gerilmeleri rahatlatmak için uygulanan manipulasyonlar, vücudumuzdaki yağı yakmayacağı gibi, vücut yağını bir yerden bir yere de taşımaz.
Karbonhidratsız beslenme
Karbonhidrat insanların mutluluk kaynağı olmasının yanında, vücut için önemli bir besin maddesidir. Karbonhidratlar vücudumuzda su tuttuğu için, şişman insanlar yememektedir. Önemli olan kilo kaybı değil yağ kaybı olduğuna göre, karbonhidratsız vücudun yağ yakmayacağı bilinmelidir.
Yüksek tempolu egzersizler
Yüksek tempolu egzersizlerle vücudumuzda daha fazla karbonhidrat, daha az yağ yakılacağı unutulmamalıdır.
Ağırlık çalışmaları
Ağırlık çalışmaları yağ yakmamızı sağlamaz, ama kas kitlesini reaksiyona geçireceği için yağ yakmada destekleyici bir faktör oluşturacaktır.
Kısa süreli diyetler
Kısa süreli diyetlerle vücudumuzda yağ yakamadığımız gibi, diyeti bıraktığımızda vücudumuzdaki yağ artışı hızlanacaktır. Kısacası tüm bu yöntemlerle vücudumuzda biriken istenmeyen yağlardan kurtulmamız mümkün değildir. Vücudumuzun sağlıklı olarak yağ yakabilmesi için egzersizin ve doğru beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve hayat boyu devamı gereklidir.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Bilinçsiz Zayıflamayın
«
Yanıtla #22 :
Ocak 13, 2007, 01:33:32 pm »
Bilinçsiz Zayıflamayın
Kulaktan dolma, reklamlarda gördüğünüz yöntemlerle kilo vermeye çalışırken dikkat!
Zayıflayayım derken, iyice şişmanlayabilir, sağlığınızdan olabilirsiniz. Dünyada ve Türkiye'de son yıllarda sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için harcanan zaman, efor ve maddi olanaklara bakıldığında, şişmanlık konusunda çok fazla bir mesafe katedilmediği görülebilmektedir. Şişman insanlar vücutlarında bulunan yağlardan kurtulmak için sihirli ilaçlar, metotlar aramakta, görsel, yazılı basından gördüğü reklamlarla bu yöntemleri uygulamaktadır. Şişmanlıktan kurtulmak için uygulanan bu yöntemler şöyle sıralanabilir:
1 - İlaç tedavileri
2 - Naylon eşofman
3 - Bölgesel egzersizler
4 - Elektrik stimulasyonu veren cihazlar
5 - Düşük kalorili diyetler
6 - Diuretik maddeler içeren gıda maddeleri (sıvı kaybı sağlayan)
7 - Tek tip gıda maddeleriyle beslenme.
Aslında bu yöntemlerin hepsi hafiflemenizi sağlamaktadır, ama birinci ve önemli amaç, vücuttaki yağ oranımızı dengelemek, yani vücutta bulunan yağ kitlesinden sağlıklı biçimde kurtulmaktır. Yukarıda sayılan yöntemlerle istediğiniz kiloya inebilseniz dahi, vücudunuzun istediğiniz görüntüye ve sağlığa kavuşmasını sağlayamayabilirsiniz. Eskiden yağlı ama yine de sert kol ve bacaklarınız ölçü olarak biraz daha incelse de, vücudunuz o eski sertliğini yitirebilir, kas kitlesi azalacağı için uzuvlarınız yağların iyice belirginleştiği bir şekilde ortaya çıkabilir. Bu yöntemlerle kilo veren insanlar daha sonra alacakları kilolarla vücutlarındaki yağ oranını daha da artıracak, böylece sağlığını iki misli tehlikeye sokmuş olacaktır. Kısacası bilinçsizce uygulanan bu geçici yöntemlerle, vücudumuz için çok gerekli kas kitlelerini kaybetme riski büyüktür. Kaslar yağları yakan fabrikalar olduğundan, amacın kas kütlesi yitirilmeden yağ kitlesinden kurtulmak olduğu unutulmamalıdır. Şişmanlıktan kurtulmak için uyguladığınız katı diyetler ve uzun yürüyüşlerle, vücutta yakacağınız yağ sınırlı olacaktır.
Yağ yakmak için, metabolizmanın sağlıklı ve düzenli çalışmasını sağlayacak gıda maddelerinin dengeli olarak alınmasının yanında, kas - yağ oranına göre vücudu çalıştırma sistemi belirlenmeli, set ve tekrar sayıları kişinin fiziki ve fizyolojik yapısı gözönünde bulundurularak hazırlanmalıdır.
Kas çalışmalarının yanında mutlaka yürüme, koşma, bisiklet ve kürek çekme gibi aktivitelerden biri seçilerek, yaşa göre hesaplanacak nabız sayısında egzersiz yapılmalıdır. Ağırlık çalışmaları yapılmaksızın diyetle birlikte uygulanan uzun süreli yürüyüş, koşu gibi aktiviteler ise, kas kitlesini küçültecek, böylece hem görüntü hem sağlık olarak bazal metabolizmayı olumsuz etkileyecektir. Bundan kurtulmak için ağırlık çalışmaları, yürüyüş, koşu, bisiklet türündeki çalışmalar, doğru beslenme programıyla birlikte yürütülmelidir.
Bazal metabolizma vücuttaki kas kitlesinin azalıp çoğalmasına göre hızlanmakta veya azalmaktadır. Şişmanlık tedavisi için uygulanacak egzersiz programları bireye özgü hazırlanmalı, grup egzersizlerinde her katılımcının kendine özgü kilo, yağ oranı, cinsiyet, yaş, egzersiz yapıp yapmadığı, kondüsyon durumu, beslenme alışkanlığı gözönünde bulundurulamalıdır.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Aşırı Zayıflamanın Zararları
«
Yanıtla #23 :
Ocak 14, 2007, 08:38:40 am »
Aşırı Zayıflamanın Zararları
BEYİN
Karbonhidrat diyeti beynin fonksiyonlarını düzenleyen özellikle hafıza kapasitesini artıran serotonin maddesini etkiler. Hafıza kaybı ve çeşitli beyin bozuklukları başlar. Zeka kaybı başlar ve beynini hızlı ve doğru karar verme fonksiyonu bozulur.
KALP
Kısa sürede kilo vermek kalp hastalıklarına yol açar. Tansiyon yükselir ve kalp hastalıkları başlar. Süratli kilo kaybı sırasında yağ kaybıyla birlikte kaslarda zayıflar. Diyet kesildiğinde mide ve karın bölgesi süratle yağ toplar. Şok diyetlerden sonra alınan kiloları kaybetmek çok zordur.
ADALELER
Protein eksikliği adale zayıflığına yol açar. Özellikle sabahları kahvaltıyı kesmek adaleleri etkiler.
CİLT
Şok diyet B vitamini öncelikli olmak üzere tüm vitaminlerin ve minerallerin kaybolmasına yol açar. Cilt kurur ve dökülür.
KAN
Kanda demir azalması nedeniyle çeşitli kan hastalıkları başlar. Anemi ve hemoglobin bozuklukları görülür. Çabuk yorulma, kırgınlık, halsizlik görülür.
SAFRA KESESİ
Diyet safra kesesi faaliyetini etkiler. Çalışmayan safra kesesi taş üretmeye başlar.
KEMİK
Süt, yoğurt ve peynirin az tüketilmesinden dolayı ortaya çıkan kalsiyum eksikliği kemik erimesine yol açar. Kemiklerin kırılması kolaylaşır, kırıkların iyileşme süresi ise uzar.
ENERJİ
Metabolizma bozuklukları lahana diyeti, greyfurt diyeti gibi sebze meyve diyeti sonucu ortaya çıkar. Sadece meyve ve sebze ile beslenenlerde (et ve balık yemeyenlerde) metabolizma bozuklukları ortaya çıkar, tüketilen her türlü besin kilo yapar.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Beslenmenin Düzenli Başlaması, Düzenli Devamını Garantiler
«
Yanıtla #24 :
Ocak 15, 2007, 08:40:02 am »
Beslenmenin düzenli başlaması, düzenli devamını garantiler
Neşe Erberk: Dergimizin 2. sayısında dosya konumuz, 'Sağlıklı Beslenme'. Hakkında birçok uzman görüşüne başvurduğumuz konunun psikolojik boyutundan bahsedeceğiz. İlk olarak beslenmeyi tanımlar mısınız?
Yankı Yazgan: Beslenme söz konusu olduğunda, ailelerin ve doktorların en çok üzerinde durduğu, yediklerimizin içeriği ve niteliği. Evet bu çok önemli; ama beslenme açısından, yediklerimiz kadar belirleyici olan bir diğer unsur da, nasıl ve ne şekilde yediğimiz. 'Beslenme düzeni', bebeğin -büyüdüğünde de çocuğun- belli aralıklarla ve belli miktarlarda gıda alarak, beslenme alışkanlığını kazanması olarak tanımlanabilir. Bu, beslenme alışkanlığının ilk basamağıdır. Bütün bir yaşam sürecini göz önüne aldığımızda, insanların yeme ile ilgili şikayetlerinin, yediklerinin ne olduğundan belki daha da fazla, bunları hangi düzende ve hangi aralıkta yediklerine bağlı olduğunu görürüz. Bu nedenle emzirmeyle birlikte başlayan beslenme düzeninde yer alan, 'hangi aralıklarla, ne kadar yendiği, ana öğünler dışında küçük ara öğünlerin olup olmadığı, ana öğünlerin birbirinden uzaklığı ...' gibi pek çok faktörün yeme davranışının oluşmasında büyük önem taşıdığını düşünüyorum. İşte bu nedenle beslenme düzeninin yerleşmesinde "zamanlama" çok önemlidir.
N.E.: Beslenme düzeninin oluşumunda büyük önem taşıyan 'zamanlama' kavramını biraz daha açar mısınız?
Y.Y.: Söz konusu zamanlama olduğunda, önemli noktalardan biri, acıktıkça yemek. Acıktıkça yemenin 'midemizin sesini dinlemek ' gibi romantik bir çağrışımı olabilir ama midemizin sesi aslında bizim terbiye ettiğimiz bir ses. Her bireyin beslenme ihtiyacı ve beslenme zaman aralıkları farklı olabilir.
N.E.: Peki ya söz konusu anne-çocuk ilişkisi olduğunda?
Y.Y.: İyi bir anne-çocuk ilişkisinin oluşabilmesi için, annenin ve çocuğun birbirlerini tanımalarına fırsat verecek kadar birlikte vakit geçirmeleri çok önemli. Beslenme söz konusu olduğunda da, annenin bebeğinin acıkma aralıklarını bilmesi, bebek acıktığı anda besini bulabilmesi, acıkmadığı anda da besin vermemeye dikkat etmesi gerekiyor. Diyelim ki bebek beslendi ve bebeğin beslendikten 2 saat sonra acıktığını bildiğimiz halde, onu 1.5 saat sonra besliyorsak o an bir zarar doğmayabilir. Fakat bu düzensizlik tekrarlandığında, bebeğin, besin öncesinde salgılanan ve besin beklentisi yaratan, iştahla ilgili hormonları şaşırmaya başlar. Bazen 1.5, bazen de 3 saat aralıklarla, oldukça farklı düzenler içinde beslenen çocuk, henüz davranışlarının bir çoğunun nedenini tam olarak bilmemektedir. Bu düzensizlik içinde, beyinden başlayıp pankreasa ve böbrek üzerine uzanan, yemekle ilgili hormonları salgılayan eksende de düzensizlik olur. Beklentinin etkisiyle yemek yeme havasına giren çocuk, 2 gün önce 3 saatte bir acıkırken, 3 ay sonra 1,5 saatte bir acıkmaya başlar veya en ufak bir açlık duygusu hissettiğinde, feryadı basar. Aynı şey bebeği büyüttüğünüzde de yaşanabilir. Örneğin, çocuk 4 yaşına geldiğinde, akşam yemeğini düzenli olarak saat 7de yemeyip, ne zaman yemek yiyeceği belli olmayan bir durumda olabilir. Yemek bulduğunda sofraya oturan çocuğun beyni de, yanlış algılamalar dolayısıyla, vücut ekseninde salgılanan hormonların kafasını karıştırır. Bu da, çocuğu sürekli bir yemek beklentisi içine sokar. Birçok anne-baba, çocuklarının devamlı abur-cubur yeme, bir şeyler atıştırma alışkanlıklarından şikâyet eder. Aslında bütün bunların kökeninde, çocuklarının eski düzensiz beslenme alışkanlıklarını bulabilirler.
N. E.: Düzensiz beslenme gelecekte bir çocuğun ne tür problemler yaşamasına neden olabilir?
Y.Y.: Öncelikle şunu belirtmekte fayda var: Beslenmenin düzenli başlaması, düzenli devamını garantiler. Bu, gelecek için çok önemli. Anne sütü veya mama verdiğiniz bebeğinizi düzensiz beslerseniz, beslenme kalitesi açısından büyük bir sorun yaşamayabilirsiniz. Alışkanlıklar beyinde yerleştiği, belli kimyasalların ve hormonların belli saatlerde salınmasına neden olduğu için, doğumundan itibaren düzenli olarak beslenen bir çocuğun, gelecekte beslenme sorunlarıyla karşılaşma ihtimali, diğerlerine göre çok daha düşüktür. Ama alışkanlıklarımızı terbiye etme şansımızın olduğu bir dönemde gerekli düzenlemeleri yapmadığımızda, her şey daha da zorlaşıyor. Anne-babalar olarak, bizler de pek düzenli yiyip içmiyoruz. Düzensiz beslenme nedenlerinden biri, ailenin belli bir sofra düzeninin olmaması. Çok geleneksel bir söylemde bulunmak istemem ama, ailelerin belli bir sofra düzenine sahip olması, beslenme alışkanlıklarının hem psikolojik kısmı, hem de beslenmenin içeriği açısından önem taşıyor.
N.E.: Sofrada ailece yemek yemenin diğer psikolojik etkilerinden de söz eder misiniz?
Y.Y.: Aile bireylerinin sofrada beraberce ve belli bir ahenk içinde oturması, anne-baba ve çocuğun birlikte vakit geçirmesi açısından çok önemli. Tabiata da baktığınızda benzer şeyleri görüyorsunuz. Aslan da yemeğini yavrularıyla birlikte yiyor. Doğada bazen babaların ayrı yediklerini görürsünüz. Ülkemizde de bu zaman zaman gerçekleşebiliyor. Oysa derginizin kapağında gördüğüm, 'Babalar da okuyabilir' notu çok önemli bir cümle. Çocuklar açısından babanın sofrada olmaması maalesef alışılan bir şey. Dolayısıyla ailece sofrada olmamanın, tek başına, dünyanın en büyük psikolojik sakıncası olduğunu düşünmüyorum ama ben sofra saatini kaçırmıyorum. Babanın sofrada bulunmamasının, kendisi açısından psikolojik bir eksiklik yarattığını düşünüyorum. Yani, ailece oturup yemek yemek, özel bir ayrıcalıktır. Herkes herkesle yemeğe çıkmaz, çünkü yemek değerli bir zamandır ve yemek yeme, hayatla temel ilişki alanlarımızdan biridir&
N.E.: Birini ancak yemekte ya da tatilde tanırsınız derler&
Y.Y.: Bu çok doğru çünkü yemek sofrası paylaşımı simgeler. Ayrıca, sadece yemekle meşgul olduğunuz saat, yaşamsal bir zaman dilimidir. Çünkü hayatta kalmak için yemek yiyoruz. Aile birlikte televizyon seyreder ama birlikte yemek yemezse olmaz; televizyon seyretmezsek ölmeyiz ama yemezsek ölürüz. Yaşamsal bir olguyu ailece paylaşmak, yani sofraya birlikte oturmak, önemlidir. Artık, öğle yemeklerini paylaşan kişilerin kaldığını pek sanmıyorum.
O saatte çocuklar genelde okulda oluyor ve yemek saatini öğretmenleri ve diğer arkadaşlarıyla geçiriyorlar. Bu nedenle çocukların beslenme alışkanlıklarının oluşumunda okulların da önemli rolü var. Bazı okulların, yeme alışkanlığı kazandırma, lüzumsuz şeyler yedirmeme gibi konularda çok titizlendiğini biliyorum.
N.E.: Eşim ve ben, sofradaki davranışlarımızla, bazı sofra alışkanlıklarını çocuklarımıza aşılamaya çalışıyoruz. Bu doğru mu?
Y.Y.: Bence hiçbir mahsuru yok. Fakat bazı çocuklar bu tür davranışları hemen algılayamayabilir ya da algılamakta zorlanabilir. Bu tamamen ailenin değer verdiği kavramlarla ilgili. Örneğin, 'Yemekten önce dua edilir mi edilmez mi?' Aileye göre değişir... Ailenin temel değerlerinin kuşaktan kuşağa aktarıldığı yerlerden bir tanesi de, sofra. Kişinin sofrada nasıl hareket ettiği, o kişinin aldığı genel terbiyeyle ilgili birçok ipucu verebilir. Tabii, hayattaki kazanımlarımız açısından hepimiz aynı koşullara ve şansa sahip değiliz ama doğduğumuz andan itibaren sahip olduğumuz alışkanlıklarımızı değiştirme şansı bize tanınıyor. Çocuklarımızı da inandığımız değerler yönünde yetiştirmekle yükümlüyüz. Sofra adabı, sofrada uygun malzemeyi düzgün bir şekilde kullanmak, sofranın genel düzenini korumak, ailenin önem verdiği kavramlar ise, çocuk da büyüyünce bunu kendi evladına aktarır. Bir başka ailenin et yememek üzerine kurulu bir kültürü varsa, bunu çocuklarına net bir şekilde aşılamak isteyebilir. Fakat sonrasında çocuklar kendi çizgilerini de oluşturabilirler. Sizinkiler yarın öbür gün tahta kaşıkla ya da elleriyle yemeği tercih ederlerse şaşırmayın. Böyle bir durum ancak, çocuklarınıza karşı toleranssız olduğunuz durumlarda söz konusu olabilir. Mesela bıçağı sağ, çatalı sol elle tuttuğu için çocuğunuzu sofradan atıyor, yani onu sofranın temel amacından mahrum ediyorsanız, o zaman farklı tepkilerle karşılaşabilirsiniz. Oysa sofrada öncelikli amaç, beslenme& Uygun nezaket kuralları çerçevesinde beslenmek ise, ikincil amaçtır.
N.E.: Yemeği sevmeyen bir çocuğa karşı nasıl davranmak daha doğru olur? Bu konuda anne-babaların en büyük yanlışının ne olduğunu düşünüyorsunuz?
Y.Y.: Yemek seven bir ailenin yemek sevmeyen bir çocuğu olduğunda aile üyelerinin ilk tepkisi 'Nasıl olur!' diye sormak oluyor. Aile, ailece yemek yemeyi, yeme ve içmeyi, şık yemeği, kaliteli sayılan şeyleri yemeyi önemsiyor ama çocuk buna aykırı davranıyorsa, o zaman aile üyelerinde iki tür tepki oluşuyor: İlki, eğer çocuk sizin özene bezene hazırladığınız yemeği yemek istemiyorsa, çabalarınızın önemsenmediğini hatta umursanmadığını düşünüyorsunuz. İkincisi, çocuğunuz evinize gelmiş bir misafir değil ve eviniz de lokanta olmadığı için, çocuğa, ne bulursa onu yemek durumunda olduğunu anlatmak istiyorsunuz. Fakat çocuklar söz konusu olduğunda bunu söylemek kolay, uygulamak zor! Öte yandan, 5 yaşından küçük çocukların, pişirdiğiniz yemek konusunda takdir hisleri içinde olmalarını beklemek de yanlış olur...
N.E.: Peki çocuğun yemek yemesini sağlamak için ne tür yöntemlere başvurulabilir?
Y.Y.: Böyle bir durumda her ailenin başvurduğu yöntem değişebilir. Ama çocuğun nefret ettiğini bildiğiniz, yediğinde neredeyse kusacak hale geldiğini düşündüğünüz yemeği, ısrarla ona sunmak, bu sefer bizim onun tercihlerini hiçe saydığımız anlamına gelebilir. O nedenle kesinlikle başvurulmaması gereken bir yöntemdir. Bu gibi durumlar söz konusu olduğunda, ailenin sofraya oturmadan önce hazırlıklı olması lazım. Örneğin, çocuğun nefret ettiği bir yemekten ziyade, iyi-kötü yiyebileceği ve yemesinde mahsur görmediğiniz bir yemek pişmiş olmalı. Çünkü yemek pişip sofraya geldikten sonra yememek, pek hoş görülecek bir davranış değil. Diğer yandan, menüyü oluştururken çocukların fikrini almak çok iyi bir metottur. Eğer çocuklar, 'Anne bize her şeyi yap ama kereviz yedirme' derlerse, buna kulak vermek gerek. Israrla o çocuğa kereviz hazırlayıp sunuyorsanız, bu, bir kastınız var anlamına gelir. O zaman da size, 'Nedir bu çocuklarla alıp veremediğiniz?' derim. Ama, günlük olarak alınması gereken besin değerlerine yönelik olarak oluşturulmuş listelere bakarak, 'Bugün mutlaka bunlardan biri yenecek' derseniz, o zaman olur. Bu şekilde yaklaştığınızda çocuğunuz da size, 'Ben kereviz yemek istemiyorum ama enginar yiyebilirim' diyebilir. Günün menüsüne çocuğunuzla birlikte karar verdiğiniz halde, çocuk yine itiraz edebilir ve yemeyebilir. Ama bu sefer onu, ortak planınıza sadık kalmadığı için eleştirebilirsiniz. Böylece, yemek konusundaki zıtlaşma, plan konusundaki zıtlaşmaya dönüşür.
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
Beslenmenin Düzenli Başlaması, Düzenli Devamını Garantiler-2
«
Yanıtla #25 :
Ocak 15, 2007, 08:41:53 am »
N.E.: Yemeği tartışma konusu olmaktan çıkarmak bize ne gibi avantajlar sağlar?
Y.Y.: Böylece durumu, çocuğun ödevini yapmamasından farklı bir hale getiriyoruz. Bu çok önemli; çünkü aynı zamanda, yemekle ilgili çekişmelerin gelecekteki bir yeme bozukluğuna dönmesini önleyecek faktörlerden bir tanesi. Bu şekilde hareket edildiği takdirde, çocuk yemekten değil, ancak annesinin planlarından nefret edebilir. Beslenme çok temel bir ihtiyaç olduğundan, bu yöntemle çocuk, annesiyle yemek gibi bir konuda didişmektense, daha uygarlığın getirdiği bir düzenleme konusunda çatışmış olur. Ödev çatışması insanı hasta etmez, ama yemek yeme çatışması ruhsal olarak hasta edebilir. O sebeple anne-babaların menü konusunda, tercihen hafta başında, olmuyorsa sabahtan, akşam menüsü ile ilgili bir hazırlık yapmalarını tavsiye ediyorum. Çocuk akşam yemeği sırasında, 'Ben bunu yemeyeceğim, bana pizza söyle' dediğinde, menüyü birlikte kararlaştırdığınız için, bu isteğini yerine getirmeme hakkına sahipsiniz demektir. Yemek inatlaşmasının bir diğer nedeni, seçenek olmamasıdır. Örneğin, 'Aman tontonum aç kalmasın!' diyerek, yarım ekmek içine sucuk ve salam koyup tost yapan aileler var. Elbette ki, aklı başında olan her çocuk, kereviz çorbası veya lahana sarması yerine, tost yemeği tercih eder.
N.E.: Günümüzde çok gündemde olan bir konu da yeme bozuklukları? Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Y.Y.: Öncelikle, bu problemlerin çoğunun, ergenlikle birlikte başlayan problemler olduğunun altını çizmek gerek. Ama daha küçük yaşlardaki çocukların da beslenme biçimleri ile ilgili sorunları var. Örneğin, bebeklerde ve küçük çocuklarda sıkça rastladığımız, yememe, yemeği reddetme vb. sorunlar var.
N.E.: Bu tür sorunlarla karşılaştıklarında anne-babaların nasıl davranması gerekiyor?
Y.Y.: Küçük bebeklerin yeme-yememe inatlaşmalarında öncelikle, anne-babaların inatlaşmadan fayda gelmediğini bilerek hareket etmesinde fayda var. Bu, hem tuvalet hem de beslenme eğitimi için geçerli; çünkü zıtlaşma ve inatlaşma yoluyla bir yere varılmıyor. Bu yaştaki çocuklarla ilgili sorunu çözme alternatifi, çocuğu aç bırakma değildir. Bu noktada, anne-babanın besine, beslenmeye nasıl baktığı, çocuğu için gerekeni yapıp yapmadığı önemli. Özellikle bir bebekle annesi arasında, besin üzerinden bir çekişme varsa- bebek ağzını kapatıyor, lokmayı çiğnemeden yutuyorsa - karşılıklı anlaşmazlık olduğu düşünülmelidir.
N.E.: Bu tür durumların nedenleriyle ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Y.Y.: Yedirilen yemeğin iyiliği-kötülüğü veya annenin ustalığı, yeterliliği-yetersizliği gibi faktörlerden ziyade, en başta, annenin kendini nasıl algıladığı, annelik görevini nasıl tanımladığı gibi daha psikolojik kavramlar üzerinde durulması gerek. O nedenle yeme inatlaşması söz konusu olduğunda mutlaka bir uzmandan -çocuk hekimi, aklı başında bir psikolog ya da pedagog, diyet uzmanı, çok zorlanıyorsa bir çocuk psikiyatrisi uzmanı olabilir- yardım alınması gerek. Yeme problemleriyle ilgili bir diğer önemli faktör de, bazı bebeklerin ve küçük çocukların, yemeğe yönelik ağız yapıları, çene kasları ve yutma becerilerinin iyi gelişmemiş olması. Bu tür durumlarda çocuk, başka bir çocuğun kolayca yiyebildiği besini yerken zorlanabiliyor. 'Huylu"olarak tabir edilen bazı çocuklarsa, pürüzlü ve dokusunu yadırgadıkları besinlerden rahatsız olabiliyor... Sonuç olarak, bazı durumlarda, çocuğu, yedirdiğimiz yiyecek veya yemesi için zorladığımız yiyecekle rahatsız etme ihtimalimiz olduğunu da akılda tutmak gerekiyor. Bütün bu ihtimalleri düşündüğümüzde, beslenmeyle ilgili türlü gereksinimleri yerine getirdiği halde, çocuğunu yeterince besleyemediğini ya da çocuğuyla iyi bir yeme-içme alışverişi kuramadığını düşünen annelerin, bu konuyla kendi başlarına mücadele etmesi yerine, imkanları nispetinde birisinden akıl almalarını -birçok başka formüle göre- çok daha önemli bulduğumu söyleyeyim. Fakat gözlemlediğim kadarıyla anneler, beslenmeyle ilgili sorunları kendi başlarına çözebilmeleri gerekiyormuş gibi bir yanılgı içindeler.
N.E. : Beslenme söz konusu olduğunda, hangi yanlış davranışlardan söz edebiliriz?
Y.Y.: Örneğin ben sizin evinize misafir geldim. Çok güzel bir çorba yapmışsınız; ben de bir tabak çorba içtim ve doydum. Bana hemen 'Biraz daha almaz mısınız?' diye soruyorsunuz. Doyduğumu söylememe rağmen, 'Ama biraz önce çok güzel yediniz. Bundan biraz daha alın. Kalmasın!' diyerek ısrarınızı sürdürüyorsunuz. Bir yeme sorunuyla karşılaştığınızda kendinizi çocukların yerine koyun ve yemek konusunda çok ısrarcı bir ev sahibinin evinde misafir olduğunuzu düşünün. Ne yaparsınız? Ya edepsizleşip ev sahibine 'Yeter!' dersiniz ya da lanet edip o eve bir daha gelmemek üzere o çorbayı yutarsınız. Karşımızdakini -bu bir bebek de, çocuk da olabilir- böyle bir duruma düşürmememiz çok önemli. Tabii bu noktada eleştirel ve kuşkucu anneler hemen, 'Ne yani çocuk beslenmesin mi?' diyecek. Bu durumun alternatifi beslememek değil; sadece o yolla besleyemediklerini kabul etmeleri. Hiçbir çocuğun besinsiz kalma ihtimali olmadığını biliyoruz. Ama bir sorun söz konusu olduğunda, beslenmeyle ilgili inatlaşmamak gerekiyor. Yetkinliğini sorgulayan annelerin bu inatlaşma sorununu daha çok yaşadığını görüyoruz. Aynı şeyi, emzirme döneminde de görebilirsiniz. Emzirme her annenin, doğadaki her canlının otomatik olarak yapabildiği bir şeyken, bazı annelerin bu konuda ciddi anlamda zorlandıklarını görüyoruz. Bu tamamen anneyle, annenin üzerindeki psikolojik baskıyla, içinde bulunduğu durumla, beklentilerle paralellik gösteren bir durumdur. Söz konusu durumlarda uzman kişilerden yardım ve destek alınabilir. Bebeğin, gelecekte yeme bozukluğuna sahip olmasına çanak tutmamak açısından yapılması gereken ilk şey, anne-babanın inatlaşmacı, kontrol edici bir beslenme alışkanlığından vazgeçmesi. Karşınızdakinin ne yediğini ne kadar kontrol edebilirsiniz? 'Sen seversin' diye yaklaşmak mesela. Örneğin, halanızı ya da teyzenizi ziyaret ediyorsunuz ve 'Sen seversin' dediği için sırf kibarlıktan sevmediğiniz ama yediğiniz bir şeyi her ziyarette yemek zorunda kalıyorsunuz. İşte çocuk da bazen böyle hissediyor, ama onun bizlerle aynı toleransta olmasını beklemek büyük hata!
N.E.: Yaşa göre kategorize edersek, çocukların edinmiş olması gereken yeme alışkanlıkları hangileri ?
Y.Y.: Alışkanlıkları yaşa göre kesin çizgilerle kategorize etmek imkansız. Ama örnek vermek gerekirse; çocuğun mama sandalyesiyle sofraya katılması ne kadar erken olursa o kadar iyi, çünkü bir masa etrafında ailece toplanmak çocuk açısından faydalı. Çocuk peşinde koşarak ağzına bir şeyler sokmak ise yemek yemek değil, vücuda besleyici bir madde sokmakla eşdeğer. Bu hareketin çocuğun koluna serum takmaktan bir farkı yok; çünkü ağza yiyecek sokmakla farkındalık oluşmuyor. Farkındalık oluşmadığı için de çocuk ne yediğini bilmiyor; ne yediğini bilmediği için de bir sonraki yemek için sofraya oturduğunda, öğrenememiş olduğundan, yine aynı noktadan başlamış oluyorsunuz. Farkındalık yaratmanın yolu, yemek yerken çocuğu oturtmaktan ve o sırada başka bir şeyle meşgul etmemekten geçer. Dolayısıyla televizyonun açık olmadığı bir ortamda, bir oyun bahçesinde değil, ama mama sandalyesinin yanına onun sevdiği birkaç oyuncağını koyarak, yemek yedirebiliriz. Bu, küçük çocuklar ve bebekler için geçerli ama 4 yaşında bir çocuk için değil. Bu yaştaki küçük bir çocuğun da sofrada çok uzun süre oturamayacağını hesap etmek gerek. 4 yaşına kadar, bir çocuğun masada, yemeğin başlangıcından itibaren 10 dakika oturması yeterli.
N.E.: Çocukların kilolu arkadaşlarıyla 'şişko' diyerek alay etmeleri sıkça görülen bir durum. Bu tür durumlarda anne-babaların nasıl bir tutum sergilemeleri gerekiyor?
Y.Y.: Çocukların önemli bir bölümü şişman değildir. Aslında şişmanlık, norm dışı olanın en gözle görülür hallerinden biridir. Yoksa güzel olmak, yakışıklı olmak vb. gibi bir anlam taşımaz. Diğer özelliklerinizle dikkat çekmeniz zordur; ama şişman olduğunuz çok gözle görülür bir şeydir ve maalesef şişmanlar, çocukların sıkça hedefi olur. Bunun birinci nedeni, çocukların daima kendilerine bir hedef aramalarıdır. Bu tür durumlar, çok kilolu çocuklar üzerinde bayağı bir etki yaratıyor. Bu dönem, anne-babanın çocuğa, 'Sen böyle de güzelsin' diyebileceği bir süreç değil. Diğer yandan, kiloyla kişiliği ayrı tutmaya özen göstermenin büyük önemi var. Kilo neyin işareti? İnsanın kendini kontrol etmekte zorlandığının, keyfine düşkün, boğazına hâkim olmayan, rahat olan biri olduğunun işareti... Birçok kişinin şişmanlaması kişiliğiyle ilgili bir sebepten ziyade, genel beslenme alışkanlıkları ve davranışlarının doğru olmaması ya da metabolik bazı sorunları olmasından kaynaklanıyor. Şişman bir çocuğun anne-babası açısından en önemli sorun, çocuğun şişmanlığının sağlığı açısından risk olmaktan çıkarılması. Zaten bu sebeple çocuğun normal bir kiloya ve normal beslenme alışkanlıklarına döndürülmesi gerekir. Fakat bazı evlerde, şişmanlıkla ilgili arkadaşlarının çocuğa yaptığı saldırılara karşı tek teselli, çocuğu biraz daha beslemek oluyor. Bu tabii ki çok yanlış... Başka hastalığı olmayan ve şişmanlığı yanlış beslenme alışkanlıklarından kaynaklanan çocuğun, yaşına bağlı olarak, arkadaşlarıyla olan ilişkisi, kilo sorununun çözülmesi için fırsat olarak da görülebilir. Çünkü sosyal hayat, arkadaşları tarafından kabul edilme, toplumsal normlara uymak 6-14 yaş grubu çocuklarda bir ihtiyaçtır. Çocuğa, 'Biz senden memnunuz. Sen tam bizim sahip olmak istediğimiz gibi bir çocuksun ama bu kilolardan kurtulmanın sana yararı var.' tarzında, zararlı bir şeyden kurtulmasını isteme pozisyonunda yaklaşmak lazım. Oysa çocuğa 'Obur, pisboğaz! diyerek hareket ettiğinizde, fazla kilolardan kurtulmakla ilgili mücadeleci bir tutum sergilenmiş olur ve tıpkı demin söz ettiğimiz inatlaşan bebek gibi bir durumla karşılaşabiliriz. Çok yiyen çocukla hiç yemeyen çocuk, neredeyse aynı psikolojik mekanizmalarla hareket eder. Burada önem kazanan, yemeği kontrol mekanizmasıdır. O kontrol üzerinde anne-babanın çocukla bir ortaklık kurması, bir mutabakat içinde hareket etmeye gayret etmesi çok önemli.
Bulimia, "her psikolojik aşırılık, gizliden gizliye karşıtını içinde taşır" diyen psikiyatrist C.G. Jung'un sözünü âdeta doğrularcasına, hem tıkınmayı, hem de kusmayı içerir. Midesini tıka basa dolduran genç, dakikalar içerisinde boşaltmak için her şeyi yapmaya başlar. Çünkü tıkınırcasına yemenin yanı sıra şişmanlamayla ilgili kaygılar ve telafi çabalarının bir arada görüldüğü bir bozukluktur. Rahatsızlık daha çok ergen yaşlardaki genç kızlarda, sıklıkla sıkı bir diyetin ardından ortaya çıkar. Sıkı diyet yapanlarda, bedeninden bir türlü memnun olmayanlarda daha sık görülmektedir.
Genetik etkenlerin önemli rol oynadığı bulimia'da, ailede benzer sorunlara veya titizlik, evhamlılık gibi özelliklere rastlanabilir. Yeme nöbetlerinde bir öğündeki gıda alımının kalori değeri 3.000-5.000, hatta 15.000 kaloriyi bulabilir. Tıkınırcasına yemeye meşhur bir örnek olarak, günde 50.000 kalori alan Elvis verilebilir.
Rahatsızlığa sıklıkla, yoğun bir değersizlik duygusu, madde kötüye kullanımı, sabırsızlık gibi ruhsal sıkıntılar eşlik edebilir. Tıkınırcasına yeme sırasında ne kadar yediğini, ne yediğini kontrol edememe duygusu sıkça yaşanır. Maksat o anki açlığı, bastırılmak bilmez o açlığı, doyurmaktır. Problemin sebepleri hakkında düşünüldüğünde, bu açlık duygusunun duygusal boşlukla ilişkisini kuran bilimsel çalışmalar, depresyon ile yeme bozuklukları arasındaki bağlantılar üzerinde durmaktadır. Bulimia ile duygusal bozuklukların çok sık bir arada olması, düşündürücü olduğu kadar tedavi açısından da yol gösterici olabilir. Psikoterapiler de, ilaç tedavileri de, bu etki yollarını kullanmaktadır. Kişilik gelişimini etkileyen anne-baba özelliklerinin, yeme alışkanlıkları ve yemenin simgelediği psikolojik işlevlere etkisi üzerinde durulan aile terapisi yaklaşımlarının tedavide önemli bir yeri vardır.
Yemenin ertesinde ise kalori alımını dengelemek için istemli kusmalar, müshil, idrar söktürücü gibi çeşitli ilaçların kullanımı, yoğun egzersiz, aşırı sınırlayıcı diyet gibi yöntemlere başvurulur. Anoreksiyası olanların aksine genelde vücut ağırlıkları normaldir. BN bazı fiziksel olumsuz sonuçlara da neden olur; kusmaya bağlı elektrolit dengesizlikleri, yutak, yemek borusu, mide yırtıkları, elde yaralar, diş çürükleri, diş minesinin kaybı, ilaç kullanımına bağlı (müshil, idrar söktürücü) kalp kası hasarı, kalp ritm düzensizliği, hatta kalp yetmezliği görülebilir. Yine ilaç kullanımı ile kabızlık ve barsak düzensizliği izlenir. Tedavide ise, hem psikiyatrik hem fiziksel problemlerin ele alınması gereklidir. Hastanın birlikte yaşadığı kişilerle değerlendirilmesi, beslenmenin düzenlenmesi ve uygun ilaç tedavisi ile yanıt alınabilir.
AFL
Logged
Beden, zihnin hizmetçisidir
Düşünceleri yaratan benim. Olumlu ya da olumsuz, gerekli ya da gereksiz düşünceler üreten benim. Bedeni hareket ettiren, ona can veren benim. Öyleyse ben; düşüncelerden ve bedenden ayrı bir varlık, bir enerjiyim.
crea
Moderator
Bilge
Offline
Mesaj Sayısı: 835
İdeal Beslenme Var mıdır?
«
Yanıtla #26 :
Ocak 17, 2007, 08:13:42 am »
İdeal Beslenme Var mıdır?
Beslenme ve sağlığa aşırı dikkat gösterilen günümüzde, birçok kişi mükemmel beslenmenin zindelik, normalin üstünde enerji, güç ve hastalıklara karşı direnç sağlayacak bir diyet; yaşlanmayı geciktirecek ve insanı şişmanlatmayacak bir diyet peşinde koşmaktadır. Bu ilgi o kadar yaygındır ki, binlerce insan mükemmel yanıtı bulmak için çok fazla zaman ve para harcamaktadır. Böyle bir beslenme var mıdır ya da var olabilir mi? Büyük olasılıkla hayır. Beslenme ihtiyaçlarımız, bebeklikten çocukluğa, olgunluğa, hamileliğe kadar yaşamımızın her aşamasında ve hastalık durumlarında farklıdır. Yüksek tansiyon, bazı kanser türleri, kalp ve damar hastalıkları dahil olmak üzere hastalıklara karşı genetik eğilimlerimiz de farklıdır, bu nedenle tuz ve yağ gibi gıda öğeleri farklı insanlar için farklı riskler yaratır.
İnsan vücudu, büyümek, üremek ve hayatta kalmak için çevredeki çeşitli maddelere ihtiyaç duyar. Hücrelerimizin hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu oksijeni elde etmek için havayı soluruz; yaşamsal sıvı kaynaklarını yeniden doldurmak için su içeriz. Ve çok önemli enerji kaynaklarını elde etmek için yeriz, çünkü enerji, vücudun, mideye giden protein, yağ ve karbonhidratları kullanmasıyla sağlanır. Daha küçük miktarlarda da olsa başka elementlere de ihtiyaç duyulur. Bunlar arasında temel aminoasitler, yağ asitleri, mineraller, eser mineraller [vücut dokularında çok az miktarda bulunmalarına rağmen organizmadaki faaliyetlerde mutlaka gerekli mineraller] ve vitaminler sayılabilir.
Yediğimiz bütün yiyecekler bir düzeyde beslenme sağlarlar. Hepimiz için, hatta bir kişi için her zaman mükemmel bir diyet olamaz. Ama sağlam bir beslenme bilgisi, iyi bir diyete ulaşmanın en iyi yoludur.
Temel Gıda Bileşenleri
Yiyeceklerimiz, uygun oranlarda bir araya getirildiklerinde eksiksiz bir diyet sağlayan birçok bileşenden oluşur. Temel gruplar karbonhidratlar, proteinler ve yağlardır. Diğer gruplar ise, daha küçük miktarlarda gerekli olan, vitaminler ve mineraller olarak bilinen eser elementlerdir. Her grubun, vücudun düzenlenmesinde, gelişmesinde ve onarımında farklı bir işlevi vardır.
Karbonhidratlar
Karbonhidratlar nişasta ya da şekerlerdir ve esas olarak ekmekte ve tahıllarda, meyva ve sebzelerde bulunur. Nişastalara karmaşık karbonhidratlar, şekerlere (rafine edilmiş şekerlerin yanısıra meyvalarda da bulunur) ise basit karbonhidratlar denir. Teknik olarak sakaroz olarak bilinen şeker kamışı ya da şeker pancarı ile früktoz olarak bilinen şekeri içeren glikoz, ortalama bir diyetin önemli bir kısmını oluşturmaktadır.
Proteinler Proteinler, aminoasitler denilen yapı taşlarından oluşurlar. Bu amino asitlerin bazıları vücudunuz tarafından üretilebilir; bazıları da üretilemez. Yiyeceklerden elde edilmesi gerekenlere temel aminoasitler denir.
Et, yumurta, süt ve peynirde bulunan temel aminoasitler çok verimli bir şekilde kullanılır. Bu tür proteinlerin biyolojik kalitesi yüksektir. Sebzelerde, tahıllarda (buğday, pirinç ya da mısır gibi), bezelyede ve fasulyede bulunan proteinler temel aminoasitlerin uygun bir oranını sağlamazlar. Dolayısıyla, vücudunuzun ihtiyaçlarını karşılamak için, bitkisel proteinlerden, hayvansal proteinlere göre daha büyük miktarlar gereklidir. Bitkisel proteinlerin biyolojik kaliteleri düşüktür.
Yağlar, çeşitli yiyeceklerde ve çeşitli biçimlerde bulunurlar. Yağlar, et, kümes hayvanları ve balık gibi hayvansal gıdalarda ve ayrıca bitkisel gıdalarda bulunur. Etler, tüm görünen yağlar çıkarıldığında bile, genellikle önemli oranda yağ içerirler. Etlerin daha yumuşak ve pahalı kısımları daha fazla yağ içerir. Yemek yağları ve salata yağları gibi bazı yağlar sıvıdır; tereyağı, margarin, bitki yağı ve kesilmiş et yağı gibi diğerleri ise katıdır.
Kimyagerler yağları, yapı taşları olan yağ asitlerine göre sınıflarlar. Yağ asitleri, doymuş ya da doymamıştırlar. Doymamış yağlar kendi aralarında mono-doymamış (mono bir demektir) ve poli-doymamış (poli, birçok anlamına gelir) yağlar olarak ayrılırlar.
Doymuş yağ asitlerinin kimyasal yapıları doymamış yağlarınkinden farklıdır ve bu yapı her yağ tipinin özelliklerini belirler. Doymuş yağlar genellikle oda ısısında katıdırlar, doymamış yağlar ise oda ısısında sıvıdırlar. Doymuş yağların küflenmeleri daha küçük bir olasılıktır, bu nedenle uzun depolama sürelerince dayanması gereken birçok işlenmiş gıdada bunlar kullanılır.
Doymamış yağlar, hidrojenle doyurma denilen bir işlemle doymuş yağlara dönüştürülebilirler. Bu onları daha katı hale getirir. Genellikle bir üründeki doymamış yağın ancak küçük bir kısmı, hidrojenle doyurma sırasında doymuş yağa çevrilir. Büyük oranda doymamış yağ içeren yağlar, ticari olarak pişirilmiş mallardaki ve diğer işlenmiş gıdalardaki yaygın bileşenlerdir. Hiçbir gıda yalnızca tek bir tip yağ asidi içermez. Tüm gıdalar çeşitli oranlarda bir yağ karışımı içerirler. Örneğin, zeytin yağı mono-doymamış bir yağ olarak kabul edilir, ama küçük miktarlarda doymuş ve poli-doymamış yağ asitleri de içerir.
Çeşitli yağ asitlerinin, kalp hastalığıyla bir ilişkisi olduğu gösterilmiş olan kan kolesterol düzeyleri üzerine farklı etkileri vardır. Doymuş yağlar toplam kan kolesterolü düzeyinizi yükseltme eğilimindedirler. Mono-doymamış yağlar toplam kan kolesterolü düzeyini önemli ölçüde yükseltmeden, kan kolesterolünün "iyi" bölümü olan yüksek yoğunluklu lipoproteinlerin (HDL) yoğunluğunu arttırma eğilimindedirler. Poli-doymamış yağlar toplam kolesterol düzeyinizi yükseltme eğilimindedirler, ama koruyucu HDL bölümünü değil.
Vitaminler, vücudunuzdaki bazı kimyasal dönüşümlerde temel olan ve diyetinizde yalnızca çok küçük miktarlarda bulunması gereken maddelerdir. Proteinler, vücudun karbonhidratları ve yağları işlemesine yardımcı olurlar. Bazı vitaminler aynı zamanda kan hücrelerinin, hormonların, genetik malzemenin ve sinir sisteminizin kimyasal maddelerinin üretimine katkıda bulunurlar. Vücudumuz çoğu vitamini yeterli miktarlarda üretemez, bu nedenle bunları yediğimiz gıdalardan almamız gerekir.
Temel vitaminler (13 tanedir) iki kategoriye ayrılırlar: yağda çözülenler ve suda çözülenler. Yağda çözülen vitaminler A, D, E ve K vitaminleridir. A ve D vitaminleri karaciğerde depolanır ve bu depo 6 aya kadar yeterli olabilir. Ancak K vitamini yedeği yalnızca birkaç gün yeterli olabilir, E vitamini ise ikisinin arasındadır.
A ve D vitaminleri,